Edirne Tarihi .
May 16th, 2012 : 9:39 : İslam Eserleri Müzesi 18 Mayıs Cuma Günü Açılıyor..   May 15th, 2012 : 9:20 : 11 Mart 1913 tarihli “Le Petit Journal”Gazetesinde Yarbay Fuat Bey..   May 15th, 2012 : 6:42 : Fetih ve Sefer Edirne’den başladı   May 14th, 2012 : 8:58 : Edirne Tarihi Tablolar   May 14th, 2012 : 5:22 : “Vakıf Abidelerinde İşgal İzleri” fotoğraf sergisi-Vakıf Müzesi   May 14th, 2012 : 12:38 : 1951-52 Yılı Bulgaristan Göçleri   May 9th, 2012 : 7:23 : 1856 Yılı edirne Valisi Abdurrahman Sami Paşa ve Torunu Fazıl Bülent KOCAMEMİ   May 8th, 2012 : 9:00 : Arpaç Köyü Genel Bilgiler-Araştırmacı-Yazar Erol YILMAZ   May 5th, 2012 : 10:19 : 05 Mayıs 2012 “Balkan Ressamları Edirne’yi Resmediyor”  
Osmanlı Sultanları

Osmanlı Sultanları

Osmanlı Sultanlarını kronolojik olarak tanıtan harika bir video. İyi seyirler....
18/03/12 - 8:23 Yorum sayisi 0(0)
Yavuz Sultan Selim Belgeseli

Yavuz Sultan Selim Belgeseli

Osmanlı Padişahlarından olan Yavuz Sultan Selim için yapılan, hayatını ve yaşadıklarını anlatan mükemmel bir belgesel....
18/03/12 - 6:52 Yorum sayisi 0(0)
Çanakkale Şehitleri Anısına

Çanakkale Şehitleri Anısına

TRT ile Avustralya,Yeni Zelanda, İrlanda, Galler televizyonları ortak yapımı  Çanakkale belgeseli videosu. çanakkale Geçilemedi (Belgesel...
18/03/12 - 6:44 Yorum sayisi 0(0)

Balkan Savaşı’nda Neler Oldu; Erdoğan Gökçe(Edirne’li Fatih Emekli Hukuk Hakimi)

Kategori: Balkan SavaşıEklenme Tarihi: Oca 13th, 2012Ekleyen:

Balkan Savaşı ülkemiz için bir yıkım oldu.Adiyatik’ten Edirne’ye kadar olan kocaman bir ül

ke’yi ve Batı Trakya’yı kaybettik.Onbinlerce insanımız öldürüldü.On binlerce insanımız Balkanlar’dan

Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldı.Ailemin yaşlıları,sorguladığım komşularımız,yakınlarımız konu açı

lınca büyük üzüntüler içine düşerler ve (çok acı çektik) derlerdi.Her yılın 26.Mart günü çocukluğum ve

gençliğimde Edirne’de düzenlenen anma toplantılarında o günleri yaşamış olanlar Rakım Ertür Hoca.öğretmenler babam Ahmet İhsan Gökçe,Murat ve Recep Özgün,öğretmen – Diş Tbb.İhsan Ertekin,Salih Zorlutuna,müze müdürü Necmi İğe (herkesin Necmi Ağabey’i),Belediye Başkanlarından Ekrem Demiray,adını hatırlayamadığım Edirne’nin diger önde gelen yaşlıları,çekilen acıları anlatırlar,anlatırken ağlarlardı.

Hatta 26.03.1943 günü Edirne Halkevinde Valiliğin resmi görev yazısı ile babam ve arkadaş

ları tarafından düzenlenen anma toplantısı o kadar etkili oldu ki,babam hakkında soruşturma açmaya kalk

tılar.Babama (sen iki devletin arasını açacaksın,nasıl yaparsın) dediler.O da verilen

resmi görev yazısını

gösterdi.(Ben ve arkadaşlarım gerçekleri söyledik) dediler,olay kapandı.Bu anma toplantısında en önde

oturan Vali Fazlı Güleç üzüntüsünden hıçkırıyor,kocaman göbeği hopluyor,ağlamamak için ellerini dizle

rine geçirmiş bacaklarını sıkıyordu.

Ben 1293 = 1877  ve Balkan Savaşları,Yunan işgalinin anıları ile büyüdüm.Evimiz Tophane

Caddesi,No : 59 adresinde,Belediye’nin birkaç sene önce kamulaştırdığı,Yahya Bey Çeşmesi üstünde bu

lunan 3 katlı evdi.Bu eve gelmeden 100 m.kadar aşağıda,solda kuzeye doğru giden Asmalı Sokak’ın tam

karşısına rastlayan,sağda kalan alan,sağdaki çıkmaz sokağın solu (Fatih’in Tophanesi) dir.

Doğrusu Balkan Savaşı ile ilgili bilgilere,evvelce bu kadar sahip değildim.54.ncü Mekanize Tu

gay Komutanımız değerli Tuğgeneral Muharrem Yavaş’a 15.04.2007 günü yazdığım bir mektupta Kıyık

Tabyasında bulunan Balkan Savaşı Müzesinin iki yönden eksikliklerini bildirince,beni dinlemek lutfunda

bulundular.Bu müzede iki noksanlık vardı : Birisi anam,babamdan öğrendiğim bu savaşın iki türküsü ve

bir marşı ile Edirne’lilerin milli türküsü 3.ncü Selim Han’ın (Ey gaziler yol göründü,yine garip serime)

türküsü ziyaretçilere dinletilmeli idi.Daha önemlisi bu savaş hakkında maddi bilgi noksanlığı vardı.Sayın

General’imizin bana verdiği bu görevi,bu yazı ile yerine getirmeyi amaçladım.

Bu yazıyı yazabilmek için Hocam Hafız Rakım Ertür’ün (Balkan Savaşında Edirne Savunması)

Mustafa Acet öğretmenin babama tevdi ettiği (Edirne Muhasara Hatırası),(Mustafa Bey babama,kardeşim

Ahmet Bey ailemde bu anıların değerini bilecek kimse kalmadı.Bunu ileride milletimize duyurmak görevi

size ait,diye verdiği defter…Mustafa Acet öğretmenin büyük oğlu Gazi Paşa’nın emir subaylarındandı.Ga

zi Paşa ölünce genç üsteğmen intihar etmişti…),Balkan Savaşında Redif Tabur Kumandanı olarak görev

yapmış olan Raif Necdet Kastelli’nin (Osmanlı İmparatorluğunun Batışı) isimli eseri (Arma Yayınları),

Balkan Savaşında Edirne’de Askeri Hastahane Baştabibi ve Kızılay Başkanı olarak görev yapmış olan

İttihat Terakkicilerin önde gelenlerden (Dr.Bahattin Şakir)’in yaşamını anlatan Hikmet Çiçek’in eseri ,

(Kaynak Yayınları),Fransız Gazeteci Stephane Lozuanne‘ın (Uçurumun Kenarındaki Türkiye 1.Balkan Sa

vaşı ve Çekilen Acılar) (Bileşim Yayınevi),Rus Gazeteci Leon Troçki’nin (Balkan Savaşı),hocam Osman Nuri Peremeci’nin (Edirne Tarihi),en önemlisi Prof.Justin Mc.Carthy’nin (Ölüm Ve Sürgün) adlı (İnkılap

Yayınevi),Genel Kurmay Başkanlığımızın (Balkan Savaşına katılan Komutanların Yaşam Öyküleri), Doç.İsmet Görgülü’nün (On Yıllık Harbin Kadrosu),(Türk Tarih Kurumu) adlı ve General Yavaş’ın bana vermek lutfunda bulunduğu o tarihte Karaağaçta bulunan Alliance Israelite Unıverselle Edirne Kızlar Okulu Müdürü Angele (Anjel) Gueron’un (Balkan Savaşı Edirne Muhasarası Günlüğü),Fransız gazeteci

Georges Remond’un (Mağluplarla Beraber) (Profil yayınları) adlı eserleri okudum.

