Balkan Savaşları, kolera salgını – Engin Koç

Kaynak Resim: Harun Koç-Mustafa Gültekin :Geçmişten günümüze lüleburgaz fotoğrafları Grubu

Engin Koç
Balkan Savaşları, kolera salgını ve Bakteriyolojihane

Dr. Paul-Louis Simond, Dr. Louis Pasteur Valléry-Radot ile
birlikte,İstanbul‟da ve Trakya’da, Çatalca cephesinde kolera
salgını üzerinde geniş çalışmalar yapmıştır. Bu yayınlara
sağlık tarihçelerinde değinilmemiştir.Simond ile Valléry-
Radot önce, Balkan Savaşının ilk kolera salgınıyla ilgili
gözlemlerini kısa bir yazı biçiminde Fransa‟da
yayımlamışlardır. Burada,koleranın Anadolu‟dan gelen
askeri birlikler tarafından savaş alanlarına taşındığı, salgının
özellikle Lüleburgaz muharebelerinden sonra büyük hızla
yayıldığı; hastalığın belirli bakteriyolojik ve klinik
karakterler gösterdiği belirtilmektedir.
Dr. Simond ve Dr. Valléry-Radot, Fransa‟ya dönüşlerinde,
Dr. Kamil ve Dr.Rafael Asseo Beylerin katılımıyla
yaptıkları çalışmaları daha geniş bir rapor halinde
sunmuşlardır.Bu rapor 45 sayfalık bir monografi
niteliğindedir.Girişte, yine kolera salgının 1910
sonbaharında Trakya‟da yapılan askeri manevraların
ardından başladığı belirtilmiş; bulaş koşullarından
sözedilmiştir.Rapordan öğrendiğimize göre, salgın 1911
Ekiminde yinelemiş ve İstanbul Boğazı kıyılarına kadar
olan bölgede koleradan ölümler görülmüştür.Dr. P.-L.
Simond, Bakteriyolojihane-i Osmani‟nin Çemberlitaş‟ta
açılışından hemen sonra Yıldız ve „Osmanlı‟ Etfal
Hastaneleri ile Darülaceze‟de yatanlarda Vibrion kolera
(de Koch) taramalarına başlamıştır.Raporda 1912
seferberliğiyle birlikte alevlenen koleranın, Birinci Balkan
Savaşı‟nın 30-31 Ekim muharebeleri sonrasında, Lüleburgaz
çevresinden başlıyarak hızla yayıldığı ve Kasım sonunda
Marmara kıyılarından Karadenize kadar uzanan geniş
coğrafyada salgın halini aldığı belirtilmektedir. Bu sırada,
hastalığın tanısı konusunda ortaya çıkan tartışmalar
laboratuvar incelemeleri ile çözümlenebilmiştir. Salgın,
% 50‟yi aşan bir mortalite ile 1913 Ocak ayına kadar
sürmüştür. Raporu hazırlayanlar, salgını durduran
etkenlerin savaşa ara verilmesi ve kar yağışları olduğu
kanısındadırlar.Kolera, 1913 Ağustos‟unda Türk askerleri
arasında yeniden belirmiştir:
Savunma konumundaki birliklerinin Edirne‟ye doğru
hareketiyle askerlerin enfekte alanlara girmesi salgını
yeniden başlatmıştır. Bu günlerde P.-L. Simond,1 Eylül
1913‟de Toptaşı Bimarhanesi‟nde çıkan sınırlı bir salgını
yerinde gözlemliyerek, koleranın bulaşma biçimleri
konusunda bir inceleme yapmak olanağını bulmuştur.
Simond‟a göre hastalık, sulardan değil, doğrudan kişisel
temas ve enfekte olmuş nesneler aracılığıyla bulaşmaktadır.
Bakteriyolojihane laboratuvarlarında yapılan araştırmalarda
karasineklerin kolerayı bulaştırma olasılığı da irdelenmiştir.
Bakteriyolojihane-i Osmani‟de kolerayla ilgili laboratuvar
çalışmaları 1911‟den 1913‟e kadar üç yıl boyunca aralıksız
sürdürülmüştür. Laboratuvarda hazırlanan tavşan serumu
ile yapılan aglütinasyon testleri ile hastalığın ayırıcı tanısının
yapılmasına çalışılmıştır. İstanbul‟da Dr. Rafael Asseo ve
Dr. İhsan(Sami Garan) tarafından yapılan ve Pasteur
Enstitüsü‟nde Dr. J. Ringenbach tarafından tekrarlanan
incelemeler sonucunda, koleranın bir „Marmara suşu‟
(Vibrion marmara) ile farklı iki İstanbul suşu
(Vibrion A ve B) tanınmıştır.

Pin It on Pinterest