http://www.edirnetarihi.com/sponsor-reklamlari/reklam.jpg

Edirne Vilayetinde Gül Babalar,İsmail Tosun Saral



Yazar: Cengiz Bulut | Edirneli Şahsiyetler, Genel, Osmanlı Dönemi | 22 Haz 2017 | 0 Yorum

İsmail Tosun Saral

Edirne Vilayetinde Gül BabalarFB_IMG_1497954399899.

1. Hayrabolulu Gül Baba
Hayrabolulu Caferzade Mehmet Tevfik’in yazdığına göre Böcek Ana Mevkii’nde bahçesinde
Gül Baba’nın türbesi olan bir Gül Baba Tekkesi vardır. Hakkında bilgi verilmemiştir.
2. Malkaralı Gül Baba
Eşraftan sayın avukat Ahmet Şentürk’ten aldığımız bilgiye göre Malkara’da Gül Baba Türbesi bulunmamaktadır; ancak Rumeli’yi fetheden evlad-ı Fatihan’ın yanında savaşan kolonizatör dervişlerin anısına hürmeten Malkara Belediyesi’nce bazı sokaklara Gül Baba Sokağı, Gül Baba Çıkmazı gibi isimler verilmiştir. Ayrıca, Belediye Gül Baba Tesisleri adında bir iş merkezi de kurmuştur.
3. Kırklarelili Gül Baba
Kırklareli şehir merkezinde Hatice Hatun Mahallesi’nde bulunan II. Bayezid (diğer ismi Paşa
Camii) olan caminin batısında bir Gül Baba türbesi bulunmaktadır. Hakkında fazla bilgi yoktur.
Nazif Karaçam da, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Kırklareli’nde hükümet doktorluğu yapmış olan
Ahmet Hamdi Bey’in kıymetli bir araştırmasına dayanarak Kırklareli’nde Gül Baba’nın mezarı
bulunduğunu bildirmektedir.
Dr. Hikmet Tanyu da şöyle demiştir:
“Kırklareli merkez, bucak ve köylerinde bulunan Kaygusuz Baba, Gül Baba, Ahmet Baba,
Hamza Baba’lar ziyaret edilerek muhtelif dileklerde bulunulur, (bu yörelerde) sıtma hastalığı var ve kurtulmak isteniliyorsa türbeden toprak alınır, pencerelere de iplik ve paçavra parçaları bağlanır.”
Kırklarelili şair Ayşe Kahraman, Gül Baba için bir nefes yazmıştır:
Gönül aşkın ilen düştüm yollara
Medet mürüvvet Gül Babam erenler
Arz edip türbeni ettim ziyaret
Medet mürüvvet Gül Babam erenler.
Ziyaret edince kabri pakini
Gönlümde parlayan nurun çırağı
Kırkların ceminde sürdükçe cemi
Medet mürüvvet Gül Babam erenler.
Vehliyem sıtkıyle niyaz eylerim
Gerçek erenleri mettin söyledim
Durup Erenlerden ümmet istedim
Medet mürüvvet Gül Babam Erenler.
*KIRKLARELİ’li şairlerden Mustafa Hatipler’in bütün mübarek ecdadımızı yâd eden güzel şiiri Ülkemin Kuzey Gülü, geçmişi pek güzel özetlemektedir:
Seni yazmak istedim, seni Kırklareli,
Adın, eski bir dost gibi düştü yâdıma….
Gözyaşımla yollarına düştüm düşeli,
Balaban Tepe’den ses geldi feryadıma…
Kara İbrahim, Kara Hamza, Kara Hıdır,
Buluşur toprağında sıcak bir yaz günü.
Kara Mesutlu, Kara Halil, Kara Umur,
Anlatır bin nameyle, eskimeyen dünü…
Bilal pehlivanlar, her gece bağlarına,
Kostaki’nin hikayelerini döküyor.
Bir çalım atıyor, Fesçilerden Osman’a ,
Sözleri Kayalık çeşmesinden akıyor.
İncidere’deyim yine bir ilkyaz günü,
Kakava’da boy veriyor, sevincim neşem…
Kimse demesin Karagözün öldüğünü
Yeniden yeşersin, sabır yüklü menekşem
Biraz da sen anlat, ey Üzüm Kasabı,
Dondurmacıların, Balabanların nerede?
Nerede Sebzeci Tatar Mustafa Ağası,
Kırklar’ın yatıyor mu ıssız tepelerde?
Söyle; Vurdular aslan Alimi vurdular
En delişmen tutkular gökyüzüne çıksın…
Söyle; Şimdi bize haram oldu uykular
İğde Dalında kızlar, Mavi İpek büksün…
Ağlama, sedircilerin kalmadı diye,
Havanı, suyunu unutmaz yârenlerin…
Şayak kumaşta, bir dibek sana hediye,
Seni arar, çamura biçim verenlerin…
Karagöz’ün sedasıyla ufuklarında;
Bütün karanlık, beyazlara dönüşüyor.
Ümit var, sevda var yağmurunda, karında,
Bak, Babaeski’den, Gül Baba konuşuyor…
Sazara’da, Gerdanlı’da bir su damlası,
Kayumoğlu’nu, Salıyeri’ni soruyor…
Türküler söylüyor Seyfioğlu Tabyası,
Taştabya, bin yiğitle ayakta duruyor…
Ülkemizin kuzey gülüsün başı hareli,
Nazlı bir zambak, inatçı bir karanfilsin…
Bilenler bilir ancak seni, Kırklareli
Bir su gibi aziz, toprak gibi asilsin…
4. Kofçazlı Gül Baba
Kırklareli’nin ilçesi Kofçaz’da da bir Gül Baba türbesi mevcuttur. Burada Gül Baba dahil bir çok
dervişin mezarı bulunduğu varsayılır. Alevi ve Bektaşi folklor ve kültürünün yoğunluk kazandığı bir bölgedir. Halk kültürü gereği yörede bir çok geleneksel kurban törenleri yapılır. Bunlardan biri de Gül Baba geleneksel kurbanıdır:
“Bu kurban, ilçenin Ahmetler köyünde haziran ayının bir perşembe günü yapılmaktadır. Genelde Topçu Baba Kurbanı’ndan sonra gerçekleştirilir. Topçu Baba Kurbanı gibi, Gül Baba Kurbanı’nın da ne zamandan beri yapıldığı bilinmemektedir. Amucaların bir çok yatıra her yıl kurbanlar tığladıkları biliniyor. Bazıları büyük göç sonrası kaybolmuştur.
Gül Baba Kurbanı, Topçu Baba Kurbanın’da hizmet eden köylerce yerine getirilir. Tüm ilgili
köy ve kasabalara muhtarlıkça posta ve telefon ile duyurulur. Hemen hemen Trakya’nın her
yanından gelenler olur. Her iki kurban geleneğine Ġstanbul’dan da büyük bir topluluk katılır.
Gül Baba Kurbanı’na Ahmetler köyü ile birlikte Topçular ve Tatlıpınar köyleri de hizmet
ederler. Gül Baba Kurbanı ne yazık ki Topçu Baba Kurbanı kadar tanınmamaktadır.
Gelenlerin ihtiyaçlarını karşılayacak bazı tesislere ihtiyaç vardır. Yine bu kurbana gelenler
yanlarında adak kurbanları, kuru fasulye, pirinç, toz şeker ve hoşaflık armut, erik kurusu
getirirler. Tığlanan kurban derileri açık arttırma ile satılır. Parası gelecek yıl yapılacak kurban