Bu eserlerden derlediğim bilgileri ve bu savaşla ilgili duyduklarımı aşağıda sunuyorum.Ancak Rus gazetecinin kitabının son derece yanlı, gerçekleri saklayan bir çalışma olduğunu

söylemeliyim.gazetecinin kitabının son derece yanlı, gerçekleri saklayan bir çalışma olduğunu söylemeliyim.

Hocam Hafız Rakım Ertür sağlığında Eski Cami’nin baş imamı olarak görev yaptı.Din adamı

,ancak dinci değildi.Yaşamı boyunca Edirne’de bulunan bütün sosyal derneklerin başında,yönetiminde

halka hizmet için çalıştı.Babamın ilk okuldan öğretmeni,benim müzik öğretmenimdi.Bildiği bütün klasik

Edirne Türkülerini bana ve arkadaşlarıma öğretti.Herkesin sevip saydığı,harika bir kişi idi.Hatıraları ölü

münden sonra Genel Kurmay Başkanlığımızın görevlendirdiği uzmanlarca denetlenmiş ve Edirne Valiliği tarafından 1986 yılında bastırılmıştır.Hocamın ve Mustafa Acet’in anıları da halkın bilmesi imkansız tarihi ve teknik bilgilerle donatılmış,sağlam bir kaynaklardır.Bu sözünü ettiğim bütün kaynaklar bir birini

doğrulamaktadır.(Konu ile doğrudan ilgisi yok.Ancak Rakım Hoca’nın her zaman anlattığı bir gerçeği hal

kımıza duyurmak için yazıyorum : Tuna boyunda Türk köylerini basıp halkımızı öldüren Bulgar,Rum,Er

meni çetelerini barındıran köyleri basan millici çeteci Alişimin Kaşları Kare türküsünün kahramanı Aliş’

’in Avrupa Devletlerinin baskıları ile Edirne‘de idam edildiğini dedesinden duyduğunu anlatırdı.Bu olay

1877 – 1878 ve Balkan Savaşlarında uğradığımız soykırım ile bu olay,dolaylı olarak ilgilidir.)

Edirne bir imparatorluğa başkentlik yapmış olmakla,talihlidir.Ancak 4 kez : 1829 ve 1877/78

savaşlarında Rusların,1913 yılında Bulgarların,1919-1922 yıllarında Yunanlıların işgalini yaşamakla,ayni

zamanda talihsiz bir şehirdir.

Rus Çarı I.nci Nikola 1853 yılında İngiliz Elçisine Osmanlı hakkında (hasta adam) değimini

kullandı.1877 – 1878 Savaşının Rusya yönünden amacı Balkanların Türk –Müslümanlardan temizlenmesi

,kendilerine bağlı bir Bulgaristan kurulması idi.Bu savaşta Ruslar,Kazak birlikleri ve Bulgar halk birlikte

organize bir şekilde hareket ederek,önce köylerin,kasabaların halkı önce silahsızlaştırılıyor,sonra halkın değerli eşyaları ellerinden alınıyor,erkekler cami ve kahvehanelere toplanıyor,sonra bu binalar yakılarak

öldürüyorlar,kadın ve kızların ırzlarına geçiliyor,sonra öldürülüyorlardı.Öldürme işi Bulgarlara verilmişti.

1877 – 78 savaşında pek çok Türk aile Bulgaristan’daki evlerini arazilerini bırakarak Türkiye’ye göç etti

ler.Balkan Savaşı bu etnik temizliğin bir devamı oldu.Ayni olaylar tekrar tekrar yaşandı.Bu bilgiler Prof.

Mc.Carty’nin eserinde yerleri,sayıları ile yazılıdır.Mc.Carty bu bilgileri yabancı elçilerin ülkelerine gön-

derdikleri raporlardan aldığı gibi,Balkan Devletlerinin resmi raporlarında,Balkanlarda yaşayan yabancı

misyonerlerin anı kitaplarında ve savaştan sonra Bulgar ve Yunanlıların,kendilerini temize çıkartmak amacı ile yazdırdıkları (Yapılan Vahşetler) isimli kitaplarda suçu birbirlerine atarak yer aldığını,o tarihte

Avrupa’da yayınlanan gazetelerde yayınlandığını yazıyor.Prof.Mc.Carty Amerikalı zengin Dale Carnegi’

nin Balkan Savaşından sonra yöreye bir araştırma kurulu gönderdiğini,bu kişilerin hiç birisinin Bulgarca bilmediklerini,bu kurulun Bulgarlarca kontrol altında,yönlendirildiğini ve raporun gerçekleri yansıtmadı

ğını,buna rağmen Türk halkının uğradığı kırımın anlatıldığını söylüyor.Yazar eserinin 155.nci sayfasında savaş sonrasında Bulgaristan’a getirilen Türk esirlerinin halk tarafından öldürüldüğünü,öldürülmeyenlerin

aç bırakılarak ölüme terk edildiklerini,kırımları şehir şehir,köy köy teferrüatı ile anlatıyor.Köyler top ate

şine tutulup yakılıyor.Sağ kalanlar öldürülüyor.Kaçanlar göçüyorlar,yollarda ölüyorlar.Mc.Carty Edirne’

de yapılan zulüm,Balkanlarda yapılan zulme göre,daha az oldu diyor.(Sayfa : 158) Mc.Carty’nin gazete

ci Gustav Cirilli’den naklen : Sarayiçi’nde 6.000 ve dışarıda 15 – 20.000 tutsak bulunduğunu,günde 200

esirin öldüğünü,yazıyor.

Prof.Mc.Carty Balkan Savaşı öncesinde Balkanlarda Türk ve Müslüman halkın sayısının Bul

gar,Yunanlı,Sırp v.s. hakla göre çok fazla olduğunu,savaşın sonunda durumun tersine olarak değiştiğini

söylüyor.Tarihçi Murat Bardakçı bir yazısında 1877 – 78 ve Balkan Savaşlarında Balkanlardan Türkiye’

ye 5.000.000 ailenin göç ettiğini yazdı.O zamanlar aileler 10 – 15 kişilik idi.1877 göçünde Bulgaristan’

dan Edirne’ye göç etmek zorunda kalan babamın ana ve babasının ve anamın babasının ailelerinin 15 – 17

kişiden oluştuğunu biliyorum.Buna göre bir hesap yaparsak = 5.000.000 x 10 kişi = 50.000.000 kişinin

göç ettiği bulunur.Bu insanların çoğu yollarda öldüler.Annemin babası Abdullah ve Ayşe oğlu,Yanbolu

1866 doğumlu Haşim Or ailesinin 14 kişisinin bir günde öldüğünü,6 yaşında kimsesiz kaldığını anlatırdı.

Benzeri olay babamın babası Ömer ve Emine oğlu,Çırpan,1853 doğumlu Şerif Gökçe’nin başından geçti.

