http://www.edirnetarihi.com/sponsor-reklamlari/reklam.jpg

EDİRNE OSMANLI DÖNEMİ MEZAR TAŞLARINDAKİ “TAMGA”LAR



Yazar: Cengiz Bulut | Genel | 28 Kas 2017 | 0 Yorum

EDİRNE OSMANLI DÖNEMİ MEZAR TAŞLARINDAKİ “TAMGA”LAR 

 Mehmet Ali ESMER

(Y.Mimar Rest. Uzmanı – Sinan ve Selimiye Cami Vakfı (SİSEV) Gen. Md. ve T.Ü. Mimarlık Fak. Serb. Öğret. Grv.)

Özet

Gerek Bitlis/ Ahlat, gerek Edirne Anadolu’nun Avrupa ve Asya’ya açılan iki önemli kapısı olmuşlardır. Her iki yerleşkenin doğrudan irtibatlı oldukları kıtalarlarla öncelikli olarak kültür alışverişleri olmuş, adeta iç ve dış kültürlerin odak merkezi olmuştur. Her iki yerleşke de bu nedenle geçmişe ait çok önemli veriler taşıyan tarihi eserleri halen bünyelerinde barındırmaktadırlar.

Kurulan ve adına DEVLET dediğimiz en büyük organizasyonun tebaasını oluşturan insanların çeşitli kabile ve boylardan olduğu göz önüne alınırsa ortaya çıkan kültür alaşımı LOKAL özellikler kazanır. Ancak bununla beraber geçmişi birkaç bin yıllarına dayanan birçok yazı biçimlerini, gelenek ve inanışlarını taşlara yansıtmaktan geri kalmadıklarını da görmekteyiz. İşte bu bağlamda incelenen Edirne’de 1364 Sırpsındığı savaşı milat kabul edilerek, bu savaşın öncesi ve sonrası olmak üzere kısaca bölgenin ortak kültür yapısı ele alınmış, iki dönem arasındaki ortak özelliklerden ve tarihi bağlardan yola çıkılarak MEZAR TAŞLARI ele alınmıştır. Ve bu mezar taşlarının Asya ve Avrupa kültürleri kapsamında, geçmişten hiçbir şekilde bağını koparmadan Osmanlı geç Dönemine kadar üzerindeki TAMGALARLA nasıl yorumlanarak devam ettirildiğini, hatta bunun Osmanlı dönemi mimari eserlerindeki yansımalarını, Mimar Sinan’ın Selimiye’si ile nasıl zirve yaptığını görsellerle anlatmaya çalışmaktayım. 

  1. GİRİŞ

Mezar taşı geleneği, yani ölmüş kişinin anısına “mezarı başına taş dikme” geleneği, biz Türk Milletine has bir özelliktir. Son zamanlarda Asya’da ve Anadolu’da yapılan arkeolojik kazı ve keşiflerin de gösterdiği gibi bu geleneğin yaklaşık onbin yıl evveline dayandığı görülmektedir. Bu tarihler Proto-Türklerin ilk ortaya çıktığı ve yazının biçimlenerek bir anlam ifade etmeye başladığı tarihlere denk gelir ki, bu bir tesadüf değildir. Yani insanların demiri işleyip, ilk olarak örgütlenip töreli/yasalı devlet kurmaya başladıkları zamanlardır. Bu töreli toplumun Örgütlü yaşam tarzının bir parçasını da hiç şüphesiz ölü gömme törenleri ve biçimleri oluşturmaktadır.

Mezar taşı geleneği, yani ölmüş kişinin anısına “mezarı başına taş dikme” geleneği, ne islamiyette ve ne de Araplarda vardır. Nitekim Bir çok İslam olan Arap ülkesinde halen kabirlerin başına en ufak bir işaret taşı bile konmamaktadır.

Rahmetli Halûk Karamağaralı hocamızın bizzat bizlere anlattığı; « Biz Türklerin,  İslamiyeti Muhammedî Dini) kabul ettikten sonra, birçok geleneklerimizden vaz geçmemiş olduğumuz » gerçeğidir. Özellikle ölü gömme geleneklerimizden vermiş olduğu örneklerden bir tanesi « Türklerin at ve eşyaları ile birlikte gömülmesi »’dir (Fotoğraf.1), diğeri ise «ölen kişinin anısına, kabrinin baş ucuna taş dikilmesi »’dir. (Fotoğraf.2)

(Fotoğraf.1) Altaylar da bulunmuş Alp Kurganı atıyla birlikte gömülmüş. Kazılar Kazakistanda TİKA’nın desteği ile yapılmış. 4 ayrı mezar kurgan bulunmuş. Arkeolojik keşiflerin ve kazının adı “Altın Beşik Altay”.

