Kategoriler
Genel

Pehlivan adlı film

26 Şubat 1985 Tarık Akan 35 Berlin Film Şenliği’nde”Jüri Özel Ödülü”nü kazandı Ödül Zeki Ökten’in yönettiği Pehlivan adlı filmdeki rolüyle verildi Ancak, Tarık Akan pasaport verilmediği için ödül almaya gidemedi.

Kategoriler
Genel

Bellevalia Edirnensis Edirne Sümbülü.

Edirne sadece kültür ve tarih bakımından zengin değildir florası da aynı zenginliktedir. Edirne’nin Endemik Bitkisi; (Bellevalia Edirnensis) Edirne Sümbülü. O sıradan bir sümbül değil! Trakya’nın sert rüzgarlarında dahi başını öne eğmez. Mitolojide asaletin ve kralların giysi rengi olan tam kıvamında gerçek bir mor rengine sahiptir. Asaletini ve duruşunu binlerce yıldır Edirne’nin verimli topraklarını sulayan Arda, Tunca, Meriç’in adeta imbikten süzülen sularından almıştır.

Paylaşım : Tufan Baş

Kategoriler
Edirneli Şahsiyetler Genel

Oral Onur'un Semavi Eyice'ye 1978 de yazdığı mektup

Edirne’li Yerel Tarih Arşatırmacısı-Yazar Oral Onur 1978 yılında Türk Sanat Tarihçisi ve Kültür tarihçisi Semavi Eyice’ye  bir mektup yazar bu mektupta Edirne Makedonya Kulesi (Saat Kulesi)’nden bahseder, bu kulenin 1953 depreminde zarar gördüğünü onarım yerine yıktıldığından bahseder ve dinamitle yıktırılma aşamasında kendi fotoğraf makinesi ile dinamitle patlatılma anını görüntülediğini ve 4 adet fotoğrafın kendisinde olduğunu Semavi Eyice’ye isterse gönderebileceğini yazar.
Biz  Edirne’liler saat kulesinin dinamitle  patlatılma anını gösteren fotoğrafların kim tarafından çekildiğini yıllardır bilmiyorduk, sanal ortamda müzayede yapan ve bir çok Edirne fotoğrafı ve belgesini satışa çıkaran “Moda Mübadele” isimli müzayede şirketinin satışa çıkardığı “Semavi Eyice” belgeleri arasında Merhum Oral Onur’un mektubunda bu bilgilere ulaşınca bu belgeyi satın almak üzere harekete geçtik ama bir kaç gün sonra merhum Semavi Eyice’nin ailesi satışa çıkan belgelerin kendilerinden habersiz kişilerce satışa çıkarıldığını ve belgelerin kendilerine iade edilmesini istemiş bu yüzden bu belgeyi satın alma şansımız kalmadı ama sanal ortamda bir örneğini temin ederek kayıt altına aldık..


 
 
Semavi Eyice kimdir;* 
Türk sanat ve kültür tarihçisi. Araştırmalarını özellikle Bizans sanatı konusunda yoğunlaştırmıştır.
3 Ocak 1924’te İstanbul’da doğdu. İlköğrenimini Kadıköy Saint-Louis ve Saint-Joseph Fransız ‘okullarında tamamladıktan sonra 1943’te Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl arkeoloji ve sanat tarihi okumak üzere Almanya’ya gitti. 1944’te Viyana Universitesi’nde, 1944-1945’te Berlin Universitesi’nde öğrenim gördü. 1945’te yurda dönerek İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yükseköğrenimini sürdürdü ve 1948’de mezun oldu. Aynı yıl Sanat Tarihi Kürsüsü’nde asistanlığa atandı ve 1952’ye değin bu görevi sürdürdü.
Asistanlığı süresince, Profesör E.Diez, Profesör P.Schweinfurth ve Profesör K.Erdmann’m Almanca, Profesör A.Gabriel’in Fransızca verdiği ders ve konferansları Türkçe’ye çevirdi. 1950-1953 arasında Profesör A.M.Mansel başkanlığında Side’de yapılan arkeolojik kazılara katıldı. 1952’de Side’deki Bizans yapıları üzerine hazırladığı tezle doktor, 1955’te İstanbul’ daki son dönem Bizans yapılarım konu edinen teziyle de doçent oldu. 1958-1959’da Humboldt bursu ile Münih Üniversitesi’nde çalıştı. 1964’te ilk Osmanlı Devrinin Dinî- İçtimaî Bir Müessesesi: Zaviyeler başlıklı tezi ile profesörlüğe yükseltildi ve bir yıl önce kurulmuş olan Bizans Sanatı Tarihi Kürsüsü’nün başkanlığına getirildi.
Edebiyat Fakültesi’ndeki derslerinin yanı sıra, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde ve yurt dışında, özellikle de Balkan ülkelerinde inceleme ve araştırmalar yaptı. Bedestenler konusuna ilk kez eğilen sanat tarihçisi oldu. Bu konudaki araştırmalarının sonucunu 1964’te bir konferansta sundu. 1972-1974 arasında Hacettepe Üniversitesi’nde, 1974’te bir dönem konuk öğretim üyesi olarak Bochum Üniversitesi’nde, 1976’da Paris’te Sorbonne Üniversitesi ve College de France’ta,1983’te yine Paris’te Ecole de Hautes Etu-des’de ders verdi.
Yurt içinde ve yurt dışında verdiği pek çok konferanstan başka uluslararası kongre ve toplantılara bildirilerle katıldı. Ayrıca 1958’den, 1982’ye değin Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu üyeliği yaptı. 1983’te yeni kurulan Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları İstanbul Bölge Kurulu üyeliğine atandı ve kurul başkanı seçildi. 1982’de Yüksek Öğrenim Yasası’yla Bizans Sanatı Tarihi Kürsüsü’nün kaldırılmasından sonra Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü başkanlığına atandı.
1957’de Türk Tıp Tarihi Enstitüsü, 1968’de Alman Arkeoloji Enstitüleri ve Türk Tarih Kurumu, 1974’te de Belçika Kraliyet Akademisi üyeliklerine seçildi.
Semavi Eyice Türkiye’de Bizans sanatını bilimsel bir bakışla ele alan ilk bilim adamı olmuştur. Türk sanatı üstüne de incelemeler yapmış ve makaleler yazmıştır. Ayrıca Türkiye’ye gelmiş Avrupalı sanatçı ve gezginleri konu edinen yayınlar da yapmıştır. Sanat tarihi konusunda, 4QQ’e yaklaşan yayınıyla en verimli bilim adamlarından biridir.
Yurt içinde ve dışında konferanslar verip, kongre ve toplantılarda bildiriler sundu. İlk yazısının yayınlandığı 1946 yılından günümüze gelinceye kadar, Türkçe ve yabancı dillerde olmak üzere 15 kitap, 500’den fazla bilimsel makale ve araştırması basıldı.
• YAPITLAR (başlıca):
İstanbul, Petit gu.ide a travers les monuments byzantins et turcs, 1955, (“İstanbul, Bizans ve Türk Anıtları Üstüne Küçük Rehber”); Son Devir Bizans Mimarisi, 1963; Küçük Amasra Tarihi ve Eski. Eserleri Kılavuzu, 1965; Galata ve Kulesi, Galaca and its Tower, 1969; Malazgirt Savaşını Kaybeden IV.Romanos Dioge-nes, 1971; Karadağ (Binbirkilise) ve Karaman Çevresinde Arkeolojik incelemeler, 1971; Ankara’nın Eski Bir Resmi, 1972; Bizans Devrinde Boğaziçi, 1976; Türkiye’de Bizans Sanatı, 1982; Ayasofya I, 1983.
Eserleri(başlıca):
İstanbul Minareleri
Son Devir Bizans Mimarisi
Galata ve Kulesi
Bizans Devrinde Boğaziçi
Eski İstanbul’dan Notlar
Tarih Boyunca İstanbul
Atatürk ve Pietro Canonica
Bursa
Fotoğraflarla Fatih Anıtları (M.Tunay-B.Tanman’la)
Istanbul Petit Guide
İstanbul: City of Domes
Karadağ ve Karaman Çevresinde Arkeolojik İncelemeler
Semavi Eyice Armağanı:İstanbul Yazıları.
*kaynak;http://www.tmkv.org.tr/kimkimdir/semavieyice.htm

Kategoriler
Osmanlı Dönemi

Edirne'de Sultan olarak Osmanlı Rumeli toprakları üzerinde saltanat süren bir Osmanlı şehzadesi, Musa Çelebi

Musa Çelebi
Edirne’de Sultan olarak Osmanlı Rumeli toprakları üzerinde saltanat süren bir Osmanlı şehzadesidir. Musa Çelebi Yıldırım Bayezid’ın dokuzuncu oğludur.

Musa Çelebi, dördüncü Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid’in oğullarından biridir. Babasının sağlığında Rumeli’de akıncı beyi oldu. Ankara Savaşı’na kardeşleri ile birlikte katıldı fakat babası Yıldırım Bayezid ile beraber Timur’a esir düştü. Timur bir süre sonra Musa’ya, Bursa ve bölgesi emirliğini verdi. Musa Çelebi, Akşehir’de vefat eden babasının cenazesini Bursa’ya götürdükten sonra, İsa Çelebi ile savaştı. Yapılan ikinci savaşta İsa Çelebiye karşı yenilen Musa Celebi, önce Germiyanoğlu Yakup Bey’in, bir zaman sonra da Karamanoğullarının yanına çekildi.
Buradayken kardeşi Mehmed Çelebi ile Süleyman Çelebiye karşı anlaştı. Candaroğlu İsfendiyar Bey’in yardımı ile Eflak’a geçti. Eflak, Sırp ve Bulgar kuvvetlerinin yardımlarını alarak Rumeli Beylerbeyini Yanbolu’da yendi. Bu olay üzerine kardeşi Musa Çelebi’nin üzerine yürüyen Süleyman Çelebi, onu Haliç’te Hasköy yakınlarında yendi. Musa Çelebi Eflak’a çekildi. Bir süre burada kalan Musa Çelebi, Sırp Kralı Lazar’ı yenerek Edirne’ye girdi ve İstanbul’a kaçmaya çalışan kardeşi Süleyman Çelebi’yi öldürttü. Rumeli’deki Osmanlı eyaletlerinin tek hakimi olarak Edirne’de tahta geçti. Kendi adına para bastıran Musa Çelebi, Çandarlızade İbrahim Paşa’yı vezir, Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedreddin Mahmud’u kazasker, Mihail oğlu Mehmed Bey’i beylerbeyi yaparak, Rumeli’nin yönetimini eline aldı. Venedik ile yapılan eski bir antlaşmayı yeniledi. Sırp Despotu Stefan Lazaroeviç’in üstüne yürüyerek Nova Brado’yu aldı. Vidin’de isyan eden Bulgar prensini yendi ve Selanik’i kuşattı.
Kardeşi Mehmed Çelebi ile ilişki kuran Çandarlı İbrahim Paşa, Bizans imparatoru Manuel’i Musa Çelebi aleyhine kışkırttı. İstanbul’u karadan ve denizden kuşatan Musa Çelebi, Çatalca ve İstanbul önlerinde kardeşi Mehmed Çelebi ile yaptığı savaşı kaybetti. Meriç Irmağı boyunca geri çekilmeye başladı. Sofya’nın güneyinde yapılan savaşı da kaybeden Musa Çelebi, yakalanarak Mehmed Çelebi’ye götürüldü ve 5 Temmuz 1413 yılında öldürüldü.
kaynak;https://www.yeniakit.com.tr/kimdir/Musa_%C3%87elebi

Kategoriler
Edirneli Şahsiyetler Genel

Edirne Memleket Hikayeleri TRT Haber Tv. Nadi Ersoy Cengiz Bulut Müşerref Gizerler

