Kategoriler
Edirneli Şahsiyetler Genel

Oral Onur'un Semavi Eyice'ye 1978 de yazdığı mektup

Edirne’li Yerel Tarih Arşatırmacısı-Yazar Oral Onur 1978 yılında Türk Sanat Tarihçisi ve Kültür tarihçisi Semavi Eyice’ye  bir mektup yazar bu mektupta Edirne Makedonya Kulesi (Saat Kulesi)’nden bahseder, bu kulenin 1953 depreminde zarar gördüğünü onarım yerine yıktıldığından bahseder ve dinamitle yıktırılma aşamasında kendi fotoğraf makinesi ile dinamitle patlatılma anını görüntülediğini ve 4 adet fotoğrafın kendisinde olduğunu Semavi Eyice’ye isterse gönderebileceğini yazar.
Biz  Edirne’liler saat kulesinin dinamitle  patlatılma anını gösteren fotoğrafların kim tarafından çekildiğini yıllardır bilmiyorduk, sanal ortamda müzayede yapan ve bir çok Edirne fotoğrafı ve belgesini satışa çıkaran “Moda Mübadele” isimli müzayede şirketinin satışa çıkardığı “Semavi Eyice” belgeleri arasında Merhum Oral Onur’un mektubunda bu bilgilere ulaşınca bu belgeyi satın almak üzere harekete geçtik ama bir kaç gün sonra merhum Semavi Eyice’nin ailesi satışa çıkan belgelerin kendilerinden habersiz kişilerce satışa çıkarıldığını ve belgelerin kendilerine iade edilmesini istemiş bu yüzden bu belgeyi satın alma şansımız kalmadı ama sanal ortamda bir örneğini temin ederek kayıt altına aldık..


 
 
Semavi Eyice kimdir;* 
Türk sanat ve kültür tarihçisi. Araştırmalarını özellikle Bizans sanatı konusunda yoğunlaştırmıştır.
3 Ocak 1924’te İstanbul’da doğdu. İlköğrenimini Kadıköy Saint-Louis ve Saint-Joseph Fransız ‘okullarında tamamladıktan sonra 1943’te Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl arkeoloji ve sanat tarihi okumak üzere Almanya’ya gitti. 1944’te Viyana Universitesi’nde, 1944-1945’te Berlin Universitesi’nde öğrenim gördü. 1945’te yurda dönerek İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yükseköğrenimini sürdürdü ve 1948’de mezun oldu. Aynı yıl Sanat Tarihi Kürsüsü’nde asistanlığa atandı ve 1952’ye değin bu görevi sürdürdü.
Asistanlığı süresince, Profesör E.Diez, Profesör P.Schweinfurth ve Profesör K.Erdmann’m Almanca, Profesör A.Gabriel’in Fransızca verdiği ders ve konferansları Türkçe’ye çevirdi. 1950-1953 arasında Profesör A.M.Mansel başkanlığında Side’de yapılan arkeolojik kazılara katıldı. 1952’de Side’deki Bizans yapıları üzerine hazırladığı tezle doktor, 1955’te İstanbul’ daki son dönem Bizans yapılarım konu edinen teziyle de doçent oldu. 1958-1959’da Humboldt bursu ile Münih Üniversitesi’nde çalıştı. 1964’te ilk Osmanlı Devrinin Dinî- İçtimaî Bir Müessesesi: Zaviyeler başlıklı tezi ile profesörlüğe yükseltildi ve bir yıl önce kurulmuş olan Bizans Sanatı Tarihi Kürsüsü’nün başkanlığına getirildi.
Edebiyat Fakültesi’ndeki derslerinin yanı sıra, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde ve yurt dışında, özellikle de Balkan ülkelerinde inceleme ve araştırmalar yaptı. Bedestenler konusuna ilk kez eğilen sanat tarihçisi oldu. Bu konudaki araştırmalarının sonucunu 1964’te bir konferansta sundu. 1972-1974 arasında Hacettepe Üniversitesi’nde, 1974’te bir dönem konuk öğretim üyesi olarak Bochum Üniversitesi’nde, 1976’da Paris’te Sorbonne Üniversitesi ve College de France’ta,1983’te yine Paris’te Ecole de Hautes Etu-des’de ders verdi.
Yurt içinde ve yurt dışında verdiği pek çok konferanstan başka uluslararası kongre ve toplantılara bildirilerle katıldı. Ayrıca 1958’den, 1982’ye değin Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu üyeliği yaptı. 1983’te yeni kurulan Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları İstanbul Bölge Kurulu üyeliğine atandı ve kurul başkanı seçildi. 1982’de Yüksek Öğrenim Yasası’yla Bizans Sanatı Tarihi Kürsüsü’nün kaldırılmasından sonra Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü başkanlığına atandı.
1957’de Türk Tıp Tarihi Enstitüsü, 1968’de Alman Arkeoloji Enstitüleri ve Türk Tarih Kurumu, 1974’te de Belçika Kraliyet Akademisi üyeliklerine seçildi.
Semavi Eyice Türkiye’de Bizans sanatını bilimsel bir bakışla ele alan ilk bilim adamı olmuştur. Türk sanatı üstüne de incelemeler yapmış ve makaleler yazmıştır. Ayrıca Türkiye’ye gelmiş Avrupalı sanatçı ve gezginleri konu edinen yayınlar da yapmıştır. Sanat tarihi konusunda, 4QQ’e yaklaşan yayınıyla en verimli bilim adamlarından biridir.
Yurt içinde ve dışında konferanslar verip, kongre ve toplantılarda bildiriler sundu. İlk yazısının yayınlandığı 1946 yılından günümüze gelinceye kadar, Türkçe ve yabancı dillerde olmak üzere 15 kitap, 500’den fazla bilimsel makale ve araştırması basıldı.
• YAPITLAR (başlıca):
İstanbul, Petit gu.ide a travers les monuments byzantins et turcs, 1955, (“İstanbul, Bizans ve Türk Anıtları Üstüne Küçük Rehber”); Son Devir Bizans Mimarisi, 1963; Küçük Amasra Tarihi ve Eski. Eserleri Kılavuzu, 1965; Galata ve Kulesi, Galaca and its Tower, 1969; Malazgirt Savaşını Kaybeden IV.Romanos Dioge-nes, 1971; Karadağ (Binbirkilise) ve Karaman Çevresinde Arkeolojik incelemeler, 1971; Ankara’nın Eski Bir Resmi, 1972; Bizans Devrinde Boğaziçi, 1976; Türkiye’de Bizans Sanatı, 1982; Ayasofya I, 1983.
Eserleri(başlıca):
İstanbul Minareleri
Son Devir Bizans Mimarisi
Galata ve Kulesi
Bizans Devrinde Boğaziçi
Eski İstanbul’dan Notlar
Tarih Boyunca İstanbul
Atatürk ve Pietro Canonica
Bursa
Fotoğraflarla Fatih Anıtları (M.Tunay-B.Tanman’la)
Istanbul Petit Guide
İstanbul: City of Domes
Karadağ ve Karaman Çevresinde Arkeolojik İncelemeler
Semavi Eyice Armağanı:İstanbul Yazıları.
*kaynak;http://www.tmkv.org.tr/kimkimdir/semavieyice.htm