 ,

(Fotoğraf.1) Taşbaba’lar (Firudun Celilov’dan)

 

Sempozyum açılış konuşmalarında da Sn. Mahmut Ökçesiz hocamızın ve Sn. Doç. Dr. Celil Arslan Hocamızın da ısrarla belirttiği gibi, söz konusu Mezar Taşları BU ÜLKENİN TAPU KAYITLARIDIR. Bunun aksini iddia etmek, ancak vatanımıza ve varlığımıza düşman olanların ekmeğine yağ sürmek demektir.

Atalarımız hep vatan bilinci ile zaman içerisinde mezar taşı geleneğini bir sanata dönüştürerek günümüze kadar taşımışlardır. Şimdi emanet bizlerdedir. İşte o yüzden, aynı bilinç ve duygularla bize bırakılan emanete sahip çıkmak için hazırlanan bu güzide Sempozyuma emek veren herkese, şükranlarımı ve minnettarlığımı sunmayı bir borç bilirim.

Ayrıca bizlere; “ Anadolu’da bir çok Türk mezar taşlarının üzerinde Osmanlıca, Arapça yazı olmadığı için bunlar Türk değildir diyerek sökülüp kırılmıştır. Bunu en son Denizli’de yaşadım. Buldukları eski Türkçe yazılı kaya taşlarını Arapça yazı görmedikleri için (Bunlar Rum’dur, Grek’tir, Yunan’dır, Ermeni’dir) diye tanımlayarak söküp atmışlar. OYSA O SÖKÜP ATTIKLARININ ÜZERİNDE TÜRKLERİN ORHUN YAZITLARI VARDI” diyerek, yolumuza ışık tutan Türk Tarihinin sevdalısı sayın Servet Somuncuoğlu’nu rahmet ve minnetle yad ederim.

Hulki Cevizoğlu’nun ATV’de sunduğu ‘Ceviz Kabuğu’ programına 2002 Haziran-Temmuz aylarında bir kaç kez konuk olan İnşaat Yüksek Mühendisi Kâzım Mirşan, Eski Türklerin kullandığı harfleri tamga > damga “damga, mühür” olarak isimlendirmiştir. Bu isimlendirmesini de şöyle açıklamıştır.
“Hulki Cevizoğlu – TAMGA ne demek?
Kâzım Mirşan – Tamga demek, şöyle, Türkler’in en eski dil şekli şöyle: Bir vokal var, bir de vokalden sonra konsonant gelir, yani iki sesli, ilk önce böyle konuşmuşlar. Ya vokal söylemişler, meselâ “ak” sözünü alalım, vokal, konsonant, “a” diyelim, bu sırf vokal, Türkler böyle başlamışlar. Şimdi buna tamga deniyor, bu gibi iki harfli yahut tek vokal için yazılan şeylere Türkler tamga diyorlar. Bu tamgalar zamanla dil değiştikçe gelişmiş, nihayet alfabeler meydana gelmiş, o tamgalar harf anlamında kullanılmaya başlanmış”.
Yani K. Mirşan’a göre en eski Türk harflerinin adı tamga’dır.

Doç.Dr. Halûk Berkmen’in “YAZININ GELİŞİMİ”  makalesindeki tanımlamasına göre; “Asya kökenli Güneş Kültü önce Resim Yazısını geliştirmiş, zamanla resimler simgeleşerek Damga Yazısına dönüşmüştür. Damga yazısındaki şekillere (Tam-Kavramlar ilettiklerinden) Tamga denmiş, daha sonraları T => D dönüşümüyle Damga denmiştir.”

(Şema.1) Yazının Gelişimi (Dr. Halûk Berkmen’den)

Tamgalar, günümüze çeşitli yollarla ulaşmışlardır. Bunlardan bazıları;

  • Doğal kaya yüzeylerine yapılan betimlemeler yoluyla, (Fotoğraf.3)

 (Fotoğraf.3)                                                                                                       (Fotoğraf.4) 24 Oğuz Boyu Tamgası

  • Çeşitli insan toplulukları ile kurulan ve adına DEVLET dediğimiz en büyük organizasyonların ve tebaasını oluşturan ailelerin, kabile ve boyların tanıtım işaretleri (Armaları) olarak kullanılması yoluyla, (Fotoğraf.4)
  • Tarih boyunca kullanılmış para ve ev eşyaları yoluyla, (Fotoğraf.5)

  , (Fotoğraf.5)                                                                               , (Fotoğraf.6)

  • Nesilden nesile aktarılan dokumacılık gelenekleri yolları ile (halı ve kilim, kumaş ve giysilerde, sancak ve bayraklarda), (Fotoğraf.6)
  • Mimari eserler yoluyla, (Fotoğraf.7)

 

(Fotoğraf.7)                                                     

  • Ve elbette, en az tamga tarihi kadar eski bir gelenek olan “bir ölünün başına dikilen (mezar) taşlında” kullanma yoluyla. (Resim.8)

(Fotoğraf.8)

  1. NEDEN EDİRNE ?

Gerek Bitlis/ Ahlat, gerekse Edirne Anadolu’nun Avrupa ve Asya’ya açılan iki önemli kapısı olmuşlardır. Her iki yerleşkenin doğrudan irtibatlı oldukları kıtalarlarla öncelikli olarak kültür alışverişleri olmuş, adeta iç ve dış kültürlerin odak merkezi olmuştur. Bu nedenle her iki yerleşke de geçmişe ait bir çok önemli verileri taşıyan,  tarihi mirasa sahiptir.