Kategoriler
Genel

Kurtuluş Savaşı’nda Batı Trakya’da Kuva-yı Milliye

 
Yazar:Ekrem Hayri PEKER
Balkanlarda 1800’lü yıllarda yayılan Milliyetçilik hareketi etnik kökenli eşkıyalıkla beraber yürümüdü. Eşkıya çetelerinin baskısıyla, Müslüman ahali göç etmeye başlamıştı. Sırp, Yunan, Karadağlı milliyetçilerin oluşturduğu çeteler; bulundukları bölgelerde çoğunluğu oluşturmak, Müslüman halkı bölgeden uzaklaştırmak için katliamlara başladı. Çeteler girdikleri köylerde hayvanları ve değerli eşyaları gasp ettikten sonra köyde yaşayanları cami ve samanlıklara doldurup köyle beraber yakıyorlardı.
İkinci Mahmut devrinde Balkanlarda ve Anadolu’daki yerel derebeyleri kaldırıp, yönetim sistemini değiştirdi. Yeni ordunun kurulması, eğitim alanında yapılan reformlar merkezi hükümeti güçlendirdi. Tanzimat dönemi, bu gelişmelerin üstünde yükseldi.
Çetecilik faaliyeti 1870’lerde Bulgaristan’da hızla yayıldı. Rus Çarlığının desteklediği çeteler bölgeye yerleştirilen Çerkeslere saldırdı. Çerkeslerin karşılık vermesi, üzerine Bulgaristan’da karşılıklı katliamlar başladı. 1876 yılında Bosna-Hersek’te başlayan isyana Karadağ’ın karışmasını istemeyen Osmanlı Devleti isyana geç müdahale etti.
İstanbul’da toplanan Tersane Konferansı kararlarını Sadrazam Mithat Paşa reddetti. Meşrutiyet ilan edilmiştir. Osmanlı Devleti’ni yönetenler 1850’lerde Çarlığa karşı yeni bir ittifak oluşturacaklarını sanıyorlardı. Oysa Bulgaristan’da yaşayanlar İngiliz, Fransız ve Avusturya basınına çok olumsuz yansımıştı. Avrupa kamuoyuna Müslümanların Bulgarları katlettiği fikri yerleşmiştir. Gazeteler hükümetleri müdahaleye çağırıyordu. Önce Karadağ Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. Çarlık Rusya’sı müdahale öncesi Avusturya-Macaristan İmparatorluğuna Bosna-Hersek Eyaletinin işgalini teklif etti. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafsız kalınca, İngiltere hükümeti kamuoyu baskısı karşısında sessiz kalınca Rus Çarlığı savaş ilan edip Tuna Nehrini aşarak Bulgaristan’a girdi.1830’da Edirne’ye kadar gelen Rus orduları Yeşilköy’e kadar geldi. Tarih kitaplarında bu olaylar ayrıntılarıyla yazılı. Osmanlı toprakları paylaşılır. Osmanlı Devleti’nin elinde Balkanlar’da Arnavutluk dışında Üsküp, Manastır ve Selanik Vilayetleri kaldı.
Avrupa’da Osmanlı Devleti’nin sonunun geldiği topraklarının nasıl paylaşılacağı tartışılmaya başlanmıştı. Bugünkü Kosova, Makedonya ve Arnavutluk’a kimin hâkim olacağı kavgası başlamıştı. Karadağ, Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan ve bağımsız Makedonya Devleti kurmak isteyen Makedon milliyetçilerinin oluşturduğu “komita” adlı çeteler ortalığı kapladı. Bu çeteler sadece Müslüman köyleri değil kendilerine rakip gördüğü diğer halklara da saldırıyorlardı. Avrupalı konsoloslar bu komutanların manevi destekçileriydi, sonrası malum.93 Harbi’nin üzerinden otuz beş yıl gibi kısa bir süre sonra Osmanlı Devleti Balkanlardaki tüm topraklarını kaybetti. Bulgar orduları Çatalca’da güçlükle durduruldu.
Osmanlı askerlerinin zayıflığı, her savaşı kaybetmesi yüzünden İngiltere-Fransa bloğu bizi müttefik olarak kabul etmediler.1912’de perişan olan Osmanlı ordusu önce Çanakkale’de sonra diğer cephelerde büyük başarı gösterdi. Bu başarının sırrı neydi? Gerek 2.Meşrutiyet’in ilanını sağlayan, Osmanlı Devleti’nin son döneminde ve İstiklal Savaşı’nda göze çarpan komutanların hemen hepsi Makedonya’da eşkıya/komitacı takibinde yetişmiş insanlar olması bir rastlantı değildir. Bu tecrübelere sahip komutanlar yönetimi ele alınca ordunun yapısını değiştirdiler.
Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Harbiye Müsteşarı olan İsmet Paşa beş binden fazla alaylı subayı emekli etti. Binlerce subayın rütbesi indirildi. Orduyu eğitmek amacıyla Almanya’dan subaylar getirildi. Redif sistemi kaldırıldı. Ordunun lojistik sistemi düzeltildi. Bu yeni ordu birçok cephede başarılar kazandı.
Osmanlı Devleti’nin ve ordusunun komitacılarla mücadelede başarısızlığının temelinde mücadeleyi zaptiye adı verilen düzenli birliklerle yapmasıydı, Batı Trakya’da büyük mücadele veren subaylarımızdan Fuat Balkan anılarında onlarla aynı metotlarla mücadele etmeliydik diye yazar.
Balkan Savaşı’nın sonunda bize teklif edilen sınır Midye-Enez hattıydı. Edirne Bulgarlara bırakılıyordu. Anlaşmaya karşı çıkan İttihat ve Terakki Cemiyeti Başkanlığı (Bab-ı Ali) basıp iktidarı değiştirir. Sıra Edirne’nin kurtarılmasına gelmiştir. Askeri bir harekâta cesaret edilemez. Böyle bir teşebbüs başarılı da olsalar Avrupa devletlerinin tepkisini çekerdi. Başka bir yol bulunmalıydı. Çözüm Akıncı Müfrezesi oluşturmaktı. Kısacası Bulgarlar geçmişte kullandıkları silahlarla vurulacaktı.
1911’de İtalyanlar Osmanlı Devletine bağlı olan Libya’yı istila ederler. Bölgedeki zayıf kuvvetlerimizi dağıtırlar. Donanması olmayan Osmanlı Devleti bir şey yapamadı. Makedonya’da eşkıya kovalayan ve ikinci Meşrutiyet’in ilanını sağlayan Enver Paşa, Mustafa Kemal, Nuri Conker, Kuşçubaşı Eşref, Reşit ve Tevfik Beyler, Süleyman Askeri, Fethi Okyar gibi subaylar Mısır üzerinden Libya’ya ulaşarak büyük bir direniş örgütlerdi. Sunusi Ailesinin desteğiyle, Arap gönüllülerle İtalyanlara adım attırmadı. Ancak Balkan Savaşı’nın patlaması ve yenilgi sonucu üzerine buradaki subaylar anavatana dönüp tekrar orduda görev aldı. Libya’da İtalyanlara karşı mücadele devam etti.
Makedonya’nın paylaşılamaması, Bulgaristan’ın işgal ettiği Osmanlı topraklarının fazlalığı diğer Balkan ülkelerini rahatsız etmiştir. Sırbistan, Romanya, Karadağ ve Yunanistan ile savaşa tutuşan Bulgaristan; Trakya’dan kuvvetlerinin çoğunu çekip diğer cephelere gönderir. Osmanlı sınırında Bulgarların zayıf kıtaları kalmıştır. Çatalca’daki Hurşit Paşa’nın desteğiyle bir harekât planlanır. Harekâtı asker takviyeli gönüllüler yapacaktır. Kuşçubaşı Eşref Bey, Makedonya’da çok görev yapmış bir subaydır. Gerilla harbini çok iyi biliyordu. Kardeşi Sami Beyle birlikte Ödemiş ve Aydın yöresinden gelen zeybekler, Kafkas, İranlı, Afganlı gönüllüler ve gönüllü askerlerden oluşuyordu. Müfreze ateşkes hattını aşan Bulgar kuvvetleri dağıtıldılar ve Edirne’yi kurtardılar.
Bulgarlar şaşkındır. Karşılarında saldıran Osmanlılar farklıdır. Daha üstün kuvvetlerle aniden saldırıp dağıtmaktadırlar. Harekâta devam eden gönüllüler Batı Trakya’yı kurtarıp, Batı Trakya Cumhuriyeti’ni ilan ettiler. Bulgar taburlarını, alaylarını bozguna uğrattılar. Bölgede “Sizin soyunuz Bulgar’dı” diye zorla vaftiz edilen üç yüz bine yakın Müslüman’ı zulümden kurtardılar.
Bulgarlar köy meydanlarına kilise çanları asılmıştı. İskeçe’nin Şahin köyün asılan 300 kiloluk en büyük çan İstanbul’a gönderildi. Bulgarların Batı Trakya’da Müslüman halkı zorla Hristiyan yapmaları üzerine Enver Paşa harekâta devam edilmesini istedi. Bunun için Trabzon fırkası kurmay başkanı Süleyman Askeri Bey Akıncıların başına getirildi. Bu akınlara Fuat Balkan ve Yakup Şevki Beyler de katıldı.
Fransızların ve Yunanistan’ın tanıdığı bu cumhuriyet Batılı devletlerin tepkilerinden çekinen Cemal Paşa ve diğer yöneticilerin baskısıyla Bulgarlara bırakıldı. Osmanlı idarecilerini korkutan bir unsur da devlet kontrolü dışındaki grupların bağımsız devlet kurabilmeleriydi. Akıncılar bölgeyi Bulgar kuvvetlerine teslime etti.
Her cephede yenilgiye uğrayan, Makedonya’dan sökülüp atılan Bulgarlar için tek dost Osmanlı Devleti kalmıştır. Bulgar Devleti Müslümanlar üzerindeki baskıyı azaltır. Din değiştirme zorlaması ortadan kalkar, dostluk başlar. Bölgeden seçilen Müslüman milletvekilleri batılı devletlere karşı olan Makedon ittifakını destekleyerek hükümet kurmalarını sağlarlar.
Cumhuriyet sona erer ama akıncıların görevi sona ermez. Enver Paşa Sultan Abdülhamit’in kurduğu haber alma teşkilat üzerine Teşkilat-ı Mahsusa’yı kurar. Birinci Dünya Savaşı başlar. Teşkilat-ı Mahsusa’nın örgütlediği akıncılar Libya’dan Kafkasya’ya, Arap çöllerinden İran’a, Türkistan’dan Hindistan’a kadar uzanan coğrafyada emperyalist ittifakla çarpışırlar. Avrupa devleti olarak büyümüş, imparatorluğa dönüşmüş olan Osmanlı Devleti, Balkanların kaybından sonra yüzünü doğuya çevirir.
Sultan Abdülhamit’in Pan-İslamizim çalışmaları belli bir temel oluşturmuştu. Enver Paşa bu mirası alarak Edirne’den Türkistan’a, Yemen’den Kafkasya’ya uzanan bölgede Pan-İslamist ve PanTürkist imparatorluk oluşturarak bölge halklarını emperyalist saldırılardan korumak, geliştirmek istiyordu. Savaşın sonlarına doğru Kafkasya kurtarılmış, İran içlerinde büyük bir bölge kontrol altına alınmıştı. Ancak savaş mağlubiyetimizle neticelendi, kuvvetlerimiz geri çekildi. Ama Teşkilat-ı Mahsusa’nın akıncıları Kars, Batum, Ardahan illerinde bağımsız cumhuriyetler kurdula.  Azerbaycan’ın bağımsızlığını sağlandı.
Akıncılarımızın Birinci Dünya Savaşı sırasında Batı Trakya’da ve Yunan topraklarında faaliyetlerini sürdürürler. Bu eylemlerinde Bulgarlardan yardım görürler.
Yavuz Zırhlısını etkisiz hale getirmek isteyen Rus Çarlığı Odessa’da yaptırdığı 30 bin tonluk zırhlının Selanik Limanı’na gelen toplarını Sırbistan’dan Romanya üzerinden tren yoluyla getirmek istedi. Bunu haber alan Teşkilat-ı Mahsusa bu topların gidişini engellemek için harekete geçti ve Yüzbaşı Çolak İbrahim Bey’i bu iş için görevlendirdi.
Bulgar destekçileriyle Sırbistan’a geçen İbrahim Bey Sırplarca iyi korunan Valandova Köprüsü’nü yanında getirdiği ekibe takviye olarak bölgedeki Türk köylerinden topladığı gönüllülerle tahrip etti. Köprüyü korumakla görevli Sırp muhafızları imha etti. Köprü uzun bir süre kullanılamadı.
Sırplar öfkelerini bölgedeki Türk ve Bulgar köylerinden çıkardı. Binlerce köylü Bulgar topraklarına sığındı. Rus donanması da misilleme olarak Bulgaristan’ın Varna ve Burgaz limanlarını bombaladı. Köprünün havaya uçurulmasıyla doğan süreç, Bulgaristan’ın yanımızda savaşa girmesiyle noktalandı.
