Tarihte Edirne Nehir Taşkınları ve Önleme ÇalışmalarıKategori: Cumhuriyet Dönemi, Genel, Osmanlı DönemiEklenme Tarihi: Şub 10th, 2012Ekleyen: Cengiz
Ne var ki; meydana getirdikleri zararları yüzünden nehirleri suçlamak, büyük bir haksızlık, büyük bir yanılgı olur. Şayet akıl yolu kullanılıp gerekli önlemler alınmış olsa, bu üç nehir, Edirne için, yeryüzünde eşine az rastlanan bir doğa bağışı, bir bereket kaynağı olur. Dünyamızda, içinden nehir geçen birçok kentler var ise de, üç nehrin birden kucakladığı kent örneğinin başında, her halde Edirne gelir. Böylesi kentlerin, bu doğa cömertliklerinden nasıl yararlandıkları ise, bilinmeyen bir sır değildir. Meriç Nehri’nin, Edirne’den Enez’e kadar, içinde nakliyat yapılan bir su yolu olduğunu, Fetih sırasında, (1361) Bizans Tekfuru’nun buyolla Enez’e kaçmış olduğunu tarihi kayıtlar bize öğretmektedir.
Hal böyle iken, nehir yatakları temizlenmez olup, tersine, bu yataklar ortasına yapılan sal değirmenlerinin set ve bentleri, yatakların dolmasına neden olması sonucunda nehirler taşmaya ve etrafa zarar vermeye başlamışlardır. Ayrıca, rıhtımlara ve köprü başlarına verilmiş olan (Odun iskelesi, Limon iskelesi) gibi isimlerde bu olayı kanıtlamaktadır. Bu durumda, suçlu olan, elbette ki, bu doğal nimeti, bu hallere getirenlerdir. Fatih Sultan Mehmet de, sarayını, bir dünya cenneti olan Tunca nehri kıyısına kurdurmuştur. Şimdi 17. yüzyılda, nehirlerin durumunu, Edirneli bilgin Abdurrahman Hibri’nin Enis-ül Müsâmirin adlı Edirne şehir tarihinden okuyalım. “Edirne’nin tüm bahçeleri bu üç nehrin kıyılarındadır. Hepsi 450 adet bahçe olmak üzere bağbanlar kethüdası defterinde kayıtlıdır. “Gerçi bu sular, o bahçelerin çevresinde olan yüksek ağaçlar yüzünden güzelce akarlar. Ama, bahçeler, bunların bir yudum suyundan bile faydalanamaz. Ancak, kendi dolaplarının göz yaşı ile geçinirler.”
Hibri’yi okumaya devam edelim. “Bu nehirlerin, kış mevsimi sonunda o kadar taşarlar ki, kenarlarındaki mahallerin her evi, sahibinin başına dar gelip, bir çoğu yıkılarak sular altında kalır. Hatta rahmetli Ali’nin Künh-ül Ahbar adlı kitabında, Sultan II. Selim döneminde sular o derece taştı ki, dörtyüzden fazla evin yıkıldığı yazılıdır. 1623 yılında da, büyük bir taşkın olup, sayısız evleri harap etti.” Bu ifadelerden anlıyoruz ki, 17. yüzyılda nehir yatakları, ilkbahar sularını taşıyamayacak derecede dolmuştur. Nehirler daha ileriki dönemlerde o kadar tahripkar olmaya başlamışlar ki, nihayet, önlem alma zorunluluğu görülmeye başlanmıştır. Şimdi, önce taşkınları, sonra da önleyici çalışmaları özetle görelim: TUNCA NEHRİ’NİN ŞİDDETLE TAŞMASI O yıl, Balkanlarda şiddetli kış olup fazlaca kar yağmıştı. Havaların ısınmasıyla çözülen karlar yüzünden, adı geçen nehir öylesine taşmış idi ki, çadırlı ordugaha girmek şöyle dursun, Tunca üzerindek köprü görünmez olmuştu Çadırlarda bulunan bazı bekçiler boğulmuş, ikiyüz den fazla çadır, Meriç yoluyla Enez’e doğru akmaya başlamış, halk yüksek yerlere çıkıp bu manzarayı seyretmiş lerdir. NEHİRLERİN TAŞMASI R: 27 Recep 1312/R: 11 Ocak 1310 23 Ocak 1895 Çarşamba gecesi, Arda, Meriç ve Tunca nehirleri 20- 30 seneden beri örneği görülmemiş derecede taşarak Tekke Kapı’dan başlayıp Ki- rişhane’ye kadar Tunca’ya yakın mahalleler sular altında kalmıştır. Bu durumda, Vilayetten gönderilen ekiplerin yardımıyla Orta İmaret ve su altında kalan mahalleler halkı boşaltılmıştır. Demiryolu şosesi de su altında kalmış ve şehrin, istasyonla olan bağlantısı kesilmişti. Telgraf hatları bozulmuş, gidiş geliş, sallar ve kayıklar ile yapılmıştır. Belediyece, su altında kalan mahallelere ekmek ve kömür dağıtılmıştır. Yine, su altında kalan köylere ekmek ve diğer ihtiyaç maddeleri gönderilmiştir. Demiryolu köprüleri de yıkıldığından, İstanbul-Avrupa kapanmıştır. 