Balkan Savaşı’nda Neler Oldu; Erdoğan Gökçe(Edirne’li Fatih Emekli Hukuk Hakimi)


Balkan Savaşı ülkemiz için bir yıkım oldu.Adiyatik’ten Edirne’ye kadar olan kocaman bir ül
ke’yi ve Batı Trakya’yı kaybettik.Onbinlerce insanımız öldürüldü.On binlerce insanımız Balkanlar’dan
Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldı.Ailemin yaşlıları,sorguladığım komşularımız,yakınlarımız konu açı
lınca büyük üzüntüler içine düşerler ve (çok acı çektik) derlerdi.Her yılın 26.Mart günü çocukluğum ve
gençliğimde Edirne’de düzenlenen anma toplantılarında o günleri yaşamış olanlar Rakım Ertür Hoca.öğretmenler babam Ahmet İhsan Gökçe,Murat ve Recep Özgün,öğretmen – Diş Tbb.İhsan Ertekin,Salih Zorlutuna,müze müdürü Necmi İğe (herkesin Necmi Ağabey’i),Belediye Başkanlarından Ekrem Demiray,adını hatırlayamadığım Edirne’nin diger önde gelen yaşlıları,çekilen acıları anlatırlar,anlatırken ağlarlardı.

Hatta 26.03.1943 günü Edirne Halkevinde Valiliğin resmi görev yazısı ile babam ve arkadaş
ları tarafından düzenlenen anma toplantısı o kadar etkili oldu ki,babam hakkında soruşturma açmaya kalk
tılar.Babama (sen iki devletin arasını açacaksın,nasıl yaparsın) dediler.O da verilen
resmi görev yazısını
gösterdi.(Ben ve arkadaşlarım gerçekleri söyledik) dediler,olay kapandı.Bu anma toplantısında en önde
oturan Vali Fazlı Güleç üzüntüsünden hıçkırıyor,kocaman göbeği hopluyor,ağlamamak için ellerini dizle
rine geçirmiş bacaklarını sıkıyordu.
Ben 1293 = 1877  ve Balkan Savaşları,Yunan işgalinin anıları ile büyüdüm.Evimiz Tophane
Caddesi,No : 59 adresinde,Belediye’nin birkaç sene önce kamulaştırdığı,Yahya Bey Çeşmesi üstünde bu
lunan 3 katlı evdi.Bu eve gelmeden 100 m.kadar aşağıda,solda kuzeye doğru giden Asmalı Sokak’ın tam
karşısına rastlayan,sağda kalan alan,sağdaki çıkmaz sokağın solu (Fatih’in Tophanesi) dir.
Doğrusu Balkan Savaşı ile ilgili bilgilere,evvelce bu kadar sahip değildim.54.ncü Mekanize Tu
gay Komutanımız değerli Tuğgeneral Muharrem Yavaş’a 15.04.2007 günü yazdığım bir mektupta Kıyık
Tabyasında bulunan Balkan Savaşı Müzesinin iki yönden eksikliklerini bildirince,beni dinlemek lutfunda
bulundular.Bu müzede iki noksanlık vardı : Birisi anam,babamdan öğrendiğim bu savaşın iki türküsü ve
bir marşı ile Edirne’lilerin milli türküsü 3.ncü Selim Han’ın (Ey gaziler yol göründü,yine garip serime)
türküsü ziyaretçilere dinletilmeli idi.Daha önemlisi bu savaş hakkında maddi bilgi noksanlığı vardı.Sayın
General’imizin bana verdiği bu görevi,bu yazı ile yerine getirmeyi amaçladım.
Bu yazıyı yazabilmek için Hocam Hafız Rakım Ertür’ün (Balkan Savaşında Edirne Savunması)
Mustafa Acet öğretmenin babama tevdi ettiği (Edirne Muhasara Hatırası),(Mustafa Bey babama,kardeşim
Ahmet Bey ailemde bu anıların değerini bilecek kimse kalmadı.Bunu ileride milletimize duyurmak görevi
size ait,diye verdiği defter…Mustafa Acet öğretmenin büyük oğlu Gazi Paşa’nın emir subaylarındandı.Ga
zi Paşa ölünce genç üsteğmen intihar etmişti…),Balkan Savaşında Redif Tabur Kumandanı olarak görev
yapmış olan Raif Necdet Kastelli’nin (Osmanlı İmparatorluğunun Batışı) isimli eseri (Arma Yayınları),
Balkan Savaşında Edirne’de Askeri Hastahane Baştabibi ve Kızılay Başkanı olarak görev yapmış olan
İttihat Terakkicilerin önde gelenlerden (Dr.Bahattin Şakir)’in yaşamını anlatan Hikmet Çiçek’in eseri ,
(Kaynak Yayınları),Fransız Gazeteci Stephane Lozuanne‘ın (Uçurumun Kenarındaki Türkiye 1.Balkan Sa
vaşı ve Çekilen Acılar) (Bileşim Yayınevi),Rus Gazeteci Leon Troçki’nin (Balkan Savaşı),hocam Osman Nuri Peremeci’nin (Edirne Tarihi),en önemlisi Prof.Justin Mc.Carthy’nin (Ölüm Ve Sürgün) adlı (İnkılap
Yayınevi),Genel Kurmay Başkanlığımızın (Balkan Savaşına katılan Komutanların Yaşam Öyküleri), Doç.İsmet Görgülü’nün (On Yıllık Harbin Kadrosu),(Türk Tarih Kurumu) adlı ve General Yavaş’ın bana vermek lutfunda bulunduğu o tarihte Karaağaçta bulunan Alliance Israelite Unıverselle Edirne Kızlar Okulu Müdürü Angele (Anjel) Gueron’un (Balkan Savaşı Edirne Muhasarası Günlüğü),Fransız gazeteci
Georges Remond’un (Mağluplarla Beraber) (Profil yayınları) adlı eserleri okudum.
Bu eserlerden derlediğim bilgileri ve bu savaşla ilgili duyduklarımı aşağıda sunuyorum.Ancak Rus gazetecinin kitabının son derece yanlı, gerçekleri saklayan bir çalışma olduğunu
söylemeliyim.gazetecinin kitabının son derece yanlı, gerçekleri saklayan bir çalışma olduğunu söylemeliyim.
Hocam Hafız Rakım Ertür sağlığında Eski Cami’nin baş imamı olarak görev yaptı.Din adamı
,ancak dinci değildi.Yaşamı boyunca Edirne’de bulunan bütün sosyal derneklerin başında,yönetiminde
halka hizmet için çalıştı.Babamın ilk okuldan öğretmeni,benim müzik öğretmenimdi.Bildiği bütün klasik
Edirne Türkülerini bana ve arkadaşlarıma öğretti.Herkesin sevip saydığı,harika bir kişi idi.Hatıraları ölü
münden sonra Genel Kurmay Başkanlığımızın görevlendirdiği uzmanlarca denetlenmiş ve Edirne Valiliği tarafından 1986 yılında bastırılmıştır.Hocamın ve Mustafa Acet’in anıları da halkın bilmesi imkansız tarihi ve teknik bilgilerle donatılmış,sağlam bir kaynaklardır.Bu sözünü ettiğim bütün kaynaklar bir birini
doğrulamaktadır.(Konu ile doğrudan ilgisi yok.Ancak Rakım Hoca’nın her zaman anlattığı bir gerçeği hal
kımıza duyurmak için yazıyorum : Tuna boyunda Türk köylerini basıp halkımızı öldüren Bulgar,Rum,Er
meni çetelerini barındıran köyleri basan millici çeteci Alişimin Kaşları Kare türküsünün kahramanı Aliş’
’in Avrupa Devletlerinin baskıları ile Edirne‘de idam edildiğini dedesinden duyduğunu anlatırdı.Bu olay
1877 – 1878 ve Balkan Savaşlarında uğradığımız soykırım ile bu olay,dolaylı olarak ilgilidir.)