Bu gün Türkiye’de 35.000.000 Balkan kökenli insanın yaşadığı söylenmektedir.Bu sayılar

bu iki savaşın yıkımının matematik sonucudur.                                                                            ./. 3

Sayfa : 3

09.06.1908 günü Estonya’nın Reval kentinde İngiliz Kralı Edward ile Rus Çarı II.Nikola Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşmak için anlaştılar.Bu anlaşma Balkan Savaşlarının temeli oldu.1912 yı

lında Balkan devletleri Avrupa’nın emperyalist devletlerinin desteği ile Osmanlıyı paylaşmak üzere birlik

te hareket etmeye karar verdiler.Balkan Devletleri 30.9.1912 günü seferberlik ilan etti.Osmanlı bunu 05.

12.1912 günü öğrenebildi.03.10.1912 günü Balkan Devletleri Sırbistan,Makedonya,Arnavutluk Girit’e bağımsızlık verilmesini istediler.Osmanlı Devleti kabul etmeyince 08.10.1912 günü Karadağ,17.10.1912

günü Bulgaristan ve Sırbistan,19.10.1912 günü Yunanistan savaş ilan ettiler.

Savaşın başında,civar köylerden kente sığınanlarla birlikte halkın sayısı 100.000 kişiyi buldu.

Edirne Savunmasın temel taşları 1829 savaşı öncesinde şehrin etrafına kısmen toprak altında,

kısmen üstünde taş ve tuğradan yapılmış 29 adet Tabya idi.Savunmaya katılan asker,Edirne’nin 4,Gümül

cüne’nin 3,Çorlu,Tekirdağ,Çatalca,Dimetoka,Cisri Mustafapaşa,Sofulu,İskeçe’nin 3,Sultanyeri’nin 3,Ge

libolu,Kırklareli’nin 2,Vize,Bursa,Uzunköprü Redif Taburları ile 15 piyade takımı,1 seyyar alay,2 topçu

taburu,5 topçu alayı,2 istihkam taburu,Nişancı alayı,23,28,32.33.ncü alaylar,Çekirge Taburu,Ağır Sahra

Taburu,2 suvari alayı,erzak,sanayi birliklerinden oluşuyordu.Ordumuzda 999 subay,51.958 er,2.919 hay

van,430 top,200 kılıcımız vardı.

Buna karşılık Osmanlının karşısındaki cephede Yunanlıların 120.000,Sırpların 120.000,Bul -

garların 300.000,Karadağlıların 40.000,toplam 580.000 kişilik ordusu vardı.Balkanlıların bize karşı bir

leşmelerinin tek espirisi (Türk Düşmanlığı) idi.1908 devrimini takib eden iç ve dış olaylar Devleti güç

süz hale koymuştu.Osmanlı genel durumu değerlendiremedi.Ordu siyasete bulaşmıştı.Ülkede ve orduda

fikir birliği yoktu.Rumeli’de bulunan eğitimli 80.000 asker bu savaş öncesinde terhis edildi.Subaylar ara

sında mektepli/alaylı,mektepli/kurmay ayrılıkları orduyu güçsüz hale getirmişti.

Ordumuzun kumandanı Müşir (Orgeneral) Erzurumlu Mehmet Şükrü Paşa idi.Diğer kuman

danlar,İsmet Görgülünün eserinden alınmış olarak sizlere sunulmuştur.

Şükrü Paşanın kurmayları Kur.Bnb.Kazım Bekir (General Kazım Karabekir),Kur.Yzb.Celal,

Kur.Yzb.İsmail Hakkı,Kur.Yzb.Remzi (Tüm.General Remzi Yiğitgüden),Kur.Yzb.Salim’di…

Savaşın başında civar köylerin halkı ve çiftlik sahipleri ambarlarındaki tahıllarla birlikte şehre

gelmek istediler.Bu öneriyi vali Halil Bey ve İsmail Paşa önlediler.Sadece Ahırköy’den (ismin doğrusu

Ahi Köy) 1.000 araba ile köylüler geldi.Şükrü Paşa İçeri bunları içeri aldı.Daha sonra 17.10.1913 günü

civar köylerden 1.600 araba ile halk kaleye alındı.Ayni gün gönüllü Arnavut Taburu Yzb.Kazım Bey ku

mandasında ve Reji Kolcubaşısı Emin Ağa’nın kumandasında 2 gönüllü taburu Edirne’ye geldi.Ayni gün

Bulgar çetelerine yerli Rum çeteleri katılarak civar köyler halkını katletti.Ecesultan,Adasekban,Emirler

köyleri halkı katledildi.(Bu köyler bu gün yok…) Civar köylerden gelen halk yalınayak,evsiz barksız so

kaklarda yaşıyordu.

Savaşın sürdüğü 5,5 ay süresince Bulgarlar sivil halkın oturduğu mahalleleri devamlı top ateşi

ne tuttular.Kıyıkta yıkılmadık ev kalmadı.Bu savaşta ilk kez ordumuz telsiz kullandı.Telsizin antenleri Se

limiye Camiinde olduğu için camiimiz top ateşine tutuldu.Şans eseri olarak sadece caminin kuzeye bakan

kapısının üstünde kubbenin altında ve yanında bir yere düşen merminin izi halen durmaktadır.İbret olsun

diye orası tamir edilmedi,edilmemelidir.Edirne’de bulunan ve yakalanamayan casuslar devamlı olarak ku

manda heyetinin bulunduğu yeri Bulgarlara bildirdiler.Edirne’yi top ateşine tutan uzun menzilli Bulgar

ağır toplarının yeri bir türlü bulunamadı.Sonradan bunların devamlı yerlerini değiştirdikleri öğrenildi.Top

çu Kumandanı Rıfat Paşa,Mustafa Acet öğretmene (Bulgar toplarına 6.000 atış yaptık.Bir türlü vurama-

dık) diye yakınıyor.Kumanda heyeti top ateşi ile ölmemek için her gün yer değiştirmek zorunda kaldı.Hal

kın bombalanmasına İngiliz,Fransız,Rus,Avusturya konsolosları tepki gösterdiler ve ülkelerinin elçilerine

durumu raporlarla bildirdiler,önlenmesini istediler,başarı sağlayamadılar.Yahudi Hahambaşı Becerano,

Karaağaçta bulunan kız mektebi müdürüne emir vererek dikiş atölyesi kurdurdu.Bu atölyede askere iç ça

maşırı,sargı bezi imal edildi.Ruslar hariç yabancı konsolosluklar binalarında hastahaneler kurdular.Bulgar

lar hastahaneleri bile topa tuttular.Bu savaşta Askeri Hastahane Baştabibi ve Kızılay Başkanı olarak İtti -

hatçıların önde gelenlerinden Dr.Bahattin Şakir görev yaptı.Dr.Bahattin Şakir 1.nci Dünya Savaşından sonra Berlin’de Ermenilerce şehit edildi.Bnb.Kestelli savaşın başında taburuna gönüllü olarak,Talat Bey’

in geldiğini yazıyor.Bu kişinin Talat Paşa olduğunu sanıyorum.Yahudi Okulu Müdürü Gueron Hanım,ev

lerden askere verilmek üzere yiyecek,reçel topladıklarını,askere yardıma giden hemşirelerin Bulgarlar’ca

top ateşine tutulduğunu anlatıyor.Bnb.Kastelli 18.12.1912 günü gaz,tuz,şekerin tükendiğini yazıyor,Ayni