Akınlar devam eder ve Batı Trakya’nın Yunan işgalindeki Mesta-Karasu ve Struma-Karasu arasındaki topraklarda ikinci Türk idaresi kurulur. Bu konuyu burada kapatıp(Bu bölgesel yönetimle ilgili olarak ayrı bir yazı yazdım), Mondros Mütarekesi sonrasındaki akıncılarımızın faaliyetlerini inceleyelim.
Savaş biter. İttihat ve Terakki Cemiyeti kendini fesheder, Teşkilat-ı Mahsusa’nın Umumi Şarkiye Müdürlüğü lağvedilir. Subaylar kolordulara gönderilir. Osmanlı Devleti’nin son dönem yöneticileri arasında kurtuluş için iki ayrı görüş vardır. Bir grup İngiliz ve Fransızları memnun ederek imparatorluğu kurtarmak isterler. Diğer görüş ise Anadolu ve Kafkasya’da direnmektir.
Trakya’da Cafer Paşa komutasında bir kolordumuz vardır. İngilizler Bulgar yönetimi altındaki Batı Trakya bölgesini Yunanlılara bırakmak istemektedir. İngiliz desteği ile Yunanistan kralını sürgüne gönderip başbakanlığı devralan Venizelos, sadece Bulgaristan’ın elindeki toprakları değil, Ege bölgesiyle beraber İstanbul dâhil tüm Trakya’yı Yunan topraklarına katmak istemektedir. Yunanlılara bu konuda en büyük destek İngilizlerden gelmektedir. Osmanlı yöneticileri İngilizlerin desteği ile imparatorluğu yaşatmayı düşlerken İngilizler imparatorluğu yok edip Türkleri Anadolu bozkırına hapsetmeye karar vermişlerdir.
Yurtseverler boş durmaz. Batı Trakya’dan bir heyet Yunan işgaline karşı Fuat Balkan Beyi teşkilat kurması için göreve çağırır. Fuat Bey Harbiye Nezareti Müsteşarı İsmet(İnönü) Beyi ziyaret eder, konuyla ilgili bilgi verir. İsmet Bey düşünür ve üç ün sonra Kara Vasıf Bey’in evine öğleden sonra gelmesini söyler.
Üç gün sonra Kara Vasıf Bey’in evine gider. Burada hepsi albay rütbeli beş kişi onu beklemektedir. Albay Kara Vasıf Bey, Albay İsmet Bey, Albay Galatalı Şevket Bey, Albay Çolak Kemal ve Albay Seyfi Bey. İsmet Bey: ‘İtilaf Devletleri; Bulgarları, Batı Trakya’yı Yunanistan’a terke mecbur kılacaklar. Bizi Sevr’e müzakereye çağırdıklarında Edirne sınırlarına gelmiş bir Yunanistan istemiyoruz. Yunanlılara karşı Bulgarlarla iş birliği yapılıp bir teşkilat kurmak icap eder’ der. Bunun için Teşkilat-ı Mahsusa’nın gizli ödeneği kullanılacaktır.
Fuat Bey ne yapılması gerektiğini anlatır. Harbiye Nezareti Fuat Bey’i Trakya’daki 1.Kolordu’da görevlendirir. Ancak, Cafer Tayyar Bey Fuat Bey’i kabul etmez. Fuat Bey başka bir yol arar. Görevinden istifa eder. Bu sırada İttihat ve Terakki Cemiyeti karşıtı, Milli kuvvetlerce Bursa Valiliğinden ayrılma haberi Gümülcineli İsmail Bey’e ulaşır. İsmail Bey, Gümülcine Cemaati Reisliği’ni ele geçirmiştir. Fuat Bey İsmail Beyle temasa geçer ve Cemaatin Osmanlı temsilcisi olur. Trakya’da görev yapacak müfrezeyi hazırlar. Müfrezeye Kafkas kökenli Ali Fetgeri ve kardeşi Hikmet Bey’de katılır.
Kırklareli Belediye Başkanı ve Yarbay Şükrü Naili Bey de silah ve mühimmat yardımı yapar. Müfreze Meriç Nehrini geçip Gümülcine yakınındaki ormanlık alana ulaşır. Bölge valiliğini Fransız General Charpy yapmaktadır. Fuat Bey kısa zamanda bölgede teşkilatlanır, kurulan müfrezler İskeçe’nin doğusunu işgal eder. Bu sırada Yunan işgali başlamıştır.
Yunanlılar işgal ettikleri İskeçe’de her evin penceresinde siyah bayrak asılı buldular. Trakya Paşaeli Cemiyeti üyeleri Fransız desteğiyle bir yönetim kurmak isterler ama General Desparey bunlardan Yunan işgalini kolaylaştırmalarını ister. Fuat Bey bu konuda propaganda yapmak için Gümülcine’ye gelen heyeti bölgeden uzaklaştırır. Ve Mayıs 1920 günü Gümülcine’nin Himmetli Bucak merkezinde Batı Trakya Bağımsız Hükümeti’ni ilan edip, Yunanlılarla savaş halinde olduklarını ilan ederler. Geçici hükümet Peştreli Tevfik, Gümülcine Müftüsü Bekir Sıtkı, Edirneli Mahmut Nedim ve Hasan Tahsin, Sabri ve Mustafa Beylerden oluşuyordu. Silahlı kuvvetler kumandanlığına Fuat Balkan, yardımcılığına Fahri (Özdilek) getirilir.
Yunan kuvvetleri kısa zamanda Meriç Nehrine ulaşır. Hükümet üyeleri Bulgaristan, İtalya ve Edirne’ye giderek propagandaya başlarken, müfrezeler Yunan kuvvetlerine baskın yapmaya başladı. Fuat Beyin akıncı müfrezeleri bölgede eylem yaparken Yunan kuvvetleri Edirne’yi aştı. Kolordu komutanı Cafer Paşa keşfe çıkmışken Yunanlılara esir düştü. Bunun üzerine başsız kalan 1.kolordu savaşmadan silahlarıyla beraber Bulgaristan’a sığındı ve enterne edildi.
Bölgede akıncılarımızdan başka bir kuvvet kalmamıştır. Fuat Bey, Bulgarların yardımıyla İstanbul’a gelir. Oradan Ankara’ya geçer. Burada, Mustafa Kemal Paşa ve Fevzi Paşalarla görüşür. Kendisine Yunan kuvvetlerini oyalama ve Anadolu’ya geçmesini önleme görevi verilir. Fuat Bey bin bir macerayla İstanbul üzerinden tekrar Bulgaristan’a ulaşır. İstanbul’da Muharip Grup Şefi Kurmay Albay Seyfi Beyle görüşüp Ankara’dan gelen talimatları iletir.
Fuat Bey Sofya’ya gider. Bulgar siyasetinde ağırlığı olan Makedonya komitesiyle temasa geçti. Bulgar siyasetine hâkim olan Makedonyalılar Sırbistan, Romanya, Yunanistan ve Batı devletlerine öfkeliydi. Bulgar Subaylar Cemiyeti de Fuat Bey’e yardıma karar verir. Bölgedeki Bulgar köylerinde yaşayanlar da Yunan işgali karşısında endişeleniyorlardı. Bölgede Türklere olumsuz bakan tek grup Balkan Savaşı’ndan sonra Doğu Trakya’dan Bulgaristan’a sürülen Bulgarlardı. Ancak bunlar da dağınık yerleştikleri için fazla bir ağırlığa sahip değillerdi.
Fuat Bey’in komutasındaki çetelerin faaliyet göstereceği Meriç ile Struma arasındaki bölge 19 bin km2 genişliğindeydi. Bölgede yaşayan 747 bin nüfusun 120 bini Rum,110 bini Bulgar ve 500 bin Türk bulunuyordu. Az sayıda Yahudi, Arnavut ve Ulah vardı.
Fuat Bey Bulgar çetecilerle ittifak kurar, yardımcısı Bulgar Gürcikof ve Tane Nikolof’dur. Beraber üzerinde ”Trakya Trakyalılarındır.” yazılı bir bayrak hazırlarlar.
Bu beraberliğin sonunda Yunan ordusunda askerlik yapan binlerce Bulgar askerden kaçarak Bulgaristan’a gelirler. Çeteler Dedeağaç’tan Karaağaç’a uzanan demiryolu ve telgraf hatlarında büyük zarar verirler. Yunanlılar askerden kaçan Bulgar askerlerinin ailelerini adalara sürmeye başlayınca bölgede yaşayan halk isyan noktasına gelir. Bunun üzerine Yunanlılar yöredeki Bulgar kökenli halkı Bulgaristan’a sürdüler.
Akıncı müfrezelerinde görev alanlar sıkı bir eğitimden geçiriliyordu. Yürüyüşler gece yapılıyor, müfreze mensupları tuvaletlerini gece yapmaya, içinden öksürmeye alıştırıyordu. Sigara içmek yasaktı. Ancak çukur içinde içebilirdi. Yürüyüşler tenha yollarda, emniyet tertibatı alınarak yapılıyordu. Beş dakika yürünüp, yarım dakika durulurdu. Haberleşme için kuş sesi taklidi yapılırdı. Komutanın izni olmadan hiç kimse ateş açamazdı.
Fuat Beyin müfrezelerine gerekli patlayıcıları Şakir Zümre temin ediyordu. Fuat beyin Genel Kurmay’dan gemilerden sökülmüş seri atışlı iki top istedi. Toplar İstanbul’dan gizlice kaçırılıp, Bulgaristan üzerinden (11 Eylül 1921’de) Kırcaali’ye getirildi.
Akıncılar (11 Eylül 1921’de) Kule Burgaz-Karaağaç arasındaki tren geçerken uçurdular, telgraf hatlarını tahrip ettiler. Aynı yılın ekim ayında Mesta-Karasu ve Drama arasındaki demiryolu ve karayolu köprüleri uçurulur. Bölgedeki yunan karayolları saldırıya uğrar. Havai fişekten bozma füzelerle köylere korku verilir.
Akıncılar tamir edilen demiryolu köprülerini tahribe, trenlere saldırmaya devam ettiler. Yunanlıların işbirlikçi Türklerden oluşturdukları çeteler yok edilir. Akıncılar Ankara’nın verdiği görevi başarıyla yaparken Kurtuluş savaşımız başarıyla sonuçlanır. Mareşal Fevzi Çakmak müjdeyi telgrafla verir.
Akıncılar saldırılarına 1922 yılı kasım ve aralık ayında devam ederler. Bir yandan da Batı Trakya’nın bağımsızlığı için propagandaya devam ederler.
Yunan yenilgisinden sonra Batı Trakya’ya kaçan doğu Rumeli Rumları, asker kaçakları ve bozulmuş yunan kıtalarının Türk ve kalan Bulgar köylerine yaptıkları / yapacakları saldırılara karşı Akıncılar mücadeleye atıldılar. Yunan trenlerine, askeri kamplarına karşı saldırılarına devam ettiler. Türk köylerine yerleştirilen Yunan göçmenlerini korkutup uzaklaştırdılar. Bu sayede Türk köyleri çoğunluğu korudular. Erişemedikleri yerlerdeki köylere yerleştirilen Yunan göçmenler çoğunluğu sağladı ve zamanla Türkler köyleri boşaltıp gittiler.
Akıncılar Yunanları yıldırıp bir an önce barışı kabul etmesi için akınlarına devam etti. Trenler havaya uçuruldu, askeri birliklere saldırıldı, Gümülcine topa tutuldu.
Venizelos İngilizlerin verdiği yeni top ve silahlarla donatılan ve bölgeye konuşlandırılmış 6. tümene akıncıları temizlemesi için harekât emri verir. Savaşmak istemeyen askerler, bilhassa Bulgar kökenli beş binden fazla asker firar eder. Yunan Koministleri savaş istemiyoruz diye gösteriler düzenler. Yunan hükümetinin ve Yunan kilisesinin çabaları sonuç vermez. Akıncılar Yunan birliklerine saldırılarını sürdürür. Bu sırada Bulgaristan’da cemiyeti ve Makedonya komitesi’nin düzenlediği Makedon göçmeni Bulgarlar ve bir kısmı askerler 9 Haziran 1923 yılında ihtilal yaparlar. Bulgar başbakanı Stamboliyski öldürülür.
Bu sırada Lozan antlaşması imzalanır. Fuat Bey Filibe’de İsmet İnönü’nün bulunduğu trene gizlice biner. Burada paşayla görüşür. Harekâta son vermesi için karar alınır. İsmi açığa çıkmamışlar silahlarıyla köylerine gönderilirler. Düşman tarafından bilinenler Trakya’ya geçerler ve Mareşal Fevzi Çakmak’ın emriyle Edirne ve Kırklareli’ne yerleştirilirler.
Akıncıların iki korumasıyla Batı Trakya’nın kırk köyünde yaşayan elli bin Bulgar köylü malları ve hayvanlarıyla kan kaybına uğramadan Bulgaristan’a geçer.
Fuat Bey Filibe’ye geçer. Mübadeleye tabi tutulan Drama ve Serez bölgelerinde yaşayan dört köyden bin kişinin hayvanlarıyla Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye ulaşmasını sağlar, Trakya’da silahlar susar.
Yaklaşık 600 yıl Türk hâkimiyetinde yaşayan Türk ve Müslümanların çoğunluğunu oluşturduğu bu bölge Yunanistan’a terk edilir. Yüz yılın başında %85’i Türk olan nüfus zamanla azınlığa düşer ve bölge bugünde sorun olmaya devam eder.
 