Bu minvalde ele alınan Edirne’de 1364 Sırpsındığı savaşını milat kabul edersek, o savaşın öncesi ve sonrası olmak üzere kısaca bölgenin ortak kültür yapısı ele alınmış,  iki dönem arasındaki ortak özelliklerden ve tarihi bağlardan yola çıkılarak MEZAR TAŞLARI ele alınmıştır.  Ve bu mezar taşlarının Asya ve Avrupa kültürleri kapsamında, geçmişten hiçbir şekilde bağını koparmadan, üzerindeki TAMGALARLA, binlerce yıllık bir serüvenden sonra, bunun Osmanlı Dönemi Edirne’sinin mimari TAŞ eserlerine (ki başta  Mimar Sinan’ın Selimiye’si olmak üzere) nasıl yansıdığını müşahede etmekteyiz. Prof. Dr. Osman KARATAY Edirne’de Trakya Üniversitesi bünyesinde vermiş olduğu “Balkanlarda En Eski Türk Varlığı” isimli konferansında altını çizerek “Osmanlı Balkan topraklarını Sırp, Hırvat, Bulgar veya Boşnak’lardan almadı, bu devletlerin kurucuları ve Attila’nın çocukları olan Türk devletçiklerinden aldı” ifadesini kullanmıştır. Nitekim bölgede kayalıklar üzerinde sıkça tespit edilen tamgalar ve semboller bu tezleri doğrulamaktadır. Kırklareli – Demirköy civarında kayalar üzerinde bulunan şekiller, çok belirgin “Tengri” tamgolanasıdır ki, aynı zamanda Kuman-Kıpçak boylarının sıkça kullandığı kabile tamgası olarak görülmektedir.. (Fotoğraf.8-A)                                                                       (Fotoğraf.8-A)

 

  1. ÜZERİNDE ÇALIŞMA YAPTIĞIM BAZI MEZARLIKLAR ve İLGİLİ TAMGALARIN AÇIKLAMASI;

Edirne’deki Osmanlı döneminden kalan hemen her mezarlık içinde, öbek öbek isimsiz ve prizmatik dikili taşlara rastlamıştır. Daha ziyade kaba yonu ile dikdörtgen prizma haline getirilmiş bu taşlar İslam öncesi dikilmiş Menhir taşlarını andırmaktadır. Üzerlerinde ne bir yazı, ne bir betimleme görülmemektedir. Taşlar bu haliyle Ahlat’taki Selçuklu mezar taşlarının veya Asya’daki Stellerin yazısız hallerini andırmaktadır. Söz konusu taşların sadece Müslüman mezarlıklarında oluşu ve hepsinin istisnasız yön itibarı ile İslam geleneklerine uygun olması, bu mezarların Müslüman kişilere ait olduğuna kuşku bırakmamaktadır. Ancak görülen o ki, taşlardaki eskilik ve belirsizlik, muhtemelen bölgenin Doğu Roma döneminden Osmanlı dönemine geçişteki hızlı ve gergin bir sürecin etkisi olabilir (Fotoğraf.9, 9-A,9-B,9-C,). Bu taşların bir benzer örnekleri Kayseri’nin Ağırnas kasabası mezarlığında da görülmektedir (Fotoğraf.9-D)..

(Fotoğraf.9) Edirne Beylerbeyi Cami Haziresi

(Fotoğraf.9-A) Edirne Gazimihal Cami Haziresi

(Fotoğraf.9-B) Edirne Bademlik Kabristanın’daki ilk dönemlere ait, yazısız, prizmatik yonulmuş dikili taşlar.(Fotğ.:İsmail Sümer ES’den)

(Fotoğraf.9-C) Edirne enez ilçesi Has Yunusbey Türbesi etrafındaki kabristan

(Fotoğraf.9-D) Kayseri Ağırnas Kasabası eski kabristanındaki ilk dönemlere ait, yazısız, prizmatik yonulmuş dikili taşlar.

 

3.1.   Bademlik Mezarlığı. (Fotoğraf.10,11)  

Yıldırım Hacı Sarraf Mahallesi, Bademlik Cd. No:53, Edirne Merkez/Edirne adresinde bulunan mezarlık Hale hazırda Edirne’nin geçmişten bugüne uzanan ve halen işlevliğini sürdüren en büyük iki mezarlıklardan birisidir. Oldukça geniş bir araziye yayılmış olmakla birlikte erken döneme ait Stel benzeri yazısız prizmatik yonu taşları , Osmanlı ve cumhuriyet dönemi mezar taşları, birbirleri ile karmaşık bir düzen sergilemektedir. Mezarlığın hemen girişin sağ tarafındaki boş alana başka bölgelerden de taşınarak getirildiği anlaşılan Osmanlı dönemine ait olan, irili ufaklı birçok mezar taşları, tıpkı odun yığını gibi, üst üste dizilmiş olup, birçoğunun envanter kayıtları bile olmayan bu mezar taşları, günümüzde ivedilikle ilgi beklemektedirler.