Edirne bir imparatorluğa başkentlik yapmış olmakla,talihlidir.Ancak 4 kez : 1829 ve 1877/78
savaşlarında Rusların,1913 yılında Bulgarların,1919-1922 yıllarında Yunanlıların işgalini yaşamakla,ayni
zamanda talihsiz bir şehirdir.
Rus Çarı I.nci Nikola 1853 yılında İngiliz Elçisine Osmanlı hakkında (hasta adam) değimini
kullandı.1877 – 1878 Savaşının Rusya yönünden amacı Balkanların Türk –Müslümanlardan temizlenmesi
,kendilerine bağlı bir Bulgaristan kurulması idi.Bu savaşta Ruslar,Kazak birlikleri ve Bulgar halk birlikte
organize bir şekilde hareket ederek,önce köylerin,kasabaların halkı önce silahsızlaştırılıyor,sonra halkın değerli eşyaları ellerinden alınıyor,erkekler cami ve kahvehanelere toplanıyor,sonra bu binalar yakılarak
öldürüyorlar,kadın ve kızların ırzlarına geçiliyor,sonra öldürülüyorlardı.Öldürme işi Bulgarlara verilmişti.
1877 – 78 savaşında pek çok Türk aile Bulgaristan’daki evlerini arazilerini bırakarak Türkiye’ye göç etti
ler.Balkan Savaşı bu etnik temizliğin bir devamı oldu.Ayni olaylar tekrar tekrar yaşandı.Bu bilgiler Prof.
Mc.Carty’nin eserinde yerleri,sayıları ile yazılıdır.Mc.Carty bu bilgileri yabancı elçilerin ülkelerine gön-
derdikleri raporlardan aldığı gibi,Balkan Devletlerinin resmi raporlarında,Balkanlarda yaşayan yabancı
misyonerlerin anı kitaplarında ve savaştan sonra Bulgar ve Yunanlıların,kendilerini temize çıkartmak amacı ile yazdırdıkları (Yapılan Vahşetler) isimli kitaplarda suçu birbirlerine atarak yer aldığını,o tarihte
Avrupa’da yayınlanan gazetelerde yayınlandığını yazıyor.Prof.Mc.Carty Amerikalı zengin Dale Carnegi’
nin Balkan Savaşından sonra yöreye bir araştırma kurulu gönderdiğini,bu kişilerin hiç birisinin Bulgarca bilmediklerini,bu kurulun Bulgarlarca kontrol altında,yönlendirildiğini ve raporun gerçekleri yansıtmadı
ğını,buna rağmen Türk halkının uğradığı kırımın anlatıldığını söylüyor.Yazar eserinin 155.nci sayfasında savaş sonrasında Bulgaristan’a getirilen Türk esirlerinin halk tarafından öldürüldüğünü,öldürülmeyenlerin
aç bırakılarak ölüme terk edildiklerini,kırımları şehir şehir,köy köy teferrüatı ile anlatıyor.Köyler top ate
şine tutulup yakılıyor.Sağ kalanlar öldürülüyor.Kaçanlar göçüyorlar,yollarda ölüyorlar.Mc.Carty Edirne’
de yapılan zulüm,Balkanlarda yapılan zulme göre,daha az oldu diyor.(Sayfa : 158) Mc.Carty’nin gazete
ci Gustav Cirilli’den naklen : Sarayiçi’nde 6.000 ve dışarıda 15 – 20.000 tutsak bulunduğunu,günde 200
esirin öldüğünü,yazıyor.
Prof.Mc.Carty Balkan Savaşı öncesinde Balkanlarda Türk ve Müslüman halkın sayısının Bul
gar,Yunanlı,Sırp v.s. hakla göre çok fazla olduğunu,savaşın sonunda durumun tersine olarak değiştiğini
söylüyor.Tarihçi Murat Bardakçı bir yazısında 1877 – 78 ve Balkan Savaşlarında Balkanlardan Türkiye’
ye 5.000.000 ailenin göç ettiğini yazdı.O zamanlar aileler 10 – 15 kişilik idi.1877 göçünde Bulgaristan’
dan Edirne’ye göç etmek zorunda kalan babamın ana ve babasının ve anamın babasının ailelerinin 15 – 17
kişiden oluştuğunu biliyorum.Buna göre bir hesap yaparsak = 5.000.000 x 10 kişi = 50.000.000 kişinin
göç ettiği bulunur.Bu insanların çoğu yollarda öldüler.Annemin babası Abdullah ve Ayşe oğlu,Yanbolu
1866 doğumlu Haşim Or ailesinin 14 kişisinin bir günde öldüğünü,6 yaşında kimsesiz kaldığını anlatırdı.
Benzeri olay babamın babası Ömer ve Emine oğlu,Çırpan,1853 doğumlu Şerif Gökçe’nin başından geçti.
Bu gün Türkiye’de 35.000.000 Balkan kökenli insanın yaşadığı söylenmektedir.Bu sayılar
bu iki savaşın yıkımının matematik sonucudur.                                                                            ./. 3
Sayfa : 3
09.06.1908 günü Estonya’nın Reval kentinde İngiliz Kralı Edward ile Rus Çarı II.Nikola Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşmak için anlaştılar.Bu anlaşma Balkan Savaşlarının temeli oldu.1912 yı
lında Balkan devletleri Avrupa’nın emperyalist devletlerinin desteği ile Osmanlıyı paylaşmak üzere birlik
te hareket etmeye karar verdiler.Balkan Devletleri 30.9.1912 günü seferberlik ilan etti.Osmanlı bunu 05.
12.1912 günü öğrenebildi.03.10.1912 günü Balkan Devletleri Sırbistan,Makedonya,Arnavutluk Girit’e bağımsızlık verilmesini istediler.Osmanlı Devleti kabul etmeyince 08.10.1912 günü Karadağ,17.10.1912
günü Bulgaristan ve Sırbistan,19.10.1912 günü Yunanistan savaş ilan ettiler.
Savaşın başında,civar köylerden kente sığınanlarla birlikte halkın sayısı 100.000 kişiyi buldu.