olayı diger hatıratta görüyoruz.09.01.1913 günü Bulgarlar Mustafa Paşa’yı aldılar ve yerli Bulgarlarla bir

likte sivil halkı öldürdüler,kadın ve kızların ırzına geçtiler.Şubat ayı geldiğinde buğday azaldı.Buğdaya % 50 oranında kuş yemi,süpürge tohumu,kaplıca,darı,çavdar katıldı.Dr.Bahattin Şakir başka çaremiz kalma

madı diyor.Sahipsiz halk fırınların önünde bu kötü ekmeği alabilmek için çile çekiyor,zabıtalardan dayak

yiyor,vali ekmeği vesikaya bağlamayı düşünemiyor.Savaşın sonuna doğru bu uygulamaya geçiyordu.Ra-

kım Hoca’nın acı acı yakındığına göre,Edirne’de üç un fabrikası var.Evlerin aranması ile bulunan ve halk

tan alınan buğdayın öğütülmesini Ermeni Fındıklıyan’a veriyorlar.Bu kişi halktan alınan buğdaya konulan

fiyatın altında ödeme yapıyor.Halk parasını bu kişiden zor alıyor.Rakım Hoca Valiye çok kızıyor.Valinin

görevini yapmadığını söylüyor.Savaşın sonuna doğru beslenemedikleri için ordunun elinde bulunan atlar

öldürülüp gömüldüler.Aç askerler gömülen at cesetlerini çıkartıp yediler.1912 yılı sonundaki (bocuk) No

el’de ordumuzun elinde bulunan Bulgar ve Sırp esirler koruma altında kliseye götürüldüğünü Mustafa öğ

retmen anlatıyor.Onlar ise bizim masum halkımızı öldürdüler.

Türk halk fırınlar önünde perişan iken,Yahudi ve Hristiyan halk kendi kurdukları teşkilat ile

halklarını aç bırakmadılar.

Önemli bir ayrıntı şu : askerlerden bir kısmı savaştan kaçıyorlar.Askeri kurallara göre yargılan

maları ve suçları sabit görülürse ölüm cezası ile cezalandırılmaları gerekli.Ancak Mehmet Şükrü Paşa

idama karşı….Sene 1912 düşünün Paşa’nın ne kadar hümanist ve ilerici olduğunu.(Rakım Hocanın

anılarına Genel Kurmay yetkililerinin yaptığı eklemelerde bu bilginin General Yiğitgüden’in kitabında yer aldığı yazıyor.)

Osmanlı Balkanlı devletlerle 20.Teşrini Sani.1328 = 03.02.1913 günü mütareke imzaladı.Mü

tareke sırasında her iki taraf ordusuna yiyecek ve ilaç ikmali yapacaktı.Bu maddeden Balkanlılar yararlan

dılar.Trenlerinin Karaağaç’tan batıya geçmesine izin verildi.İstanbul Edirne’deki ordumuza yardım etme

di.Bir kere yardım treni geldi.Onda da sadece bir miktar tıbbi yardım vardı.Sulh yapılamayınca savaş bu

kere 20.01.1913 gün tekrar başladı.

Mütareke sırasında Bulgar Subaylar Türk Subaylarına (Sizin önünüzde bir siyah perde var.Bu

perde kalkınca pek korkunç manzaralar karşısında kalacaksınız.Biz her şeyde sizi aldattık.Eğer siz ateşke

si daha iki gün kabul etmese idiniz,bizim ordumuz açlıktan kırılmıştı.) diyorlar.Rakım Hoca Edirne’nin iş

galinden sonra ayni sözleri Bulgar Subaylardan duyduğunu yazıyor.

Şükrü Paşanın kurmaylarından Yzb.Remzi (sonradan general Yiğitgüden) yazdığı (Balkan

Harbinde Edirne Kale Muharebeleri) isimli eserinde Şükrü Paşa’dan 50 gün savunma yapmasının istendi

ği,Rakım Hocanın anı kitabına Genel Kurmay görevlilerinin yaptığı eklemede yer almaktadır.Okuduğum

eserlerde,kale muharebelerinin devamlı savunmayı gerektirmesi nedeniyle çok zor olduğu anlatılıyor.Bu

olguların sonucu olarak bu süre aşılmış ve Çatalca,Gelibolu Orduları yardıma yetişemediğinden bilinen -

ler başımıza gelmiştir.

26.Mart.1913 günü ordumuzun top mermileri tükendi.Düşmana karşı durma imkansız hale gel

di,cephe çöktü.Bulgar ve Sırp orduları önlerinde bandoları olduğu halde şehre girdiler.Bulgar,Rum,Erme

ni’ler tarafından coşku ile karşılandılar.Selimiye camisinin minarelerin arasına Bulgar bayrağı çekildi.

Halk ererzak depolarını yağma etti.Bulgar askerleri halka bedava etmek dağıtmak istediler.Kimse gidip Bu ekmekleri almadı.Bulgar askerleri fesli halkı süngülediler.Kıyık’ta kentin önde gelenlerinden Belediye

Başkanı Dilaver Bey’in konağını yağmaladılar.Gayrı Müslimler araları açık olan Türkleri Bulgar askerle

rine öldürttüler.Sakallı Musta Beyin evi de yağmalandı,evdeki kadın ve kızlar götürüldü,ırzlarına geçildi.

Yediyol Ağzında bulanan kahvehanede oturan 15 Türk dövüldü,hakarete uğradı.Bulgarların ruhani lideri

nin evi bu kahvenin karşısında idi.Papaz Eftim müdahale etmedi.Kahve halkı Sarayiçi’ne götürüldüler.İş

gal ile askerlemiz esir edildi.Bir kısmı Tunca üzerinde bulunan Sarayiçi’ne kapatıldılar. Buraya konan askere yiyecek verilmedi.Aç,susuz,yiyeceksiz,kışın ağır koşulları,kar,yağmur altında tutuldular.Açlıktan

ağaçların kabuklarını koparıp yediler.Asırlık ağaçların insan boyunda kısımlarının kabuklarının koparıldı

ğı halen dikkatle bakılınca görülmektedir.Askerlerimizin burada ne kadar süre ile tutuldukları belli değil

dir.

Okuduğum eserlerin içinde hiç birisinin yazmadığı üç gerçek var.Dedem Haşim Or,anam,ba

bam anlattılar : Sarayiçi’nin dışından esirlere kaşer,suçuk,pastırma atılıyor,esirler kapışıyorlar,Bulgar as

kerleri (Nema Voda) = su yok,nehirden su içemezsiniz anlamına sesleniyorlar.Su içmek isteyenleri vurup

öldürüyorlardı.Diger olay : çocukluğumda Gazi Parkı’nın arka sokağında eski kitap satan savaş sırasında

İran asıllı ve uyruklu Mehmet Kitapçı isimli çok beyefendi birisi vardı.Evi Taşlık Camisinin avlusuna bi

tişikti.Mehmet Kitapçı arkadaşı Tğm.Şahap’ı (Orgeneral Şahap Gürler) işgal sırasında evinde sakladı.Evi

nin kapısında İran bayrağı asılı olduğu için Bulgarlar bütün evleri aramalarına karşın bu evi arayamadılar.

Tğm.Şahap ölümden kurtuldu.Ülkemize büyük hizmetler yaptı.Hatırladığıma göre Genel Kurmay Başka

nı oldu.Kendisine yapılan hizmeti hiç unutmadı.Yaşımı süresince her ay Mehmet Kitapçıya para yardımı yaptı.Onun üç oğlunu askerliklerinde yayına aldı.Sağlığında sık sık Mehmet Kitapçı’yı ziyarete gelirdi.

