http://www.edirnetarihi.com/sponsor-reklamlari/reklam.jpg

GÜL BABA KİMDİR, İsmail Tosun Saral



Yazar: Cengiz Bulut | Osmanlı Dönemi | 20 Haz 2017 | 0 Yorum

Düşünce ve Tarih , sayı: 32 Mayıs 2017
Hazırlayan : İsmail Tosun Saral FB_IMG_1497954399899
GÜL BABA KİMDİR?

Önemli bir siyasetçimizin Kutlu Doğum Haftası’nda Gül Baba’yla ilgili olarak
“Bir tek kişi bize Macaristan’ı fethettirdi, Gül Baba. Gül Baba yazları dondurma satar, kışları salep. Bir arabası var, sarığında bir gül olan bir Bektaşi dervişi. 10 yıl sonra Kanuni’nin ordusu Budapeşte’ye dayanır. Derler ki ‘Bu gelen ordu, bu devlet Gül Baba’nın devleti ve milleti mi? O halde niye onlara direnelim, adil bir idareye kavuşalım.’ Ve hiç silah atılmadan kapıyı açıp, bir kişi bir ülkenin fethine vesile olur.” diye konuşma yapmış olduğunu gazetelerden öğreniyoruz. Aslında Gül Baba ne Dondurmacı, ne Salepci ne de başka bir sanat ehlidir. O Sadece Budin Gözcüsüdür.
O halde kimdir bu Gül Baba?
Türkiye’de, Balkanlar’da ve hatta Asya’da Gül Baba adını taşıyan bir çok ermiş ve bu ermişlere ait makamlar, türbeler, tekkeler vardır. Bu ermişler hakkında ne yazık ki pek fazla bilgi bulunmamaktadır. Bu Gül Baba’lardan en tanınmışı XV. yüzyıl sonunda ve XVI. yüzyıl başında yaşamış, Budapeşte’nin Buda (Budin) kısmında türbesi
bulunan ünlü bir Türk mücâhidi ve Bektâşî dervişi olan Gül Baba’dır. Bu türbe, gerek Macarlar gerekse Türkler tarafından özenle korunmuştur. Târihî kişiliği, yaşadığı çağ ve çevre hakkında çeşitli rivâyetler bulunan Budinli Gül Baba, Evliyâ Çelebinin merhum
babasından naklettiği bilgiye göre, Merzifonlu bir Bektâşî dervişidir. Evliyâ Çelebiye göre, Fâtih Sultan Mehmet devrinden Kanuni Sultan Süleyman devrine kadar bir çok gazâlarda bulunmuş, Budin fethine de katılmış ve Budin Kalası önündeki savaşlarda şehit düşerek Budin’e gömülmüştür. Cenâze namazının Ebusuûd Efendi tarafından kıldırıldığını, Kanuni Sultan Süleyman’ın ve yüz bini aşkın bir cemaatin bu namazda bulunduğunu yazan Evliyâ Çelebi, Gül Baba’nın kavuğunda dâima bir gül taşıdığı için bu lâkabı aldığını kayda ve hikâye etmektedir.
“İlk defa burada Gül Baba vefat edüp, Süleyman Hân namazında hazır olarak Ebüssuud Efendi namazını kılmış ve Budin toprağına gömülmüştü. Gül Baba, Bektaşî fukaralarından olup, Fâtih, Bayezîd, Selim, Süleyman Hânlarla bütün gazalarda mevcut olan Al – i Abadan Gül Baba’dır. O gün Süleyman Hân Budin’e bir vezir tâyin eyledi. Şöyle ki: Bu mubârek günde, Bağdad veziri olan Süleyman Paşayı huzuruna çağırıp, başına bir sorguç sokup, üç kat hi’lat giydirerek:
“Üç adet tuğ ile serdâr – ı muazzamım ve müşir – i müfahhamımsın. Tâ İstanbul’a varıncaya kadar bütün Rumeli diyârı mansıpları senin arzınla olup, bütün beylerbeyiler, senin fermanın ile ola.. Hattâ benim İstanbul’daki Yedikule dizdarlığım bile münhal olsa senin arzınla tâyin oluna. Allah göstermesin ne vakit ki üzerinize bir düşman gele… Kuşatıldığını bana bir ulak ile haber gönderesin. Askerlerim emrine uyup, geleler. Ve benden sonra gelecek olan çocuklarıma torunlarıma, vezir ve âyânlarıma vasiyetim budur ki, kânunumu kimse bozmaya… Çünkü bu Budin kalesini almağa çok emeğim geçmiştir. Budin uğruna altı yüz bin müslüman şehit olup, bu temiz toprağı şehit kanı ile bulamıştım. Budin, sağlam kale olup, bütün kralların hasret çektiği Macaristan pâyitahtıdır. Bu kaleyi Allah’a emanet ettim. Süleyman Paşayı Budin’e nâzır ve pâdişâh vekili tâyin ettim. Paşam, dikkatli olup, reâyâyı koruyasın. Herkesle iyi geçinesin. Gaazilerime nimet ve ihsanın bol olsun. Budin kalesinde oturanlar uzun ömürlü olsun.” diye tam bir saat hayır dua ve nasihatlar edip, fermanını ve tuğrasını Süleyman Paşanın eline verüp:“ Hıfz ve emânette ola, Gül Baba Budin gözcüsü olup, himmetleri hâzır ve nâzır ola. “diye bu niyete fâtiha okudular.