(Fotoğraf.10) Edirne Bademlik Kabristanı

 

 

(Fotoğraf.11) Edirne Bademlik Kabristanı

  • Üç Şerefeli Camii Haziresi. (Fotoğraf.24,25,26,27)

Sabuni Mahallesi, Hükümet Cad., Merkez/Edirne Merkez/Edirne adresinde bulunan ve II. Murat (1437-1447) tarafından yaptırılan Üç Şerefeli (Burmalı / Yeni) Cami’sinin (Güney-Doğu) cephesi boyunca uzanan ve etrafı yüksek, korunaklı duvarlarla çevrili kabristandır. Kabristan içine ulaşım, caminin kuzey-doğu cephesi boyunca uzanan ve güneye köşesinde biten yolun sonundaki demir doğreme bir kapıdan sağlanmaktadır.

 

(Fotoğraf.24 ve 25) Edirne Üç Şerefeli Camii Haziresi.

 

(Fotoğraf.26 ve 27) Edirne Üç Şerefeli Camii Haziresi.

  • Şahmelek Camii Haziresi. (Fotoğraf.33,34)

Gazi Mihal Mahallesi, Talat Paşa Cd. No:151, Edirne Merkez/Edirne adresinde bulunmaktadır. Şahmelek Paşa tarafından 1429 yılında yaptırılan, erken Osmanlı dönemi nadide eserlerinden biri olan    (Fotoğraf.33 ve 34) Edirne Şahmelek Camii Haziresi..

Edirne  Şahmelek Camisinin güney-doğu ve kıble (güney-batı) cephelerini saran kabristandır. Zamanla yolun altındaki seviyede kalmış olan söz konusu cami haziresi yol seviyesinden seyredilir bir konumda olmasına karşılık etrafı yüksek istinat duvarları ile çevrilidir. Kabristana Cami güney duvarında bulunan Cümle kapısına inen taş basamaklarla ulaşılmaktadır.

  • Beylerbeyi Camisi Haziresi. (Fotoğraf.43,44)

Babademirtaş Mahallesi, Edirne Merkez/Edirne adresindedir. 1429 yılında Yusuf Paşa tarafından yaptırılmış erken Osmanlı dönemi Zaviyeli cami örneklerinden olan Caminin  kuzeye bakan revakları önünde kademeli olarak genişçe bir alana yayılmış olan kabristandır. Yakın zamanda , kabristanın ortasında bulunan, yapıda taş ve tuğla işçiliği ile tipik Orta Asya Türk Mimari özelliklerini taşıyan öğeleriyle bir Türbe ile mevcut kabristan tümüyle Vakıflar Bölge Müdürlüğünce restore edilmiştir. Ancak Beyler beyi Camisinin bulunduğu kotta , caminin arka tarafına kadar uzanan yeşil alanların da daha önce kabristan olduğu söylenmekle beraber, buradaki mezar taşlarının sökülerek, en alt kademe de bulunan kabristanın istinat duvarına bitişik , bir odun yığını gibi dizildiği gözlerden kaçmamaktadır.

 (Fotoğraf.43) Edirne Beylerbeyi  Camisi Haziresi..

(Fotoğraf.44) Edirne Beylerbeyi  Camisi Haziresi.

  • Fatma Hatun Kabristan ve Secdegâhı. (Fotoğraf.52)

Şükrüpaşa Mahallesi, Talatpaşa Bulvarı ile Huzurevi Caddesinin kesişerek aralarında oluşan üçgen bir alan üzerine yerleşmiş ve kesişim noktasında ise üzeri kapalı dikdörtgen formlu baldaken bir namazgâha sahip kabristandır Bu namazgâhın orta aksında, içinden kabristanı görebildiğimiz, geometrik tezyinli taş şebeke olan mihrap nişini görülmektedir. Bu kabristana da ismini veren ve içinde dikdörtgen planlı, mermer sandukalı mezar taşı olan, Baldaken tarzı türbe (1573-74), Mimar Sinan’ın gittiği yerlere de hep yanında götürdüğü ve çok küçük yaşta hastalanarak vefat eden torunu Fatma’ya ait olduğu söylenmektedir.