Edirne Savunmasın temel taşları 1829 savaşı öncesinde şehrin etrafına kısmen toprak altında,
kısmen üstünde taş ve tuğradan yapılmış 29 adet Tabya idi.Savunmaya katılan asker,Edirne’nin 4,Gümül
cüne’nin 3,Çorlu,Tekirdağ,Çatalca,Dimetoka,Cisri Mustafapaşa,Sofulu,İskeçe’nin 3,Sultanyeri’nin 3,Ge
libolu,Kırklareli’nin 2,Vize,Bursa,Uzunköprü Redif Taburları ile 15 piyade takımı,1 seyyar alay,2 topçu
taburu,5 topçu alayı,2 istihkam taburu,Nişancı alayı,23,28,32.33.ncü alaylar,Çekirge Taburu,Ağır Sahra
Taburu,2 suvari alayı,erzak,sanayi birliklerinden oluşuyordu.Ordumuzda 999 subay,51.958 er,2.919 hay
van,430 top,200 kılıcımız vardı.
Buna karşılık Osmanlının karşısındaki cephede Yunanlıların 120.000,Sırpların 120.000,Bul –
garların 300.000,Karadağlıların 40.000,toplam 580.000 kişilik ordusu vardı.Balkanlıların bize karşı bir
leşmelerinin tek espirisi (Türk Düşmanlığı) idi.1908 devrimini takib eden iç ve dış olaylar Devleti güç
süz hale koymuştu.Osmanlı genel durumu değerlendiremedi.Ordu siyasete bulaşmıştı.Ülkede ve orduda
fikir birliği yoktu.Rumeli’de bulunan eğitimli 80.000 asker bu savaş öncesinde terhis edildi.Subaylar ara
sında mektepli/alaylı,mektepli/kurmay ayrılıkları orduyu güçsüz hale getirmişti.
Ordumuzun kumandanı Müşir (Orgeneral) Erzurumlu Mehmet Şükrü Paşa idi.Diğer kuman
danlar,İsmet Görgülünün eserinden alınmış olarak sizlere sunulmuştur.
Şükrü Paşanın kurmayları Kur.Bnb.Kazım Bekir (General Kazım Karabekir),Kur.Yzb.Celal,
Kur.Yzb.İsmail Hakkı,Kur.Yzb.Remzi (Tüm.General Remzi Yiğitgüden),Kur.Yzb.Salim’di…
Savaşın başında civar köylerin halkı ve çiftlik sahipleri ambarlarındaki tahıllarla birlikte şehre
gelmek istediler.Bu öneriyi vali Halil Bey ve İsmail Paşa önlediler.Sadece Ahırköy’den (ismin doğrusu
Ahi Köy) 1.000 araba ile köylüler geldi.Şükrü Paşa İçeri bunları içeri aldı.Daha sonra 17.10.1913 günü
civar köylerden 1.600 araba ile halk kaleye alındı.Ayni gün gönüllü Arnavut Taburu Yzb.Kazım Bey ku
mandasında ve Reji Kolcubaşısı Emin Ağa’nın kumandasında 2 gönüllü taburu Edirne’ye geldi.Ayni gün
Bulgar çetelerine yerli Rum çeteleri katılarak civar köyler halkını katletti.Ecesultan,Adasekban,Emirler
köyleri halkı katledildi.(Bu köyler bu gün yok…) Civar köylerden gelen halk yalınayak,evsiz barksız so
kaklarda yaşıyordu.
Savaşın sürdüğü 5,5 ay süresince Bulgarlar sivil halkın oturduğu mahalleleri devamlı top ateşi
ne tuttular.Kıyıkta yıkılmadık ev kalmadı.Bu savaşta ilk kez ordumuz telsiz kullandı.Telsizin antenleri Se
limiye Camiinde olduğu için camiimiz top ateşine tutuldu.Şans eseri olarak sadece caminin kuzeye bakan
kapısının üstünde kubbenin altında ve yanında bir yere düşen merminin izi halen durmaktadır.İbret olsun
diye orası tamir edilmedi,edilmemelidir.Edirne’de bulunan ve yakalanamayan casuslar devamlı olarak ku
manda heyetinin bulunduğu yeri Bulgarlara bildirdiler.Edirne’yi top ateşine tutan uzun menzilli Bulgar
ağır toplarının yeri bir türlü bulunamadı.Sonradan bunların devamlı yerlerini değiştirdikleri öğrenildi.Top
çu Kumandanı Rıfat Paşa,Mustafa Acet öğretmene (Bulgar toplarına 6.000 atış yaptık.Bir türlü vurama-
dık) diye yakınıyor.Kumanda heyeti top ateşi ile ölmemek için her gün yer değiştirmek zorunda kaldı.Hal
kın bombalanmasına İngiliz,Fransız,Rus,Avusturya konsolosları tepki gösterdiler ve ülkelerinin elçilerine
durumu raporlarla bildirdiler,önlenmesini istediler,başarı sağlayamadılar.Yahudi Hahambaşı Becerano,
Karaağaçta bulunan kız mektebi müdürüne emir vererek dikiş atölyesi kurdurdu.Bu atölyede askere iç ça
maşırı,sargı bezi imal edildi.Ruslar hariç yabancı konsolosluklar binalarında hastahaneler kurdular.Bulgar
lar hastahaneleri bile topa tuttular.Bu savaşta Askeri Hastahane Baştabibi ve Kızılay Başkanı olarak İtti –
hatçıların önde gelenlerinden Dr.Bahattin Şakir görev yaptı.Dr.Bahattin Şakir 1.nci Dünya Savaşından sonra Berlin’de Ermenilerce şehit edildi.Bnb.Kestelli savaşın başında taburuna gönüllü olarak,Talat Bey’
in geldiğini yazıyor.Bu kişinin Talat Paşa olduğunu sanıyorum.Yahudi Okulu Müdürü Gueron Hanım,ev
lerden askere verilmek üzere yiyecek,reçel topladıklarını,askere yardıma giden hemşirelerin Bulgarlar’ca
top ateşine tutulduğunu anlatıyor.Bnb.Kastelli 18.12.1912 günü gaz,tuz,şekerin tükendiğini yazıyor,Ayni
olayı diger hatıratta görüyoruz.09.01.1913 günü Bulgarlar Mustafa Paşa’yı aldılar ve yerli Bulgarlarla bir
likte sivil halkı öldürdüler,kadın ve kızların ırzına geçtiler.Şubat ayı geldiğinde buğday azaldı.Buğdaya % 50 oranında kuş yemi,süpürge tohumu,kaplıca,darı,çavdar katıldı.Dr.Bahattin Şakir başka çaremiz kalma
madı diyor.Sahipsiz halk fırınların önünde bu kötü ekmeği alabilmek için çile çekiyor,zabıtalardan dayak
yiyor,vali ekmeği vesikaya bağlamayı düşünemiyor.Savaşın sonuna doğru bu uygulamaya geçiyordu.Ra-
kım Hoca’nın acı acı yakındığına göre,Edirne’de üç un fabrikası var.Evlerin aranması ile bulunan ve halk
tan alınan buğdayın öğütülmesini Ermeni Fındıklıyan’a veriyorlar.Bu kişi halktan alınan buğdaya konulan
fiyatın altında ödeme yapıyor.Halk parasını bu kişiden zor alıyor.Rakım Hoca Valiye çok kızıyor.Valinin
görevini yapmadığını söylüyor.Savaşın sonuna doğru beslenemedikleri için ordunun elinde bulunan atlar
öldürülüp gömüldüler.Aç askerler gömülen at cesetlerini çıkartıp yediler.1912 yılı sonundaki (bocuk) No
el’de ordumuzun elinde bulunan Bulgar ve Sırp esirler koruma altında kliseye götürüldüğünü Mustafa öğ
retmen anlatıyor.Onlar ise bizim masum halkımızı öldürdüler.