Kategoriler
Edirneli Şahsiyetler Genel

Edirne Memleket Hikayeleri TRT Haber Tv. Nadi Ersoy Cengiz Bulut Müşerref Gizerler

Kategoriler
Belgeler Cumhuriyet Dönemi Edirneli Şahsiyetler Videolar

Hüseyin Anka Özkan Kimdir?


1909 yılında Edirne’nin Lalapaşa Kasabasına bağlı Domurcalı Köyü’nde dünyaya gelmiştir. Babasının adı Ulvi Nuri’dir (Gezer, 1984:150). Babası, Hüseyin Anka dört yaşındayken Balkan Harbi’nde şehit düşmüştür (Arın, 1984).
Edirne Asım Bey Darüleytam’ında (yetimler evi) iki yıl, ardından şehit çocuklarını okutmak üzere toplayan başka bir yetim evinde altı yıllık ilkokul öğrenimi ve Yunan işgaliyle köye, dede ocağına dönüşü Hüseyin Anka’nın çocukluk belleğinden aktardıklarıdır (Tanaltay, 1999:22).
Arın’a göre (1989), köy kültürüyle yetişip büyüdüğünü ifade eden sanatçı, Edirne Öğretmen Okulu’nun sınavını kazanarak öğrenimini devam ettirmiştir. Okulda resim, karikatür ve ardından heykel yapmaya başlamıştır (Tanaltay, 1999:23).
İlk sanat eğitimini ve zevkini Edirne Öğretmen Okulu, resim öğretmeni olan Ratip Aşir’den almıştır. Okulu ziyarete gelen dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin dikkatini çekmiş ve onun emriyle İstanbul’daki azınlık okullarından birinde kültür dersleri öğretmenliği yapması uygun görülmüştür (Gezer,1984: 150).
Bu sayede Güzel Sanatlar Akademisi’nde okuma fırsatı kazanmış ve 1931 yılında Akademi’nin Fındıklı’daki binasında heykel öğrenimine başlamıştır.
Akademi’deki ilk hocası İhsan Özsoy ve onun asistanı Mahir Tomruk’tur. İhsan Özsoy’la olan eğitim süreci çok kısa bir süre devam etmiş, Mahir Tomruk yönetiminde eğitimini sürdürmüştür. Eğitim açısından tam anlamıyla donanımını tamamlayamadığı fikrinin rahatsızlığını yaşadığı bir dönemde, Almanya’dan heykel bölümüne gelen Prof. Rudolf Belling’le Hüseyin Anka’nın heykel eğitiminde yeni bir dönem başlamıştır. Heykel sanatının içine tam anlamıyla girişini ve bilinçlenmesindeki temel yaklaşımı Belling’e bağlamaktadır. (Tanaltay, 1999: 24).
Tekniği güçlü, malzemeye son derece hâkim bir sanatçı olan Hüseyin Anka, Antik ve Klasik Yunan heykellerinden etkilenen stiliyle figüre bağlı bir tavırla çalışmalar gerçekleştirmiştir (Gezer, 1984: 150).
1991’de devlet sanatçısı unvanını aldı.
13 Eylül 2001 tarihinde vefat etti.
Başlıca eserleri şunlardır:
Mimar Sinan Heykeli (Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi önü). İstanbul’da Hürriyet gazetesi binasının cephesindeki erkek ve kadın gruplar ve aslanlar, Aydın, Antakya, Manisa, Trabzon, Van, Gönen, Diyarbakır, Atatürk anıtları.