Mehmet Kitapçı bu olay nedeniyle yakalansaydı,cezası idam idi.Mehmet Amca bu olayı kimseye anlat -

mazdı. Sarayiçi’nde arkadaki köprüye girmeden önce solda Adalet Kasrı vardır.Bu kasrın arkasında kasr

ile Tunca nehri arasında bulunan bir alanda etrafı yerden yaklaşık 50.cm.yükseklikte yere çakılı demir çu

buklar ve aralarında gerili teller ve üzerlerinde sallanan kırmızı kurdeleler vardı.Bu alan yaklaşık 500 m 2

kadardı.Babama sorduğumda (Balkan savaşında şehit olan askerlerimiz burada yatıyor),demişti.

Bulgar işgali ile bütün evlere Bulgar bayrağı ve kapılarına haç asılması zorunlu kılındı.Evler

birer birer arandı.Aranan evlerin kapılarına tebeşirle haç işareti konuyordu.Kadıları ve Hakimler,Edirne nin önde gelen kişileri Dilaver,Fethi,Bahattin,Ahmet Beyler dövüldüler,hakarete uğradılar.İsmail Paşanın

evi yağmalandı.Bulgar Kumandanı ve emniyet müdürü mal.can,ırz ve namus güvenliğiniz vardır,diye ga

ranti vermelerine karşılık bu sözde kaldı.Dr.Bahattin Şakir Bey tutuklandı,götürüldü.Bulgar askerleri ca

milerin minaralerine çıkıp ezan okuma ile alay ettiler.Minarelerde gayda çaldılar.Selimiye Camisine ça-

murlu çarıkları ile girdiler.O tarihte Paris’te yayınlanan İllustration Dergisinin kapağında kalemle çizilmiş

bir resim yayınlandı.Bu resmi ben gördüm.Resmin altında (Dünyanın hiç bir yerinde işgal orduları girdik

leri ülkelerin mabetlerine böyle saygısızlık yapmadılar) gibi bir açıklamayı okudum.

Bulgarlar,herkesin saydığı,sevdiği Mektebi Sanayi Müdürü ressam Rıza Beyi de parçalayarak öldürdüler.

01.04.1913 günü Sarayiçi’nden arkadaki köprüden çıkartılan esir subaylar öldürüldüler.Yol

larda askerlerimizin cesetleri vardı.Sağ kalan 300 subayımız Filibe’ye,248 i Sofya’ya gönderildi.Askerle

rimiz yaya olarak Bulgaristana götürüldüler,yüreyemeyenler öldürüldüler.Bnb.Kastelli kendilerine Bulga

ristan’da iyi muamele edildiğini söylüyor.Demek ki bazı subaylar Şop’lara rastlamamışlardı.

Şükrü Paşa esir edildi.Bulgar Komutan General İvanof tarafından saygı ile karşılandı.Kılıcı usul

gereği alındı.daha sonra Edirne’ye gelen Bulgar Çarı Ferdinand tarafından kılıcı askeri merasimle kendisi

ne verildi.Çar bu davranışı ile Rus Çarı’nın Gazi Osman Paşa’ya yaptığını taklit ediyordu.Bulgar Çarı Se

limiye Camisi’ne gitti.Bulgar General kendisine camiyi göstererek (Sayenizde dünyanın en büyük klisesi

olacak,Vatikan’la yarışacak) deyince,Çar (Burası İslamların mekanı olacak) dedi…

Şükrü Paşa trenle Sofya’ya götürüldü.Yol boyunca durmadan ağladı.Daha sonra Fransız’lar

Şükrü Paşa’ya Fransız milleti adına bir (Şeref Kılıcı) ve binlerce imza ile bezenmiş (Altın Kitap) hediye ettiler.

Yukarıya aldığım halkın gördüğü eziyetler daha çok Mustafa Acet öğretmenin anılarında var.

Mustafa öğretmen anılarında Türk halkı öldürenlerin (şop) denen Bulgarlar olduğunu söylüyor.Şopların

ne olduğunu söylemiyor.Son 20 yıl içinde Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç edenlerle konuştum.Şop sözcü

ğünün iki anlamı var.Birisi çingene anlamına kullanılıyor.(Hatırlayalım Çingelerin dilinde ‘Urdu Dili’ Şo

par = çocuk anlamına gelir) Diger anlamı Bulgaristan’ın batısında bulunan (Balçık) ve (Panagürişte) kent

leri ve yöresinde oturanlara verilen isim.Bu kişiler çingene asıllı değil.Ancak çok ilkel,kan içici insanlar.

Şop’ların bu eylemleri yapmalarının özel bir nedeni var.Osmanlı idaresinde iken bu yörede çıkan bir isyanın kanlı bir şekilde bastırılması sonucu intikam amacı ile öldürmelerin gerçekleştiği anlaşılıyor.Bul

garistan kökenli konuştuğum kişiler bu yöreye giden Türk asıllı kişilerin kimliklerini saklamamaları halin

de,polisin önünde öldürüldüklerini söylediler.Balçık kentinde halen bir müze var.Bastırılan isyanda öldü

rülen Bulgarların anıt mezarını yaptırmışlar.Bu anıtın önüne kocaman bir kütük koymuşlar.Üzerine bir balta saplamışlar:Altında bir levha var.Üzerinde (Türkler halkımızı bu balta ile kesti) diye yazıyor.Bu an

lattıklarımın hepsini bir araya getirin ve düşünün …

Fransız savaş muhabiri Gabriel Domergue Çanakkale Yollarında isimli eserinin 73.ncü sayfa

sında Balkan Savaşındaki tutumlarını anlatırken Bulgarlar için ‘intikamcı ve zalimdirler’ diyor.(Babıali

Kültür Yayıncılık)

Çok önemli bir husus Bnb.Kastelli’nin Bulgaristan’da gördükleridir.Bnb.şunları anlatıyor :

Bulgarlar savaşı,okulları,özellikle ilk okulları ile kazandılar.Mili maksat etrafında milli birlik

ile kadınlar,çocuklar dahil herkes milli duygularla doludur.Bizi cehalet,idealsizlik,ahlaksızlık bitirdi.Sof

ya’da her mahallede okul var.Okullar parasız.Sofya’da 300 okul,3 kilise var.Kasaba, köylerde de durum

ayni,Papazlar halka (Çalışınız,çok çalışınız,okuyunuz.Vatanınızı seviniz,onun için gerekirse ölünüz) diye

nasihat ediyorlar.Parkta karşılaştığı bir Bulgar bunları söylüyor ve ekliyor : (Siz cahilsiniz,okumanız yok.

Sizde ŞEF yok.Büyük subaylarınız kumandanlarınız iyi değil.Siz hiçbir şeye bakmayın okul açın) diyor.

Bnb.Kastelli eserinde : Balkanlılar bu savaşta esirlerin gözlerini çıkarttılar,kadınları çocukları

evlere doldurup yaktılar,ırzlarına geçtiler,kızları diri diri toprağa gömdüler,hamile kadınların karınlarını

parçaladılar,esirleri aç bırakarak öldürdüler,Edirne’de 20.000,Selanik,Kavala,Serez’de 100.000 sivil hal

kı öldürdüler,Nişancı Alayının kurşuna dizdiler,diyor Savaştan sonra Piyer Loti Edirne’ye geldiğini,gör

düklerini gazetelere yazdığını,bize destek olduğunu anlatıyor.