geleneğine harcanmak için saklanır. Bir dönem pazartesi günü yapılmışsa da perşembeye
alınmıştır. Amucaların kurban geleneklerinden olan Girdi ve Çıktı Perşembe kurbanları yine
perşembe günleri kesilmektedir. Kurbanlar tığlandığı zaman tüm yemekler ile birlikte halka
dağıtılır. Uygulama Topçu Baba kurbanında olduğu gibidir. Ahmetler köyü Amucaların ilk
kurduğu köydür. Adını, Amucaları Balkanlara getiren, ilk şeyh Bedreddinî babalarından
Karaoğlu Abdal Ahmet Baba’dan almıştır.
Ahmetler Köyü, çevrenin en yüksek yerinde kurulmuştur. Bulgaristan sınırına kadar tüm alan ayaklar altındadır. Köyün en yüksek yerinde de Gül Baba yatmaktadır. Gül Baba Türbesi devletin de yardımı ile 1991 yılında yapılmıştır. Temelleri atılırken rüyalarda görünerek asıl yerini ve bugünkü şeklini belirlemiştir. Bazen ayaklarım dışarıda kaldı, bazen de baş tarafım orada değil bu yönde diye görünmüştür. Yörenin yatırlarının üçünün de yönleri aynı merkeze dönüktür. Trakya’da mezarlıklar da meftanın yüzü doğuya doğru gelecek şekilde (baş kısmı batıda) olduğu hâlde, yatırların baş tarafı çeşitli yöndedir. Trakya’daki yatırlarda yön belirsizdir. Ahmetler
köyü daha evvel bugünkü yerinde değilmiş. Sonradan Gül Baba’nın yatırı yanına gelinmiş. Gül Baba Türbesi’nin alt tarafında bir çeşmesi vardır. Suyu gür ve soğuktur. Adına Erenler Pınarı da deniliyor. Pınar ve türbe ormanın kenarındadır.
Gül Baba’nın buradaki yatırının nazarlama olduğu tüm köy tarafından bilinmektedir. Asıl
makamı Macaristan’ın Budin Ģehrindedir. Kendisine bir türbe yapılmasını rüyada istiyor.
Türbe bundan sonra yapılıyor. Gül Baba’nın BektâĢî Babası olduğunu ve Macaristan’da Ģehit
olduğunu tüm halk bilmektedir.
Gül Baba, Ahmetler köyüne tarihi bilinmeyen bir zamanda, eskilerin anlatımıyla zemherî
ayında, karlı bir kış günü köye gelmiştir. Ahmetler köyü sakinleri, eskiden köyde üç ay karın
kalkmadığını söylüyorlar.
Halk arasında erenlerin yattığı yerde değil anılacağı yerde gözükeceğine inanılır. İnancın
bittiği yerde evliyalar da unutulur, denilmektedir.
Zaman karakış, aylardan zemherîdir. Elinde güller ile bir Bektâşî babası köye geliyor. Bunu
gören halk onun etrafını sarıyor. Bu ayda bu kadar gülü nereden bulduğunu soruyorlar. Çünkü o
civarda o zaman açan gül bilinmiyormuş. O yıllar da Amuca Kabilesi tarikatındadır.
Onlara bugünkü türbenin olduğu Güllü Tepe’den (günümüzde Gül Baba Tepesi adıyla
anılıyor.) topladığını söylüyor. Halk önceleri ona inanmak istemiyor. Ama elindeki gülleri görünce gidip görmek istiyorlar. Ahmetler köyü bugünkü yerinde değilmiş. Köy Mangırlar denilen bir mevkide imiş. Güllü Tepe’ye gidip bakınıyorlar. Bir de ne görsünler, tepenin tamamı güller ile dolup taşmış durumda. Koşup Baba Erenlere bunu bildirmek istemişler. Ama onları kötü bir sürpriz beklemektedir.
Çünkü Güllü Baba onlar gelene kadar Hakk’a yürümüş. Ona son hizmetlerini yaparak Güllü Tepe’ye defnediyorlar. O yıldan sonra da her Haziran ayının ikinci haftasında kurbanlar tığlayarak onu anıp ondan dilekler dilemişler. Kurban gününün gecesi etraf köylerde muhabbetler açılır, kurbanlar, adaklar tığlanır. Zamanla Güllü Baba Gül Baba’ya dönüşmüştür.
Bugün Ahmetler köyü haricinde Türkiye sınırları içinde iki adet nazarlaması vardır. Aslında
Erenlerin birden fazla yerde mezarının (nazarlamasının) var olduğuna inanılır. Bir çok evliyanın aynı adı taşıyan yatırları olması bu inancı doğrulamaktadır. Gül Baba’nın nazarlaması doğduğu yer olarak bilinen Isparta’nın Senirkent ilçesine bağlı Uluğbey kasabasındadır. İzmir’in Kemalpaşa ilçesinin Hamza köyünde de bir nazarlaması bulunmaktadır.
Gül Baba’nın Budin’deki türbesiyle Ahmetler köyündeki türbe yapı olarak birbirine
benzemektedir. Kırklarelili araştırmacı rahmetli Ali Çoşkun Yanardağoğlu, Gül Baba’nın Budin’in fethinden dokuz gün sonra öldüğünü; Budin 2 Eylül 1541’de fethedildiğine göre, onun 11 Eylül 1541 Cuma günü Hakk’a yürüdüğünü söylemektedir.”
5. Babaeskili Gül Baba
Nazif Karaçam’ın bildirdiğine göre:
“Babaeski bir evliya, erenler yeri olduğu için burada halkın baba, dede dediği bir çok kişi
vardır. Padişah II. Mehmet’in av arkadaşı Veli Gül Baba’nın mezarı buradadır. Gül Baba’nın bir çok yerde mezarı vardır.”
Alman Türkolog Franz Babinger’e göre de Fatih Sultan Mehmet’in av arkadaşlarından
olan Gül Baba’nın mezarı Babaeski’dedir.
Edirne’li ulemadan Hüseyin adlı birinin oğlu olan ve daha çok Hibrî adıyla tanınan
Abdurrahman, Enîs ül–Müsâmirîn isimli kitabında Babaeski’ de gömülü olan II. Mehmed’in av
arkadaşı Veli Gül Baba hakkında bilgiler vermektedir.
6. Edirneli Gül Baba
Prof. Dr. Tayyib Gökbilgin de aynı konuya yer vermektedir.
“Hibrî Abdurrahman merhum, Enîs-ül Müsâmirîn’in dokuzuncu faslını Edirne’de medfun olan
ulemâ ve mesayihe tahsis eylemiştir. Müellifimizin üzerinde bir hayli durduğu şeyhlerden biri de Gül Baba adıyla mâruf olan Şeyh Mehmed’dir ve bunu sekayik’ten değil, fakat başka ve daha güvenilir bir kaynaktan naklen anlatmaktadır. Hibrî Abdurrahmân’ın membalarından nasıl faydalandığını ve onları nasıl bir mukayeseye tâbi tutarak hükme vardığını göstermek üzere, bu husustaki kaydını aynen buraya alıyoruz:

