Kategoriler
Genel Resimler

SANAT MI, ZANAAT Mİ Bilge Turanlı


 
SANAT MI, ZANAÂT Mİ?
Hayatta var mıdır hissedilmeden yapılan herhangi bir şey. Varsa da kime geçirir bu duyguyu kendi hissetmeden..
Üretmeyi yaşam gayesine dönüştürmeyen kişinin ilerlemesi mümkün olabilir mi? Okumadan, araştırmadan, meraklanmadan, heyecanlanmadan da olmuyor bu.
Antik yunandan günümüze sıkça tekrarlanmış ‘’kendini bil’’ ifadesi için sanırım bu gerekli. Ancak okumak yetmez sadece. Şems’in dediği gibi kitapları yakıp içine, özüne dönmek, iç yolculuğa çıkmak da lazım. Sonra ‘dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım ‘ denebilir belki.
 

Kalpten konuşmanın tek yolu olan sanatı bugün ne de kolay kullanıyoruz her şey için. Oysa ne sancılıdır o süreç, nasıl da zordur… Kendi kendini sınadığın, belki dışarıdan baktığın ve yüzleştiğin anlardır çoğu zaman. Kendinden yola çıkarak her şeyi sorguladığın haliyle…
Köklü bir geçmişe sahip Edirne’nin de bu süreçlerden geçtiği şüphesiz. Roma, Bizans bilhassa Osmanlı Dönemi eserlerine sıkça rastlıyoruz bu başkentte. Ve azınlıklara ait sivil mimarilere elbette. Görülmeye değer birkaç Yahudi, Ermeni ve Rum evleriyle kısmen özelliğini koruyan Kaleiçi bölgesi bunun tipik örneği.
Aslına bakarsanız Kaleiçi bir şehrin merkezi yani ilk yerleşim yeridir. Zamanla yeni yerleşim yerlerinin keşfedilmesi ile terk edilen Edirne Kaleiçi bölgesinin şimdiki durumu maalesef pek iç açıcı değildir. Yerlerine dikilecek apartmanları sivil mimarilere tercih eden ve tarihi dokunun katline göz yuman vatandaşların yanında, duyarlı vatandaşların sayısı çok azdır. Sadece kendilerine değil tüm şehre, bizlere ve kültürümüze ait olduğu bilinci oturtulamamıştır ne yazık ki.
Bu konudaki hassasiyet bilgi, birikim ve gönül işidir çünkü. Bunun için tarihi, geçmişi kurcalamak gerekir. Geçmişi olmayan bir milletin geleceği olamayacağı gibi hangi kültürden beslendiğinin farkında olmayan bir milletin de, millet sayılması mümkün değildir. Coğrafi sebepler, göçler, savaşlar, ihtiyaçlar, gereklilikler, mevcutlar, sıkıntılar ve ifade biçimlerinin oluşturduğu türlü zanaât ve sanatlar bir milletin, kültürün olmazsa olmazlarıdır. Kişiyi tepeden tırnağa farkında olsa da olmasa da beslemişlerdir. Dolayısıyla hangi coğrafyaya doğulduğunun çok önemi vardır.
Tabii tüm bunların yüksek bir maneviyatla ilgisi vardır. Bir çiçeği resmedebilmek onu hissedebilmekten geçer. Aksi halde nasıl benzer suret aslına. Bugün sözüm ona restorasyon adı altında yapılan kimi işlerin de bir tür katliam olduğunu görmekteyiz. Taklidin bile taklit olabilmesinin belli kaideleri var. O da saygı, sevgi ve çokça izlemekle mümkün. Taklit etmek önce kendini bilmek, had bilmek ve sonra ne yaptığını bilmekle ilgili bir şeydir. Zordur, uzmanlık ister. Aşamaları vardır mesela; önce eseri anlamak, sonra eser sahibini anlamak ve sonra belki ne hissettiğini anlamak gibi… Değiştirmeye çalışmadan, yorumlamadan olduğu haliyle kabullenip, kendinden vazgeçip bir görev maharetiyle sonraya aktarmaktır.
Korunmaya ve aktarılmaya çalışılan sanat ise tektir. Tekrar edilemez. Tüm bunlara neden olan bir düşünce ve ifade biçimidir. Felsefeden beslenir. Onsuz var olamaz. Yok da edilemez. Ortaya çıkışı sancılıdır, yaratıcı kaynaktan ilham alır. Bir fenomen ve isyandır. Özgürdür! İfadesi çok güç hisleri vardır. Ana duygular değil ara duygulardır sanat. Ara duyguları görünür kılma çabasındadır. Daha önce keşfedilmemiş bir yolculuktadır sürekli. Çok şey anlatır ve anlaşılamamıştır belki. Sihri de bundandır.
Sevgiyle kalın.
Bilge Turanlı
Kalemkar