Evliya Çelebi’den sonra bir çok yabancı seyyah ve Türk Gül Baba ve türbe hakkında geniş bilgi vermiştir.
Cevr’î de, Fâtih Sultan Mehmet zamanında yasayan bir Gül Baba’dan bahsetmektedir: Gül Mehmet Dede diye anılan bu zat, Sirvan’dan Anadolu’ya gelmiş ve Sultan Mehmed’in İstanbul’ da yaptırdığı câmide sekiz yıl tefsir ve hadîs okutmuş, Padişaha da hocalık etmiştir. Bu hizmetine karşılık bir maaş kabul etmeyen Gül Baba, Sultan Mehmet’le Edirne’de beraber bulunduğu bir av sırasında, Korucu köyünü çok beğenince, bu yer kendisine verilmiştir. Gül Baba burada kurduğu zaviyesi ile dört bir yana ün salmış ve şöhreti ölümünden sonra da devam etmiştir.
Naîmâ meşhur “Tarih “ kitabında Gül Baba’dan bahsetmemekle beraber Budin’de “Gül Baba” isimli bir yer olduğunu yazmıştır.
Gül Baba adının nereden geldiği hakkındaki fikirler çeşitlidir. Ancak, kabul edilen genel kanaat bu Bektaşi dervişinin gülü çok sevdiği için bu adla anıldığıdır. Bu kanı Evliya Çelebi’nin mısralarında Gül Baba yerine “Güllübaba/Güllibaba” sıfatını kullanmasından ileri geldiği de söylenebilir. Macar Türkolog Ignác Kúnos bir delile de dayanmaksızın, Gül Baba adının “Kel Baba” okunması gerektiğini iddia etmiştir . Bazı Macar ansiklopedileri de, bu kanaati paylaşmaktadırlar; Gül Baba; “Budapeşte’de Gül Tepesindeki (Rózsadomb) bir Türk Türbesinin adıdır. Bu türbeye şu efsane atfedilmiştir : Gül Baba adında bir Müslüman burada kahramanca şehit olmuş ve defnedilmiştir. Bundan ötürü buraya Gül Baba adı verilmiştir. Türk rivayetleri ise bu efsaneyi daha başka bir şekilde ifade etmektedir. Türkler de böyle bir azizi kabul ediyorlar. Bu zat Padişah ile beraber gelmiş, Budin’de vefat etmiştir. Fakat bu kahramanın adı Gül değil Kelbaba’dır. Kel denişine sebep, başında saçı olmayışındandır. Sonra bu zatın adındaki “kel” sözcüğü Gül’e dönmüştür.”
Diğer bir Macar ansiklopedisi olan Tolnai, Uj Vilag Lexikona da, aynı bilgiyi naklederek “kel” kelimesinin halk etimolojisi tesiriyle “gül” olduğunu kaydediyor ve şu bilgiyi veriyor: “Gül Baba, ebedî hayatımıza da girmiştir. Onun hakkında küçük hikayeler, şiirler ve makaleler, hatta tiyatro eseri yazılmıştır. Gül Baba Camii, Budapeşte’de yasayan Türklerin dînî bir merkezidir. İbâdet zamanları ve bayramlarda burada toplanırlar.”