“Şeyh Mehmet esşehîr bi-Gül Baba. Bunlar Sekayik’te mestûr değildir. (Bu ibareyi
hem Örfî Mahmut Ağa hem de Badi Efendi kendi eserlerinde aynen söylemişlerdir.) Amma sabıka Gül Baba zaviyesinde şeyh olan Hayâlî-zade merhum defterhâney-i hakanîden merhun Gül Baba’nın tafsi – i ahvalini mutazammin sene-i ihda aser ve elfte (h.1011) bir suret – i defter ihraç ettirip bu tercüme andan tahrir olundu. Defterin mazmunu bu ki mesfur Gül Baba merhum magfur Ebul-Fetih hazretlerinin ahdinde vilâyet i Sirvan’dan diyar-i Rum’a gelmiş idi namına Gül Mehmet derler idi. İlim,züht ve takvâ ile meşhur bir aziz olmanın merhum Ebü’l-Fetih Mehmet Han’ın mahsusa-i Kostantiniyye’de bina eyledikleri cami-i şerifte sekiz sene tefsir-i şerif ve hadis-i nebevû nakleylediler.
Ebul-Fetih merhum kendiler dahi vaazına hazır olurlar idi. Amma hasbî vaaz edip vazife kabul
etmemişti hattâ medaris-i semandan birini teklif edip ani dahi kabul etmemişler idi. Ve Ebul-Fetih
hazretleri bunlardan iki sene miktarî tefsir ve hadîs ve ulûm- i ser’iyye taallüm etmişler idi; bade
zaman Ebül-Fetih hazretleri Edirne’ye geldikte bunları maan götürüp Cami-i Âtikda dahi iki sene vaaz ve nasihat eyledi. Bu esnada bir gün merhum Mehmet Han sayd-u sikâra Karaca ve Korucu nam karyeler etrafında çıktıkta Gül Mehmet Dede’yi bile götürüp gest-ü güzâr eder iken Gül Mehmet Dede ol karyeler kurbünde Korucu köyü nam mevzie muhkem meyletmegin padişah–
ı âlempenah’dan rica ettikte kenduye temlik olundu pes Gül Mehmet Dede padişah hazretlerinin
izniyle ol mekânda mütemekkin olup evlâdına ve badelin kiraz ulemâya vakfeyledi; kendiler âlem-i bekaya intikal ettikte (vefat tarihi belirtilmemiştir) ol mevzide defnolunup marûf ve meshur mesire ve ziyaretgâh olmuştur ki (yukarıda bahsedilenler arasında Güzelce Baba diye birisi varsa da Gül Baba yoktur, yani Edirne halkının ziyaret ettiği bir makam olarak şimdi bahsetmektedir.) il el’an ahâli-i Edirne eyyâm-i sayfta bir gün ziyaretten hâlî olmazlar kenduden sonra veled-i sulbîsi Hafız nam kimesne dahi ol makamda mukim olmuştu. Şimdiki hâlde şeyhi Mesudiye Şeyhi İsmail Efendilerdir.
Suarây-i Edirne’den Tigî Bey merhum Gül Baba’nın vasfında bu penç beyiti demişti. Bu beyitler XVII. yüzyil şâirlerinden Cevrî tarafından nakledilmiştir.