Kategoriler
Belgeler Cumhuriyet Dönemi Edirneli Şahsiyetler Videolar

Osman Uğur ile Edirne Sohbeti

Kategoriler
Edirneli Şahsiyetler Genel

İPSALA'LI AHMED HİKMET'İN VATANDAŞLIKTAN ÇIKARILMASI HAKKINDAKİ KARARNAME.

İPSALA’LI AHMED HİKMET’İN VATANDAŞLIKTAN ÇIKARILMASI HAKKINDAKİ KARARNAME.
Kaynak ; T.C.Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri
günümüz alfabesine aktaran; Yılmaz Akçaalan

 
Ankara
Türkiye Cumhuriyeti
Başvekâlet
Kalem-i Mahsus Müdiriyeti
Aded
165 
Kararnâme
Câfer Tayyar Bey’in harekât-ı milliyesi aleyhinde hareketle Yunanlılar ile tevhîd-i mesâiederek  Dedeağaçmeb’usu olarak Yunanistan Meclis-i Meb’usânına iştirak ve Yunan amâline hizmet eylemesinden dolayı on beş seneye mahkûm iken afv-ı umumiden istifâde ederek tahliye olunan İpsala’lıAhmed Hikmet’in ahâli arasında tefrika ihdâs  ve tesvîlâta devam etmesinden merkûmun şu hareket-i fesad-kârânesinden  halkın istihlâsı için teb’idi hakkında kazâ-yı mezkûr Müdafaa-yı Hukuk Reisi Mehmed Bahaeddin ve rüfekâsıimzâlarıyla çekilen telgrafnâmesûretininleffenirsâl kılındığından bahisle devletin me’zuniyeti olmaksızın ecnebi bir devlet hizmetine girmiş olan herhangi bir Türk teb’asınıntabiyetten ıskat edileceği  Tabiyet Kanununun altıncı maddesi  zeyli ahkâmından bulunmakla merkûmuntabiyetten ıskatına karar verilmesi talebini hâvi Dâhiliye Vekâlet-i Celîlesinin 16/8/(13)39 tarih ve Emniyet-i UmûmiyeMüdiriyeti 26965/6060 numaralı tezkeresi  İcrâ vekilleri Hey’etinin 16/1/(13)30 tarihli  içtimâındaled-el-tezekkür Vekâlet-i muşârünileyhin teklifi kabûl olunmuştur.
16/1/(1)340
Türkiye Reis-i Cumhûru
Gâzi
Mustafa Kemal (imza)

Mâliye Vekili    Hariciye Vekîli  Dâhiliye Vekîli  Müdafaa-ı Milliye Vekili              Şer’iyeVekîli     Başvekil
Mâliye ve İmâr ve İskân Vekîli  Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Vekâleti Vekîli        Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekîli                               İktisadVekîli                      Nafia Vekâleti Vekîli                                    Maarif Vekîli
 
 

Kategoriler
Basında Cengiz Bulut Cumhuriyet Dönemi Edirneli Şahsiyetler Genel Güncel