Gyula Németh ise, “gül” sözcüğünün gül – mastarından eme – i hâzır olduğunu ileri sürerek, bu görüşünü “Gülsün ve Korkut” örnekleriyle ispata çalışmaktadır.
J.Németh’ e göre; Gül Baba adı eski ve yeni zamanlarda hem Türkler hem de Batılılar tarafından “Güllerin Babası” olarak açıklanmıştır. Bu açıklama halk etimolojisine dayanmaktadır. İsmin ilk mânâsı “gül” fiilinden gelen emirdir: “Gül Baba” “Güllerin Babası” gibi bir isim bildiğimiz kadar eski Osmanlı isimleri ile uyumlu değildir. Buna karşılık gül emrinden gelen “gül ! baba” eski Osmanlıca’da özellikle dervişler arasında da vardır. Böylece
çok bilinen Dede Korkut ismi korkutan fiilinden gelen “korkut dede ” manasına gelmektedir. Başka bir eski Osmanlı ismi ise ileri emrinden gelen “İleri Hoca”dır. Bulgaristan’daki Şumnu şehri yakınlarında olan “Gel Beri Sultan veya Gel Bari Sultan” türbesi vardır. Gelberi/Gelbari Sultan bildirildiğine göre Buharalı bir derviştir ve o yörelerin Osmanlılar tarafından fethi sırasında şehit düşmüştür. Gelberi Sultan aşağı yukarı “buraya gel Sultan” manasına gelmektedir.
Theodor Menzel’e göre ise Gül Baba adı, tekke şeyhi alâmeti olarak tâcının tepesinde bir gül taşımasından ötürü verilmiştir.
L. Fekete “Gül-Baba et Le Bektâsî Derk’âh de Buda” isimli eserinde Gül Baba, Gül Baba Tekkesi, Gül Baba Türbesi hakkında en geniş bilgiyi vermektedir.
Türbenin bilinen ilk resmi 1600 tarihli bir akvareldir. Budin’in geri alınmasından sonra çizilmiş bir çok betimlemeler mevcuttur. Bunlar arasında Fontana tarafından çizilen türbenin sekizgen plânı ile kubbesini de gösteren betimleme en güzelidir.
1551 yılında Georgius Wernherus, Budin ve çevresini anlatmakta; ilk defa türbe ile zaviye’den (tekke) bahsetmektedir. Ancak, Gül Baba’nın şahsiyetinden hiç söz etmez. Bu kaynak Evliya Çelebi’nin “Seyahatnâme” eserinden yüz yıl önce yazılmıştır.
Evliya Çelebi zamanında yaşamış bir Alman seyyah olan Ottendorf, Budin’e gelmiş ve Gül Baba Türbesi’nden de bahsetmiştir. Ottendorf kitabında Gül Baba’nın ismini Almanca’ya “güllerin babası” (Vater der Rosen) olarak çevirmiştir. Ayrıca Budin şehir planında türbenin bir tasvirine de yer vermiştir.
1660 yılında Behram Dimişki Bektaşi tekkesinden bahsederken türbeden hiç söz etmez.
1666 Mart ayında Kayser Ferdinand’ın saygı değer saray kütüphanecisi Peter Lambecius (Lambeck), Kayser Temsilcisinin de yardımlarıyla Matthias Corvinus Kütüphanesindeki kitapları incelemek ve mümkün olursa bu kitapların bazılarını Viyana saray kütüphanesine götürmek için Ofen’e/Budin geldi. Lambeck , Kayser’e Almanca olarak yazdığı raporunda; kitapları devamlı ve boşuna aradığını, bağlık tepelerdeki “ziyaretgâhı” (Gül Baba), hamamları, ve İngiliz antika toplayıcısı Kont Thomas of Arundel’le Roma yıkıntılarının güzelliğini gezdiklerini anlattı.