Kaynakça:
1)Trakya’da Milli Mücadele Tevfik Bıyıklıoğlu Ankara 1992
2)  Makedonya Eşkiyalık Tarihi ve Son Osmanlı Yönetimi Tahsin Uzer Ankara 1999
3) Bir Komitecinin Anıları Fuat Balkan İstanbul
4 Batı Trakya’nın Dünü Bugünü Ümit Kurtuluş  İstanbul 1973
5) Teşkilat-ı Mahsusa’dan Hacı Sami Bey
6) Ekrem Hayri Peker İstanbul 20123)
7) Türkiye Üzerine Tezler V.cilt  Prof. Dr. Yalçın Küçük  İstanbul
8) SırlarYalçın Küçük İstanbul
9) Tarihte Girit ve Osmanlılar Dönemi N. Ahmet Benguoğlu  İstanbul
10) Balkan Savaşı İbrahim Artunç İstanbul
11)Enver Paşa’nın Anıları (19-1908) Hazırlayan: Halil Erdoğan Cengiz İstanbul
 

Kategoriler
Osmanlı Dönemi

Üçüncü Batı Trakya İdaresi

Üçüncü Batı Trakya İdaresi
Yazar: Ekrem Hayri PEKER
Balkanlarda Kiliselerin öncülüğünde başlayan milliyetçilik hareketi Osmanlı İmparatorluğu’nda ayrılıkçı isyanları başlattı. Osmanlı’ya karşı ilk isyanlar Sırbistan’da başladı.
Osmanlı vergi sisteminin bozulması, hukuk sisteminde keyfiliğin yayılması, yeniçerilerin keyfi davranışlarının Sırp isyanının tetikleyici olduğu konusunda tarihçiler hemfikirdir. Süreç otonom bir Sırp bölgesinin ve yarı bağımsız Eflak Eyaletinin kurulmasıyla sonuçlandı.
Kilisenin çabalarıyla Mora Yarımadasında yaşayan Yunanlıların  isyan etti. Fenerli Rumların Eflak Eyaletinde kurduğu (İpsilanti kurmuştur) Etnik-i Eterya Cemiyeti bölgede yıllardır Faaliyetteydi. Mora/Peloponez yarımadasında Hristiyan Arnavutların nufusun çoğunluğunu oluşturduğu ve bölgede yaşayan Greklerin azınlık durumunda olduğu nedense tarihçiler tarafından es geçilir. Sırp ihtilalinde bu denli görülmeyen veya kayıtlara geçmeyen katliamlar bu ayaklanmada görülür. Mora Yarımadası’nda yaşayan otuz bin Müslüman halktan iki bin kişinin kurtulduğu çoğu Arnavut kökenli yazılıdır. Kadın ve çocukların bir kısmı köle yapılmak için sağ bırakılır. Yabancı konsolosların aracılığıyla teslim olan Preveze kalesindeki Müslümanlar ve Atina’daki Akropol’e sığınan Müslümanlar verilen sözlere rağmen katliama uğrar. Balkanlarda bağımsızlık hareketi, milli devletlerin kuruluşu etnik temizlik temelinde yükselir. Mısır’dan gelen Kavala’lı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetlerin yardımıyla isyan bastırıldı. Ancak Avrupalı aydınların baskıları hükümetin üzerinde etkili olur. Osmanlı Donanması Navarin Körfezinde yakılır ve Yunanistan’ın bağımsızlığı kabul edilir. Yunanistan’ın bağımsızlığına giden süreç Avrupalı Aydınlarca başlatılmıştır. Kısacası Yunan Devleti Avrupalı Aydınların eseridir diyebiliriz. Yunanistan’ın başına Alman kökenli bir prens getirilir. Ancak İngilizler bu devleti himayelerine alır. Napolyon savaşlarından sonra ele geçirdiği Venediklilere ait adalar yeni devlete bırakılır(1862).
Yunan Devleti fırsat buldukça topraklarını büyütmek için Osmanlılara saldırdı. 1841’de Girit Adası’nda ayaklanma başlatır. Kırım Savaşı sürerken (1853-1856) Yunan kuvvetleri Teselya ve Epir bölgelerine saldırır, ancak İngiliz ve Fransız baskısıyla geri çekilirler.
Girit’te yaşayan Rumlar 1866 yılında ikinci bir ayaklanma başlatılsa da Osmanlılar tarafından bastırılır.1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı Yunanistan için bir fırsat olur. Berlin Antlaşması’na konulan bir maddeden faydalanarak Teselya’nın büyük bir bölümü ve Epir bölgesinden bir bölge Yunanistan’a geçer.
1896’da Girit’te yeni bir ayaklanma başlar. Ada da çatışmalar sürerken 1897’de Osmanlı Devleti’ne saldırırlar. Kısa bir sürede mağlup olsalar da masadan galip kalkarlar ve Girit Adası’nda özerk bir yönetim kurulur. 1841 ve 1896 yılları arasında adada yaşayan Müslümanlar katliama uğrar. Bir kısmı da Anadolu’ya göç eder. Ada 1908’de Yunanistan’a katılır.
Çok geçmeden 1912’de Balkan Savaşı patlak verir. Balkanlar kan içinde kalır. Osmanlı orduları art arda yenilir. Yunan kuvvetleri Selanik kapısına dayanır. O dönemde Selanik şehrinin yüzde 40’ı Müslüman, yüzde40’ı Yahudi ve kalan yüzde 20 Rum, Arnavut, Bulgar gibi çeşitli halklardan oluşuyordu. Bölgenin ticaret merkezi olan Selanik Osmanlı İmparatorluğu’nun en zengin kentlerinin başında geliyordu, şehrin zarar görmesini istemeyen Burjuvalar Şükrü Paşa’yı ikna ederek tek bir silah atılmadan şehrin teslimini sağlarlar. Bulgar kuvvetleri de Batı Trakya ve Edirne’yi işgal etti, Birinci Balkan Savaşı ve İkinci Balkan Savaşı sonrası yaşananları biliyoruz. Sonunda birkaç cephede savaşmak zorunda kalan ve bir kısmı başka bölgelere gönderilen Bulgar kuvvetlerine karşı Enver Paşa komutasındaki gönüllü kuvvetler Edirne’yi kurtarır. Süleyman askeri Kuşçubaşı Eşref ve Sami Beyler, Yakup Cemil gibi daha sonra Teşkilat-ı mahsusa da görev almış kahramanlar yöredeki Bulgar kuvvetlerini art arda bozguna uğratarak Stuma-Karasu’na kadar olan yöreyi kurtarıp Batı Trakya Türk Cumhuriyeti Devleti’ni kurar. Bu devlet Yunanistan, Fransa ve Bulgaristan bu ülkeyi tanırlar.
Belki ismi cumhuriyet oluşundan belki İttihat ve Terakki içindeki çekişmeler, Balkan Savaşı’nda arabulucu olan devletleri küstürmemek sebebiyle bu Cumhuriyet’i tanımadılar ve yıkılması için çaba gösterdiler. Batı Trakya Cumhuriyet’i Cemal Paşa’nın baskısıyla yıkıldı ve Batı Trakya bölgesi Bulgaristan’a teslim edildi. Konuyla ilgili çok sayıda yayın olduğu için burada noktayı koyalım.
İkinci Trakya İdaresini İskeçe ve Sturuma Nehri arasında kurulan İkinci Batı Trakya Cunta yönetimi tarihimizin tozlu sayfaları arasında kaybolmuştur.  Batı Trakya Türklerinin ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın bölgedeki çalışmaları hiç sona ermedi.
Birinci dünya Savaşı’ndan sonra bölge Fransız işgali altına girer. Yunan Başbakanı Venizelos Bölgeyi Yunanistan’a katmak istemektedir.
Venizelos kulis çalışmaları netice verir, 27 Kasım 1919 tarihli Neuilliy Antlaşmasına Batı Trakya’ da halkın hangi devlete bağlanacağına dair bir referandum yapılmasıyla ilgili bir madde kaydırdı (48. madde). Bu antlaşmanın kabulünden sonra Venizelos bölgedeki faaliyetlerini arttırdı. Bölgedeki türk çiftlik ağlarını satın almaya çalıştı.
Bölgedeki 4 ilin Gümülcine, Dedeağaç, Sofulu ve Dimetoka’ nın nüfus yapısı (Lozan Tutanaklarına göre):
Bulgar; 26266
Rum; 33904
Ermeni; 923
Yahudi; 1374
Türkler (Müslümanlar) 129118 idi.
Görüldüğü gibi bölgede yaşayan Türk nüfusu Rumların dört katıydı. Üstelik Bulgarlar karşıydılar. İstanbul’ u da içine alan bölgeyi Yunanistan’a katmak isteyen Venizelos’un verdiği rakamlara göre bölgede yaşayan (1919 Yılı) nüfusun dağılımı şöyleydi:
Rum – 730.822
Bulgar – 112.174
Ermeni – 183.213
Musevi – 65.821
Diğer Milletler – 151.151 (Yahudiler, Ulahlar, Arnavutlar)
Türkler/Müslüman 957.425
Toplam nüfusun (2.200.646) %32,3’ü Rumdu. Venizelos’un etkisi altında kalan Fransız Valisi General Charpier referandum sonuçlarını değiştirmeyi başardı. İstanbul ve Ankara hükümetleri arasındaki iç savaş bölgenin Yunanistan’a geçmesini kolaylaştırdı. Referandum neticesi halkın Yunanistan’a ilhakı olarak ilan edildi. Yunan kuvvetleri Plesibitten sonra ciddi bir karşı koyma olmadan bölgeyi işgale başladılar. İşgal 22 Mayıs 1920’de sona erdi. Bölgedeki Türklerin bir kısmı işgali tanımayarak, 21 Mayıs 1920’de Gümülcine’nin Hemitli Bölgesinde Batı Trakya Ulusal Hükümeti Kurdular. Hükümetin başkanı Peştereli Tavfik Bey’di. Genel Kurmay Başkanlığına tanıdığımız, gerilla savaşı ya da komitacılıkta uzman bir isim getirildi. Yüzbaşı Fuat Alkan getirildi. Yardımcılığına ise sonraki yıllarda TBMM’de tabi senatörlük görevinde bulunan Fahri Özdilek seçildi. Bu hükümet 24 Temmuz 1923 Yılı’na kadar mücadelesini siyasi ve askeri alanda sürdürmüştür. Gerilla tarzı mücadelesiyle Yunanistan’ın bölgeye, Trakya ve Anadolu’ya asker ve silah sevkiyatını engellenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla telefon ve telgraf hatları kesilmiş, köprüler havaya uçurulmuştur. Bölge halkının destek vermesiyle eylemler devam etmiş, demiryolu hatları tahrip edilmiş, istasyon binaları basılmıştır. Bölgedeki yunan askeri birliklerini de karşı baskınlar verilmiş, çok sayıda yunan askeri öldürülmüştür.  4-5 Nisan günlerinde Fuat Balkan ve Şevket Bey’in komutasındaki 1 müfreze Gümülcine Şehrini topa tutarak kenti alt üst ettiler. Askeri mücadele sürerken Batı Trakya Ulusal Hükümeti Viyana, Roma, Paris ve Barış antlaşmaları sürerken Lozan’a Temsilciler gönderilmiştir. Lozan Mücadelesi sürerken mücadeleye verilen lojistik destek durdu. Lozan’da görüşmeler sürerken konuyu müzakere masasına getiren heyetimiz bu konuda pek başarılı olamamıştır. Romanya, Bulgaristan ve Sırp -Hırvat Krallığı ( Yugoslavya) Yunanistan’ı desteklemişlerdir. Yunanlılar bölgenin Bulgaristan’dan Neuilly antlaşmasına göre yapılan plesibitle Yunanistan’a katıldı. Dimetoka’yı Osmanlı Devleti’nin kendi istekleriyle Bulgaristan’a verdiklerini öne sürmüşlerdir. Kral’a hükümetin yıkılıp sürgünden geri dönüp başkanlığı üstlenen Veizelos’un karşımızda oluşu Türkiye için büyük bir dezavantaj olmuştu. Türk heyeti plesibit isteği destek görmemiştir. Bulgar heyeti bölgede özerk bir yönetim veya daha önce olduğu gibi müttefiklerinin yönetiminde 1 idare kurulmasını istediler. Türk yönetiminin bölgedeki arazilerinin %84 ‘ünün Türklere ait olduğunu ileri sürmüşse de Plesibit telebi kabul edilmemiştir. Lozan Antlaşmasına bölgeyle ilgili konan 36 -37-38-39-40-41-42 ve 43. maddelerle din, dil, mülklerini muhafaza etmeleri bölge nüfus yapısının korunması kabul edilen son nokta konulmuştur. Norveç Temsilcisi Nansen’in teklifi ile nüfus mübadelesi yapılmış Mesta ve Serez arasında yaşayan Müslümanlar Türkiye’deki Rumlarla değiştirilerek oradaki Türk varlığını son verilmiştir.
 