Bnb.Kastelli savaşın kaybedilişinin nedenlerini şöyle açıklıyor :

1)   Balkan Devletlerinin ordularının topları yeni,seri atışlı,uzun menzilli,bizim toplarımız eski,

2)   Redif’lerden (muvazzaflık çağını geçirmiş,yedek asker) oluşan talim görmemiş oldu ile sava

şa girilmesi,

3)   Kalede teknik bilgisi olan subay sayısının azlığı,

4)   Fensizlik (Pozitif bilimsizlik)’tir,diyor…

Prof.Mc.Carty ile Yahudi öğretmen Angele Gueron savaşın kaybedilişinin nedeninin Sultan

Hamit’in yanlış siyaseti olduğunu söylüyorlar.Bu suçlamayı açarsak Sultan Hamit iktidarda kalabilmek

için,(siyasetinin ülkenin yararına olmadığı,sadece kendi yararına olduğunu bile bile) orduyu güçsüz kıldı

ğı,iktidara geldiğinde Avrupa’nın 2.nci büyük donanması olan donanmayı 40 yıl Haliç’e tıkarak çürüttüğü

,Fransız ihtilali’nin etkisi ile ülkemizde olması mümkün yenilikleri kırmayı amaç edindiği,herkesten şüp

he ederek,herkesin arkasına hafiyeler taktığı,muhalifleri sindirmek için her yolu denediği,satın alma,ceza

landırma,sürgüne gönderme,öldürme gibi yolların hepsini denediğini tarihçiler söylemektedirler.

Rakım Hoca’ma bir gün Sultan Hamit nasıldı diye sorunca bana (felaketti be oğlum) demişti.

Unutmayalım ki,Prof.Mc.Carty 2006 yılında İsviçre’deki toplantıda Türkiye’den giden bir si

yasi parti başkanının (Türkler I.nci Dünya Savaşında Ermenilere soy kırım yapmadılar),deyince hakkında

açılan ceza davasında savunma tanığı olarak Amerika’dan gelerek Türkiye lehine tanıklık yaptı.

Sadrıazam Kamil Paşa Balkan Devletleri ile 03.12.1912 günü barış imzalamıştı.Balkanlar el

den gitmişti.İttihatçılar hükumete çok kızıyorlardı.İttihatçı fedailer Babıali’yi 11.06.1913 günü bastılar ve

Kamil Paşanın elinden istifa dilekçesi aldılar,hükumeti düşürdüler,Nazım Paşa’yı öldürdüler.31.Mart.İsya

nını bastıran Hareket Ordusu’nun kumandanı Mahmut Şevket Paşa’nın sadrıazam olmasını sağladılar.(Ha

reket ordusunun fikir babası Gazi Paşa’dır.Bu ordu İstanbul’a Mahmut Şevket Paşanın eşinin verdiği para

ile gelebildi…)

Balkan Savaşı sonunda 29.06.1913 günü Balkanlılar bizden aldıkları toprakları paylaşamayın

ca aralarında savaş çıktı.İki hafta önce Sait Halim Paşa hükumeti kurulmuştu.Enver Bey başta olmak

üzere Trablusgarp Savaşından Balkan Savaşına koşan Mustafa Kemal,Ali Fethi (Okyar),Cemal (Paşa),

Harbiye Nazırı Ahmet İzzet Paşa’yı sıkıştırmaya başladılar (Hiç vakit geçirmeden yürüyüp Edirne’yi ala

lım) diyorlardı.Genç subaylar arasında (Teşkilatı Mahsusa = Özel Örgüt) diye adlandırılan ve Atıf,Yakup

Cemil,Süleyman Askeri,Mümtaz,Abdülkadir,Kuşçubaşı Eşref,Mustafa Necip gibi fedailer vardı.İçişleri Bakanı vekili Talat Paşa da (bir Edirneli vatansever olarak) bu harekete taraftardı.Çatalca ve Gelibolu’da bulunan ordumuz 15.07.1913 günü harekete geçtiler.Bulgar ordusu çekilmeye başladı.Avrupa Devletleri ordumuzu durdurmak istediler.21.7.1913 günü Kırklareli’ni 22.07.1913 günü Edirne’yi,15.07.1913 günü Keşan’ı,17.07.1913 günü Enez ve İpsala’yı,18.07.1913 günü Uzunköprü’yü,21.07.1913 günü Karaağaç,

Dimetoka‘yı aldılar.Edirne’ye giren ordunun başında milis kıyafetleri giymiş olan Teşkilatı Mahsusa’cılar

vardı.Ordu saflarında Gelibolu Kolordusundan Ali Fethi,Mustafa Kemal,Çatalca Ordusundan Enver Bey Bnb.İsmet Bey (Orgeneral İsmet İnönü) bulunuyorlardı.Artık Edirne ebediyen bizimdi….

Balkan Savaşında bizim cephemizde gazetecilik yapmış olan Fransız gazeteci Stephane Lau

zanne,gördüklerini anlatan eserinde savaşı kaybetmemizin nedenlerini çok acı veren cümlelerde anlatıyor:

Kırklareli cephesinde bulunan Kolordunun kumandanı Mahmut Muhtar Paşa.Kendisine bağlı

üç tümen var.Bunlardan birisinin başında olan Aziz Paşa yanında bulunan diger tümenlere ve Kolordu Ku

mandanına haber vermeden zifiri karanlık bir gecede gece hücumuna karar verip uygulatıyor.Ancak iki

taburumuz birbirini düşman birliği sanıp savaşa tutuşuyor,tümen bozuluyor,asker kaçıyor,Mahmut Muhtar paşa askerin kaçışını önlemek istiyor,asker kendisini dinlemiyorlar.Kaçanlar Kırklareli tren istas

yonuna geliyorlar.Trenle geri dönmek istiyorlar.İstasyon görevlileri İstanbul’dan cepheye bir tren geliyor,

gidilemez diyorlar,ancak tren zorla hareket ettiriliyor.Yolda iki tren çarpışıyor,bir felaket oluyor.Mühim

mat,toplar,asker etrafa saçılıyor.

Laousanne’nin eserinin yaklaşık 15 yıl önce basılan bir örneğinde Aziz Paşa’nın bir Saray Pa

şası olduğuna dair bir not var.Saray Paşalarını genç nesiller bilemezler.Saray mensubu genç kızlar yakışık

lı genç subaylarla evlendirilirler,ehliyetlerine bakılmadan bir süre sonra Paşalık rütbesini elde ederlerdi.

İşte,bilgisizlik ve tecrübesizliğin ülkeye çıkan faturası budur.

Ordumuzda subay sayısının olması gerekenin yarısı kadar,astsubay sayısının 1/3 ü kadar oldu

ğunu yazıyor.

Lüleburgaz’da yapılan savaşın 3.ncü günü 31.10.1912 günü Bulgar ordusu saldırıya geçiyor

Türk ordusu saldırıya direniyor.Gece çökerken Bulgar ordusu savaşı durduğu numarasını yapıyor.Kuman

dan Abuk Paşa siperde uykuya yatıyor.Birlikleri ile ilgilenmiyor.Bulgarlar birliklerimizin,siperlerimizin

bulunduğu yerleri belirliyorlar,gece saat 23 sırasında tekrar saldırıya geçiyorlar,asetilen ile çalışan projek

törlerini siperlerimize yönlendiriyorlar,askerlerimiz yoğun ışık nedeniyle karşılarındakileri göremiyorlar,

ateş edemiyorlar,kendilerini savunamıyorlar,6000 tüfek,30 toptan ibaretli bir Bulgar birliği cephemizi yarıyor,cephemizin arkasına geçiyor.Bu sırada Ordu Kumandanı Abdullah Paşanın birlikleri ile irtibatı yok,telsizi,telefonu,otomobili,uçağı,atlı habercisi,yiyecek ekmeği yok.31.10.1912 günü akşam üzeri 175.