1669 ile 1671 yılları arasında Macaristan’da dolaşan İngiliz Tıp doktoru Eduard Brown, Gül Baba Tekkesini ziyaret ettiğini bildirerek orada 40 dervişin bulunduğunu yazar. “ Bizim Ofen veya Buda’da kalışımız sırasında, her yerde “Dschulpapa “ (İngiliz orthographisine göre “Julpapa “okunur) veya “ Güllerinbabası “ diye çağrılan Baş kişiyi bizzat görmek için, bir Türk Tekkesine gittik. Bu kişi bizi bazı kardeşleri ile birlikte özel bir yere veya mescide götürdü. Kavun, karpuz ve meyveler yiyerek sohbet ettik. Ayrılma zamanı gelince ona bir iki parça gümüş hediye ettik. Memnuniyetle kabul etti: Julpapa’nın kemerinin önü Galactite veya süttaşı denen avucumun içi kadar büyük beyaz bir taşla süslenmişti. Bu taşa çok hürmet ediyorlardı. Çünkü Muhammetlerinin Arabistan’daki bir nehrin bütün taşlarını bu taş nevii’ne döndürdüğüne inanıyorlardı.” Kitap İngilizceden Almanca’ya 1686’da Nürnberg’te tercüme edilmiştir.
Sahra papazı Simplician Bizozeri’de 1686 yılında bize Gül Baba Tekkesi hakkında bilgi veren diğer bir tarih yazarıdır. “Su Şehri’nin eski surlarından pek uzak olmayan bir yerde, küçük bir koruluğun ortasında “Gülbaba“ denilen derviş tekkesi bulunur. Dervişleri Müslüman’dır. Gül Baba “ Güllerin Babası “ demektir. Adını burada gömülü olan ve evliya olarak saygı gören Gül Baba isimli bir kişiden almıştır. Değişik yerlerden gelen Türkler burayı ziyaret ederler.”
1686 yılında Türklerden geri alınmasından az bir zaman sonra Budin’e gelen İtalyan Johann Paul Zenarolla kitapçıklarının birinde Ofen’de üç derviş tekkesinin bulunduğunu yazmıştır : Bunlar İdirbaba Tekkesi, Giulbaba Tekkesi, (Dschulbaba okunur) ve Miktarbaba Tekkesi’dir. Birinci tekkede Bektâşî târikatından 15 derviş vardı. Giulbaba Tekkesi denilen ikinci tekke “ Baba Gül “ ( Vater Rosa ) isimli bir vatandaş tarafından kurulmuştu. Bu Baba Gül müthiş zengin yaşlı bir adamdı. Vakıf 60 dervişi barındırabilecek
büyüklükteydi. Bu tekkede her bir misafir iyi niyetle karşılanıyor, samimiyetle ilgi görüyordu. Miktar Babanın tekkesinde 20 derviş vardı. Onlar da halka karşı çok cömert davranıyorlardı. Johann Paul Zanarolla başka bir eserciğinde biraz yer isimlerini karıştırmakla beraber şöyle yazmıştır.“ Kayser hamamının yanındaki baruthaneden biraz ilerde güneyde bir tepe daha görülür. Bu tepede Türkler dervişler için bir tekke yapmışlardı. Bu tekkeye peygamberlerinin adını verdiler. Dervişler yarı çıplak dolaşıyor, herkes den saygı görüyor ve Muhammet’in sadık Hizmetkârları olarak hürmet görüyorlardı.”
Yurdumuzdaki bütün ansiklopedilerde, TC Kültür Bakanlığı internet siteleri’nde ve makalelerde ünlü masalcı Hans Cristian Andersen’in Gül Baba hakkında bir hikâye yazdığı belirtilmektedir. Bu hikâyeyi elde etmek için yardımına başvurduğum Danimarka’daki H.C.Andersen Merkezi Müdürü Prof. Dr. Phil. Johan Mylius Andersen’in Gül Baba hakkında bir hikâye yazmadığını bildirmiştir. Dolayısıyla bu bilgi yanlıştır. Meşhur Danimarkalı masalcı Hans Cristian Andersen sadece Danimarka’dan Yunanistan, Türkiye, Tuna yolu ile Macaristan ve Avusturya’ya 1840 – 1841 yılları arasında yaptığı uzun seyahati anlatan seyahatnamesinde Gül Baba’dan bahsetmektedir. “1.6.1841 Tekrar yelken açmadan önce Buda’nın öte yakasındaki Gül Baba Türbesine küçük bir gezi yapacağız ve bu kutsal Türk’e Doğu’dan, eski İstanbul’dan selam getireceğiz. Orada türbede yüz üstü yatan, başının üstünde kenarlıksız keçe bir külah olan kim ? Onu dönen dervişlerde görmemişmiydim ? O bir derviştir. O buraya yabancı insanlar arasına, Hıristiyan şehrine dağları, çölleri yürüyerek aşıp geldi. Hac yürüyüşü sona erdi: Bu yolculuğun hatırası olarak türbesinin duvarına boyanarak renklendirilmiş tahta bir kılıç astı. Sonra yere kapanarak “ Allah’tan başka İlah yoktur ve Muhammed O’nun peygamberidir “ diye dua etti.”
