Edirne Tarihi .
May 16th, 2012 : 9:39 : İslam Eserleri Müzesi 18 Mayıs Cuma Günü Açılıyor..   May 15th, 2012 : 9:20 : 11 Mart 1913 tarihli “Le Petit Journal”Gazetesinde Yarbay Fuat Bey..   May 15th, 2012 : 6:42 : Fetih ve Sefer Edirne’den başladı   May 14th, 2012 : 8:58 : Edirne Tarihi Tablolar   May 14th, 2012 : 5:22 : “Vakıf Abidelerinde İşgal İzleri” fotoğraf sergisi-Vakıf Müzesi   May 14th, 2012 : 12:38 : 1951-52 Yılı Bulgaristan Göçleri   May 9th, 2012 : 7:23 : 1856 Yılı edirne Valisi Abdurrahman Sami Paşa ve Torunu Fazıl Bülent KOCAMEMİ   May 8th, 2012 : 9:00 : Arpaç Köyü Genel Bilgiler-Araştırmacı-Yazar Erol YILMAZ   May 5th, 2012 : 10:19 : 05 Mayıs 2012 “Balkan Ressamları Edirne’yi Resmediyor”  
Osmanlı Sultanları

Osmanlı Sultanları

Osmanlı Sultanlarını kronolojik olarak tanıtan harika bir video. İyi seyirler....
18/03/12 - 8:23 Yorum sayisi 0(0)
Yavuz Sultan Selim Belgeseli

Yavuz Sultan Selim Belgeseli

Osmanlı Padişahlarından olan Yavuz Sultan Selim için yapılan, hayatını ve yaşadıklarını anlatan mükemmel bir belgesel....
18/03/12 - 6:52 Yorum sayisi 0(0)
Çanakkale Şehitleri Anısına

Çanakkale Şehitleri Anısına

TRT ile Avustralya,Yeni Zelanda, İrlanda, Galler televizyonları ortak yapımı  Çanakkale belgeseli videosu. çanakkale Geçilemedi (Belgesel...
18/03/12 - 6:44 Yorum sayisi 0(0)

Balkan Savaşlarında Edirne-Hakan AKINCI

Kategori: Balkan Savaşı, GenelEklenme Tarihi: Şub 1st, 2012Ekleyen:

Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’nin bekası 1789 yılında gerçekleşen Fransız İhtilaliyle farklı bir boyut kazanmıştır. Osmanlı İmparatorluğun nüfus ettiği her iklime İslamiyet’in ve Türklüğün huzurunu ulaştırmasına karşın bu ihtilalin zelzelesiyle uyanan milliyetçilik akımı

Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’i derinden sarsmış ve dengeleri yerinden oynatmıştı. Birçok ulusun yaşadığı Balkanlar bu durumdan en çok etkilenen toprak parçası olmuştur. Bu ihtilalin etkileriyle sarsılan çok uluslu monarşilerdeki gibi Avrupa’nın bir parçası olan Balkan yarımadasında da kazan kaynamaya başlamıştır. Kısa sürede Avrupa da vuku bulan hadiseler (Fransa-Avusturya-Prusya, sonraları İngiltere ve Rusya’nın katılımıyla büyüyen savaşlar) Balkan yarımadasına sıçramış ve ekalliyet arasında isyanlara neden olmuştur. Balkanlar’daki bu hareketleri bahane eden Rusya ekalliyete yardım etmek amacıyla Osmanlı İmparatorluğuna 1877 yılında Savaş ilan etmiştir (Rumi takvime göre 1293 yılına geldiğinden 93 Harbi olarak anılır). Hazırlıksız yakalanan Osmanlı İmparatorluğu hem Balkanlar’da hem de Kafkaslarda ağır bir yenilgiye uğramıştır. Bu savaşın sonunda iki özgür devlet, iki özerk devlet kurulmuştur. İşte bu gelişmeler Balkan yarımadasında yaşayan diğer ulusların iştahını kabartmış ve Rusya’nın da teşvikiyle bu iştah eyleme dönüşmüştür. Trablusgarp Savaşı’nın (1911-12) hemen akabinde Rusya’nın arabuluculuğuyla örgütlenen Bulgar ve Sırp Krallığı Yunan ve Karadağ Krallıklarının da katılımlarıyla Müslüman Türkler’in Balkanlardaki (I. Murat 1326-1389 döneminden beri var olan) hâkimiyetine son vermek, Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’ yi Balkanlardan atmak için büyük bir harekâta girişildi. Bu harekât sonucunda hazırlıksız yakalanan ve çağın teknolojik getirilerinden uzak yaşayan Osmanlı İmparatorluğu telafisi olmayan sonuçlara haiz oldu. Asırlardır yaşadığı ata yadigârı Balkan topraklarını büyük acılar, gözyaşları ve binlerce şehit ile terk etmek zorunda kaldı. Balkan Savaşları (1912-13) geneli itibariyle Fransız Devriminden (1789) beri süre gelen milliyetçilik akımlarının sonucunda Osmanlı İmparatorluğunun Balkanlardan atılmasıyla sonuçlanan zincirin son halkalarından birini oluşturmaktadır. Milliyetçilik akımlarıyla oluşmaya başlayan ulus krallıkları Rusya’nın arabuluculuğuyla Balkanlarda büyüme politikası izlemesiyle meydana gelen iki büyük savaşta büyük kayıplar vermişlerdir. En büyük ve geri dönüşü olmayan kaybı Osmanlı İmparatorluğu vermiştir.
I.Balkan Savaşı (8 Ekim 1912-30 Mayıs 1913) Rusya’nın etkisiyle Osmanlı İmparatorluğu’nu Balkanlardan atmak ve topraklarını paylaşmak isteyen Bulgar, Sırp, Yunan ve Karadağ Krallıklarınca Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan edilmesiyle başlamış ve Osmanlı İmparatoluğu açısından ağır kayıplarla son bulmuştur. Savaşa hazırlıksız yakalanan Osmanlı İmparatorluğu ağır kayıplar vermek suretiyle yüz yıllardır yaşadığı Balkan toraklarını tarifi omayan acılarla kaybetmiş hunarca işlen soykırım ve katliamlara maruz kalmıştır. Hatta ve hatta 1361’de fethettiği Serhattaki Payıtaht Edirne’ yi kaybetmiş olmanın verdiği psikolojik çöküntü tarifi olmayan acıların yaşanmasına neden oluyordu. Nihayetinde Bulgar Krallığı’nın fazla toprak almasını hazmedemeyen diğer Balkan krallıklarının (Yunan, Sırp, Karadağ ve Romanya) Bulgaristan’a savaş ilan etmesiyle başlayan II. Balkan Savaşı kaybettiğimiz Edirne ve Kırklareli illerini geri almamıza fırsat sağladı. Batıdaki topraklarını kaybetme tehlikesi yaşayan Bulgar Krallığı doğudaki askeri birliklerini batıya kaydırması sonucunda büyük bir direnişle karşılaşılmadan Edirne ve Kırklareli illeri geri alındı. Yaklaşık olarak günümüz sınırları çizilmiş oldu. Balkan Savaşları neticesinde asırlardır Balkan yarımadasında yaşayan Müslümanlar büyük katliamlara, soykırımlara maruz kaldılar. Bizler bu acıları o günleri yaşayan, duyan ve bizlere aktarmak gayreti içinde olan yazarlarımız sayesinde (Hafız Rakım Ertür, Dağdevirenzade Mustafa Şevket Bey) gün ve gün yaşananlar hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Balkan Türklerinin acılarını, maruz kaldıkları soykırımı gün ve gün bizlere aktaran Hafız Rakım Ertür savaşın en can alıcı anını şu cümlelerde özetler:
“27 Mart’ta Bulgar Kralı Ferdinand, Hıristiyan halkın coşkun gösterileri arasında Edirne’ye girmişti. Aynı gün öğleden sonra Saraçhane başında onuruna parlak bir askeri tören düzenlenen kral, törenden sonra Şükrü Paşa’yı yanına çağırarak kılıcını kendisine geri verdi. 28 Mart’ta generallerle Müstahkem Mevki komutanı ve kurmayı ve istihkam komutanı arabalarla kadıköy’üne götürülmüş ve oradan trenle Sofya’ya nakledilmişti. Öteki subayların bir kısmı Karaağaçta, bir kısmı da Yanıkkışla’da toplanmışlardı. Maraş bölgesinde Sırplara teslim olmuş bulunan tutsaklar çok iyi ve insanca muamele görmüşlerdi. Sırplar Türk tutsakları Sırbistan’a götürmek istiyorlardı. Fakat bulgarlar buna izin vermemişler ve onların ellerindeki tutsakları da alarak Karaağaç’a getirmişlerdi. Gerek Yanıkkışla’da gerekse Karaağaçta toplanan subaylar, ertesi gün (29 Mart) Kadıköy istasyonuna nakledilmişler oradan trenle Filibe ve Sofya’ya sevk edilmişlerdi. Tutsak Türk Erleri ise daha sonra Bulgaristan içerisine nakledilmek üzere Tunca Nehri üzerindeki Sarayiçinde toplanmışlardı. On binlerce kişinin çıplak ve bataklık olan bu adada, bir ay süre aç ve çıplak halde kalması, bunların içinde birçoğunun ölmesine neden olmuştur. Öyle ki; tutsaklığın biirnci günü burada 5 ere bir ekmek, ikinci günü 4 ere bir ekmek, 3,4,5 ve 6. Günleri iki ere bir ekmek ve ancak bundan sonra her ere bir ekmek ve başka yiyecekler verilmiştir. Bu yüzden buradaki erler, İlk günlerde ağaç kabuklarını kemirerek açlıklarını gidermeye çalışmışlardı. Kolera, Dizanteri vs, bulaşıcı hastalıklara karşı başlangıçta hiçbir önlem alınmadığından, anca bunların elbiseleri parça parça, çoğunun ayaklan çıplak olduğundan, her gün yüzlercesi kıvranarak ölmekte ve cesetleri günlerce açıkta kalmakta idi. Böylece yavaş yavaş erimekte olan Edirne’nin kahraman savunucuları. Nisan 1913 başlarında geri kalan çilelerini yâdellerde doldurmak üzere Bulgaristan içinde hazırlanan tutsak kamplarına, küçük kafileler halinde ve yaya olarak hareket ediyorlardı. Böylece, Edirne kalesi çevresindeki 5-6 ay süren kanlı ve çetin muharebelerin son perdesi de kapanıyordu.”
Acı dolu o günlerle ilgili Emekli Öğretmen İ. Hakkı Soyyanmaz ise Destan-ı Edirne isimli eserinde şunları aktarır bizlere:
“ 1913 yılı mart ayı düşman Edirne’ye girdi. Edirne’de şükrü Paşa esir oldu. Kılıcını alan Bulgar hemen geri verdi. Yerli Rum, Bulgar ve Ermeniler Rıza ve Dilaver Beyleri Şükrü Paşa’nın kolu oldukların için Bulgarlara şikâyet ettiler. Bunların sonucunda Şükür Para esir oldu, Ressam Rıza Bey şehit edildi, Dilaver Bey’inse kemikleri kırıldı. Bulgar Askeri Edirne’ye girince yollarda gördüğünü vurup devirdi saldırmaya başladı kıza karıya. Zorla evlere girmeler, gasplar ve tecavüzler başladı. Kundaktaki bebekler havaya atılarak süngüye geçirildi. Su şebekesinin zehirlenmesinden su temini kuyulardan sağlanıyordu lakin kuyular tecavüz edilerek kirletilmiş kadınların cesetlerinden doluydu bu yüzden su çekmek ne mümkündü.”
Netice itibariyle yaşadığı çağın gerekliliklerini çeşitli sebeplerle yerine getiremeyen Milletimiz, bunun bedelini büyük toprak kayıpları ve tarifi mümkün olmayan acılarla ödemiştir. Bir daha bu acıları yaşamamak içinse geçmişimizden ders alıp aynı yanılgılara ve tembelliğe düşmeden çok çalışarak, dış devletlerin kuklası olmadan Ulu Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün’ de işaret ettiği Muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmalıyız ki atalarımızdan kalan son toprak parçası Kutsal Vatanımızı kaybedip esir düşüp asimile olmayalım.

Konu Yazari: Cengiz (Cengiz )
...

Yorum Yap

Ziyaretçi İstatiğimiz
  • 242Bu gönderi:
  • 161874Toplam okunan:
  • 38Bugün okunanlar:
  • 329Dün okunanlar:
  • 8211Aylık okunma:
  • 67304Toplam ziyaretçi:
  • 21Bugün kü ziyaretçiler:
  • 183Dünkü ziyaretçiler:
  • 1351Geçen haftaki ziyaretçiler:
  • 4313Aylık ziyaretçi:
  • 1Online ziyatçiler:
Meta
Sevdiğimiz Linkler
Ana Sayfa