Kaynakça:

  • Batı Trakya’nın Dünü Bugünü Ümit Kurtuluş  İstanbul 1973
    2) Bir Komitecinin Anıları Fuat Balkan İstanbul
    3)Sırlar Prof. Dr. Yalçın Küçük  İstanbul
    4)Teşkilat-ı Mahsusa’dan Hacı Sami Bey  Ekrem Hayri Peker İstanbul 2012
    5) Tarihte Girit ve Osmanlılar Dönemi N. Ahmet Benguoğlu  İstanbul
    6) Balkan Savaşı İbrahim Artunç İstanbul
    7) Enver Paşa’nın Anıları (19-1908) Hazırlayan:Halil Erdoğan Cengiz İstanbul 1908
Kategoriler
Osmanlı Dönemi

Bulgar-Yunan çetelerine karşı… Son Osmanlı akıncıları

Yazar: Ekrem Hayri PEKER
Balkanlarda 1800’lü yıllarda yayılan Milliyetçilik hareketi etnik kökenli eşkıyalıkla beraber yürümüştür. Eşkıya çetelerinin baskısıyla, Müslüman ahali göç etmeye başlamıştır. Sırp, Yunan, Karadağlı milliyetçilerin oluşturduğu çeteler; bulundukları bölgelerde çoğunluğu oluşturmak, Müslüman halkı bölgeden uzaklaştırmak için katliamlara başladılar. Çeteler girdikleri köylerde hayvanları ve değerli eşyaları gasp ettikten sonra köyde yaşayanları cami ve samanlıklara doldurup köyle beraber yakarlardı. Yunan işgalinde küçük çocuklar ve kadınların bir kısmı köle olarak sağ bırakıldılar. İkinci Mahmut devrinde Balkanlarda ve Anadolu’daki yerel derebeyleri kaldırıp, yönetim sistemini değiştirdi. Yeni ordunun kurulması, eğitim alanında yapılan reformlar merkezi hükümeti güçlendirdi. Tanzimat dönemi, bu gelişmelerin üstünde yükseldi.
Çetecilik faaliyeti 1870’lerde Bulgaristan’da hızla yayıldı. Rus Çarlığının desteklediği çeteler bölgeye yerleştirilen Çerkeslere saldırdılar. Çerkeslerin karşılık vermesi, üzerine Bulgaristan’da karşılıklı katliamlar başladı. 1876 yılında Bosna-Hersek’te başlayan isyana Karadağ’ın karışmasını istemeyen Osmanlı Devleti isyana geç müdahale etti. İstanbul’da toplanan Tersane Konferansı kararlarını Sadrazam Mithat Paşa reddetti. Meşrutiyet ilan edilmiştir. Osmanlı Devleti’ni yönetenler 1850’lerde Çarlığa karşı yeni bir ittifak oluşturacaklarını sanıyorlardı. Oysa Bulgaristan’da yaşayanlar İngiliz, Fransız ve Avusturya basınına çok olumsuz yansımıştı. Avrupa kamuoyuna Müslümanların Bulgarları katlettiği fikri yerleşmiştir. Gazeteler hükümetleri müdahaleye çağırıyordu. Önce Karadağ Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. Çarlık Rusya’sı müdahale öncesi Avusturya-Macaristan İmparatorluğuna Bosna-Hersek Eyaletinin işgalini teklif etti. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafsız kalınca, İngiltere hükümeti kamuoyu baskısı karşısında sessiz kalınca Rus Çarlığı savaş ilan edip Tuna Nehrini aşarak Bulgaristan’a girdi.1830’da Edirne’ye kadar gelen Rus orduları, 93 HarbindeYeşilköy’e kadar geldi. Tarih kitaplarında bu olaylar ayrıntılarıyla yazılı. Osmanlı toprakları paylaşılır. Osmanlı Devleti’nin elinde Balkanlar’da Arnavutluk dışında Üsküp, Manastır ve Selanik Vilayetleri kaldı.
Avrupa’da Osmanlı Devleti’nin sonunun geldiği topraklarının nasıl paylaşılacağı tartışılmaya başlanmıştı. Bugünkü Kosova, Makedonya ve Arnavutluk’a kimin hâkim olacağı kavgası başlamıştı. Karadağ, Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan ve bağımsız Makedonya Devleti kurmak isteyen Makedon milliyetçilerinin oluşturduğu “komita” adlı çeteler ortalığı kapladı. Bu çeteler sadece Müslüman köyleri değil kendilerine rakip gördüğü diğer halklara da saldırıyorlardı. Avrupalı konsoloslar bu komutanların manevi destekçileriydi, sonrası malum.93 Harbi’nin üzerinden otuz beş yıl gibi kısa bir süre sonra Osmanlı Devleti Balkanlardaki tüm topraklarını kaybetti. Bulgar orduları Çatalca’da güçlükle durduruldu.
Osmanlı askerlerinin zayıflığı, her savaşı kaybetmesi yüzünden İngiltere-Fransa bloğu bizi müttefik olarak kabul etmediler.1912’de perişan olan Osmanlı ordusu önce Çanakkale’de sonra diğer cephelerde büyük başarı gösterdi. Bu başarının sırrı neydi? Gerek 2.Meşrutiyet’in ilanını sağlayan, Osmanlı Devleti’nin son döneminde ve İstiklal Savaşı’nda göze çarpan komutanların hemen hepsi Makedonya’da eşkıya/komitacı takibinde yetişmiş insanlar olması bir rastlantı değildir. Bu tecrübelere sahip komutanlar yönetimi ele alınca ordunun yapısını değiştirdiler.
Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Harbiye Müsteşarı olan İsmet Paşa beş binden fazla alaylı subayı emekli ettiler. Binlerce subayın rütbesi indirildi. Orduyu eğitmek amacıyla Almanya’dan subaylar getirildi. Redif sistemi kaldırıldı. Ordunun lojistik sistemi düzeltildi. Bu yeni ordu birçok cephede başarılar kazandı.
Osmanlı Devleti’nin ve ordusunun komitacılarla mücadelede başarısızlığının temelinde mücadeleyi zaptiye adı verilen düzenli birliklerle yapmasıydı, Batı Trakya’da büyük mücadele veren subaylarımızdan Fuat Balkan anılarında onlarla aynı metotlarla mücadele etmeliydik diye yazar.
Balkan Savaşı’nın sonunda bize teklif edilen sınır Midye-Enez hattıydı. Edirne Bulgarlara bırakılıyordu. Anlaşmaya karşı çıkan İttihat ve Terakki Cemiyeti Başkanlığı(Bab-ı Ali) basıp iktidarı değiştirir. Sıra Edirne’nin kurtarılmasına gelmiştir. Askeri bir harekâta cesaret edilemez. Böyle bir teşebbüs başarılı da olsalar Avrupa devletlerinin tepkisini çekerdi. Başka bir yol bulunmalıydı. Çözüm Akıncı Müfrezesi oluşturmaktı. Kısacası Bulgarlar geçmişte kullandıkları silahlarla vurulacaktı.
1911’de İtalyanlar Osmanlı Devletine bağlı olan Libya’yı istila ederler. Bölgedeki zayıf kuvvetlerimizi dağıtırlar. Donanması olmayan Osmanlı Devleti bir şey yapamaz. Makedonya’da eşkıya kovalayan ve ikinci Meşrutiyet’in ilanını sağlayan Enver paşa, Mustafa Kemal, Nuri Conker, Kuşçubaşı Eşref, Reşit ve Tevfik Beyler, Süleyman Askeri, Fethi Okyar gibi subaylar Mısır üzerinden Libya’ya ulaşarak büyük bir direniş örgütlerler. Sunusi Ailesinin desteğiyle, Arap gönüllülerle İtalyanlara adım attırmazlar. Ancak Balkan Savaşı’nın patlaması ve yenilgi sonucu üzerine anavatana dönüp tekrar orduda görev alırlar. Ancak mücadele devam eder.
Makedonya’nın paylaşılamaması, Bulgaristan’ın işgal ettiği Osmanlı topraklarının fazlalığı diğer Balkan ülkelerini rahatsız etmiştir. Sırbistan, Romanya, Karadağ ve Yunanistan ile savaşa tutuşan Bulgaristan; Trakya’dan kuvvetlerinin çoğunu çekip diğer cephelere gönderir. Osmanlı sınırında Bulgarların zayıf kıtaları kalmıştır. Çatalca’daki Hurşit Paşa’nın desteğiyle bir harekât planlanır. Harekâtı asker takviyeli gönüllüler yapacaktır. Kuşçubaşı Eşref Bey, Makedonya’da çok görev yapmış bir subaydır. Gerilla harbini çok iyi biliyordu. Kardeşi Sami Beyle birlikte Ödemiş ve Aydın yöresinden gelen zeybekler, Kafkas, İranlı, Afganlı gönüllüler ve gönüllü askerlerden oluşuyordu. Müfreze ateşkes hattını aşan Bulgar kuvvetleri dağıtıldı. Edirne kurtarıldı. Bulgarlar şaşkındır. Karşılarında saldıran Osmanlılar farklıdır. Daha üstün kuvvetlerle aniden saldırıp dağıtmaktadırlar. Harekâta devam eden gönüllüler Batı Trakya’yı kurtarıp, Batı Trakya Cumhuriyeti’ni ilan ederler. Bulgar taburlarını, alaylarını bozguna uğratırlar. Bölgede “Sizin soyunuz Bulgar’dı” diye zorla vaftiz edilen üç yüz bine yakın Müslüman’ı zulümden kurtarırlar. Köy meydanlarına kilise çanları asılmıştır. İskeçe’nin Şahin köyün asılan 300 kiloluk en büyük çan İstanbul’a gönderilmiştir. Bulgarların Batı Trakya’da Müslüman halkı zorla Hristiyan yapmaları üzerine Enver Paşa harekâta devam edilmesini istedi. Bunun için Trabzon fırkası kurmay başkanı Süleyman Askeri Bey Akıncıların başına getirildi. Bu akınlara Fuat Balkan ve Yakup Şevki Beyler de katıldı.
Fransızların ve Yunanistan’ın tanıdığı bu cumhuriyet Batılı devletlerin tepkilerinden çekinen Cemal Paşa ve diğer yöneticilerin baskısıyla Bulgarlara bırakılır. Osmanlı idarecilerini korkutan bir unsur da devlet kontrolü dışındaki grupların bağımsız devlet kurabilmeleriydi. Akıncılar bölgeyi Bulgar kuvvetlerine teslime derler. Her cephede yenilgiye uğrayan, Makedonya’dan sökülüp atılan Bulgarlar için tek dost Osmanlı Devleti kalmıştır. Bulgar Devleti Müslümanlar üzerindeki baskıyı azaltır. Din değiştirme zorlaması ortadan kalkar, dostluk başlar. Bölgeden seçilen Müslüman milletvekilleri batılı devletlere karşı olan Makedon ittifakını destekleyerek hükümet kurmalarını sağlarlar.