Gül Baba
Âsinay-i bahr-i irfân-ü kerâmet Gül-Baba
Rûsenây-i dîde-i ehl-i basîret Gül-Baba
Âb-i rûy-i hayl-i merdân-i Buhârâ’dır özü
Cûy-i Âmün’dur bu gül ayn-i velâyet Gül-Baba
Sâki – i Kevser Gadir – i Hum’da buldû iltifât
Eyledi bû göl kenârindâ ikâmet Gül – Baba
Düdmân-i Necf hem serçesme-i Âl-i Ali
Lu’luy-i lâlây-i Iyân-i siyâdet Gül-Baba
Can verib Gâzî Ebu’l-Feth ile râh -i âskda
Tigi’yâ bulmuş bu menzilde şehâdet Gül-Baba.
Galiba bu suret-ı defter Tigî Bey’in manzuru olmamıĢtır ki; Gül Mehmet Dede’yi Buhara’dan
olmak üzere zikreylemiĢtir. Suret-ı defterden münfehim olan budur ki Gül Baba’nın evvelden
lâkabı Gül olup sonar merkadi kurbinde olan bir göl takarrübü ile Gül lâfzı Göl lâfzına tebdil
olunmuş.
Görülüyor ki, Hibrî Efendi, Tigî Bey’in yanlış kanaatini, defter-i hakanîden alınan kayıtla tashih
etmekte ve daha güvenilir bir kaynağa dayandığını ispata çalışmakta, fakat, defter-i hakanî suretinin ne derecede ihticaca salih olabileceği hakkında bir şüphe ve tereddüde düşmemektedir. Zira, 1011’de çıkarılan bu kaydın da kendi devrine kadar geri götürülüp götürülemeyeceği bir münakaşa konusu olabilirdi.”