Bu da asırlık bamya

Bu da asırlık bamya
Edirneli Tarih Araştırmacısı Cengiz Bulut, 3 yıl önce Osmanlı Saray Mutfağı’yla ilgili yaptığı araştırmalar sırasında Pertevniyal Valide Sultan’ın evrakları arasından karşısına çıkan Edirne Bamyası namı diğer ‘Hasırdibi Bamyası’nın peşine düştü ve tohumunu bulup bahçesinde yetiştirmeyi başardı…
Sıkı bir koleksiyoner olan Edirneli Tarih Araştırmacısı Cengiz Bulut, tarih tutkusu sayesinde kentin mutfağına özgü bir değeri gün yüzüne çıkardı.
Eskilerin ‘Hasırdibi Bamyası’ olarak bildiği Edirne Bamyası’nın varlığına İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) arşivinden ulaşan Bulut, şansının da yardımıyla tohumunu Edirne’de buldu.
OSMANLI ARŞİVİNDEN FATMA NİNE’NİN BAHÇESİNE UZANAN TOHUM YOLCULUĞU
3 yıl önce İBB arşivinden Edirne Bamyası’yla ilgili Pertevniyal Valide Sultan’ın evrakları arasından 2 adet evrağa ulaştığını dile getiren Bulut; “Bu belgeleri bulunca daha çok araştırmaya devam ettim fakat bu iki belgeden başka bulamadım. Dolayısıyla bunun Edirne’de de peşine düştüm. Karaağaç’ta ve köylerimizde yaptığım araştırmalarda bütün çiftçilerimizin herkes gibi hibrit tohum kullandığını öğrendim. Fakat 2 yıl önce mahallemizde 86 yaşlarında Fatma Nine dediğimiz yaşlı bir teyzeden bu Edirne yani Hasırdibi Bamyası tohumlarını buldum” dedi.
“YEDİĞİM EN İYİ BAMYA ÇEŞİDİ”
Bulut, Fatma Nine’nin gençliğinde Karaağaç’taki bahçelerde çalışmaya gittiği zaman Edirne Bamyası’nın tohumunu alıp bahçesinde yetiştirdiğini öğrendiklerini ifade ederek; “Dolayısıyla 3 yıl önce bana bu tohumlardan 5-6 tane verdi. Bunu bende değişik topraklarda denedim. Normal kara toprakta denedik ama istediğimiz verimi alamadık. Ondan sonra Karaağaç’taki kendi bahçemde denedim. İlk yıl doğru dürüst verim alamadık. Fakat geçen yıl çok iyi verim aldık. Bakımını ve sulamasını yaptık. Şimdiye kadar yediğim en güzel bamya çeşidi. Hem lezzeti, hem kolay pişimi hem de kılçıksız olması açısından çok iyi bir çeşit” diye konuştu.
“AMACIMIZ YERLİ, ÖZ TOHUMUMUZ KULLANILSIN”
İlk hasadın ardından aldığı tohumlardan 15-20 kişiye dağıttığını dile getiren Bulut, amacının hem Edirne bamyasının yaygınlaşması hem de hibrit tohum kullanılmaması olduğunu belirtti. Bulut; “Geçen yıl aldığım tohumlardan en az 15-20 kişiye verdim, ekmelerini söyledim. Onlara da tembihlediğim şu; ürün aldığınızda biraz tohumluk bırakın ve en az çevrenizde 10-15 kişiye bunu dağıtın. Burada amaç hem Edirne bamyası yaygınlaşsın hem de hibrit tohum kullanılmasın. Artık bizim kendi öz tohumlarımızı kendimiz alıp kendimiz yetiştirelim amacımız bu. Yine bu sene ektiğimiz zaman daha fazla tohum alıp daha fazla kişiye dağıtıp bu bamyanın Edirne’de yaygın olarak üretilmesini sağlayacağız” ifadelerini kullandı.
“SARAYA BİRÇOK GIDA EDİRNE’DEN GİDİYORMUŞ”
Bulut, başkentliğin Edirne’den İstanbul’a taşınmasının ardından saray mutfağına birçok gıdanın Edirne’den gittiğini Osmanlı arşivlerinden görülebildiğini de ifade ederek; “Bunlar Edirne’nin kaybolmuş değerleri. Çünkü Osmanlı arşivlerinde görüyoruz, Edirne’den başkentlik İstanbul’a taşındığında oraya taşınan sarayın, orada yaşayan sultanların ve saray erkanının hemen hemen birçok gıda maddesi Edirne’den gitmiş. Beyaz Peynir, bademezmesi, helvası, gül suyu, gül reçeli, ayvası bunun gibi birçok ürün Edirne’den İstanbul sarayına gidermiş. Bunun peşinde koşarken de bu ilginç olan bamyaya rastladık” şeklinde konuştu.
“GASTRONOMİ FESTİVALİ YAPILABİLİR”
Edirne’de yapılacak bir gastronomi festivaliyle yerel değerlerin daha iyi tanıtılabileceğini de sözlerine ekleyen Bulut; “Edirnemiz’in en meşhuru bakıyoruz beyaz peynir. Ama maalesef Edirne’de gıda üzerine hiçbir festival yapılmıyor. Bunlarla ilgili Edirne’de yapılacak bir tarım festivalinde bu gibi değerleri ön plana çıkarırsak turizm açısından çeşitliliği arttırmış oluruz. Edirne bir Selimiye’den, Kırkpınar’dan ibaret değil. Son dönemde meşhur olan Kakava’dan ibaret değil. Edirnemiz’in değerleri çok fazla. Bunları da gündeme getirip, bir gastronomi festivali gibi bu tür ürünler ön plana çıkartılabilir” dedi.
 