Türk halk fırınlar önünde perişan iken,Yahudi ve Hristiyan halk kendi kurdukları teşkilat ile
halklarını aç bırakmadılar.
Önemli bir ayrıntı şu : askerlerden bir kısmı savaştan kaçıyorlar.Askeri kurallara göre yargılan
maları ve suçları sabit görülürse ölüm cezası ile cezalandırılmaları gerekli.Ancak Mehmet Şükrü Paşa
idama karşı….Sene 1912 düşünün Paşa’nın ne kadar hümanist ve ilerici olduğunu.(Rakım Hocanın
anılarına Genel Kurmay yetkililerinin yaptığı eklemelerde bu bilginin General Yiğitgüden’in kitabında yer aldığı yazıyor.)
Osmanlı Balkanlı devletlerle 20.Teşrini Sani.1328 = 03.02.1913 günü mütareke imzaladı.Mü
tareke sırasında her iki taraf ordusuna yiyecek ve ilaç ikmali yapacaktı.Bu maddeden Balkanlılar yararlan
dılar.Trenlerinin Karaağaç’tan batıya geçmesine izin verildi.İstanbul Edirne’deki ordumuza yardım etme
di.Bir kere yardım treni geldi.Onda da sadece bir miktar tıbbi yardım vardı.Sulh yapılamayınca savaş bu
kere 20.01.1913 gün tekrar başladı.
Mütareke sırasında Bulgar Subaylar Türk Subaylarına (Sizin önünüzde bir siyah perde var.Bu
perde kalkınca pek korkunç manzaralar karşısında kalacaksınız.Biz her şeyde sizi aldattık.Eğer siz ateşke
si daha iki gün kabul etmese idiniz,bizim ordumuz açlıktan kırılmıştı.) diyorlar.Rakım Hoca Edirne’nin iş
galinden sonra ayni sözleri Bulgar Subaylardan duyduğunu yazıyor.
Şükrü Paşanın kurmaylarından Yzb.Remzi (sonradan general Yiğitgüden) yazdığı (Balkan
Harbinde Edirne Kale Muharebeleri) isimli eserinde Şükrü Paşa’dan 50 gün savunma yapmasının istendi
ği,Rakım Hocanın anı kitabına Genel Kurmay görevlilerinin yaptığı eklemede yer almaktadır.Okuduğum
eserlerde,kale muharebelerinin devamlı savunmayı gerektirmesi nedeniyle çok zor olduğu anlatılıyor.Bu
olguların sonucu olarak bu süre aşılmış ve Çatalca,Gelibolu Orduları yardıma yetişemediğinden bilinen –
ler başımıza gelmiştir.
26.Mart.1913 günü ordumuzun top mermileri tükendi.Düşmana karşı durma imkansız hale gel
di,cephe çöktü.Bulgar ve Sırp orduları önlerinde bandoları olduğu halde şehre girdiler.Bulgar,Rum,Erme
ni’ler tarafından coşku ile karşılandılar.Selimiye camisinin minarelerin arasına Bulgar bayrağı çekildi.
Halk ererzak depolarını yağma etti.Bulgar askerleri halka bedava etmek dağıtmak istediler.Kimse gidip Bu ekmekleri almadı.Bulgar askerleri fesli halkı süngülediler.Kıyık’ta kentin önde gelenlerinden Belediye
Başkanı Dilaver Bey’in konağını yağmaladılar.Gayrı Müslimler araları açık olan Türkleri Bulgar askerle
rine öldürttüler.Sakallı Musta Beyin evi de yağmalandı,evdeki kadın ve kızlar götürüldü,ırzlarına geçildi.
Yediyol Ağzında bulanan kahvehanede oturan 15 Türk dövüldü,hakarete uğradı.Bulgarların ruhani lideri
nin evi bu kahvenin karşısında idi.Papaz Eftim müdahale etmedi.Kahve halkı Sarayiçi’ne götürüldüler.İş
gal ile askerlemiz esir edildi.Bir kısmı Tunca üzerinde bulunan Sarayiçi’ne kapatıldılar. Buraya konan askere yiyecek verilmedi.Aç,susuz,yiyeceksiz,kışın ağır koşulları,kar,yağmur altında tutuldular.Açlıktan
ağaçların kabuklarını koparıp yediler.Asırlık ağaçların insan boyunda kısımlarının kabuklarının koparıldı
ğı halen dikkatle bakılınca görülmektedir.Askerlerimizin burada ne kadar süre ile tutuldukları belli değil
dir.
Okuduğum eserlerin içinde hiç birisinin yazmadığı üç gerçek var.Dedem Haşim Or,anam,ba
bam anlattılar : Sarayiçi’nin dışından esirlere kaşer,suçuk,pastırma atılıyor,esirler kapışıyorlar,Bulgar as
kerleri (Nema Voda) = su yok,nehirden su içemezsiniz anlamına sesleniyorlar.Su içmek isteyenleri vurup
öldürüyorlardı.Diger olay : çocukluğumda Gazi Parkı’nın arka sokağında eski kitap satan savaş sırasında
İran asıllı ve uyruklu Mehmet Kitapçı isimli çok beyefendi birisi vardı.Evi Taşlık Camisinin avlusuna bi
tişikti.Mehmet Kitapçı arkadaşı Tğm.Şahap’ı (Orgeneral Şahap Gürler) işgal sırasında evinde sakladı.Evi
nin kapısında İran bayrağı asılı olduğu için Bulgarlar bütün evleri aramalarına karşın bu evi arayamadılar.
Tğm.Şahap ölümden kurtuldu.Ülkemize büyük hizmetler yaptı.Hatırladığıma göre Genel Kurmay Başka
nı oldu.Kendisine yapılan hizmeti hiç unutmadı.Yaşımı süresince her ay Mehmet Kitapçıya para yardımı yaptı.Onun üç oğlunu askerliklerinde yayına aldı.Sağlığında sık sık Mehmet Kitapçı’yı ziyarete gelirdi.
Mehmet Kitapçı bu olay nedeniyle yakalansaydı,cezası idam idi.Mehmet Amca bu olayı kimseye anlat –
mazdı. Sarayiçi’nde arkadaki köprüye girmeden önce solda Adalet Kasrı vardır.Bu kasrın arkasında kasr
ile Tunca nehri arasında bulunan bir alanda etrafı yerden yaklaşık 50.cm.yükseklikte yere çakılı demir çu
buklar ve aralarında gerili teller ve üzerlerinde sallanan kırmızı kurdeleler vardı.Bu alan yaklaşık 500 m 2
kadardı.Babama sorduğumda (Balkan savaşında şehit olan askerlerimiz burada yatıyor),demişti.