Cumhuriyet sona erer ama akıncıların görevi sona ermez. Enver Paşa Sultan Abdülhamit’in kurduğu haber alma teşkilat üzerine Teşkilat-ı Mahsusa’yı kurar. Birinci Dünya Savaşı başlar. Teşkilat-ı Mahsusa’nın örgütlediği akıncılar Libya’dan Kafkasya’ya, Arap çöllerinden İran’a, Türkistan’dan Hindistan’a kadar uzanan coğrafyada emperyalist ittifakla çarpışırlar. Avrupa devleti olarak büyümüş, imparatorluğa dönüşmüş olan Osmanlı Devleti, Balkanların kaybından sonra yüzünü doğuya çevirir.
Sultan Abdülhamit’in Pan-İslamizim çalışmaları belli bir temel oluşturmuştur. Enver Paşa bu mirası alarak Edirne’den Türkistan’a, Yemen’den Kafkasya’ya uzanan bölgede Pan-İslamist ve PanTürkist imparatorluk oluşturarak bölge halklarını emperyalist saldırılardan korumak, geliştirmek istiyordu. Savaşın sonlarına doğru Kafkasya kurtarılmış, İran içlerinde büyük bir bölge kontrol altına alınmıştı. Ancak savaş mağlubiyetimizle neticelendi, kuvvetlerimiz geri çekildi. Ama Teşkilat-ı Mahsusa’nın akıncıları Kars, Batum, Ardahan illerinde bağımsız cumhuriyetler kurdular, Azerbaycan’ın bağımsızlığını sağladırlar.
Akıncılarımızın Birinci Dünya Savaşı sırasında Batı Trakya’da ve Yunan topraklarında faaliyetlerini sürdürürler. Bu eylemlerinde Bulgarlardan yardım görürler.
Yavuz Zırhlısını etkisiz hale getirmek isteyen Rus Çarlığı Odessa’da yaptırdığı 30 bin tonluk zırhlının Selanik limanına gelen toplarını Sırbistan’dan Romanya üzerinden tren yoluyla getirmek ister. Bunu haber alan Teşkilat-ı Mahsusa bu topların gidişini engellemek için harekete geçer ve Yüzbaşı Çolak İbrahim Bey’i bu iş için görevlendirir. Bulgar destekçileriyle Sırbistan’a geçen İbrahim Bey Sırplarca iyi korunan Valandova Köprüsü’nü yanında getirdiği ekibe takviye olarak bölgedeki Türk köylerinden topladığı gönüllülerle tahrip eder, Sırp muhafızları imha eder. Köprü uzun bir süre kullanılamaz. Sırplar öfkelerini bölgedeki Türk ve Bulgar köylerinden çıkarırlar. Binlerce köylü Bulgar topraklarına sığınır. Rus donanması da misilleme olarak Bulgaristan’ın Varna ve Burgaz limanlarını bombalar. Köprünün havaya uçurulmasıyla doğan süreç, Bulgaristan’ın yanımızda savaşa girmesiyle noktalanır.
Akınlar devam eder ve Batı Trakya’nın Yunan işgalindeki Mesta-Karasu ve Struma-Karasu arasındaki topraklarda ikinci Türk idaresi kurulur. Bu konuyu burada kapatıp(Bu bölgesel yönetimle ilgili olarak ayrı bir yazı yazdım), Mondros Mütarekesi sonrasındaki akıncılarımızın faaliyetlerini inceleyelim.
Savaş biter. İttihat ve Terakki Cemiyeti kendini fesheder, Teşkilat-ı Mahsusa’nın Umumi Şarkiye Müdürlüğü lağvedilir. Subaylar kolordulara gönderilir. Osmanlı Devleti’nin son dönem yöneticileri arasında kurtuluş için iki ayrı görüş vardır. Bir grup İngiliz ve Fransızları memnun ederek imparatorluğu kurtarmak ister. Diğer görüş ise Anadolu ve Kafkasya’da direnmektir. Trakya’da Cafer Paşa komutasında bir kolordumuz vardır. İngilizler Bulgar yönetimi altındaki Batı Trakya bölgesini Yunanlılara bırakmak istemektedir. İngiliz desteği ile Yunanistan kralını sürgüne gönderip başbakanlığı devralan Venizelos, sadece Bulgaristan’ın elindeki toprakları değil, Ege bölgesiyle beraber İstanbul dâhil tüm Trakya’yı Yunan topraklarına katmak istemektedir. Yunanlılara bu konuda en büyük destek İngilizlerden gelmektedir. Osmanlı yöneticileri İngilizlerin desteği ile imparatorluğu yaşatmayı düşlerken İngilizler imparatorluğu yok edip Türkleri Anadolu bozkırına hapsetmeye karar vermişlerdi.
Yurtseverler boş durmaz. Batı Trakya’dan bir heyet Yunan işgaline karşı Fuat Balkan Beyi teşkilat kurması için göreve çağırır. Fuat Bey Harbiye Nezareti Müsteşarı İsmet(İnönü) Beyi ziyaret eder, konuyla ilgili bilgi verir. İsmet Bey düşünür ve üç ün sonra Kara Vasıf Bey’in evine öğleden sonra gelmesini söyler.
Üç gün sonra Kara Vasıf Bey’in evine gider. Burada hepsi albay rütbeli beş kişi onu beklemektedir. Albay Kara Vasıf Bey, Albay İsmet Bey, Albay Galatalı Şevket Bey, Albay Çolak Kemal ve Albay Seyfi Bey. İsmet Bey: ‘İtilaf Devletleri; Bulgarları, Batı Trakya’yı Yunanistan’a terke mecbur kılacaklar. Bizi Sevr’e müzakereye çağırdıklarında Edirne sınırlarına gelmiş bir Yunanistan istemiyoruz. Yunanlılara karşı Bulgarlarla iş birliği yapılıp bir teşkilat kurmak icap eder’ der. Bunun için Teşkilat-ı Mahsusa’nın gizli ödeneği kullanılacaktır.
Fuat Bey ne yapılması gerektiğini anlatır. Harbiye Nezareti Fuat Bey’i Trakya’daki 1.Kolordu’da görevlendirir. Ancak, Cafer Tayyar Bey Fuat Bey’i kabul etmez. Fuat Bey başka bir yol arar. Görevinden istifa eder. Bu sırada İttihat ve Terakki Cemiyeti karşıtı, Milli kuvvetlerce Bursa Valiliğinden ayrılma haberi Gümülcineli İsmail Bey’e ulaşır. İsmail Bey Gümülcine Cemaati Reisliği’ni ele geçirmiştir. Fuat Bey İsmail Beyle temasa geçer ve Cemaatin Osmanlı temsilcisi olur. Trakya’da görev yapacak müfrezeyi hazırlar. Müfrezeye Kafkas kökenli Ali Fetgeri ve kardeşi Hikmet Bey’de katılır.
Kırklareli Belediye Başkanı ve Yarbay Şükrü Naili Bey de silah ve mühimmat yardımı yapar. Müfreze Meriç Nehrini geçip Gümülcine yakınındaki ormanlık alana ulaşır. Bölge valiliğini Fransız General Charpy yapmaktadır. Fuat Bey kısa zamanda bölgede teşkilatlanır, kurulan müfrezler İskeçe nin doğusunu işgal eder. Bu sırada Yunan işgali başlamıştır.
Yunanlılar işgal ettikleri İskeçe’de her evin penceresinde siyah bayrak asılı buldular. Trakya Paşaeli Cemiyeti üyeleri Fransız desteğiyle bir yönetim kurmak isterler ama General Desparey bunlardan Yunan işgalini kolaylaştırmalarını ister. Fuat Bey bu konuda propaganda yapmak için Gümülcine’ye gelen heyeti bölgeden uzaklaştırır. Ve Mayıs 1920 günü Gümülcine’nin Himmetli Bucak merkezinde Batı Trakya Bağımsız Hükümeti’ni ilan edip, Yunanlılarla savaş halinde olduklarını ilan ederler. Geçici hükümet Peştreli Tevfik, Gümülcine Müftüsü Bekir Sıtkı, Edirneli Mahmut Nedim ve Hasan Tahsin, Sabri ve Mustafa Beylerden oluşuyordu. Silahlı kuvvetler kumandanlığına Fuat Balkan, yardımcılığına Fahri(Özdilek) getirilir.
Yunan kuvvetleri kısa zamanda Meriç Nehrine ulaşır. Hükümet üyeleri Bulgaristan, İtalya ve Edirne’ye giderek propagandaya başlarken müfrezeler Yunan kuvvetlerine baskın yapmaya başlar. Fuat Beyin akıncı müfrezeleri bölgede eylem yaparken Yunan kuvvetleri Edirne’yi aşar. Kolordu komutanı Cafer Paşa keşfe çıkmışken Yunanlılara esir düşer. Bunun üzerine başsız kalan 1.kolordu savaşmadan silahlarıyla beraber Bulgaristan’a sığınır ve enterne edilir. Bölgede akıncılarımızdan başka bir kuvvet kalmamıştır. Fuat Bey Bulgarların yardımıyla İstanbul’a gelir. Oradan Ankara’ya geçer. Burada, Mustafa Kemal Paşa ve Fevzi Paşalarla görüşür. Kendisine Yunan kuvvetlerini oyalama ve Anadolu’ya geçmesini önleme görevi verilir. Fuat Bey bin bir macerayla İstanbul üzerinden Bulgaristan’a ulaşır. İstanbul’da Muharip Grup Şefi Kurmay Albay Seyfi Beyle görüşüp Ankara’dan gelen talimatları iletir. Fuat Bey Sofya’ya gider. Bulgar siyasetinde ağırlığı olan Makedonya komitesiyle temasa geçer. Bulgar siyasetine hâkim olan Makedonyalılar Sırbistan, Romanya, Yunanistan ve Batı devletlerine öfkeliydiler. Bulgar Subaylar Cemiyeti de Fuat Bey’e yardıma karar verir. Bölgedeki Bulgar köylerinde yaşayanlar da Yunan işgali karşısında endişeleniyorlardı. Bölgede Türklere olumsuz bakan tek grup Balkan Savaşı’ndan sonra Doğu Trakya’dan Bulgaristan’a sürülen Bulgarlardı. Ancak bunlar da dağınık yerleştikleri için fazla bir ağırlığa sahip değillerdi. Fuat Bey’in komutasındaki çetelerin faaliyet göstereceği Meriç ile Struma arasındaki bölge 19binkm2 genişliğindeydi. Bölgede yaşayan 747bin nüfusun 120 bini Rum,110 bini Bulgar ve 500 bin Türk bulunuyordu. Az sayıda Yahudi, Arnavut ve Ulah vardı.
Fuat Bey Bulgar çetecilerle ittifak kurar, yardımcısı Bulgar Gürcikof ve Tane Nikolof’dur. Beraber üzerinde ”Trakya Trakyalılarındır.” yazılı bir bayrak hazırlarlar.
Bu beraberliğin sonunda Yunan ordusunda askerlik yapan binlerce Bulgar askerden kaçarak Bulgaristan’a gelir. Çeteler Dedeağaç’tan Karaağaç’a uzanan demiryolu ve telgraf hatlarında büyük zarar verirler. Yunanlılar askerden kaçan Bulgar askerlerinin ailelerini adalara sürmeye başlayınca bölgede yaşayan halk isyan noktasına gelir. Bunun üzerine Yunanlılar yöredeki Bulgar kökenli halkı Bulgaristan’a sürdüler.