Anton Karl Fisher 1898 yılında yayınladığı uzun araştırmasında Gül Baba’nın kılıcından bahsetmekte ve bir karakalem tasvirini vermektedir:“Yapının kireçle badana edilmiş iç duvarlarında bazı Arap harfleri ile yazılmış çerçeveli hatlar asılıdır. Bunlardan güzelliği nedeniyle özellikle göze çarpanı kapıdan girer girmez tam karşımızda gördük. Bu iki uçlu bir kılıç olan Zülfikâr’dı. Söylentiye göre Allah tarafından peygamberin damadı Ali’ye bir melek aracılığı ile gönderilmişti. Kılıcın üzerinde “Bu iki çatallı kılıcı ben [Allah] sadece Ali’ye verdim” manasına gelen “ La uftah el alali el sseif el sülfikâr “ yazısı vardı. Ayrıca “(Hazreti) Ali kadar yiğit, cesur, kahraman, Sülfikâr gibi kılıç yoktur “mamasına gelen “Lâ fetâ illâ Ali, Lâ seife illâ Sülfikâr” yazıyordu.
Budin’in kaybından sonra Gül Baba unutulmuştur. 1791 yılında Viyana’ya elçi olarak gönderilen Ebûbekir Râtip Efendi “Nemçe Sefâretnâmesi” isimli eserinde kaldığı Buda ve Peşte’yi uzun uzun anlatmasına rağmen Gül Baba’dan bahsetmemektedir.
Gül Baba hakkında uzun bir aradan sonra ilk bilgilere Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahatı esnasında yazılan seyahatnâmelerde rastlıyoruz.
“Gül Baba’nın bizce hiçbir ehemmiyeti yoktur. Gâlip bir rivayete nazaran Fatih Sultan Mehmet, İkinci Sultan Bayezit, Yavuz ve Kanunî Süleyman devirlerini idrak etmiş, muharebelerde bulunmuş, nihayet Budin seferinde ölmüş bir Bektaşî babasıdır. Türbesi de bir köy evine benziyor. İçinde bir iki yazı levhası var ki birinde ufak bir manzume yazılıdır. Hepsi bu. Fakat Frenkler bizi daima türbe ve makberelerden istiane ile melûf tanıdıkları için ve Gül Baba’ya bilmem nasıl bir kudsî şahsiyet gözü ile bakıp, Türklerce de muteber bir veli olduğuna inandıklari için türbesinden bir avuç toprak almışlar, hünkâra takdim etmişlerdi.”
Sultan Abdülaziz ile 1867’de Budapeşte’yi ziyaret edenler arasında Ömer Faiz Efendi’de bulunuyordu. Hatıralarında Sultan’ın Gül Baba türbesini ziyaret ettiğinden bahsetmekte, Macarların dahi türbe pencere demirlerine ipek kordonlar bağlıyarak adak adadıklarını yazmıştır.
Fuat Bozkurt; Sultan Abdülaziz’in Avrupa gezisi dönüşü tekkeyi ziyaretinden sonra, Osmanlı hükümetinin tekke ile yakından ilgilendiğini, 1885’te tekkeyi onarttığını, bir Dede Baba atadığını, yazmakta ve şu bilgileri vermektedir: “ Kesintilerle bile olsa, Tekke, bir tür vakıf olarak 1937 yılına değin işlevini sürdürmüştür. Gül Baba’nın şu andaki sandukası üzerindeki örtüyü de 1937 yılında Türk hükümeti yollamıştır. Tekke Peşte İslam toplantılarının ve Türk Macar Kardeşlik toplantılarının düzenlendiği bir yer olarak kullanılmış, II. Dünya Savaşı sonrasında ise tüm kiliselerle birlikte o da kapatılmıştır. Şimdilerde yalnız müze olarak kullanılıyor.”