(Fotoğraf.52) Edirne Fatma Sultan Kabristanı

  • Sitti Hatun Camii Haziresi. (Fotoğraf.54,55,56,57)

Fatih Mahallesi, İbrahim Ay Cad. No:10, Edirne Merkez/Edirne adresinde bulunan ve Fatih Sultan Mehmet’in Zevcesi ve Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı olan Sitti Hatun tarafından 1482’de

(Fotoğraf.52) Edirne Fatma Sultan Kabristanı

(Fotoğraf.52) Edirne Fatma Sultan Kabristanı

yaptırılan caminin  Aslında Caminin son cemaat mahalline bakan bahçe kısmı hariç, kalan üç cephe bahçesinin de , Camiye ait bir hazire alanı olduğu açıktır. Ancak bu kadar geniş bir alanda sadece düzensiz dağılmış, tek tük mezar taşları ve kabir mevcuttur. Yerinde olması gereken mezar taşları, tespit edemediğim bir zaman diliminde, bir şekilde kırılmış veya sökülmüş, camiyi bitişiğindeki yapı ile bahçeleri ayıran uzunca bir taş örgü duvarın içinde duvar malzemesi kullanıldığı tespit edilmiştir.

(Fotoğraf.52) Edirne Fatma Sultan Kabristanı

 

  • Gazimihal Camisi Haziresi. (Fotoğraf.62,63,64)

Gazi Mihal Mah., Osman Nuri Peremeci Sk. No:12, Edirne Merkez/Edirne adresinde bulunmaktadır. Yapımında kesme taş ve tuğla kullanılan ve erken Osmanlı Dönemi eserlerinden olan (1422) bu zaviyeli Caminin son cemaat mahalline bakan bahçe harici tamamen kalan bahçe hazire olarak kullanılmıştır. Edirne’nin en eski mezar taşlarına sahiptir ki,  bu eski taşların ekserisi, akıncı beyleri Gazi Mihaloğulları sülalesine aittir. [2] Gördüğümüz her hazire ve kabristanda olduğu gibi, bu kadim hazire duvar

 

(Fotoğraf.62 ve 63 ) Edirne Gazimihal Camisi Haziresi.

diplerinde de odun istifi gibi dizili , ilgi ve alakaya muhtaç mezar taşları gözden kaçmamaktadır. Günümüzde yol kotu altında kalan bu cami avlu ve kabristana, yola açılan bir taş taç kapı ve taş basamakları ile erişilmektedir.

(Fotoğraf.64 ) Edirne Gazimihal Camisi Haziresi.

  • Muradiye Cami Haziresi (Fotoğraf.71,72,73,74)

Meydan Mahallesi, Edirne Merkez/Edirne adresinde Muradiye tepesinde yer almaktadır. 1436 yılında II. Murat tarafından yaptırılan erken Osmanlı Dönemi mimarisinin karakteristik özelliklerine sahip bu zaviyeli Caminin haziresidir. Mevcut yaı dikdörtgen bir planlı uzunca bahçenin kuzey ucuna yakın inşa edilmiştir. Cümle kapısının açıldığı son cemaat mahalli önündeki şadırvan havuzlu alan hariç, geri kalan tüm alan kabristan olarak tanzim edilmiş gözükmektedir. Etrafı alçak taş duvarlarla çevrilidir. Kabristana, Güney uçta bulunan dört cepheli büyük bir çeşme yapısının hemen yanındaki kesme taştan yapılmış görkemli bir taç kapı içinden uzanan bir yaya yolu ile ulaşılmaktadır. Maalesef her kabristanda olan görüntü, hazireyi çevreleyen duvar diplerindeki odun istifi mezar taşları yığınağı, burada da kendini göstermektedir.

 

(Fotoğraf.71 ve 72 ) Edirne Muradiye Camisi Haziresi.

 

 

(Fotoğraf.73 ve 74 ) Edirne Muradiye Camisi Haziresi.

 

  • Zehr-i Mâr Cami (mescidi) Haziresi . (Fotoğraf.82,83,90)

Ahmet oğlu Zehr-i Mar Mehmet bey tarafından1548 yılında yaptırılan kare planlı bir Cami[3] olan bu yapının etrafını saran Kabristandır. Selimiye camisinin Güney-doğusu bitişiğinde yer alır. Kabristanın ortasında kalan cami yarı beline kadar yıkık olup, bir konservasyon çalışması ile yıkık duvarlar belirli bir seviyede dondurulmuştur. Yapılan bu müdahale esnasında kabristanı çevreleyen duvarlarda elden geçirilip büyük ölçüde yenilenmiştir. Sadece güney duvarı üzerindeki, kitabesini de üzerinde taşıyan Dua Penceresinin restorasrasyon çalışması yapılarak, bu kısmın özgün hali korunmuştur. Kabristan incelenirken , anlaşılan o ki, yenilenen ve mescit duvarları ile fütursuzca birleştirilen bahçe duvarları, daha geniş bir alana yayılan kabristanın sınırlarını daraltmış gözükmektedir. Zira hazirenin güney-doğu köşesine odun istifi dizilen sökülmüş mezar taşlarının başkaca bir anlam taşımadığı düşünülmektedir.

 

(Fotoğraf.82 ve 83 ) Edirne Zehr-i Mâr Cami (mescidi) Haziresi.

 

 

(Fotoğraf.90 ) Edirne Zehr-i Mâr Cami (mescidi) Haziresi.