Akıncı müfrezelerinde görev alanlar sıkı bir eğitimden geçiriliyordu. Yürüyüşler gece yapılıyor, müfreze mensupları tuvaletlerini gece yapmaya, içinden öksürmeye alıştırıyordu. Sigara içmek yasaktı. Ancak çukur içinde içebilirdi. Yürüyüşler tenha yollarda, emniyet tertibatı alınarak yapılırdı. Beş dakika yürünüp, yarım dakika durulurdu. Haberleşme için kuş sesi taklidi yapılırdı. Komutanın izni olmadan hiç kimse ateş açamazdı.
Fuat Beyin müfrezelerine gerekli patlayıcıları Şakir Zümre temin ediyordu. Fuat beyin Genel Kurmay’dan gemilerden sökülmüş seri atışlı iki top ister, toplar gelir. Toplar İstanbul’dan gizlice kaçırılıp, Bulgaristan üzerinden (11 Eylül 1921’de) Kırcaali’ye getirilir.
Akıncılar (11 Eylül 1921’de) Kule Burgaz-Karaağaç arasındaki tren geçerken uçururlar, telgraf hatlarını tahrip ederler. Aynı yılın ekim ayında Mesta-Karasu ve Drama arasındaki demiryolu ve karayolu köprüleri uçurulur. Bölgedeki yunan karayolları saldırıya uğrar. Havai fişekten bozma füzelerle köylere korku verilir.
Akıncılar tamir edilen demiryolu köprülerini tahribe, trenlere saldırmaya devam ederler. Yunanlıların işbirlikçi Türklerden oluşturdukları çeteler yok edilir. Akıncılar Ankara’nın verdiği görevi başarıyla yaparken Kurtuluş savaşımız başarıyla sonuçlanır. Mareşal Fevzi Çakmak müjdeyi telgrafla verir.
Akıncılar saldırılarına 1922 yılı kasım ve aralık ayında devam ederler. Bir yandan da Batı Trakya’nın bağımsızlığı için propagandaya devam ederler.
            Yunan yenilgisinden sonra Batı Trakya’ya kaçan doğu Rumeli Rumları, asker kaçakları ve bozulmuş yunan kıtalarının Türk ve kalan Bulgar köylerine yaptıkları / yapacakları saldırılara karşı Akıncılar mücadeleye atıldılar. Yunan trenlerine, askeri kamplarına karşı saldırılarına devam ettiler. Türk köylerine yerleştirilen Yunan göçmenlerini korkutup uzaklaştırdılar. Bu sayede Türk köyleri çoğunluğu korudu. Erişemedikleri yerlerdeki köylere yerleştirilen Yunan göçmenler çoğunluğu sağladı ve zamanla Türkler köyleri boşaltıp gittiler.
Akıncılar Yunanları yıldırıp bir an önce barışı kabul etmesi için akınlarına devam ettiler. Trenler havaya uçuruldu, askeri birliklere saldırıldı, Gümülcine topa tutuldu.
Venizelos İngilizlerin verdiği yeni top ve silahlarla donatılan ve bölgeye konuşlandırılmış 6. tümene akıncıları temizlemesi için harekât emri verir. Savaşmak istemeyen askerler, bilhassa Bulgar kökenli beş binden fazla asker firar ederler. Yunan Koministleri savaş istemiyoruz diye gösteriler düzenler. Yunan hükümetinin ve Yunan kilisesinin çabaları sonuç vermez. Akıncılar Yunan birliklerine saldırılarını sürdürür. Bu sırada Bulgaristan’da cemiyeti ve Makedonya komitesi’nin düzenlediği Makedon göçmeni Bulgarlar ve bir kısmı askerler 9 Haziran 1923 yılında ihtilal yaparlar. Bulgar başbakanı Stemboliyski öldürülür.
Bu sırada Lozan antlaşması imzalanır. Fuat Bey Filibe’de İsmet İnönü’nün bulunduğu trene gizlice biner. Burada paşayla görüşür. Harekâta son vermesi için karar alınır. İsmi açığa çıkmamışlar silahlarıyla köylerine gönderilirler. Düşman tarafından bilinenler Trakya’ya geçerler ve Mareşal Fevzi Çakmak’ın emriyle Edirne ve Kırklareli’ne yerleştirilirler.
Akıncıların iki korumasıyla Batı Trakya’nın kırk köyünde yaşayan elli bin Bulgar köylü malları ve hayvanlarıyla kan kaybına uğramadan Bulgaristan’a geçer. Fuat Bey Filibe’ye geçer. Mübadeleye tabi tutulan Drama ve Serez bölgelerinde yaşayan dört köyden bin kişinin hayvanlarıyla Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye ulaşmasını sağlar, Trakya’da silahlar susar.
Yaklaşık 600 yıl Türk hâkimiyetinde yaşayan Türk ve Müslümanların çoğunluğunu oluşturduğu bu bölge Yunanistan’a terk edilir. Yüz yılın başında %85’i Türk olan nüfus zamanla azınlığa düşer ve bölge bugünde sorun olmaya devam eder.
Fuat Balkan
Türk asker ve kurtuluş savaşı döneminde Komita’dan Beşiktaş Jimnastik Kulübünün 1 numaralı üyesi ve başkanıdır. Osmanlı ordusunun bir subayı olarak Birinci Dünya Savaşında, Batı Trakya’da Bulgar Komitacıları ile Sırp ve Yunanlılara karşı mücadele etti. 1908 -1923 yılları arasından aralıksız olarak önemli ve gizli görevlerde bulunmuştur. Batı Trakya’da, Yunanlıların Anadolu’ya Sevk edecekleri kuvvetleri Rumeli’de oyalamakla görevlendirilmiştir.
Lozan Antlaşması’ndan sonra Mareşal Fevzi Çakmak kendisine takdirname göndermiş ve Sonsuz hizmetleri için kendisine Teşekkür etmiştir. TBMM’nde VI ve VII Dönem Edirne VIII Dönem Kocaeli Milletvekilliği yapan Fuat Balkan cepheden Meclise girenlere verilen Yeşil -Kırmızı Kurdeleli İstiklal Madalyası sahibidir.
1918-23, 1926-28 yılları ve 1930 -31 yılları arasında üç dönem Beşiktaş’ta Başkanlık yapmıştır. BJK kulüp sicilinde bir numaralı kurucu olarak yer almaktadır. Aynı zamanda 1903 yılında faaliyete başlayan Beşiktaş Kulübü Divan Kurulunun Üye listesinde de Bir numaralı üyedir.
Beşiktaş’ın kurucularından olan Fuat Balkan ve Mazhar Kazancı 31 Mart 1909’daki siyasi olaylardan sonra Edirne’den İstanbul’a geldiler. Siyasi olayların yatışmasının ardından başarılı bir Eskrimci ve Eskrim hocası olan Fuat Balkan ile başta güreş ve halter sporlarını yapan Mazhar Kazancı, Serencebey ‘de Jimnastik yapan gençleri topladı ve birlikte spor yapma fikrini onlara kabul ettirdi. Beşiktaş’ın ıhlamur semtindeki evinin altındaki yeri kulüp merkezi yaptı. Fuat Balkan’ın kendisi tarafından kaleme alınan anıları, ölümünden 38 yıl sonra Turgut Güneş tarafından Komitacı adıyla yayımlanmıştır.
Şakir Zümre
(D.1885 Varna – ölümü 16 Haziran 1966 )
Cumhuriyet döneminin ilk sanayicisi, İstiklal Savaşı’nın ilk Türk Özel Uçak Bombası fabrikasının kurucusu ve hukukçusudur.
İlköğrenimini Varna’da tamamlandıktan sonra Cenevre’ye gitti Lise Eğitiminden sonra 1908 yılında Cenevre’de hukuk fakültesinden mezun oldu.1. Dünya savaşı sırasında, Varna Türk milletvekili olarak Bulgar Parlamentosu’na 17 Türk temsilciden biri olarak girdi. Mareşal Fevzi Çakmak’ın yakın akrabası olan Şakir Zümre, aynı yıllarda Sofya’da Yarbay rütbesiyle Türk Askeri Ateşeliği görevinde bulunan Mustafa Kemal ile tanıştı ve yakın arkadaşlık kurdu. Kurtuluş Savaşı’na destek vermek üzere yurt dışından Anadolu’ya silah ve cephane gönderdiği gibi, savaş sanayisinde değerlendirilmek üzere Türkiye’ye usta ve teknisyen bulunmasında da yardımcı oldu. Bu üstün hizmetleri nedeniyle İstiklal Madalyası aldı. İstiklal Savaşı’ndan sonra Türkiye’ye dönen Şakir Zümre, Atatürk’ün onayıyla Türkiye’nin savunma sanayisinin ilk özel sektör fabrikasını kurdu. İlk üretimler Bulgaristan’dan getirilen yabancı teknik kadro ile yapılırken zamanla yetiştirilen Türk işçiler 1930’lu yıllarda Bulgar Teknisyenlerin yerini aldı. Türk Hava Kuvvetleri’nin ve Türk Kara Kuvvetleri’nin ihtiyacı olan ilk silah ve cephaneler , ilk deniz altı su bombaları Şakir Zümre Fabrikası’nda üretildi.
Şakir Zümre Fabrikası, yalnızca yurt içi ihtiyacı olan üretimle yetinmeyerek, 1937 yılında yurt dışına, hatta Yunanistan’a silah ve cephane ihraç etmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda ABD’nin yaptığı silah yardımı sebebiyle Şakir Zümre Fabrikaları, silah ve cephane üretimini terk ederek, Türkiye’de büyük isim yapacak olan Şakir Zümre Marka sobalarını üretmeye başlamıştır. Sanayicilere tanınan hakların geliştirilmesi amacıyla yapılan ve Türkiye’nin 2. büyük iktisat kongresi olan ‘1948 Türkiye İktisatı ‘ Kongresine katılanlar arasındadır. Şakir Zümre’nin 1970 ‘de ölümünden sonra faaliyetini ancak 4 yıl daha sürdürebilen fabrika 1974 yılında kapanmıştır.
Kaynakça:
1)Trakya’da Milli Mücadele Tevfik Bıyıklıoğlu Ankara 1992
2)  Makedonya Eşkiyalık Tarihi ve Son Osmanlı Yönetimi Tahsin Uzer Ankara 1999
3) Bir Komitecinin Anıları Fuat Balkan İstanbul
4 Batı Trakya’nın Dünü Bugünü Ümit Kurtuluş  İstanbul 1973
5) Teşkilat-ı Mahsusa’dan Hacı Sami Bey
6) Ekrem Hayri Peker İstanbul 2012)
7) Türkiye Üzerine Tezler V.cilt  Prof. Dr. Yalçın Küçük  İstanbul
8) Sırlar  -Yalçın Küçük İstanbul
9) Tarihte Girit ve Osmanlılar Dönemi N. Ahmet Benguoğlu  İstanbul
10) Balkan Savaşı İbrahim Artunç İstanbul
11)Enver Paşa’nın Anıları (19-1908) Hazırlayan: Halil Erdoğan Cengiz İstanbul
 