6 Şaban 1312/ 20 Ocak 1310/4 Nisan 1894 Cuma günü akşam sular yeniden yükselmiş mahalleler boşaltılmıştır. H: 1314 zilhicce ortası/ 1313 Mayıs başı/ 1897 sürekli yağan yağmurlar sonunda Tunca, Arda ve Meriç nehirleri taşmış etrafındaki mahalleler sular altında kalmıştır. Sular Yalnızgöz ve Mihal köprülerinin üzerinden aşmış, mahalleler arası bağlantı kesilmiştir.. Yine, su altında kalan köylere ekmek ve diğer ihtiyaç maddeleri gönderilmiştir. Demiryolu köprüleri de yıkıldığından, İstanbul-Avrupa kapanmıştır. Karaağaç yolu üzeri 1 metre su altında kalmış 1845 yılı başındaki taşkından (Büyük su) bu yana ilk defa böyle bir su görülmüştür. Bir ay boyunca tekrar yağan şiddetli yağmurlar ve taşan sular büyük tahribat yapmıştır. Üç Şerefeli Cad- desi’ni sular basmış, Kirişhane, Uzunkaldırım sulara-tında kalmış, büyük can ve mal kaybı olmuş, şehir çinde ulaşım sallar ve kayıklarla yapılmış, şehirde sular denizler gibi dalgalanmış Sarayiçi’de su yüksekliği 4 metreye çıkmış. 1895 TAŞKINI Bu yıl da sular yine yükselmiş ve şehir, aynı zorlukla karşılaşmıştır. İşte bu taşkınlar ve uğramalar zarar ve ziyanlardan sanra ki, koruyucu önlemlerin alınmasına başlanmış olduğunu görmekteyiz. NEHİRLER ÜZERİNDEKİ ÇALIŞMALAR Taşkınların verdiği zararı önlemek için gerekli tedbirleri almak üzere Vilayet makamı, Hükümete baş vurmuş ve Padişah emriyle fen adamlarından oluşan bir komisyon gerekli incelemeyi yapıp bir rapor hazırlamıştır. Buna göre, Meriç köprüsünün başlangıcına, setler yapılmasına, H: 13089-M: 1890 tarihinde, vilayette kurulan emanet komisyonu aracılığı ile başlanılmıştır. Yapılan çalışmalar, şöylece sıralanmaktadır.
Settin yüksekliği, üzerinden kısmen su aşabilir, kısmen su aşamaz şekildedir. Settin yapısı, aynı düzeyde olmayıp yerine göre değişiktir. Setten Karaağaçtan itibaren 722 metresi toprak olup, su tarafı dallar ile örülmüş ve taşla güçlendirilmiştir. 40 metresi toprak olup su tarafı kuru divardır. 287 metre boyunda kazık bend (enine ve boyuna bağlanmış, su tarafı tahta ve taş ile güçlendirilmiş ve arka tarafı tahta kaplanmış iki sıra kazıkla yapılmış olup bunların arası toprak ve çakıl ile doldurulmuş) olarak yapılmıştır. 393 metre uzunluğunda kazık ve taş bent: Bu bent, enine ve boyuna bağlanmış, su ve tarlalar yüzü taş ile güçlendirilip ve içi taş ile doldurulmuş olup iki sıra kazık olarak yapılmıştır. Bu da eski yatağın başlangıç ciheti bendidir. 713 metre uzunluğunda kazık ve tel örgülü taş bent: Bu bent, üst başta ve ortada enine ve boyuna ve uzunluğunca dallar ile örülmüş, su ve arka yüzü, içi taş dolgu (Şopar) denilen dal ve demetler ve taşlar ile doldurulmuş iki sıra kazıktan yapılmıştır. 4289 metre uzunluğunda kazık, dal örgülü taş bent:Su yüzü dallar ile örülmüş ve bağlanmış ve arka yüzünün tabanı kazıklara dayanan payandalardan oluşan ve su yüzü, demet ve dal örgüleri ve taş ile güçlendirilmiş bir sıra kazıkla yapılmıştır. 115 metre uzunluğunda kazık, örgü ve taştan yapılmış bent: Bu bent, baş da ve ortada enine ve boyuna bağlanmış ve uzunluğuna dallar ile örülmüş, su tarafı taş, dal ve demetler ile güçlendirilmiş, içi yine demetler ve taşlar ile doldurulmuş iki sıra kazıklardan yapılmıştır. 396 metrelik kazık ve taş bent: Bu bent, birbirine bağlanmış, su yüzü taş ile güçlendirilmiş ve yol tarafı tahta ile kaplanmış iki sıra kazıktan oluşup, buda eski su yolunun bitiş yeri bendidir.