Mevlevî şairlerinden Şeyhu’l-İslâm Çelebîzâde Âşım’ın (? – 22 Cemâdâ II.,
1173/1760) Divanı’nda rastladığımız Der- Vakt- i Ziyâret-i Türbe- i Gül- Baba başlıklı;
Ey bu deşt -i hayret içre Âşım-i şeydâ gibi
Cûy-i feyze teşne olan salik-i sencîde-hûy
Kâse-i der-yüze-i dest-i niyâzi bâz edüb
Bahr-i feyz-i Gül-Babâ’dan katre -cûy ol, katre – cûy.
kıt’asında dünyayı bir şaşkınlık çölüne benzeten şâirimiz, feyz ırmağına susayanların, bir kaseye
benzettiği dua ve niyaz ellerini göklere açarak, Gül Baba’nın feyz deryasından bir katre elde
edebilmeye çalışmalarını istiyor. Bugüne kadar kimsenin gözüne çarpmayan bu kıt’a, Gül
Baba’nın Edirne’de gömülü olduğunu, en yüksek dinî mevkîde bulunan Şeyhü’l-İslâmlar tarafından ziyaret edildiğini, onun feyz deryasından manevî kuvvet almaya çalışıldığını ve şöhretinin XVIII. asır ortalarında da, ölümünden üçyüz yıl geçmesine rağmen hâlâ nasıl devam ettiğini açıkça anlatır.
Edirne’den Arif Dağdeviren tarafından Yusuf Cemil’e 3 Ekim 1950 tarihinde yazılmış bir
mektup, Gül Baba konusunda bilinmedik yeni rivayetler katıyor.
“Muhterem Yusuf Cemil Beyefendi, Gül Baba hakkında yapmış olduğum tetkikte; hâlen
beynelhak Gül Baba denilen, Tunca sahilinde Karacaköy, Büyükdöllük, Yeniköy ve İğnesiköy arazısılı muhat kısımdır. Esasen bu arazi, tapuda Gül Baba Vakfı olarak kayıtlı bulunmaktadır. Bunlardan Karacaköy, bugün yalnız çiftlik olarak kalmıştır. Çiftlik civarındaki büyük kabristan buranın büyük bir köy olduğunu anlatmaktadır. Göldeki sazlık sıtma mücadelesi tarafından kurutulmuştur. Burada, yine halk arasındaki rivayetlere nazaran, bir kasabanın bulunduğu ve suların çekildiği zaman bataklıklar içinden minare uçlarının göründüğüdür. Fakat, bu görünen taşlık harabenin Gül Baba’ya ait kabir olduğu merhum babamın notlarında görülmektedir. Cevrî tarihinde yazdığı gibi, Fatih devri ulemasından ve İstanbul’un fethine iştirak edenler olup Fatih’in pek ziyade hürmet ettiği bu zat, bilahare Edirne’ye gelerek Karacaköy’de ihtiyari ikamet etmiş ve orada bir çok talebe yetiştirmiştir.
Vefatı Karacaköy’de olup, göl kenarındaki zaviyesi hazirtesine defnedilmiştir. Müruru zamanla, harab âsarında Gül Baba’ya ait bir yazıya tesadüf edemedim, Cevrî’deki vefatına ait olup kabir taşında yazılı olması ihtimal dahilindedir. Murad Hüdavendigâr, Edirne muhafızı Şahabettin Paşa gibi bir çok zevatın iki kabri olduğu gibi, yani vefat mahallinde bir kitabe, bilahare cesedin nakledilip defnedildiği mahalde ikinci kabir ve kitabesi bulunduğu vakidir. Gül Baba da İstanbul’un fethine iştirak etmiş Şeyh Ragıb Zindanî gibi, iki yerde kabirleri olan zevattandır.”
1655-1717 yılları arasında yaşamış olan Defterdar Sarı Mehmet Paşa, Kırım Hânı Hacı Gâzi
Selim Giray Hânın Edirne yakınlarındaki Gül Baba isimli bir mahalle ağırlanışını şöyle anlatmaktadır:
“Yerle bir olası kafirlerin fesad ile Belgrad kalesini istîlâsı haberi Padişaha ulaşınca, Allah’ın izni
ile ilkbaharda din düşmanlarından intikâm almak için Kırım’da yaşayan yiğit Selim Giray Hân
hazretlerini Edirne’ye teşrif eylemek üzere âdem gönderilip da’vet olunmuş idi. 1100 senesi
ilkbaharının yedinci günü Edirne büyük şehrine giriş haberi ulaşınca, Edirne’ye yakın olan Gül Baba adındaki bir yerde ziyafet tertîb ve hazırlandıktan sonra, Veziriazam hazretlerinin muhterem kethudaları ve ağalarla bir konak ötede karşılandılar alay ile Gül Baba alanına götürüldüler…”
Osmanlı tarihi yazarı saygıdeğer Joseph von Hammer kararlı olarak ve tekrar tekrar Derviş
Gül Baba’nın Ofen’ın bağlık tepelerinde değil, Edirne’ye on beş dakika uzaklıkta bulunan ve
Büyükderbent yolu üzerinde bir yerde gömülü olduğunu yazmıştır.
Edirne, kaplıca ve içme suyu yönünden zengin değildir. Ancak, Gülbaba bataklığının Gül Baba Çamurunun, romatizma ağrılarına iyi
geldiği söylenir.