 

Kategoriler
Belgeler Genel Güncel Osmanlı Dönemi Savaşlar

“Parole in libertà” ile “Rumeli’nin Figânı” Arasında Fütürizmin Nabzında Edirne’nin Düşüşü ve “Sesler”

İtalyan Fütürist Marinetti’nin kitabı “Adrianopoli 1912” Milan’da basıldığında L’Intransigeant’da muhabir idi ve meşhûr şiiri Zang Tumb Tumb’da Edirne’nin Bulgarlarca işgalinde şâhit olduklarını “seslerle”anlattı.
Bung1.JPG
Ayşe SAMİHA
Birinci Balkan Savaşı sırasında, 1912-1913, uçan bir şarapnel, patlayan bombalar ve savaşın tüm mekanik sesleri Filippo Tomasso Marinetti’nin kaleminden Milano’da “sesler” kitabı olarak şekil alırken yankıları Londra ve Paris’ten duyulur, bolca alkışlanır. Bu sesler ile İtalyan fütürismi doğmuştur.
“TARA-TATA seslerinden çıkan kokuyu duymak ne büyük mutluluktu! tokalar altındaki hızla çığlık atan makineli tüfeklerin PIC-PAC-PUM-TUMB, PIC-PAC-PUM-TUMB.
Bu ses orkestrasının dibinden aşağı Sular sıçratan sting vagonları FLIC FLAC ZING ZING SCIACK SCIACK ileri nititi iiiiii …
3 Bulgar tabur yürüyor
CROOOC-CRAAC- CROOOC-CRAAC
Vampirler ve vampirler
Vampir, vampir, vampir, vampir,
(Güçlü bir ışık ve duman!)
Şükrü Paşa bu dumanın arkasında
Kale ile Türkçe, Almanca olarak iletişim kuruyor!
Alo! İbrahim! Rudolf! Onu geri götürdü!
Bizim târihimiz san’ât eserleri ve edebiyat için çok zengin örneklerle dolu bir derya! Türk’ün acısı ve ağıt yaktığı günleri dahî bir zaman gelmiş başkalarına ilham olmuş.
Meş’um Balkan savaşları buna canlı bir örnek. Türk’ün tarihine felâket olarak kaydolan Balkan Savaşları bizim eserlerimizde trajedi ve ağıtlar olarak yer almış, Rumeli Türkleri’ne yürek yakan nâmeler olarak nakşolunmuştur.
Edebî türlerden pek çok roman, hikâye, tiyatro eseri, anı ve şiirde bu trajedinin ağıtlarını bugün de o acıyı hissederek okuruz.
Türk edebî metinlerinde Türk kalemleri tarafından “ağıt” olarak aktarılan bu acı günler Filippo Tomaso Marinetti’nin “fütürist manifesto” sunun doğumuna yol açmıştır.
Bung2.JPG
Fütürist Manifesto, bir savaş propagandası değildir, okuyucuyu entelektüel, görsel ve sözlü olarak duyusal deneyime davet eder. 1912-1913 Türk-Bulgar savaşını okuyucuya simultane yaşatma çabasıdır.
Fütürizm; sözlerin dizilip cümle olmasından ziyade seslerin etkili biçimde kullanılması, teknik dizimi ve ifâde özgürlüğü ve tüm bunların bir lirizm içinde olmasıdır. Marinetti söz dizimi ile entelektüel ve akademik jargonu reddeder ve açıkça avangart şiire kapılarını açar. Bir bakıma Fütürizm edebiyatın teknik manifestosudur.
Seslerden; onomatopoeia’dan ortaya çıkar şiir. Typoloji; seslerin dizgisi de önemlidir fütürist şiirde. Tıpkı yazıların farklı boyutlarda yazılması gibi… Seslerin özgürce dağılımı soyut bir resim gibi şekil alır fütürist satırlarda…
Bung4.JPG
İtalyan Fütürist Marinetti’nin kitabı “Adrianopoli 1912” Milan’da basıldığında L’Intransigeant’da muhabir idi ve meşhûr şiiri Zang Tumb Tumb’da Edirne’nin Bulgarlarca işgalinde şâhit olduklarını “seslerle”anlattı.
Bu çalışma Avrupa edebiyat çevrelerinde hayranlık ve alkışlarla karşılandı. Türk’ün acısı Balkan Savaşları, Edirne’nin düşüşü Marinetti’ye başarı sağlamıştı. Diğer bir deyişle Edirne’nin düşüşü Avrupa’nın alkışları arasında fütürizmin çıkışı oldu.
Marinetti meş’ûm kuşatmanın savaş muhabiri olarak şâhididir. Türk Edirne’nin Bulgarlarca kuşatılmasının sesleri 1912 yılında Filippo Tomaso Marinetti’nin “sound poem” şiirinde, Edirne’de yankılanan pek çok bomba, silâh, lokomotif sesleri, telgraf tıkırtılarının sesleri bolca ve cömertçe kullanılır. Böylece sesler ile ön plana çıkan “Fütürizm”in İtalyan öncüsü olur.
Edirne’nin düşüşü Marinetti’yi Zang Tumb Tuuum şiiriyle meşhur eder. Bulgarların Edirne’yi işgalini anlatan sözlerin dağılımı Avrupa Edebiyat çevrelerince şâirâne bulunur, hatta şâheser olarak kabul edilir. Şiiri, sözcüklerin özgürce kullanıldığı, sınır tanımadığı bir “parole in liberta”dır.
Marinetti savaşın izlenimlerini şiirsel imgelerle patlama ve silâh seslerini de ekleyerek betimlediği yaratıcı bir tipografi, yeni bir dizgi üzerine kurmuştur. O günün şiirine yeni yeni hâkim olan bu yeni biçim (form) yansıttığı sesler ile dinamik ve onomatopoetik özellikleri de kapsar.
Savaşın seslerini tüm ihtişâmı ile yansıtmak isteyen Marinetti, yeni yazım biçimleri ile grafik ayarları ve kelimelerin farklı boyutlarla (fontlarla) yazılması suretiyle etkisini arttırır ve bu gelişmeler müteakip yıllarda Fütürizm’in ayrılmaz parçası olur.
Bung3.JPG
Ve Edirne düşer… Bulgarlar’ın eline geçer… Marinetti de savaş gözlemleri ve seslerden oluşan şiiri ile Avrupa’da meşhûr olur.
Zang Tumb Tumb’da tüm bu biçimsel yenilikler, savaşın kaosu ve gürültüsüyle bütünleşerek farklı ruh halleri ve hızları ile okuyucuya aktarılır. Bütün bu gelişmeler Londra, Paris, Berlin ve Roma’daki edebiyat çevrelerince ilgi ile takip edilir, nutukları tutulmuş, âdeta büyülenmişlerdir. Savaşın seslerini içeren genişletilmiş bir “ses şiiri” dir Zang Tumb Tumb.
Edirne’nin kuşatılması şiiri Avrupalı için edebiyat âbidesi gibi görülür ve kelimeler arasındaki telegrafik etkileşim, renkler, heyecan ifâdeleri, yönler, lokomotiflerin acı sirenleri, silâhların rat-a-tat-tat ları ve telgrafların tıkır tıkır geliş gidişleri hep birlikte savaşın, aynı zamanda şiirin bir parçasıdır. Savaş, sesler ve bu seslerin ekosundan ibarettir. Ancak nazarı dikkatlerimize takılan bir husus vardır; bu seslere insanların feryatları, acıları hiç karışmaz. Sanki insanlar yok gibidir, hatta hiç bahsi bile geçmez insanların.
Edebî eserler resmî birer belge olarak kabul edilmeseler de insanı ve olayları doğal yönleriyle yakaladığı için oldukça etkilidirler. Karl Marx Fransız tarihini öğrenmek isteyenlere Fransız tarihçilerini değil, Fransız romancılarını tavsiye ederken, edebiyatın tarihe tanıklığının, en az tarih bilimi kadar, hattâ ondan bile değerli olabileceğini ifade eder. Marinetti, “Adrianople 1912” adlı çalışmasında savaş seslerini aktarmak ve fütürizmi yakalamış olmanın sarhoşluğu içerisinde iken Türk kalemleri de bu esnada savaşa dâir kelâmlar etmektedirler. Kayıtlarımıza göre 1912-14 yılları arasında Balkan Harbi’ne dâir 208 şiir yazılmıştır. Fakat Marinetti’nin “Zang tumb Tuuum” unun mekanik seslerinin aksine bizimkisi insan yüreğinden yükselen “feryat” sesleridir.
1912-14 yılları arasında İstanbul’da çıkan gazete ve dergilerde en çok şiir türünde edebî eserler verildiği görülür. Savaşın sıcak günlerinde dile gelen bu şiirlerde Türk-Osmanlı kahramanlığına vurgu yapılır. Eski Türk tarihiyle ilgili şiirler dönemin Türkçü dergilerinde yayımlanır.
“Turan’ın ey muzaffer, dehşetli pehlevanı
Serhadde bak açıldı bir mertlik imtihanı
Saldır, velev ki ateş olsun önünde düşman
Göster ne yıldırımdır, Osmanlı kahramanı
Gazi veya şehitlik Osmanlıya Hüdâ’nın
Bize ezelden olmuş bir şanlı armağanı.”
(Alemdar, 8 T. Evvel/Ekim 1912)
Edirne’nin düşmesi, Türk Askeri’nin geri çekilmesi ile ilk şiirlerdeki Osmanlı vurgusu ilerleyen günlerde pek çok şiirde “Türk” vurgusunu ön plana çıkarır.
Feyzullah Sâcid, Rumeli insanının üzüntüsünü bir Türk çocuğunun gözlerinde şöyle dile getirir:
“Masum kuzum. Müstakbelin yıldızı mı gözlerin?  
O saf bakış milletin ruhu mudur, parıldar?  
Onda, fakat bilinmez bir kırıklık var, keder var  
Türk kovuldu, Rumeli’den… bu mu yavrum kederin?  
”Rumeli’den Türk kovuldu! Dedim! Ruhun eridi,  
Damla, damla zehir oldu, gözlerine toplandı  
Parça parça ateş sanki yüreğine bağlandı:  
Sen ağlama… ağlayayım, haykırayım ben şimdi!”
(Halka Doğru, 10 Temmuz, 1913)
Rumeli ve kaybettiklerimiz deyince Yahyâ Kemâl’i anmadan geçmek olmaz. Şair kaybedilenler ve Türk ordusunun geri çekilmesine üzülüyor, üzülüyor;
“Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene   
Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene.”
Bung5.JPG
Kumonova’da Sırplarca esir alınan Türk kumandanı Fuad Bey-1912
Vatan ve îman şairimiz Mehmet Âkif de Balkan Savaşlarındaki yenilgiden mütemadiyen hüzünlüdür;
“İlâhî, altı yüz bin Müslüman birden boğazlandı…
Yanan can, yırtılan ismet, akan seller bütün kandı
Ne masum ihtiyarlar süngüler altında kıvrandı!
Şu küllenmiş yığınlar hep birer insan, birer candı.”
(Sebilü’r-Reşat, 27 K. Evvel/Aralık 1912)
Bung6.JPG
Birinci Balkan Savaşı-Edirne’nin düşmesi-Bulgarlar Selimiye Camiinde.
Acılara, ağıtlara ek olarak sosyal bir gerçek olan Balkan Savaşları sırasında yaşanan göçler de şiirlere yansımıştır. Göç konusunu şiirleştiren Florinalı Nazım yol boyunca geçen göçmenlerin perişanlığını şöyle tasvir eder:
“Kimdir?… Bu geçenler.. mütezellil, mütevekkil!…
Kimdir? Bu kavâfil…
Üryân u perişan… yürüyor canlı heyâkil…
Meş’alleri âfil…
Kimdir, ne demek?.. belli muhacir: şu geçenler,
Evza’ına bir bak!…
Rikkat veriyor dillere.. Her ferdi ki: inler
Bir derd ile… ancak!…
Bir derd ki: nâkabil-i ta’dil ü tahammül…
Bir derd-i vatandır!…”
(Th, 28 T. Sanî/Kasım 1912)
Bung7.JPG
Balkan Savaşları sırasında göç etmek zorunda kalan Türkler- Yalınayak yola çıkan, tümü kadın ve çocuklardan oluşan bu grup, Bulgar askerlerinden ve çetecilerinden kaçıyor.
Edirne’nin, II. Balkan Savaşı’nda geri alınmasıyla yaşanan sevinç de mısralara coşku olarak yansır. Öç başlıklı, şairi belli olmayan şiirin son bölümünde Edirne’nin kurtuluşu kutlanır; intikamın kısa zamanda alınmasına sevinilir:
“Altı yüz yıl Rumeli’ye hâkim olan Türk adı,
Silinecek Avrupa’da son ışığı ki lâlîn
Sönecekti… fakat Hakk’ın adâleti parladı,
Aydınlattı çehresini bu karanlık hayâlin…
Yangın söndü, gün açıldı, parçalandı zulmeti;
Sen bizimsin, ey Edirne,
Ey Rumeli cenneti!”
(HD, 18 Temmuz 1913)
Bir milletin yaşadığı büyük fâcialar edebî eserlerine canlı biçimde yansırken Avrupa Edebiyat çevrelerine savaşın sadece teknik ve mekanik sesleri yansımış ve bir yeniliğe, İtalyan fütürizmine, yol açmıştır. Balkan savaşı, Avrupalı için Bulgar’ın CROOCK-CRAAK diye yürüyüş sesi iken bizim için Selânik’te okunan selâ sesidir, başkaları için  FLIC FLAC ZING ZING SCIACK SCIACK diye aktarılan vagon sesleri bizler için kaybedilmeye başlayan Rumeli’nin feryâdıdır, süngü ucunda can veren yaşlıdır, gözleri yaşlı bir kızçedir.
Satırlarımız sınır tanımaz, bıraktığımız ve hâlen gönlümüzde olan bir zamanlar bizim olan topraklara uzanır; “Estergon Kal’ası su başı durak”, “Küffar Sanır Hüccet Almış Eğri’ye” mısralarıyla başlayan anonim türkülerde, “Ötme bülbül ötme yaz bahar oldu” mısraıyla başlayan Budin türküsünde, yine “Serhatlar içinde Budin’dir başı” mısraıyla başlayan, “Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i” nakaratlı Budin türküsünde, “Belgrat’a neylediler nettiler” mısralı türküde, Ahmed’in “Bosna Destanı”nda, Âşık Fakârî Sındı’nın “Vidin Destanı”nda, Âşık Rûşenî’nin “Silistre Destanı”nda ve daha birçok halk şiirinde Türk Cihân Devleti’nin Rumeli’deki topraklarını kaybetmesinin acı çığlığı sessizce yüreklerimizi dağlar…
Avrupa yüksek oktavlı seslerle işlemiştir Edirne’nin düşüşünü, sonra bu kendi yarattığı seslere hayran olmuştur. Oysa bizim için Edirne düşmüştür, askerimiz çekilmiş sesimiz sadece ağıtlarımız ve sessiz gözyaşlarımız olmuştur.
Fütürizmin çok sesliliğinde insan ruhunun susmasına ve insanlığın ölümüne şâhit olursunuz âdeta…
KAYNAKLAR
Marinetti’nin kendi sesinden Zang Tumb Tumb:  https://www.youtube.com/watch?v=u1Yld7wGWEI
Adrianopoli Ottobre 1912 (Orjinal Metin) https://tactileword.files.wordpress.com/2012/05/futuristtypography.pdf
1912-13 Balkan Savaşlarının Edebiyata Yansıması-Hayriye Süleymanoğlu-Trakya Üniversitesi Tez Çalışması
Duman, Halûk Harun, Balkanlar’a Veda, Basın ve Edebiyatta Balkan Savaşı (1912-1913) DUYAP, İstanbul, 2005.

Kaynak : http://www.kirmizilar.com/tr/index.php/guncel-yazilar3/2894-parole-in-liberta-ile-rumeli-nin-figani-arasinda-futurizmin-nabzinda-edirne-nin-dususu-ve-sesler
Paylaşım : Ayşe SAMİHA

Kategoriler
Belgeler Cumhuriyet Dönemi Edirneli Şahsiyetler Videolar

Hüseyin Anka Özkan Kimdir?


1909 yılında Edirne’nin Lalapaşa Kasabasına bağlı Domurcalı Köyü’nde dünyaya gelmiştir. Babasının adı Ulvi Nuri’dir (Gezer, 1984:150). Babası, Hüseyin Anka dört yaşındayken Balkan Harbi’nde şehit düşmüştür (Arın, 1984).
Edirne Asım Bey Darüleytam’ında (yetimler evi) iki yıl, ardından şehit çocuklarını okutmak üzere toplayan başka bir yetim evinde altı yıllık ilkokul öğrenimi ve Yunan işgaliyle köye, dede ocağına dönüşü Hüseyin Anka’nın çocukluk belleğinden aktardıklarıdır (Tanaltay, 1999:22).
Arın’a göre (1989), köy kültürüyle yetişip büyüdüğünü ifade eden sanatçı, Edirne Öğretmen Okulu’nun sınavını kazanarak öğrenimini devam ettirmiştir. Okulda resim, karikatür ve ardından heykel yapmaya başlamıştır (Tanaltay, 1999:23).
İlk sanat eğitimini ve zevkini Edirne Öğretmen Okulu, resim öğretmeni olan Ratip Aşir’den almıştır. Okulu ziyarete gelen dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin dikkatini çekmiş ve onun emriyle İstanbul’daki azınlık okullarından birinde kültür dersleri öğretmenliği yapması uygun görülmüştür (Gezer,1984: 150).
Bu sayede Güzel Sanatlar Akademisi’nde okuma fırsatı kazanmış ve 1931 yılında Akademi’nin Fındıklı’daki binasında heykel öğrenimine başlamıştır.
Akademi’deki ilk hocası İhsan Özsoy ve onun asistanı Mahir Tomruk’tur. İhsan Özsoy’la olan eğitim süreci çok kısa bir süre devam etmiş, Mahir Tomruk yönetiminde eğitimini sürdürmüştür. Eğitim açısından tam anlamıyla donanımını tamamlayamadığı fikrinin rahatsızlığını yaşadığı bir dönemde, Almanya’dan heykel bölümüne gelen Prof. Rudolf Belling’le Hüseyin Anka’nın heykel eğitiminde yeni bir dönem başlamıştır. Heykel sanatının içine tam anlamıyla girişini ve bilinçlenmesindeki temel yaklaşımı Belling’e bağlamaktadır. (Tanaltay, 1999: 24).
Tekniği güçlü, malzemeye son derece hâkim bir sanatçı olan Hüseyin Anka, Antik ve Klasik Yunan heykellerinden etkilenen stiliyle figüre bağlı bir tavırla çalışmalar gerçekleştirmiştir (Gezer, 1984: 150).
1991’de devlet sanatçısı unvanını aldı.
13 Eylül 2001 tarihinde vefat etti.
Başlıca eserleri şunlardır:
Mimar Sinan Heykeli (Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi önü). İstanbul’da Hürriyet gazetesi binasının cephesindeki erkek ve kadın gruplar ve aslanlar, Aydın, Antakya, Manisa, Trabzon, Van, Gönen, Diyarbakır, Atatürk anıtları.