Bulgar işgali ile bütün evlere Bulgar bayrağı ve kapılarına haç asılması zorunlu kılındı.Evler
birer birer arandı.Aranan evlerin kapılarına tebeşirle haç işareti konuyordu.Kadıları ve Hakimler,Edirne nin önde gelen kişileri Dilaver,Fethi,Bahattin,Ahmet Beyler dövüldüler,hakarete uğradılar.İsmail Paşanın
evi yağmalandı.Bulgar Kumandanı ve emniyet müdürü mal.can,ırz ve namus güvenliğiniz vardır,diye ga
ranti vermelerine karşılık bu sözde kaldı.Dr.Bahattin Şakir Bey tutuklandı,götürüldü.Bulgar askerleri ca
milerin minaralerine çıkıp ezan okuma ile alay ettiler.Minarelerde gayda çaldılar.Selimiye Camisine ça-
murlu çarıkları ile girdiler.O tarihte Paris’te yayınlanan İllustration Dergisinin kapağında kalemle çizilmiş
bir resim yayınlandı.Bu resmi ben gördüm.Resmin altında (Dünyanın hiç bir yerinde işgal orduları girdik
leri ülkelerin mabetlerine böyle saygısızlık yapmadılar) gibi bir açıklamayı okudum.
Bulgarlar,herkesin saydığı,sevdiği Mektebi Sanayi Müdürü ressam Rıza Beyi de parçalayarak öldürdüler.
01.04.1913 günü Sarayiçi’nden arkadaki köprüden çıkartılan esir subaylar öldürüldüler.Yol
larda askerlerimizin cesetleri vardı.Sağ kalan 300 subayımız Filibe’ye,248 i Sofya’ya gönderildi.Askerle
rimiz yaya olarak Bulgaristana götürüldüler,yüreyemeyenler öldürüldüler.Bnb.Kastelli kendilerine Bulga
ristan’da iyi muamele edildiğini söylüyor.Demek ki bazı subaylar Şop’lara rastlamamışlardı.
Şükrü Paşa esir edildi.Bulgar Komutan General İvanof tarafından saygı ile karşılandı.Kılıcı usul
gereği alındı.daha sonra Edirne’ye gelen Bulgar Çarı Ferdinand tarafından kılıcı askeri merasimle kendisi
ne verildi.Çar bu davranışı ile Rus Çarı’nın Gazi Osman Paşa’ya yaptığını taklit ediyordu.Bulgar Çarı Se
limiye Camisi’ne gitti.Bulgar General kendisine camiyi göstererek (Sayenizde dünyanın en büyük klisesi
olacak,Vatikan’la yarışacak) deyince,Çar (Burası İslamların mekanı olacak) dedi…
Şükrü Paşa trenle Sofya’ya götürüldü.Yol boyunca durmadan ağladı.Daha sonra Fransız’lar
Şükrü Paşa’ya Fransız milleti adına bir (Şeref Kılıcı) ve binlerce imza ile bezenmiş (Altın Kitap) hediye ettiler.
Yukarıya aldığım halkın gördüğü eziyetler daha çok Mustafa Acet öğretmenin anılarında var.
Mustafa öğretmen anılarında Türk halkı öldürenlerin (şop) denen Bulgarlar olduğunu söylüyor.Şopların
ne olduğunu söylemiyor.Son 20 yıl içinde Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç edenlerle konuştum.Şop sözcü
ğünün iki anlamı var.Birisi çingene anlamına kullanılıyor.(Hatırlayalım Çingelerin dilinde ‘Urdu Dili’ Şo
par = çocuk anlamına gelir) Diger anlamı Bulgaristan’ın batısında bulunan (Balçık) ve (Panagürişte) kent
leri ve yöresinde oturanlara verilen isim.Bu kişiler çingene asıllı değil.Ancak çok ilkel,kan içici insanlar.
Şop’ların bu eylemleri yapmalarının özel bir nedeni var.Osmanlı idaresinde iken bu yörede çıkan bir isyanın kanlı bir şekilde bastırılması sonucu intikam amacı ile öldürmelerin gerçekleştiği anlaşılıyor.Bul
garistan kökenli konuştuğum kişiler bu yöreye giden Türk asıllı kişilerin kimliklerini saklamamaları halin
de,polisin önünde öldürüldüklerini söylediler.Balçık kentinde halen bir müze var.Bastırılan isyanda öldü
rülen Bulgarların anıt mezarını yaptırmışlar.Bu anıtın önüne kocaman bir kütük koymuşlar.Üzerine bir balta saplamışlar:Altında bir levha var.Üzerinde (Türkler halkımızı bu balta ile kesti) diye yazıyor.Bu an
lattıklarımın hepsini bir araya getirin ve düşünün …
Fransız savaş muhabiri Gabriel Domergue Çanakkale Yollarında isimli eserinin 73.ncü sayfa
sında Balkan Savaşındaki tutumlarını anlatırken Bulgarlar için ‘intikamcı ve zalimdirler’ diyor.(Babıali
Kültür Yayıncılık)
Çok önemli bir husus Bnb.Kastelli’nin Bulgaristan’da gördükleridir.Bnb.şunları anlatıyor :
Bulgarlar savaşı,okulları,özellikle ilk okulları ile kazandılar.Mili maksat etrafında milli birlik
ile kadınlar,çocuklar dahil herkes milli duygularla doludur.Bizi cehalet,idealsizlik,ahlaksızlık bitirdi.Sof
ya’da her mahallede okul var.Okullar parasız.Sofya’da 300 okul,3 kilise var.Kasaba, köylerde de durum
ayni,Papazlar halka (Çalışınız,çok çalışınız,okuyunuz.Vatanınızı seviniz,onun için gerekirse ölünüz) diye
nasihat ediyorlar.Parkta karşılaştığı bir Bulgar bunları söylüyor ve ekliyor : (Siz cahilsiniz,okumanız yok.
Sizde ŞEF yok.Büyük subaylarınız kumandanlarınız iyi değil.Siz hiçbir şeye bakmayın okul açın) diyor.
Bnb.Kastelli eserinde : Balkanlılar bu savaşta esirlerin gözlerini çıkarttılar,kadınları çocukları
evlere doldurup yaktılar,ırzlarına geçtiler,kızları diri diri toprağa gömdüler,hamile kadınların karınlarını
parçaladılar,esirleri aç bırakarak öldürdüler,Edirne’de 20.000,Selanik,Kavala,Serez’de 100.000 sivil hal
kı öldürdüler,Nişancı Alayının kurşuna dizdiler,diyor Savaştan sonra Piyer Loti Edirne’ye geldiğini,gör
düklerini gazetelere yazdığını,bize destek olduğunu anlatıyor.