Kaynak : http://www.hudutgazetesi.com/haber/47789/bu-da-asirlik-bamya.html

Kategoriler
Edirneli Şahsiyetler

Ramazan ayı gelirken, İhsan Sadullah Bilgiseven

Edirne sevdalısı İhsan Sadullah Bilgiseven ömrü boyunca Edirne’nin dertleri ile dertlenmiş, bir çok defa bakanlıklara, valilere, belediye başkanlarına Edirne sorunları ile ilgili dilekçeler vermiş, çözümlenmesi için çaba sarf etmiştir, Mustafa Kemal Atatürk’ün Edirne’mize geliş tarihi olan 21 aralık gününün kutlanması için 40 yıl uğraşmıştır, her yıl yerel gazetelerde Mustafa Kemal’in Edirne’ye gelişini anlatmış, geldiğinde neler yaptığını ayrıntılarla Edirne’lilere aktarmıştır, merhum Edirne sevdalısı Sadullah Bilgiseven’in yıllarca Edirne tarihi ile ilgili notlarını bizlere vererek Edirne tarihine ışık tutmamıza vesile olan oğlu Emekli öğretmen Halil Bilgiseven ve oğlu Volkan Bilgiseven’e şükranlarımızı sunarız, inşallah bu önemli Edirne tarihi ile ilgili notlardan güzel bir kitap ortaya çıkararak Edirne severlerin beğenisine sunacağız..
Üstadımız Sadullah Bilgiseven’in Edirne’de Ramazan ayının nasıl karşılandığını, nasıl hazırlanıldığını anlatan nefis bir yazısını sizlerle paylaşıyoruz..(Cengiz Bulut/Cengiz Çapa)
Ramazan ayı gelirken,
 Ramazan Ayı’na bir ay varken evin hanımı ile beyi oturur, mevsimine göre sevdikleri yemeklerin malzemelerini bir bir sayarlar, listesini yaparlardı. Peynir, kaşar, pastırma, sucuk, pirinç, makarna, tereyağı, sade yağ bütün yiyecek maddeleri karabiber ve kimyon’a kadar listelenir ve sabahleyin evin beyi işine giderken bakkal başı Emin Efendi’nin dükkanına uğrar listeyi rum kalfaya bırakırdı.
 Bakkal başının dükkan edirne’de bir taneydi. Edirne bir daha böyle bir bakkal dükkanı da göremez. Bu dükkana bırakılan liste O gün akşama kadar mısır zembillerin içinde ya hamal yahut araba ile gönderilirdi.
Ertesi gün telaşla Evin hanımı,
– Efendi, bakır kaplarını kalaycıya yollamayı unuttuk, geçerken kalaycı Ali efendi’ye uğrada çırağını göndersin aldırsın tenbihini verirdi.
Evde ne kadar insan varsa hepsi günlerce seferber olur, bir düğüne yahut bir yolculuğa çıkacakmış gibi hazırlanırlardı. Ev baştan başa temizlenir, çamaşırlar yıkanır uzun lafın kısası odunluktaki odunların bile tozu alınırdı.
Bu uğaşlar içerisinde Ramazan gelip çatardın.  Ramazan’ın ilk gecesi bir bayram havası içinde erkekler, yaşlı kadınlar fenerlerini yakarak komşuları ile camiye Teravih namazını kılmaya giderlerdi. Evler bu şekilde hazırlandığı gibi bilhassa en lazımlı yer olan kahvehanelerde aynı temizliği yapar, tavan lambalarının bol Işıklı olmasına dikkat ederlerdi. Teravih namazı zamanı bütün kahvehaneler kapanır, küçük bir çırak bırakılır, lambalar kısılır, sokaklarda  umumi bir sessizlik hakim olurdu. Teravih bittiğinde en evvel kahveci kahveye koşar, lambalarını açar müşterilerini beklerdi. Kahveler en titiz bir surette pişirilir, Tiryaki fincanlarına konur, nargileler fokurdamaya başlar, bir anda kahveler sokaklar canlandırdı.
 İhtiyarların kahvesi ayrı, gençlerin kahvesi ayrı idi. Ben bu kahvelerin ayrı ayrı olmasına yetiştim. İhtiyarlara mahsus kahvehanelerden biri, eski cami yanında Hafız Hasan’ın kahve, diğeri Bakkal başının Dükkanın yanında Ali’nin kahve, bir de hem berber hem kahveci Mehmet Efendi’nin kahvesi, buraya Edirne’nin eşrafı çıkardı. Bu kahvelerde oyun filan bulunmazdı hepsi muhabbet ederlerdi.
İhsan Sadullah Bilgiseven

Kategoriler
Basında Cengiz Bulut Belgeler Cumhuriyet Dönemi Edirneli Şahsiyetler Genel Güncel

Tarih danışmanlığını CENGİZ BULUT un yaptığı, HASAN ISLATTI nın şehr-i sultan EDİRNE cd si çıktı


Tarih danışmanlığını Cengiz Bulut’un yaptığı, Hasan Islattı’nın ŞEH-Rİ SULTAN EDİRNE isimli Cd si Tüm Edirne’lilerin beğenisine sunuldu. Tüm Edirnelilerin ve Edirne sevdalılarının arşivinde bulunması gereken bu CD’yi Kervansaray dış dukkanları ZEYNO MÜZİK’ten temin edebilirsiniz

Kategoriler
Basında Cengiz Bulut Edirneli Şahsiyetler Genel

BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ CENGİZ BULUT


 
 
 
 
 
 
 
 
BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ  CENGİZ BULUT/EDİRNE YEREL TARİH ARAŞTIRMACISI
Cengiz Bulut; Edirne Sevdalısı, Edirne Tarihini araştıran, özel arşivi olan, Edirne üzerine düşünen ve fikir ileri süren ve her gün 500-600 kişinin ziyaret ettiği Edirne Tarihi web sitesinin kurucusu ve yöneticisi…
Konu Edirne ve Edirne’nin daha güzel, daha işlevsel bir hale getirilmesi ise Cengiz Bulut sessiz kalamaz. Mutlaka söyleyecek sözü vardır ve bu daima Edirne’mizin menfaatinedir. Daha dün gördüğüm ve yeni paylaştığı bir sosyal medya paylaşımını buna örnek verebilirim: Edirneli Fatih Sultan Mehmed Han’ın vefat yıldönümü 03 Mayıstır ve o Saatli Medrese’de eğitim görmüştür. Cengiz Bulut paylaşımında ona rahmet diledikten sonra Edirne’nin bu durumdan tarihi ve turistik anlamda yeterince istifade edemediğinden bahisle; “Restorasyonu yıllarca süren, bir türlü bitirilemeyen bu medrese en kısa zamanda Sağlık Müzesi gibi mankenlerle canlandırılmalı olarak Fatih Sultan Mehmed Müzesi haline getirilmeli, bir odada eğitim görürken hocası ile, diğer bir odada yere yayılmış deriden bir haritada İstanbul’un fethi hazırlıkları canlandırılmalı, bir taraftan da göz zevkini bozmayacak şekilde gizlenmiş hopörlörlerden Arif Nihat Asya’nın Fetih Marşı enstrümantal mehter müziği eşliğinde tekraren okunmalı, sempozyumlar yapılmalı, hatıra eşyalar, kitaplar teşhir edilerek ziyaretçilere sunulmalıdır.”
Bu sadece bir küçük örnek…
Bir diğer önerisi de hayli haklı ve ilginç: “Tunca Nehri’nin iki kolu arasındaki adacık, ki Edirne Yeni Sarayı’nın Has Bahçesi’dir orası. Şehitler yatağıdır orası… Orada bu tarihi yapıya uygun düşmeyen, bu tarihi dokunun adeta ırzına geçen, üstelik de Tunca Nehri’nin yatağının temizlenmemesi nedeniyle sel baskınlarıyla gündemden hiç düşmeyen Sarayiçi’ne Kırkpınar Stadı hiç mi hiç yakışmamaktadır ve üstelik senede sadece bir hafta kullanılmaktadır. Edirne’mizde Tarihi Kırkpınar Güreşlerinin organize edileceği çok daha uygun yerler vardır. Mesela benim ilk aklıma gelen Askeri Hastane ve Askeri Şehitliğin yakınları bu iş için çok daha uygun ve anlamlıdır.
Peki, kimdir Cengiz Bulut ve bu ilgi, bu tatlı hastalık ona nasıl ve kimden bulaşmıştır(!).
Kendisinden dinleyelim: “1876 yılında Bulgaristan’ın kuzey kesiminde kalan Lofça’dan göç etmiş bir ailenin torunlarından biriyim. 1965 yılında Edirne Merkez Köylerinden Doyran köyünde dünyaya gelmişim. Ailem 1974 yılında Edirne’ye taşındı. Ortaokulu Atatürk Ortaokulunda, liseyi Edirne Ticaret Lisesinde bitirdim. Ortaokulda –Allah uzun ömürler versin- Türkçe Öğretmenim Yılmaz Akın bana okuma sevdasını aşıladı. O günden beri okuyorum, araştırıyorum. 25-30 yıl önce tamamen Edirne Tarihine yönelik “Edirne Tarihi. Com” adlı web sitesini kurdum. 10’larca yıldır Edirne konusunda birçok kitap yazanlara, üniversite, lise ve ortaokul öğrencilerine araştırmalarında Edirne Tarihi konusunda yardımcı olan, her gün en az 500-600 kişinin ziyaret ettiği, okuduğu bir siteyi yönetiyorum. Edirne’mizin Osmanlı Tarihi dönemini gün yüzüne çıkarmaya çalışıyorum. İnsanımız pek kitap okumayı sevmediği için kısa bilgilerle web sitemizden tanıtmaya çalışıyoruz. 14 yıldır Selimiye Camii arkasında bulunan Taş Odalar Butik Otelin işletme müdürlüğünü yapıyorum. İstanbul’da Osmanlı Devlet Arşivi üyesiyim. Fırsat buldukça İstanbul’a gider, Edirne’miz ile ilgili belgelere kendimi kaptırır ve merakım daha da artar, bu dipsiz kuyuda kendimi kaybederim.”
Edirne Tarihinde Yahudilerin çok önemli bir yeri var. Bu konudan biraz bahsetsek.
“1492 yılında Endülüs Emevî Devleti çökünce Yahudiler de bundan nasibini alıyor ve İspanya’dan kovuluyorlar. Hiçbir devlet onları kabul etmiyor ancak Osmanlı Devleti müstesna. Fatih’in oğlu 2. Bayezid, İspanya’ya 5-6 gemi gönderip onları Osmanlı topraklarına kabul ediyor. 2. Bayezid vezirlerine şu önemli sözü ediyor; ‘İspanya Kralı ne kadar beyinsiz bir adam ki halkını fakirleştiriyor. Bu gelen insanlar arasında zanaat adamı var, bilim adamı var, yazarlar var, matbaacılar var ve çok, çok önemli sanatkârlar var.’ Bu insanların bir bölümü Selanik’e, bir bölümü de Tekirdağ, İstanbul, Bursa, İzmir ve Edirne’mize yerleştiriliyor. Bunlar, Osmanlı mozaiğinde önemli bir yer işgal ediyorlar, tabii özelde Edirne’mizde. Bir ara nüfusları 20 binlere varıyor. Şehrimizin sosyal, ticari, ekonomik vb. hayatında önemli işlevleri oluyor. Fransız İhtilali (1789)’nden sonra milliyetçilik akımı dünyayı sarıyor. Özellikle Osmanlı hakimiyeti altında uzun yıllar mutlu, mes’ut bir şekilde yaşamış olan Balkan Ülkeleri de bu durumdan olumsuz etkileniyorlar ve kendi milli devletlerini kurmak için Batılı Devletlerin de gizli, açık teşvikleriyle Osmanlı’ya baş kaldırıyorlar. Her milletin içinde çok iyiler olduğu gibi kötüler de vardır. Özellikle İngiltere, ki o dönemin hakin gücüdür, içimizdeki Türkleri, Yahudileri kullanarak süreci hızlandırmışlardır. Balkan Savaşları sırasında Edirne’miz çok acılar çekmiştir. Karlafço Antlaşmasından sonra Edirne sınır (serhat) şehri oluyor. Durmadan büyük göçler alıyor ve müthiş bir nüfus patlaması yaşanıyor ve bu süreçte yüzlerce yıldır burada yaşamış olan yerli halk da Anadolu’ya göç ediyor. 