 

  • Edirne Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi Bahçesi Mezar Taşları Sergi Alanı, (Fotoğraf.99)

Selimiye Camisinin Kuzey Doğu istikametinde, Selimiye Camisinden yürüme mesafesinde ve Meydan Mahallesi, Kadir Paşa Mektep Sk., Edirne Merkez/Edirne adresinde bulunan bu müzenin bahçesinin büyük bir kısmında tanzim ve teşhir edilen Mezar Taşı sergisidir. Burada Osmanlı dönemine ait, Osmanlı tebasından dinî azınlıkların ve islam tebasından bir çok kıymetli ve türünün nadir örnekleri olan mezar taşları sergilenmektedir. Müze Müdürü sn. Hasan Karakaya’nın büyük emek harcayıp, titiz çalışmaları sonucu bu saçık sergi alanı tanzim edilmiştir.

(Fotoğraf.99 ) Edirne Arkeoloji ve Etnoğrafya Müzesi Bahçesi Mezar Taşları Sergi Alanı

  • Selimiye Cami Haziresi, (Fotoğraf.94)

Selimiye Camisinin arka Cephe olarak nitelendirdiğimiz, kıble duvarı boyunca, kıble istikameti orta aksı ile cami beden duvarlarından ayıran (T) biçimli bir yaya yolunun bölmesi sonucu ik ayrı parçadan oluşan kabristandır. Üzerinde, bugün bir Baldaken Türbe, birkaç kabir ve yerde yatan, hatırı sayılır miktarda, çokgen kuturlu ince uzun mezar taşlarından başka bir şey kalmamıştır. Burada en önemli olarak göze çarpan, yerde yatık vaziyette duran, mükemmel bir işçiliğe sahip olan, “Edirnekârî” olarak isimlendirilen mezar taşlarıdır.

(Fotoğraf.94 ) Edirne Selimiye Cami Haziresi 2.kısım (Güney bölümü)

 

  1. İNCELENEN MEZAR TAŞLARINDA TESPİT EDİLEN İSLAM ÖNCESİ KAYNAKLI KADİM TAMGA ve SEMBOLLER,

4.1.Türk Hayat Çiçeği; (Fotğraf.12,14,17,36,65,66,95),

      

(Fotoğraf.12)                                (Fotoğraf.14)                                (Fotoğraf.17)

 

   

(Fotoğraf.36)                                (Fotoğraf.65)                                (Fotoğraf.66)

 

(Fotoğraf.95)                               

4.2. Lotus;   (Fotoğraf.13,15,16,36,39,42,46,81),

       

(Fotoğraf.13)                                (Fotoğraf.15)                                (Fotoğraf.16)

 

 

   

(Fotoğraf.39)                                (Fotoğraf.42)                                (Fotoğraf.46)

(Fotoğraf.81)                          

4.3. Tengri Tamgası;   (Fotoğraf.14,22,23,31,36,38,41,58,59),

 

(Fotoğraf.14)                                (Fotoğraf.22)                                (Fotoğraf.38)

(Fotoğraf.23)   

 

(Fotoğraf.31)

 

 

(Fotoğraf.41                                                (Fotoğraf.59)  Sitti hatun Cami haziresi                     

 

4.4. Su Tamgası;   (Resim.18,20,36,37,38,58,59,60),

 

(Fotoğraf.18)                                (Fotoğraf.20)                                (Fotoğraf.38)

 

(Fotoğraf.37)                                (Fotoğraf.60)                     

 

4.5. Ed Tamgası;    (Resim.19,20,28,31,32,35,40,49,50,53,61,67,68,69,70,85,86,88,89),

      (Fotoğraf.19)                                (Fotoğraf.28)                                (Fotoğraf.35)                       (Fotoğraf.40)

       (Fotoğraf.49)                                 (Fotoğraf50)                                   (Fotoğraf.53)                           (Fotoğraf.61)

     

(Fotoğraf.67)                                 (Fotoğraf.68)                                   (Fotoğraf.69)                           (Fotoğraf.88)

(Fotoğraf.85)                                 (Fotoğraf.86)                    

4.6. Beş Köşeli (Çolpan) Yıldız;   (Resim.21,38,75,76,77,78,79),

    

 (Fotoğraf.21)                                   (Fotoğraf.38)                           (Fotoğraf.78)

 

                              (Fotoğraf.77)                                                       (Fotoğraf.75)

4.7. Ok tamgası;    (Resim.91,100),

                     

(Fotoğraf.91)                                                               (Fotoğraf.100)  Edirne arkeoloji ve Etnğ. Müzesi

4.8. Hayat Ağacı;    (Resim.30,31, 67,49).

 

(Fotoğraf.30)                                 (Fotoğraf.49) 

4.9. Çark-ı Felek;    (Resim.45,58,60,80), ve 4.10. Uç Tamgası (Kazayağı)    (Resim.80),

  (Fotoğraf.45)                                                                               (Fotoğraf.80) 