Bnb.Kastelli savaşın kaybedilişinin nedenlerini şöyle açıklıyor :
1)   Balkan Devletlerinin ordularının topları yeni,seri atışlı,uzun menzilli,bizim toplarımız eski,
2)   Redif’lerden (muvazzaflık çağını geçirmiş,yedek asker) oluşan talim görmemiş oldu ile sava
şa girilmesi,
3)   Kalede teknik bilgisi olan subay sayısının azlığı,
4)   Fensizlik (Pozitif bilimsizlik)’tir,diyor…
Prof.Mc.Carty ile Yahudi öğretmen Angele Gueron savaşın kaybedilişinin nedeninin Sultan
Hamit’in yanlış siyaseti olduğunu söylüyorlar.Bu suçlamayı açarsak Sultan Hamit iktidarda kalabilmek
için,(siyasetinin ülkenin yararına olmadığı,sadece kendi yararına olduğunu bile bile) orduyu güçsüz kıldı
ğı,iktidara geldiğinde Avrupa’nın 2.nci büyük donanması olan donanmayı 40 yıl Haliç’e tıkarak çürüttüğü
,Fransız ihtilali’nin etkisi ile ülkemizde olması mümkün yenilikleri kırmayı amaç edindiği,herkesten şüp
he ederek,herkesin arkasına hafiyeler taktığı,muhalifleri sindirmek için her yolu denediği,satın alma,ceza
landırma,sürgüne gönderme,öldürme gibi yolların hepsini denediğini tarihçiler söylemektedirler.
Rakım Hoca’ma bir gün Sultan Hamit nasıldı diye sorunca bana (felaketti be oğlum) demişti.
Unutmayalım ki,Prof.Mc.Carty 2006 yılında İsviçre’deki toplantıda Türkiye’den giden bir si
yasi parti başkanının (Türkler I.nci Dünya Savaşında Ermenilere soy kırım yapmadılar),deyince hakkında
açılan ceza davasında savunma tanığı olarak Amerika’dan gelerek Türkiye lehine tanıklık yaptı.
Sadrıazam Kamil Paşa Balkan Devletleri ile 03.12.1912 günü barış imzalamıştı.Balkanlar el
den gitmişti.İttihatçılar hükumete çok kızıyorlardı.İttihatçı fedailer Babıali’yi 11.06.1913 günü bastılar ve
Kamil Paşanın elinden istifa dilekçesi aldılar,hükumeti düşürdüler,Nazım Paşa’yı öldürdüler.31.Mart.İsya
nını bastıran Hareket Ordusu’nun kumandanı Mahmut Şevket Paşa’nın sadrıazam olmasını sağladılar.(Ha
reket ordusunun fikir babası Gazi Paşa’dır.Bu ordu İstanbul’a Mahmut Şevket Paşanın eşinin verdiği para
ile gelebildi…)
Balkan Savaşı sonunda 29.06.1913 günü Balkanlılar bizden aldıkları toprakları paylaşamayın
ca aralarında savaş çıktı.İki hafta önce Sait Halim Paşa hükumeti kurulmuştu.Enver Bey başta olmak
üzere Trablusgarp Savaşından Balkan Savaşına koşan Mustafa Kemal,Ali Fethi (Okyar),Cemal (Paşa),
Harbiye Nazırı Ahmet İzzet Paşa’yı sıkıştırmaya başladılar (Hiç vakit geçirmeden yürüyüp Edirne’yi ala
lım) diyorlardı.Genç subaylar arasında (Teşkilatı Mahsusa = Özel Örgüt) diye adlandırılan ve Atıf,Yakup
Cemil,Süleyman Askeri,Mümtaz,Abdülkadir,Kuşçubaşı Eşref,Mustafa Necip gibi fedailer vardı.İçişleri Bakanı vekili Talat Paşa da (bir Edirneli vatansever olarak) bu harekete taraftardı.Çatalca ve Gelibolu’da bulunan ordumuz 15.07.1913 günü harekete geçtiler.Bulgar ordusu çekilmeye başladı.Avrupa Devletleri ordumuzu durdurmak istediler.21.7.1913 günü Kırklareli’ni 22.07.1913 günü Edirne’yi,15.07.1913 günü Keşan’ı,17.07.1913 günü Enez ve İpsala’yı,18.07.1913 günü Uzunköprü’yü,21.07.1913 günü Karaağaç,
Dimetoka‘yı aldılar.Edirne’ye giren ordunun başında milis kıyafetleri giymiş olan Teşkilatı Mahsusa’cılar
vardı.Ordu saflarında Gelibolu Kolordusundan Ali Fethi,Mustafa Kemal,Çatalca Ordusundan Enver Bey Bnb.İsmet Bey (Orgeneral İsmet İnönü) bulunuyorlardı.Artık Edirne ebediyen bizimdi….
Balkan Savaşında bizim cephemizde gazetecilik yapmış olan Fransız gazeteci Stephane Lau
zanne,gördüklerini anlatan eserinde savaşı kaybetmemizin nedenlerini çok acı veren cümlelerde anlatıyor:
Kırklareli cephesinde bulunan Kolordunun kumandanı Mahmut Muhtar Paşa.Kendisine bağlı
üç tümen var.Bunlardan birisinin başında olan Aziz Paşa yanında bulunan diger tümenlere ve Kolordu Ku
mandanına haber vermeden zifiri karanlık bir gecede gece hücumuna karar verip uygulatıyor.Ancak iki
taburumuz birbirini düşman birliği sanıp savaşa tutuşuyor,tümen bozuluyor,asker kaçıyor,Mahmut Muhtar paşa askerin kaçışını önlemek istiyor,asker kendisini dinlemiyorlar.Kaçanlar Kırklareli tren istas
yonuna geliyorlar.Trenle geri dönmek istiyorlar.İstasyon görevlileri İstanbul’dan cepheye bir tren geliyor,
gidilemez diyorlar,ancak tren zorla hareket ettiriliyor.Yolda iki tren çarpışıyor,bir felaket oluyor.Mühim
mat,toplar,asker etrafa saçılıyor.
Laousanne’nin eserinin yaklaşık 15 yıl önce basılan bir örneğinde Aziz Paşa’nın bir Saray Pa
şası olduğuna dair bir not var.Saray Paşalarını genç nesiller bilemezler.Saray mensubu genç kızlar yakışık
lı genç subaylarla evlendirilirler,ehliyetlerine bakılmadan bir süre sonra Paşalık rütbesini elde ederlerdi.
İşte,bilgisizlik ve tecrübesizliğin ülkeye çıkan faturası budur.
Ordumuzda subay sayısının olması gerekenin yarısı kadar,astsubay sayısının 1/3 ü kadar oldu
ğunu yazıyor.
Lüleburgaz’da yapılan savaşın 3.ncü günü 31.10.1912 günü Bulgar ordusu saldırıya geçiyor
Türk ordusu saldırıya direniyor.Gece çökerken Bulgar ordusu savaşı durduğu numarasını yapıyor.Kuman
dan Abuk Paşa siperde uykuya yatıyor.Birlikleri ile ilgilenmiyor.Bulgarlar birliklerimizin,siperlerimizin
bulunduğu yerleri belirliyorlar,gece saat 23 sırasında tekrar saldırıya geçiyorlar,asetilen ile çalışan projek
törlerini siperlerimize yönlendiriyorlar,askerlerimiz yoğun ışık nedeniyle karşılarındakileri göremiyorlar,
ateş edemiyorlar,kendilerini savunamıyorlar,6000 tüfek,30 toptan ibaretli bir Bulgar birliği cephemizi yarıyor,cephemizin arkasına geçiyor.Bu sırada Ordu Kumandanı Abdullah Paşanın birlikleri ile irtibatı yok,telsizi,telefonu,otomobili,uçağı,atlı habercisi,yiyecek ekmeği yok.31.10.1912 günü akşam üzeri 175.