73 metrelik bölümü, başları bağlanmış ve örgüler ve taşlar ile güçlendirilmiş ve içi örgüler ve taş ile doldurulmuş iki sıra kazıktan, 170 metrelik bölüm ise örgü ve taş ile güçlendirilmiş bir sıra kazıktan yapılmıştır.
Kum Mahallede, Meriç-Tunca nehirlerine kadar açılmış olan bir kanal üzerine bir bent ile, bu bendin baş ve sonuna setler yapılmıştır. Bendin uzunluğu 103, 050 metre olup iki tarafı taş ile güçlendirilmiş ve taş ile doldurulmuş iki sıra kazık ve taştan yapılmıştır. Set kısımları (Mustafa- paşa yönünde 44 metre ve bahçeler yönünde 208,050 metre uzunluğunda) topraktan olup, şevleri kuru divar ile örülmüştür. Toplam uzunluğu 359 metredir. Bu bentte kullanılan taşlar, Sultan II.Bayezid Külliyesi birimlerinden olan Çifte Hamam’ın yıktırılmasından elde edilmiştir.” 5-Meriç Köprüsü yanında, şehir yönünde 3,050 metre yüksekliğinde ve 300 metre uzunluğunda kuru bir divar yapılmıştır. Duvarın temeli kazıklara dayanmış olup taş ile güçlendirilmiştir. 6-İstasyon Yolu setti: Yol boyunca 258 metre uzunluğunda olup, bunun, 120 metresi tek sıra, 138 metresi iki sıra kazık ve mahmuz ile güçlendirilmiştir. Su yüzü ile arka yüzünde taş ile güçlendirilmiştir. Geçmişte yapılmış olan bazı set ve bentler de, bu son taşkında harap olmuştur. Arda Nehri’nln sağ kıyısı üzerinde, ve Meriç İle birleştiği yerin ilerinsinde ve yakınında birkaç mahmuz yapılmış ve kum mahalle kanalının giriş yerine bir bent yapılmasına başlanılmış idi. Bu işlerde kullanılan ağaçlar çam ve meşe türün- dendir. Kazıkları, 5 metre uzunluğunda, 20-30 santim kutrunda (çapında) olup ortalama olarak üç metre daha eklenmiş ve tabana 4-5 metre çakılmıştır. Kullanılan taşların çoğu Kuleliburg az taş ocağından getirilmişti. Yukarıda sayılan bütün işler için il bütçesinder 3.800.000 kuruş harcanmıştır. Bu para arasında Mihal Köprüsü yakınında (150.000) kuruşa kamulaştırılan değirmenin yıktırılması ile, Edirne’den Enez’e kadar olan sel bentlerinin (82 adet) yıkım giderleri de vardır. Yeni serede 867 metrelik bir bendin de yapılmasına başlanılmıştır. Geçen sene Karaağaç’tan başlayarak Meriç Köprü- sü’nde son bulan nehrin sağ kıyısı üzerinde bir set ve bent yapılmasına başlanılmış idi. Bu settin toplam uzunluğu 3094 metre olup tamamlanması için kalmış olan 867 metresi bu sene, yani H: 1315 M: 1897 yıl bütçesinden yapılmıştır. Bu sene ıslahat için 560.334 kuruş harcanmıştır. Bu suretle, 17. yüzyıldan başlayıp 1897 yılına kadar ki dönemde nehirlerin taşması ile, bunu önlemek için yapılan çalışmaları özet olarak görmüş bulunuyoruz Bu tarihten sonra, Cumhuriyet döneminde de bu önemli konu ihmal edilmemiş ve Edirne’de kurulan Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğü, yaptığı ıslahat çalışmalarıyla bir yandan taşkınları önlemek, diğer yandan ehirlerden sulama için faydalanma projelerini uygulamış ve halen de aynı amaçlı çalışmalarını sürdürmektedir. Diliyoruz ki, bu gayretli çabalar devam etsin ve bir gün, nehirlerimiz, içinde nakliyat yapılan faydalı ve verimli su yolları haline gelsin. Kaynak : Yöre Dergisi 2005
Konu Yazari: Cengiz (Cengiz ) ... Yorum Yap |
Ziyaretçi İstatiğimiz
Meta Sevdiğimiz Linkler |