NOT;

*KIRKLARELİ’li şairlerden Mustafa Hatipler’in bütün mübarek ecdadımızı yâd eden güzel şiiri Ülkemin Kuzey Gülü, geçmişi pek güzel özetlemektedir:”

İsmail Tosun Saral üstadımız tarafından 2004 yılında yazılan  makaledeki bu bölümde “Kırklareli’li Mustafa Hatipler” bilgisi o zaman elde edilen bilgiler ışığında yazılmıştır ( Mustafa Hatipler Edirne’li dir ve Edirne Trakya Üniversitesinde görevine devam etmekte , Edirne Tarihi ve Kültürüne usta kalemi ile katkı yapmaya devam etmektedir.Cengiz Bulut)

Edirne Tarihi Tanıtım Projesi..

Yorumlar

.

Yazılarımız Mailinize Gelsin

Mail adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Ziyaretçi İstatistikleri

  • 340Bu gönderi:
  • 1380786Sayfa Okunması:
  • 31Bugün okunanlar:
  • 4567Aylık okunma:
  • 814345Ziyaretçi Sayımız:
  • 24Bugün kü ziyaretçiler:
  • 110Dünkü ziyaretçiler:
  • 3285Aylık ziyaretçi:
  • 0Şu anda online olan ziyatçiler:

.