000 kişilik ordumuz çöküyor.Yazar,Bulgar ordunda süvari birlikleri olsa idi kesin sonuç almalarının müm
kün olduğunu söylüyor.
(Abuk Paşanın adı gerçekte Ahmet.Abuk kendisine takılan lakap.Anlamı sözlüklerde göre,saç
ma sapan,ipe sapa gelmeyen işler yapan,olarak açıklanıyor.Hayat Dergisi’nin Büyük Türkçe Sözlüğünün
12.nci sayfasında ‘abuk sabuk’ değiminin kaynağını ‘sapık’ sözcüğünden,‘sabuk’ sözcüğünün üretildiğini
,‘abuk’ sözcüğünün buna uydurularak yapıldığı yazılı.Tarihler Mahmut Şevket Paşanın katlini,Prens Saba
hattin ile birlikte düzenlediği şüphesinin bulunduğunu,daha sonra Damat Ferit kabinesinde görev aldığını
yazıyor.Bu sayın kişi müşir (orgeneral) bile olmuş..(Meydan Larousse,Cilt : 1) Hatırlayalım 26 Ağustos –9 Eylül arasında ordumuzdan hiç bir kimse uyku uyumadı.)
Laousanne eserinin 61 -65.nci sayfalarında bozgunun nedenlerini sıralıyor :
1)   Örgütlenme yok,ordu kumandanı bilgisiz,birliklerin birbirlerinden haberleri yok,nerede,ne
yaptıklarını bilmiyorlar.
2)   Abuk Paşa Kolordusu 4 gün boyunca yiyecek,cephane ikmali yapılamadı,top başına 50 adet
mermi vardır.Fransız ordusunda yedek mermileri dışında her topun 512 mermisi var.Türk ordusunun top
çusunun mermileri 45 dakikada tükendi.
3)   Alman subaylar 20 yıldır Türk ordusunu eğitiyorlardı.Eğitimi gereği gibi vermediler.Türklere
Krupp,Mavzer fabrikalarının ürettiği silah ve mühimmatı sattılar.Satılanlar eski teknoloji ürünleri idi.
4)   Türk ordusunun demiryolu,karayolu,telsiz ve telli telefonları,otomobil ve uçakları yoktu.
5)   Alman Elçisi Wangenheim (Türk ordusunun ekmeği olsaydı,bu saatte Sofya’da olurdu) diyor.
Türk ordusunun yiyecek yemeği,ekmeği yok. İnsan bu kitabı okurken çok büyük acılar içine düşüyor.
Bilemediğimiz bir ayrıntı : Gazeteci Louzanne (Trablusgarb’a savaşa giden askerlerimizin sa
yısının 1.700 olup,100.000 kişilik İtalyan ordusunu durduklarını) yazıyor.
+    +    +
Bu savaş nedeniyle Edirne halkı iki ağıt yaktı.Babamın ağabeyi şehit Teğmen.Mehmet Edirne
‘den öğrendiği bir marş var.Amcamın söylediğine göre,bu marşı Balkan Savaşında Edirne’de bulunan as
keri bandonun adını bilemediğimiz şefi üsteğmen bestelemiş.Bu üç eserin sözleri ve tarafımdan kaleme
alınan notaları ektedir.Bu üç eserin sözlerine dikkat edilirse maddi olaylara tamamen uygundur :
+         +          +
Ailemin büyükleri,yaşlı komşularımızı söyledikleri unutamadığım bir tümce var.Bu tümceyi
burada yazmam nedeniyle lütfen beni suçlamayın.İnsanları intikam hisleri ile tahrik etmenin zamanı değil
Ancak bir gerçek var.Balkan Savaşından söz açılınca : (Yunan’dan ahımızı aldık.Bulgar’da kaldı) der
lerdi.
Sosyologlar (Türklüler tarihi ve sosyolojik belgelerdir),halk müzikçi Muzaffer Sarısözen
Milli şuurumuz,bağlamanın telleri arasındadır),diyorlar.Türkülerin sözleri şöyle :
Edirne dedikleri büyük kasaba,                    Maraş deresi’nden atlayamadı.
Kesilen kelleler gelmez hesaba,                   Fişeklerim döküldü,toplayamadım.
Bulgar’ın askeri layık azaba.                        Anneciğim,anneciğim,uyanamadım.
Nakarat :    Atma Bulgar atma pişman olursun               Çifte kurşun yaresine dayanamadım.
Edirne’nin toprağına kurban olursun.
Nakarat :  Yaşa Şükrü Paşa sen binler yaşa,
Maraş Deresi’nde şimşek çakıyor.                                Düşmanları döktün,dağ ile taşa.
Onbirinci fırka ateş saçıyor.
Şükrü Paşa durmuş,bize bakıyor.
Nakarat :   Yaşa Şükrü Paşa,sen binler yaşa..
Düşmanları döktün dağ ile taşa.  Diger türkü
Diger türkü :
Edirne’nin mumları,                          İdaremde gazım yok.
Mahserenin unları,                            Ekmeğimde tuzum yok.
Hiç aklımdan çıkmıyor.                    Dört yerimden vuruldum.
Süpürge tohumları.                           Yüreğimde sızım yok.
 
Köprü altından geçtim                       Köpeğe bak köpeğe.
Acı tatlı,su içtim.                               Bulgar çıkmış tepeye.
Süpürge tohmu için,                          Taş Tabya’dan yol bulmuş.
Tatlı canımdan geçtim                       Giriyor,Edirne’ye..
Muhasara marşı :                                (muhasara = kuşatma)
Edirne’dir Avrupa’da milletimin beşiği.
Cana yakın,en çok basık bir evinin eşiği.
Nakarat :   Altı ay biz mahsur kaldık.Düşman ile savaştık.
Düşman değil,açlık yendi,öyle esir biz düştük.
+            +             +
Edirne’nin Milli Türküsüne gelince :
Bu türkü asırlardır,geleneksel olarak Edirne’liler tarafından benimsenmiş olup,özellikle her dü
ğünde söylenmektedir. Bu türkü 7 zamanlı,Devr – i Hindi usulü ile ve daha önemlisi beste yapabilme ola
nakları kısıtlı ve zor olan Isfahan makamından bestelenmiş,harika bir lezzette eserdir :
Ey gaziler yol göründü,yine garip serime.                 (ser = baş)
Dağlar taşlar,uçan kuşlar,ağlar benim halime.
Dün gece yar kapısında yastıcağım taş idi.
Altım toprak,üstüm yaprak,yine gönlüm hoş idi.
Ben billahi kail olmam,genç yaşımda ölüme,            (kail olmak = razı olmak)
Hak selamet,nazlı yarim,bir yana sen,bir de ben.