1934 Trakya Olayları ki, bu süreç de muhtemeldir ki İsrail’in kuruluşunu hızlandırmak ve Yahudileri Filistin’e göçe zorlamak amacıyla yabancı ajanlarca, özellikle İngiliz Ajanlarınca körüklenmiştir, Trakya’dan büyük Yahudi göçü oluyor. Edirne’den, yaşadığı topraklardan göçmek istemeyen, burayı vatan bilen, ekmek yediği, havasını soluduğu yere sahip çıkan Yahudiler de var. Bana anlatılan bir hikaye hayli ilginç: Çok zengin bir esnaf olan Yahudi aileye (bir tenekeye yakın sarı lira altını olduğu iddia ediliyor) İsrail’e göç etmesi için diğer Yahudilerce büyük baskı, büyük vatlarda bulunuluyor. İsrail’e paranı da alarak göç et, orada sana ev, arazi verilecek diye. Bu baskılara dayanamayan Yahudi göç etmeyi kabul ediyor, paralarını götüreceği sırada kendini ihbar ediyor ve en azından altınlarının Türkiye’de kalmasını sağlıyor. Böyle insanlar da var ama sonuçta büyük göç yaşanıyor ve Edirne’de günümüzde sadece bir Yahudi Aile kalıyor: Rıfat Mitrani. O da büyük yatırımlarla Edirne Ekonomisine, iş gücüne karınca kararınca destek oluyor ve o artık kendini Türk kabul ediyor. Hatta kızı Müslüman bir Türk’le evlidir.”
“Edirne’miz metre kareye düşen tarihi eser bakımından dünyada 2.ci… Ama ne yazık ki tarihte uğradığı dört işgal sebebiyle bunların bir çoğu günümüze ulaşamamış. Bu tahribattan en büyük pay, Müslüman, hristiyan, Yahudi vb. ayırt etmeksizin mezarlıklara düşmüş. Bu konuda neler söylemek istersiniz?”
“Mezarlıklar konusu, çok geniş bir konu. Çok geniş ebatlı bir kitap olabilecek çapta bir konu. İki yıldır bu konu üzerinde çalışıyorum. Bilgi, belge topluyorum, okuma yapıyorum. Mezarlıklar, mezar taşları o yerin tapu senetleridir. O topraklarda kimlerin yaşadığının, kimlerin hakkı olduğunun belgesidir. Yahudi, Ermeni, Rum Mezarlıkları talan edilmiştir, büyük tahribata uğramıştır. 1829’da-1878’de Ruslar Edirne’mizi işgal ettiklerinde mevsim kış, sokaklar çamurdur. Mezar taşlarını kırıp yollara sermişlerdir. Kıyık Mezarlığında o zamandan kalma çok değerli kırık mezar taşları hâlâ durur. En önemlisi, Çelebi Mehmed’in Uzunkaldırım’da bir mezarlığa tahnit sonrası iç organlarının gömüldüğünü ve üzerine bir türbe yapıldığını kaynaklardan biliyoruz. Ne yazık ki, bu türbe 1878 Rus İşgalinde tamamen ortadan kaldırılıyor. Bugün yerini bile bilemiyoruz. Bu türbe muhafaza edilebilseydi Edirne’miz için çok büyük bir değer, manevi bir güç olacaktı. Çünkü Edirne’mizde padişah çocukları(şehzadeler) ve padişah eşlerinin mezarları var ama padişah mezarı yok. Hepsi Bursa’ya veya İstanbul’a gömülmüş. Rumlara ait, Yahudilere ait mezarlıklar da zamanla talan edilmiş. Şu an Ayşekadın’da Carfur AVM’nin orada çift şeritli yol geçiyor. Orası büyük bir İslâm Mezarlığı imiş. Birçok alim(bilgin), şair ve yazarlar, büyük değerli insanların yattığı mezarlığın tam ortasından, 1940’lı yıllarda Almanya’dan getirtilen bir şehir plânlamacısı tarafından şehrimize sokulan bir hançer gibi, yolu buradan Ulu(Eski) Cami’nin bitişiğinden Avrupa’ya giden bir yol haline getiriyorlar. Eski fotoğrafları elimizde var. O kadar güzel devlet yapıları, binaları, konaklar hepsi tahrip ediliyor, yıkılıyor. En acısı da mezarlıkların talan edilmesi, yok edilmesi. Daha sonraki dönemde Kıyık’ta 120 dönüm bir alana yayılan mezar taşları ve mezarlıklar… Şahsi koleksiyonumda iki fotoğraf var bununla ilgili. İki fotoğrafı birleştirince 120 dönümlük mezarlığın tamamını görüyoruz. İçerisinde 4-5 tane yapı var. Yahudilerin kutsal saydıkları, Susuz Baba dedikleri ermişleri bir zat var. Onun da türbesi görülüyor. Talan edilmiş, yok edilmiş. Bu 120 dönümlük mezarlık korunabilseydi, etrafı taş duvarlarla çevrilseydi Edirne’mizde doğup büyümüş, yaşamış ve daha sonra göç ederek bütün dünyaya dağılmış olan Yahudilerin turizm açısından korkunç katkısı olurdu. Onlarca otobüs insan gelir, dedesinin, atasının izine düşer ve inandığı dinine uygun dua eder, Edirnelilere ve teşekkür ederlerdi. Bu, Ermeniler için de, Rumlar için de, Bulgarlar için de geçerlidir. Butik Otelimize gelen müşterilerimizin Edirne ile bağlantısı kalmamış ama atalarının izlerine düştüklerini çok gördüm. Sonuçta insan…İnsan olarak, şehir olarak sahip olduğumuz değerlere sahip çıkarsak herkes mutlu olacak, herkes kazanacak. Turizm durduğu an dünya ekonomisi durur. Çünkü turizm, bir şehrin fırıncısına, yumurta satanına kadar her sektörü etkiliyor. Konaklamalı turizmi teşvik etmemiz lâzım. 12 aya yayabilmemiz lâzım… Turizm açısından altyapı eksikliklerimizi acilen gidermemiz lâzım. Hizmet sektörünün eğitilmesi, iyi denetlenmesi lâzım…”
Turizmin en önemli lokomotiflerinden biri de rehberler. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
“Edirne’mizde halen 11 tane lisanslı rehberimiz var. İşleri çok yoğun oluyor; ya şehir dışında oluyorlar, ya da dolu… Bu konuda büyük sıkıntı yaşanıyor, ne yazık ki. Edirne’ye şu an cevap veremiyorlar. Alan Kılavuzu dediğimiz, parayı ön plânda tutmayan Edirne Sevdalısı olan, Edirne’yi ve Edirne tarihini çok iyi bilen gönüllülerimizi Halk Eğitim Merkezi’nin açacağı kursa teşvik ederek, kurstan ve sonunda sınavdan geçirerek bu kişilere lisans vermemiz ve onlardan istifade etmemiz lâzım. Dışarıdan gelen rehberlerin bazıları 3 yer gösterip tamam Edirne bitti diyorlar. Fatih’imizin eğitim gördüğü Saatli Medrese’ye hamam diyenleri de gördük. Bu şehir kötü şeyleri hak etmiyor. Edirne çok, çok önemli bir potansiyele, tarihe ve tarihi eserlere sahip… Velhasıl, Edirne’mize sahip çıkmamız lâzım…”
Son sözlerinizi alabilir miyim?
“Rahmetli Üstadımız Süheyl Ünver’in sözüyle konuyu bağlayalım mı? ‘Her şey biter, Edirne bitmez!”
Yayınlayan ; Ali SÜZEN /Araştırmacı Yazar,Gazeteci
09 Mayıs 2018, Edirne