II. Abdülhamid, Macaristan’da nâdir bir Türk hâtırası olan bu dergâhın bakımsız bir durumda olduğunu öğrenmiş, Budapeşte başkonsolosuna emir vererek, Macaristan İçişleri Bakanından, dergâhın tamiri için izin istemiş, izin çıkınca, kendi parasıyla tamir ettirmiştir.
Mithat Paşa birinci sadrâzamlığı sırasında (1822-1884), Viyana sefaretine tezkere- i samiye göndererek, bu tarihî türbenin derhal tamir edilmesini ve muhafazası için de ücreti sefaret bütçesinden ödenmek üzere bir kayyum tâyininin Avusturya hükümetinden istimzaç edilmesini emretti.
Mithat Paşa’dan sonra Gül Baba’nın kaderi ile, Budapeşte Başşehbender olarak vazife gören rahmetli Türkçü edip Müftüoğlu Ahmet Hikmet meşgul oldu.
İlk işlerinden biri olarak eski Budin’imizin koynunda uyuyan Gül Baba’nın bakımsız türbesi ile ilgilenmek olmuştur. Türbeyi onartır, bakımsızlıktan kurtarır. Hereke Fabrikasına ısmarladığı nefis ipek Türk seccadeleriyle, hattat Halid’e yazdırdığı cellî hatlı levhalarla türbeyi bizzat süslemiş, Avrupa’nın göbeğinde bu uçmuş ve dağılmış Türk kokusunu keskin bir rayihaya tebdil etmişti.
Onun sayesinde Gül Baba bugün Türk tezyin sanatının Avrupa’da açılan bir müzesi olmuştur. Millî konulara hayatı boyunca büyük bir hassasiyet gösteren Ahmet Hikmet Budin’i ordusuz yeniden zapt eden muzaffer başkomutandır.
Osmanlı Türk kamu bilgisine Gül Baba ve türbesi hakkında ayrıntılı bilgi veren Buda-Peşte’de Devlet-i Osmâniye Başşehbenderi (konsolosu) Rumbeyoğlu Fahreddin Bey’dir.
Tayyarzade Atâ 1293/1876 yılında yazdığı “Târih” isimli eserinde; II.Bayezid devrinde İstanbul’da bir Gül Baba’nın yaşadığını ve rivayete göre Galatasarayı’ndaki Enderûn Mektebinin bu zatın tavsiyesiyle kurulduğunu yazmıştır.
“ Tahta çıkısının ilk yılı 1481 yılının soğuk bir kış günü maiyeti ile birlikte Tophane sırtlarında avlanmaya çıkan 30 yasındaki II. Bayazid, av sırasında şiddetli rüzgar ve soğuktan rahatsız olarak
dinlenmek ve ısınmak için bir barınak ararken, Tophane’den Beyoğlu’na çıkan ve bu günkü Galatasarayın yakınındaki Boğazkesen noktasında bulunan bir kulübe gözüne ilişir. Gül fidanları ile dolu bir bahçede saygın yüzlü ve allaha yakaran bir ihtiyar görerek bahçeye girer. Padişah, günahtan sakınan, geçici dünya nimetlerine değer vermeyen bir yaradılışta olan ve küçücük kulübesinde gülleriyle bas basa yasayan ve bu yüzden kendisine “Gül Baba” adi verilen bu kişinin sohbetinden, yakınlıktan zevk duyarak:
– “Bir dilhahınız (isteyiniz) var midir ?” diye sorar.
Gül Baba, parmağıyla bugünkü Galatasaray Lisesinin bulunduğu tepelik araziyi işaret ederek şu dilekte bulunur
-“ Padişahım, şu zirveciğe bir mekteb – i irfan tesis et ve orada okuyup yazanları hizmet – i hümayununda istihdam eyle. Her zaman devletine lazım olur.” II. Bayezid, Gül Baba’nın eliyle gösterdiği 30 bin zirayı asan arazinin çevresine duvar çektirerek, bir cami, 200 kişiyi barındırabilecek bir koğuş, bir hamam, subay dairesi ve mutfak yaptırır. Yönetimine de bir Akağayı “Galata Sarayı Ağası” olarak atar.
1935 yılından sonra savaş yılları boyunca 1945’e kadar Gül Baba tekrar kaderine terkedilir.