Selim Han imparatorluğun en değerli bestecilerindendir.Bestelerinin tümü orijinal,birbirine
benzemeyen,son derece lirik eserlerdir,yeni makamlar ibda (icad) etmiştir.Bu türkü Tuna boylarına,daha
ilerilere,savaşa giden gencin,son gecesini anlatır.Bu büyük adam türkünün son bendinde savaşta ölen son gençlere olan acısını dile getiriyor.Asırlarca hudut boylarında şehit olan Türk gençlerinden adeta özür di
liyor.Türk halkını insan yerine koyuyor. Bunu başkaları söyleyemez.III.Selim Han söyleyebilir.Bir de Ga
zi Paşa 1924 yılında İzmir’de topladığı 1.nci İktisat kongresinde söyledi : (Bu sülale bu milletin çocukları
nı hudut boylarında 600 yıl süresinde kırdırdı.Bundan sonra olmayacak..)
Bir gerçeğe işaret ediyorum : Bulgaristan’ın son komünist Cuhurbaşkanı Todor Jifkof’un Türk
nüfusun ad,soyadlarını Bulgarca adlarla zorla değiştirmesi,millici Türkleri esir kamplarında öldürtmesinin
,Balkan Savaşında olanların bir devamı olduğu,çok açıktır.
+         +          +
Bu savaş hakkında yaptığım derleme ile şunu anlıyoruz ki,Osmanlı ordusunun başındakiler ye
terli eğitim ve uzak görüşten yoksun idiler.Ordu araç,gereç,silah bakımından yetersizdi.
Bakın Gazi Paşa ne diyor :  (Bilgi sahibi değilseniz , sadece ufku görürsünüz. Bilgi sahibi
olursanız ufkun gerisini de görürsünüz.O takdirde olaylar size değil,siz olaylara tekaddüm edersi-
niz).Takaddüm etmek = öncelik kazanmak anlamına geliyor.Son tümcenin Türkçesi (O takdirde olaylar
size değil.siz olaylara karşı öncelik kazanırsınız) anlamına gelmektedir.
Bu özdeyiş sadece askerlik için değil,bütün meslekler,tüm yaşam için geçerlidir.
Milletlerin yaşamı ile ilgili önemli bir özdeyiş var : (Geçmişi olmayanın geleceği olmaz) tüm
cesidir.Bizim Dedem Korkut Hikayelerinin geçmişinin 10.000 yıllık olduğunu tarihçiler söylüyorlar.Or –
hun yazıtlarının geçmişi de binlerce yıl geriye gidiyor.Bizim geçmişimiz de var,geleceğimizde var.Bizi
tarihten silemediler,silemezler.Bu gerçekleri dost ta ,düşman da,herkes bilmelidir.
Ben 1293 = 1877  ve Balkan Savaşları,Yunan işgalinin anıları ile büyüdüm.Evimiz Tophane
Caddesi,No : 59 adresinde,Belediye’nin birkaç sene önce kamulaştırdığı,Yahya Bey Çeşmesi üstünde bu
lunan 3 katlı evdi.Bu eve gelmeden 100 m.kadar aşağıda,solda kuzeye doğru giden Asmalı Sokak’ın tam
karşısına rastlayan,sağda kalan alan,sağdaki çıkmaz sokağın solu (Fatih’in Tophanesi) dir.
Hocam Hafız Rakım Ertür sağlığında Eski Cami’nin baş imamı olarak görev yaptı.Din adamı
,ancak dinci değildi.Yaşamı boyunca Edirne’de bulunan bütün sosyal derneklerin başında,yönetiminde
halka hizmet için çalıştı.Babamın ilk okuldan öğretmeni,benim müzik öğretmenimdi.Bildiği bütün klasik
Edirne Türkülerini bana ve arkadaşlarıma öğretti.Herkesin sevip saydığı,harika bir kişi idi.Hatıraları ölü
münden sonra Genel Kurmay Başkanlığımızın görevlendirdiği uzmanlarca denetlenmiş ve Edirne Valiliği tarafından 1986 yılında bastırılmıştır.Hocamın ve Mustafa Acet’in anıları da halkın bilmesi imkansız tarihi ve teknik bilgilerle donatılmış,sağlam bir kaynaklardır.Bu sözünü ettiğim bütün kaynaklar bir birini
doğrulamaktadır.(Konu ile doğrudan ilgisi yok.Ancak Rakım Hoca’nın her zaman anlattığı bir gerçeği hal
kımıza duyurmak için yazıyorum : Tuna boyunda Türk köylerini basıp halkımızı öldüren Bulgar,Rum,Er
meni çetelerini barındıran köyleri basan millici çeteci Alişimin Kaşları Kare türküsünün kahramanı Aliş’
’in Avrupa Devletlerinin baskıları ile Edirne‘de idam edildiğini dedesinden duyduğunu anlatırdı.Bu olay
1877 – 1878 ve Balkan Savaşlarında uğradığımız soykırım ile bu olay,dolaylı olarak ilgilidir.)
Yukarıya aldığım halkın gördüğü eziyetler daha çok Mustafa Acet öğretmenin anılarında var.
Mustafa öğretmen anılarında Türk halkı öldürenlerin (şop) denen Bulgarlar olduğunu söylüyor.Şopların
ne olduğunu söylemiyor.Son 20 yıl içinde Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç edenlerle konuştum.Şop sözcü
ğünün iki anlamı var.Birisi çingene anlamına kullanılıyor.(Hatırlayalım Çingelerin dilinde ‘Urdu Dili’ Şo
par = çocuk anlamına gelir) Diger anlamı Bulgaristan’ın batısında bulunan (Balçık) ve (Panagürişte) kent
leri ve yöresinde oturanlara verilen isim.Bu kişiler çingene asıllı değil.Ancak çok ilkel,kan içici insanlar.
Şop’ların bu eylemleri yapmalarının özel bir nedeni var.Osmanlı idaresinde iken bu yörede çıkan bir isyanın kanlı bir şekilde bastırılması sonucu intikam amacı ile öldürmelerin gerçekleştiği anlaşılıyor.Bul
garistan kökenli konuştuğum kişiler bu yöreye giden Türk asıllı kişilerin kimliklerini saklamamaları halin
de,polisin önünde öldürüldüklerini söylediler.Balçık kentinde halen bir müze var.Bastırılan isyanda öldü
rülen Bulgarların anıt mezarını yaptırmışlar.Bu anıtın önüne kocaman bir kütük koymuşlar.Üzerine bir balta saplamışlar:Altında bir levha var.Üzerinde (Türkler halkımızı bu balta ile kesti) diye yazıyor.Bu an
lattıklarımın hepsini bir araya getirin ve düşünün …
Ailemin büyükleri,yaşlı komşularımızı söyledikleri unutamadığım bir tümce var.Bu tümceyi
burada yazmam nedeniyle lütfen beni suçlamayın.İnsanları intikam hisleri ile tahrik etmenin zamanı değil
Ancak bir gerçek var.Balkan Savaşından söz açılınca : (Yunan’dan ahımızı aldık.Bulgar’da kaldı) der
lerdi.                                                                                                                                                              .

Bir cevap yazın

Pin It on Pinterest