 

(Fotoğraf.60)  Sitti Hatun Cami Haziresi                

4.11. Kün-Ay Tamgası;    (Resim.”15A, 16A, 17A, 48,51,84,87),

 

 

   

(Fotoğraf.15A)                                 (Fotoğraf.16A)                                                     (Fotoğraf.17A) 

 

  

(Fotoğraf.48)                                 (Fotoğraf.51) 

 

  

(Fotoğraf.84)                                 (Fotoğraf.87) 

 

 

4.12.  Türk Hayat (Şifa) Düğümü    (Resim.92,93,96),

 

(Fotoğraf.92)                                (Fotoğraf.93)                                      (Fotoğraf.96) 

 

 

Ayrıca Tamga kullanma geleneğin kendine has diğer bir oluşumu da Yeniçeri bölük Tamka’larıdır. Edirne Arkeoloji Müzesi  açık hava sergisindeki bazı Yeniçeri Mezar taşlarında askerlerin bağlı bulunduğu bölüklere ait tamgalar görülmektedir. (Fotoğraf.98)

(Fotoğraf.98)                               

  1. EDİRNEKÂRİ MEZAR TAŞLARI

“Bunların dışında “Edirnekâri” diye adlandırılan, başka bölgelerde rastlanmayan bu mezar taşları Edirne’ye mahsus örneklerdir. Edirnekâri adını da bu özelliğinden almaktadır.

Doğrudan zemine saplanan bu mezar taşlarını silindirik ve çokgen olmak üzere iki gruba ayırabiliriz. Çokgenler genellikle 11, 12 ve 18 gen kesitli olmaktadır. Yükseklikleri ortalama 150 ile 160 cm arasında değişmektedir.

Dibiyle başı aynı çapta olan bu taşların üstü, düze yakın basık çokgen piramidal veya konik biçimlidir. Başlığı olmayan bu taşlarda karakteristik özelliği olan cephe tezyinatı görülmektedir.” [4] (Resim.97)   

   6.SONUÇ;

Tamgalar, geçmiş ile geleceği, birbirine bağlayan birer köprüdür,

Tamgalar, günümüzde farklılaşmış toplumları birbirine bağlayacak olan  geçmişe uzanan kökleridir.

Tamgalar, hiçbir yabancı dile geresinim duymadan kişilerin birbirlerini dinleyip/okuyup anlama lisanıdır.

Tamgalar, insanlık tarihinin konuşmaya başlamadan önce doğayı izleyip özetlediği işaret dilidir.

Ve bugün o tamgaları taşıyan bir çok tarihi eserimizde olduğu gibi, okuma yazma oranı çok düşük olan Osmanlı toplumunda, Türklerin en eski ve köklü geleneği olan ölünün başına dikilen taşların üzerlerinde, bol miktarda, bir  ortak anlaşma ve kendini ifade etme lisanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ve bu yüzden, bu taşların tespit ve tescil edilerek, anlam tercümesi yapılalıp koruma altına alınarak gelecek kuşaklara aktarılması Vatanımızın ve Milletimizin birlik, beraberlik ve bütünlüğü açısından olmazsa olmazıdır. Son olarak  bu konunun önemini anlatan rahmetli araştırmacı Servet Somuncuoğlu’nun bir cümlesi ile sözlerimi bitirmek istiyorum.

 

KAYNAKÇA;

 