000 kişilik ordumuz çöküyor.Yazar,Bulgar ordunda süvari birlikleri olsa idi kesin sonuç almalarının müm

kün olduğunu söylüyor.

(Abuk Paşanın adı gerçekte Ahmet.Abuk kendisine takılan lakap.Anlamı sözlüklerde göre,saç

ma sapan,ipe sapa gelmeyen işler yapan,olarak açıklanıyor.Hayat Dergisi’nin Büyük Türkçe Sözlüğünün

12.nci sayfasında ‘abuk sabuk’ değiminin kaynağını ‘sapık’ sözcüğünden,‘sabuk’ sözcüğünün üretildiğini

,‘abuk’ sözcüğünün buna uydurularak yapıldığı yazılı.Tarihler Mahmut Şevket Paşanın katlini,Prens Saba

hattin ile birlikte düzenlediği şüphesinin bulunduğunu,daha sonra Damat Ferit kabinesinde görev aldığını

yazıyor.Bu sayın kişi müşir (orgeneral) bile olmuş..(Meydan Larousse,Cilt : 1) Hatırlayalım 26 Ağustos –9 Eylül arasında ordumuzdan hiç bir kimse uyku uyumadı.)

Laousanne eserinin 61 -65.nci sayfalarında bozgunun nedenlerini sıralıyor :

1)   Örgütlenme yok,ordu kumandanı bilgisiz,birliklerin birbirlerinden haberleri yok,nerede,ne

yaptıklarını bilmiyorlar.

2)   Abuk Paşa Kolordusu 4 gün boyunca yiyecek,cephane ikmali yapılamadı,top başına 50 adet

mermi vardır.Fransız ordusunda yedek mermileri dışında her topun 512 mermisi var.Türk ordusunun top

çusunun mermileri 45 dakikada tükendi.

3)   Alman subaylar 20 yıldır Türk ordusunu eğitiyorlardı.Eğitimi gereği gibi vermediler.Türklere

Krupp,Mavzer fabrikalarının ürettiği silah ve mühimmatı sattılar.Satılanlar eski teknoloji ürünleri idi.

4)   Türk ordusunun demiryolu,karayolu,telsiz ve telli telefonları,otomobil ve uçakları yoktu.

5)   Alman Elçisi Wangenheim (Türk ordusunun ekmeği olsaydı,bu saatte Sofya’da olurdu) diyor.

Türk ordusunun yiyecek yemeği,ekmeği yok. İnsan bu kitabı okurken çok büyük acılar içine düşüyor.

Bilemediğimiz bir ayrıntı : Gazeteci Louzanne (Trablusgarb’a savaşa giden askerlerimizin sa

yısının 1.700 olup,100.000 kişilik İtalyan ordusunu durduklarını) yazıyor.

+    +    +

Bu savaş nedeniyle Edirne halkı iki ağıt yaktı.Babamın ağabeyi şehit Teğmen.Mehmet Edirne

‘den öğrendiği bir marş var.Amcamın söylediğine göre,bu marşı Balkan Savaşında Edirne’de bulunan as

keri bandonun adını bilemediğimiz şefi üsteğmen bestelemiş.Bu üç eserin sözleri ve tarafımdan kaleme

alınan notaları ektedir.Bu üç eserin sözlerine dikkat edilirse maddi olaylara tamamen uygundur :

+         +          +

Ailemin büyükleri,yaşlı komşularımızı söyledikleri unutamadığım bir tümce var.Bu tümceyi

burada yazmam nedeniyle lütfen beni suçlamayın.İnsanları intikam hisleri ile tahrik etmenin zamanı değil

Ancak bir gerçek var.Balkan Savaşından söz açılınca : (Yunan’dan ahımızı aldık.Bulgar’da kaldı) der

lerdi.

Sosyologlar (Türklüler tarihi ve sosyolojik belgelerdir),halk müzikçi Muzaffer Sarısözen

Milli şuurumuz,bağlamanın telleri arasındadır),diyorlar.Türkülerin sözleri şöyle :

Edirne dedikleri büyük kasaba,                    Maraş deresi’nden atlayamadı.

Kesilen kelleler gelmez hesaba,                   Fişeklerim döküldü,toplayamadım.

Bulgar’ın askeri layık azaba.                        Anneciğim,anneciğim,uyanamadım.

Nakarat :    Atma Bulgar atma pişman olursun               Çifte kurşun yaresine dayanamadım.

Edirne’nin toprağına kurban olursun.

Nakarat :  Yaşa Şükrü Paşa sen binler yaşa,

Maraş Deresi’nde şimşek çakıyor.                                Düşmanları döktün,dağ ile taşa.

Onbirinci fırka ateş saçıyor.

Şükrü Paşa durmuş,bize bakıyor.

Nakarat :   Yaşa Şükrü Paşa,sen binler yaşa..

Düşmanları döktün dağ ile taşa.  Diger türkü

Diger türkü :

Edirne’nin mumları,                          İdaremde gazım yok.

Mahserenin unları,                            Ekmeğimde tuzum yok.

Hiç aklımdan çıkmıyor.                    Dört yerimden vuruldum.

Süpürge tohumları.                           Yüreğimde sızım yok.

 

Köprü altından geçtim                       Köpeğe bak köpeğe.

Acı tatlı,su içtim.                               Bulgar çıkmış tepeye.

Süpürge tohmu için,                          Taş Tabya’dan yol bulmuş.

Tatlı canımdan geçtim                       Giriyor,Edirne’ye..

Muhasara marşı :                                (muhasara = kuşatma)

Edirne’dir Avrupa’da milletimin beşiği.

Cana yakın,en çok basık bir evinin eşiği.

Nakarat :   Altı ay biz mahsur kaldık.Düşman ile savaştık.

Düşman değil,açlık yendi,öyle esir biz düştük.

+            +             +

Edirne’nin Milli Türküsüne gelince :

Bu türkü asırlardır,geleneksel olarak Edirne’liler tarafından benimsenmiş olup,özellikle her dü

ğünde söylenmektedir. Bu türkü 7 zamanlı,Devr – i Hindi usulü ile ve daha önemlisi beste yapabilme ola

nakları kısıtlı ve zor olan Isfahan makamından bestelenmiş,harika bir lezzette eserdir :

Ey gaziler yol göründü,yine garip serime.                 (ser = baş)

Dağlar taşlar,uçan kuşlar,ağlar benim halime.

Dün gece yar kapısında yastıcağım taş idi.

Altım toprak,üstüm yaprak,yine gönlüm hoş idi.

Ben billahi kail olmam,genç yaşımda ölüme,            (kail olmak = razı olmak)

Hak selamet,nazlı yarim,bir yana sen,bir de ben.