Kategoriler
Edirneli Şahsiyetler Genel Güncel

Osman Uğur ve Edirne Musiki Derneği

 Edirne Musiki Derneği
Kuruluş tarihi ; 6 temmuz 1952
    Edirne’de bir grup Edirne sevdalısı 6 temmuz 1952’de Hafız Rakım Ertür etrafında toplanarak  Edirne Musiki Derneği’ni kurmuştur, kurulan bu dernek sayesinde Rumeli ve Edirne Türküleri başta Hafız Rakım Ertür, Şerif Ercan, Sandıkçı Mehmet ve oğlu İsmail Hakkı Soyyanmaz, Ratip Kazancıgil sayesinde TRT repertuarlarına kazandırılarak kayıt altına alınmış ve günümüze kadar ulaşması sağlanmıştır.
   Edirne Musiki Derneğinde ki bayrak değişimi ile derneğin son dönem en önemli simalarından biri de Edirne’mizin çok sevilen eski esnaflarından Terzi Osman Uğur’dur, 80 li yaşına rağmen halâ yüreği dernek için atan Osman abimiz  yıllarca farklı mekanlarda çalışmalarını yapan derneğe yeni bir bina kazandırılması çalışmalarında en büyük emeği sarf edenlerden biridir. Derneğin çalışma yerleri sırasıyla Ekrem Demiray Spor Salonu,Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü,kafe mandalinin sol yanı(kiralık),Camlı KAFE,Ekrem Demiray İşhanı,Vakıfbankın bulunduğu yerin ikinci katı,Saraçlar caddesi üzerinde yer alan yapı kredi bankası üstü,Edirne turizm derneği lokali,75.yıl iş merkezi 3. ve 5. katlar,ve son olarak Sezai ırmak art akademi idi.
   2011 te Edirne Belediye  binasına yakın bir sokak arasında satın alınan eski bir yapı ya, Edirne musiki derneği  tarafından 8 ocak 2014 tarihinde yeni hizmet binası için ilk kazma vuruldu, 12 şubat 2014 tarihinde Edirne musiki derneği yeni hizmet binasının temelleri atıldı.
        Derneğin yeni binası için büyük emeği geçen dernek mutemedi Osman Uğur bey 13 yıl bu güzide derneğin her sorunu ile ilgilenmiş, gelecek kuşakların bu güzel dernek binasında müzik tutkularını geliştirmeleri için gece gündüz çalışmıştır, bu  günlerde Dernek saymanlığını başka bir yol arkadaşına devretmeye hazırlanırken kendisine uzun ömürler dileriz..