  1. MİMARLIK SANAT TARİHİ DERS NOTLARI, Halûk KARAMAĞARALI, 1983,
  2. “EDİRNE MÜZESİ OSMANLI DÖNEMİ MEZAR TAŞLARINDAN ÖRNEKLER”, Ragıp KAZANCIGİL, Musa ÖNCEL,… ,Edirne 2012,
  3. “TARİH TÜRKLERDE BAŞLAR”, Hulki CEVİZOĞLU, Ceviz Kabuğu Yayınları,2016,
  4. “TARİHİN BAŞLADIĞI ÖN-TÜRK UYGARLIĞI”, Halûk TARCAN, Töre Yayın Grubu Ön*Türk Araştırmaları Merkezi, Temmuz.2004,
  5. “TÜRK İZLERİ”, Kumsal YENİMEZ, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul.2015,
  6. “DAMGALARIN DANSI”, Türksoy Dergisi , Sayı.26, Şubat.2008,
  7. “KAYIP KITA MU”, James CHURCHWARD, Nokta Kitap, Eylül.2011,
  8. “MU ÜLKESİ ÇOCUKLARI”, James CHURCHWARD, Shambala Kitapları, Şubat.2008,
  9. “EDİRNE’DE OSMANLI KÜLTÜRÜNDE DEKORATİFÖRNEKLER VE EDİRNE SARAYI İZNİK ÇİNİLERİ”, Prof. Dr. A. Süheyl Ünver Sanat Atölyesi, Edirne Kültür Yayınları- Edirne Kitaplığı, 2014,
  10. “EDİRNE”, Edirne Valiliği Yayınları,
  11. “ATATÜRK VE KAYIP KITA MU”, Sinan Meydan, İnkılap Kitapevi, 2008,
  12. “KÖKEN, ATATÜRK VE KAYIP KITA MU-2 ”, Sinan Meydan, İnkılap Kitapevi, 2008,
  13. “OG’DAN OGUR’A”, Doğu PERİNÇEK, Kaynak Yayınları, Kasım 2012,
  14. “TÜRKLER ve KIZILDERİLİLER”, Prof. Dr. Reha Oğuz TÜRKKAN, Pegasus Yayınları, Ocak.2008,
  15. “İSVEÇLİLERİN TÜRK KÖKENLERİ ÜZERİNE”, Abdullah GÜRGÜN, Kaynak Yayınları, Mart.2011.
  16. “BALKANLARDA EN ESKİ TÜRK VARLIĞI” Dr. Osman KARATAY, (EGE Üniversitesi, Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü tarih Bölümü) 20.04.2017 tarihli Edirne’de Trakya Üniversitesi bünyesinde vermiş olduğu konferans.
  17. http://www.turkkozmolojisi.com/2014/08/hayat-cicegi.html Türk Hayat Çiçeği ve Lotus, Nuray Bilgili
  18. http://www.halukberkmen.net/pdf/285.pdf SU Kök Sözcüğü, Doç. Dr. Haluk BERKMEN
  19. https://www.facebook.com/notes/ukus/g%C3%B6k-tengri-odin-do%C3%A7-dr-haluk-berkmen/152935478091068/GÖK TENGRİ- ODİN Doç. Dr. Haluk BERKMEN
  20. “TÜRK SANATINDA ALTI KÖŞELI YILDIZ” İdil Türel ,Danışman-Selçuk Mülayim istanbul-2006 Marmara üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Türk Sanatı Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans tezi
  21. https://uqusturk.wordpress.com/2011/08/21/ok-og-ve-oguz-damgalari/ Ok, Oğ ve Oğuz Damgaları / Doç. Dr. Tahsin PARLAK
  22. https://tr.wikipedia.org/wiki/Pentagram PENTAGRAM
  23. http://www.astroset.com/bireysel_gelisim/kadim/k71.htm HAYAT AĞACI SİMGESİ, Doç. Dr. Haluk BERKMEN
  24. https://turkcetarih.com/turklerin-binlerce-yildir-kullandigi-kun-ay-ikonografisi/ TÜRKLERİN, BİNYILLAR BOYU KULLANDIĞI KÜN-AY İKONOGRAFİSİ, Nuray Bilgili
  25. http://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk93e.html, OK, UÇ, ON, AT ve OW, UW, OĞ TAMĞALARI, KÂZIM MİRŞAN
  26. https://turkcetarih.com/konu/sifa-dugumu/ Şifa düğümü, Saadet Düğümü Ya da Sonsuzluk Düğümü , Nuray Bilgili
  27. https://onturk.org/2011/03/01/turk-abecesi-ve-tamga-kokleri/  Türk Abecesi ve Tamga kökleri / Talat Tekin
  28. http://www.dailymotion.com/video/xrexb1_uc-salur-kazayagi-tamgalari_shortfilms
  29. https://www.facebook.com/semra.bayraktar.3?fref=ts Semra Bayraktar.

 

[1] *Y.Mimar Rest. Uzmanı – Sinan ve Selimiye Cami Vakfı (SİSEV) Gen. Md. ve T.Ü. Mimarlık Fak. Serb. Öğret. Grv.

( e-posta: esmermehmetali34@gmail.com )

[2] * “EDİRNE’DE MİHALOĞULLARI’NIN İMAR FAALİYETLERİ VE BU AİLEYE AİT MEZAR TAŞLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ” Yrd. Doç. Dr. Mutafa Özer, 1.Edirne Kültür araştırmaları Sempozyum Bildirileri (23-25 Ekim 2003), s.311

[3] * Edirne Taşınmaz Kültür Varlıkları Envanteri, Cilt.1, S.66, TC: edirne valiliği 2013

[4] .*Musa Öncel/ Edirne Selimiye Cami El Yazmaları Kütp. Md.- “EDİRNE MÜZESİ OSMANLI DÖNEMİ MEZAR TAŞLARINDAN ÖRNEKLER”, Dr. Ragıp KAZANCIGİL, Musa ÖNCEL,…  ,Edirne 2012,

 

Yorumlar

.

Yazılarımız Mailinize Gelsin

Mail adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Ziyaretçi İstatistikleri

  • 417Bu gönderi:
  • 1380786Sayfa Okunması:
  • 31Bugün okunanlar:
  • 4567Aylık okunma:
  • 814345Ziyaretçi Sayımız:
  • 24Bugün kü ziyaretçiler:
  • 110Dünkü ziyaretçiler:
  • 3285Aylık ziyaretçi:
  • 2Şu anda online olan ziyatçiler:

.