Selim Han imparatorluğun en değerli bestecilerindendir.Bestelerinin tümü orijinal,birbirine

benzemeyen,son derece lirik eserlerdir,yeni makamlar ibda (icad) etmiştir.Bu türkü Tuna boylarına,daha

ilerilere,savaşa giden gencin,son gecesini anlatır.Bu büyük adam türkünün son bendinde savaşta ölen son gençlere olan acısını dile getiriyor.Asırlarca hudut boylarında şehit olan Türk gençlerinden adeta özür di

liyor.Türk halkını insan yerine koyuyor. Bunu başkaları söyleyemez.III.Selim Han söyleyebilir.Bir de Ga

zi Paşa 1924 yılında İzmir’de topladığı 1.nci İktisat kongresinde söyledi : (Bu sülale bu milletin çocukları

nı hudut boylarında 600 yıl süresinde kırdırdı.Bundan sonra olmayacak..)

Bir gerçeğe işaret ediyorum : Bulgaristan’ın son komünist Cuhurbaşkanı Todor Jifkof’un Türk

nüfusun ad,soyadlarını Bulgarca adlarla zorla değiştirmesi,millici Türkleri esir kamplarında öldürtmesinin

,Balkan Savaşında olanların bir devamı olduğu,çok açıktır.

+         +          +

Bu savaş hakkında yaptığım derleme ile şunu anlıyoruz ki,Osmanlı ordusunun başındakiler ye

terli eğitim ve uzak görüşten yoksun idiler.Ordu araç,gereç,silah bakımından yetersizdi.

Bakın Gazi Paşa ne diyor :  (Bilgi sahibi değilseniz , sadece ufku görürsünüz. Bilgi sahibi

olursanız ufkun gerisini de görürsünüz.O takdirde olaylar size değil,siz olaylara tekaddüm edersi-

niz).Takaddüm etmek = öncelik kazanmak anlamına geliyor.Son tümcenin Türkçesi (O takdirde olaylar

size değil.siz olaylara karşı öncelik kazanırsınız) anlamına gelmektedir.

Bu özdeyiş sadece askerlik için değil,bütün meslekler,tüm yaşam için geçerlidir.

Milletlerin yaşamı ile ilgili önemli bir özdeyiş var : (Geçmişi olmayanın geleceği olmaz) tüm

cesidir.Bizim Dedem Korkut Hikayelerinin geçmişinin 10.000 yıllık olduğunu tarihçiler söylüyorlar.Or -

hun yazıtlarının geçmişi de binlerce yıl geriye gidiyor.Bizim geçmişimiz de var,geleceğimizde var.Bizi

tarihten silemediler,silemezler.Bu gerçekleri dost ta ,düşman da,herkes bilmelidir.

Ben 1293 = 1877  ve Balkan Savaşları,Yunan işgalinin anıları ile büyüdüm.Evimiz Tophane

Caddesi,No : 59 adresinde,Belediye’nin birkaç sene önce kamulaştırdığı,Yahya Bey Çeşmesi üstünde bu

lunan 3 katlı evdi.Bu eve gelmeden 100 m.kadar aşağıda,solda kuzeye doğru giden Asmalı Sokak’ın tam

karşısına rastlayan,sağda kalan alan,sağdaki çıkmaz sokağın solu (Fatih’in Tophanesi) dir.

Hocam Hafız Rakım Ertür sağlığında Eski Cami’nin baş imamı olarak görev yaptı.Din adamı

,ancak dinci değildi.Yaşamı boyunca Edirne’de bulunan bütün sosyal derneklerin başında,yönetiminde

halka hizmet için çalıştı.Babamın ilk okuldan öğretmeni,benim müzik öğretmenimdi.Bildiği bütün klasik

Edirne Türkülerini bana ve arkadaşlarıma öğretti.Herkesin sevip saydığı,harika bir kişi idi.Hatıraları ölü

münden sonra Genel Kurmay Başkanlığımızın görevlendirdiği uzmanlarca denetlenmiş ve Edirne Valiliği tarafından 1986 yılında bastırılmıştır.Hocamın ve Mustafa Acet’in anıları da halkın bilmesi imkansız tarihi ve teknik bilgilerle donatılmış,sağlam bir kaynaklardır.Bu sözünü ettiğim bütün kaynaklar bir birini

doğrulamaktadır.(Konu ile doğrudan ilgisi yok.Ancak Rakım Hoca’nın her zaman anlattığı bir gerçeği hal

kımıza duyurmak için yazıyorum : Tuna boyunda Türk köylerini basıp halkımızı öldüren Bulgar,Rum,Er

meni çetelerini barındıran köyleri basan millici çeteci Alişimin Kaşları Kare türküsünün kahramanı Aliş’

’in Avrupa Devletlerinin baskıları ile Edirne‘de idam edildiğini dedesinden duyduğunu anlatırdı.Bu olay

1877 – 1878 ve Balkan Savaşlarında uğradığımız soykırım ile bu olay,dolaylı olarak ilgilidir.)

Yukarıya aldığım halkın gördüğü eziyetler daha çok Mustafa Acet öğretmenin anılarında var.

Mustafa öğretmen anılarında Türk halkı öldürenlerin (şop) denen Bulgarlar olduğunu söylüyor.Şopların

ne olduğunu söylemiyor.Son 20 yıl içinde Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç edenlerle konuştum.Şop sözcü

ğünün iki anlamı var.Birisi çingene anlamına kullanılıyor.(Hatırlayalım Çingelerin dilinde ‘Urdu Dili’ Şo

par = çocuk anlamına gelir) Diger anlamı Bulgaristan’ın batısında bulunan (Balçık) ve (Panagürişte) kent

leri ve yöresinde oturanlara verilen isim.Bu kişiler çingene asıllı değil.Ancak çok ilkel,kan içici insanlar.

Şop’ların bu eylemleri yapmalarının özel bir nedeni var.Osmanlı idaresinde iken bu yörede çıkan bir isyanın kanlı bir şekilde bastırılması sonucu intikam amacı ile öldürmelerin gerçekleştiği anlaşılıyor.Bul

garistan kökenli konuştuğum kişiler bu yöreye giden Türk asıllı kişilerin kimliklerini saklamamaları halin

de,polisin önünde öldürüldüklerini söylediler.Balçık kentinde halen bir müze var.Bastırılan isyanda öldü

rülen Bulgarların anıt mezarını yaptırmışlar.Bu anıtın önüne kocaman bir kütük koymuşlar.Üzerine bir balta saplamışlar:Altında bir levha var.Üzerinde (Türkler halkımızı bu balta ile kesti) diye yazıyor.Bu an

lattıklarımın hepsini bir araya getirin ve düşünün …

Ailemin büyükleri,yaşlı komşularımızı söyledikleri unutamadığım bir tümce var.Bu tümceyi

burada yazmam nedeniyle lütfen beni suçlamayın.İnsanları intikam hisleri ile tahrik etmenin zamanı değil

Ancak bir gerçek var.Balkan Savaşından söz açılınca : (Yunan’dan ahımızı aldık.Bulgar’da kaldı) der

lerdi.                                                                                                                                                              .

Konu Yazari: Cengiz (Cengiz )
...

Yorum Yap

Ziyaretçi İstatiğimiz
  • 243Bu gönderi:
  • 161874Toplam okunan:
  • 38Bugün okunanlar:
  • 329Dün okunanlar:
  • 8211Aylık okunma:
  • 67304Toplam ziyaretçi:
  • 21Bugün kü ziyaretçiler:
  • 183Dünkü ziyaretçiler:
  • 1351Geçen haftaki ziyaretçiler:
  • 4313Aylık ziyaretçi:
  • 1Online ziyatçiler:
Meta
Sevdiğimiz Linkler
Ana Sayfa