http://www.edirnetarihi.com/sponsor-reklamlari/reklam.jpg

EDİRNE’DEN ELAZİZ’E BİR GARİP PEREMECİ,Vedat Tanyıldızı



Yazar: Cengiz Bulut | Edirneli Şahsiyetler | 04 Tem 2017 | 0 Yorum

EDİRNE’DEN ELAZİZ’E BİR GARİP PEREMECİ

“Merhaba millet!” sedası hâlâ çınlıyor kulaklarımda… Edirneli âlim, fikir adamı, tarihçi Osman Nuri Peremeci’nin -vefatında dört yaşında olduğu için rahle-i tedrisinden geçememiş, ama lisan-ı haliyle feyiz dağıtan- oğlu Ömer Erkin Peremeci Hoca’dan öğrendiklerimin en önemlisi kuşkusuz “tevekkül” idi. Çocukluğunda yoksulluğu en zorlu şekilde yaşadığı için Darüşşafaka’ya girmiş, orada şekillenmişti. Yoksulluğun onda çağrıştırdığı içli bir “Anacığım!” idi. Hoca’nın İTÜ’den, İngiltere’den, Kıbrıs’tan Anadolu, Dicle, Fırat üniversitelerinden geçen -hayat macerasına bakıp Dünya bağlısı olmasını beklememe karşılık- bilgi ve fikir derinliğine şaşardım. Onun dış görüntüsüne aldananlar, ancak dağarcığı dar olanlardı…
Bir abi, bir arkadaş olarak severdim. O da beni severdi. Ama “sevdiği post” misali şakalar yapardı bazen! Sırf takılmak için “ikincisi haram” dediği lokumdan başka bir misafir üçüncüyü yemişti de “Hani haramdı?” demiştim. “Senin için!” diyerek haramı önemsememi, tatlı eziyete dönüştürmüştü. İzdivacına talip olduğu zaman Birgül Hanım’ın “Dayım …” sözlerini önce gerçek sanmıştı! Eyüp İsbir Bey’le birlikte kız istemeğe giderken Hüseyin Deveci Bey’e itiraz ederek “oğlan babası” ben olmuştum. Nikâhtan onbeş gün sonra telefonda davudî sesiyle “Vedat, Elazığ’ın bir adeti varmış, el öpmeye geleceğiz!” demez mi! Bir düzine yaş büyüğümden gelen bohça, her anlamıyla çok zengindi…
Peremeci Hoca, Prof.Dr. Nilüfer Eğrican’ın “Yine o iddialı adam mı?” sorusundaki kimliğe o kadar uygundu ki! Ama her zaman “Lâ kadri illallah” şuuruyla edepliydi; kendi halini tartışırken “kibirlisin” dersem, kocaman bir “estağfirullah!” çekerdi. Peremeci Hoca’nın eserleri, yetiştirdiği yüzlerce öğrenci, emekliliğinden sonra karşılık beklemeden peremeci.org ’da paylaştıkları… Ama değerli bir bilim adamı olarak çok kaliteli ve sayamayacağım eserlerini aşan yönü, “İnsanların hayırlısı, insanlara faydası olandır.” düsturuna uygun bakışıydı.
“Elazığ’daki tek akrabası sizsiniz! Haber vereyim…” dedi Birgül Hanım… Belli ki çok zorlanmıştı, yoksa gitmezdi hastaneye kolay kolay… Bir bel ağrısından ameliyat da nereden çıkmıştı ki? Narkoz almak, ameliyat olmak ona göre değildi. Her zamanki gibi tevekkül sahibiydi, ötesi boştu. Aort anevrizmasını biliyordu, müdahalenin pek faydası yoktu ona göre! Huysuzluğu o yüzdendi… Sevgili Dr. Murat’a “Evladım bana bir gün zaman ver!” derken oyalıyordu belli ki. “Abi trenin son vagonunu yakalamaya çalışıyoruz, Allah yardımcımız olsun!” Oktay Hoca’nın sözleri, ailesinin kararıyla ameliyata girerken endişemizi artırdı; ancak başarılı ameliyattan sonra ümitlendik. Ramazan günü kan bulmak için şevkle koşturduk. Ak kan hücresi vermek için üç-dört saat işini bırakan alevi gençle konuşmalarımızı duysaydı, aynı kültür ikliminde boş kavgaların anlamsızlığını bizden çok daha iyi anlatırdı bize. Ah böbrekler, ya o karaciğer! Mızıkçılık yaptılar sonunda… Vade dolmuştu demek, gerisi laf-u güzaf. Artık ne biz hatırını sorabilecektik, ne de bizi alıştığımız tabiriyle “Allah’a şükür yaşayıp gidiyoruz…” diyecekti bundan böyle. Son belgeleri alırken bu değerli dostumun “kayıttan düşülmesi” düşüncesi bir koydu ki anlatamam! Kendi adıma da ürperdim! Kim garip değil ki?! Öyle ya: Bir varmış, bir yokmuş! Biriktirmeye, boş nizalara, iddialaşmalara gerek var mıydı? o idrak sahibiydi: Bir ay öncesindeki sohbetimizde, “Ben gittikten sonra!” derken o kadar rahattı ki…
Edirne’de doğup Elazığ’ın Seli köyünde toprakla buluşan o müstesna insanı Oğlu Erman’la birlikte Hocayı mezara indirirken, yok olmak anlamsızlaşmıştı! Bilgiyi, muhabbeti paylaşmayı seven Peremeci Hoca, bu kez asırlık kemiklerin meçhul sahibiyle mezarını paylaşacaktı. Erkin Hoca gönlümüze kurduğu tahtta binlerce öğrencisine öğrettikleriyle, paylaştıklarının ışığıyla, bıraktığı izlerle yaşayacak! O anlayabilenler, kıymet bilenler üzerinde çok derin iz bırakanlardandı Ömer Erkin Peremeci; unutulup gitmeye, yokluğa mahkûm değildi. Kaldı ki onun da inandığı gibi cennet de nâr da ahiret de hak iken insan için yok olmak yoktu ki! Bir yıl önce, vefatından hemen sonra başladım, ama bir türlü ifade edemedim duygularımı. Allah rahmetini esirgemesin; ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Edirne Tarihi Tanıtım Projesi..

Yorumlar

.

Yazılarımız Mailinize Gelsin

Mail adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Ziyaretçi İstatistikleri

  • 48Bu gönderi:
  • 1380786Sayfa Okunması:
  • 31Bugün okunanlar:
  • 4567Aylık okunma:
  • 814345Ziyaretçi Sayımız:
  • 24Bugün kü ziyaretçiler:
  • 110Dünkü ziyaretçiler:
  • 3285Aylık ziyaretçi:
  • 0Şu anda online olan ziyatçiler:

.