1951 yılı Aralık ayında Dr. Fethi Tevetoğlu’na gelen bir mektubun verdiği haber Zafer Gazetesinde yayınlanması Türkiye’de buz gibi bir havanın esmesine neden olur. Bir Demir Perdenin insanları demokrat ve komünist olarak ikiye ayırdığı bu dönem de mektup Komünist Sovyetler Birliğine karşı kin ve nefreti arttıran bir etken olmuştur. Dr. Tevetoğlu haberinde;
“ Millî Kütüphanemizin değerli müdür muavini arkadaşım Sami Özerdim Gül Baba Türbesinin komünistler tarafından yıkılmış bulunduğuna dair mektubu, bana, en büyük bir kara haber yazısı gibi gösterdi.Beni cidden son derece üzen ve bütün insanlığın ve medeniyetlerin düşmanı olan kızıl sürülere karşı her Türkün gönlündeki kin ve nefreti arttıracak bu barbarlığa ait haber şudur : Türkün tarihteki yüce satvetine hayranlığını mektubunun her satırında belirten Oberling Jozef adlı bir Macar milliyetperveri, kızıllar tarafından bir cehennem haline getirilmiş yurdu Macaristan’dan Avustralya’ya kaçmış, Türkleri ve medeniyeti seven bu temiz insan, Melbourne’den göndermiş 1 Aralık 1951 tarihli mektubunda, Peşte’nin bir sanat eseri, ziyaret yeri ve Türk tarihinin bu eski Türk şehrindeki bir yüce izi ve âbidesi olan Gül Baba Türbesi’nin kızıl istilâ sürülerinin 1945/46 yıllarındaki tahripleri sırasında tamanen yıkılmış bulunduğunu, büyük bir teessür ve acı ile haber vermektedir. “
Yılmaz Çetiner, 1966 yılında Gül Baba Türbesi’ne yaptığı ziyareti şöyle anlatmaktadır: “Vagner isminde bir Avusturyalı mimarın 18 inci asırda meşhur türbenin etrafına kondurduğu bu saray, savaşlar sırasında bir defa yıkılmış, fakat, sonra yeniden inşa etmişler… Bir ikinci defa bombalanınca artık kimse elini sürmemiş ! Bu eski bina; Peşte’nin en güzel manzaralı yerinde kurulmuştu… Bahçenin içinde gayet itina ile yetiştirilmiş ağaçlar, ve çiçek tarhları insanın gözünü okşuyor, etrafa nefis bir koku yayılıyordu…Bütün bu renklerin ortasında yükselen Türk yapısı türbe ile üzerindeki hilâli görünce duyduğum heyecanı bilmem nasıl ifade edebilirim ?”
Gül Baba bugün Avrupa’nın ortasında Türk milletini ve kültürünü temsil eden muhteşem bir ziyaret yeri hâlini almıştır. Türbe Macar dostlarımızın da katkı ve yardımlarıyla Türkiye Cumhuriyeti tarafından onarılarak pırıl pırıl olmuş, çevresi hem aslına uygun, hem de güncel estetiği yansıtan bir biçimde düzenlenmiş, bu çalışmaların sonucunda 4 Eylül 1997 günü Gül Baba Türbesi dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından resmen açılmıştır.
Nur içinde yat “Gülbaba”. 500 yıldır güzel Budapeşte’de Türklüğün adını âbideleştiriyorsun. Nur içinde yat !
Kaynaklar:
Emekli İş Bankası Müdürü, Türk Macar Dostluk Derneği Başkanı, Macaristan Şövalyesi, Gül Baba araştırmacısı
İsmail Tosun Saral’ın Gül Baba hakkında yazdığı çeşitli makalelerinden ve Gül Baba ve Masalları kitabından derlenmiştir.
İsmail Tosun Saral, “Anadolulu Gül Babalar”, Gazi Üniversitesi Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi sayı: 32
“İstanbullu Gül Babalar” sayı: 34
Fethi Tevetoğlu, “Türk Ansiklopedisi 1970 baskısı,Gül Baba maddesi”
Zuhuri Danışman, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, cilt VI, s. 225, 248, Zuhuri Danışman Yayınevi, İstanbul 1969
Cevrî, Târih, İstanbul 1291, I, 22 v.d.
Béla Tóth, Magyar ritkaságok, Budapest, 1899, 116
Pallas, Nagy Lexikona , cild: VIII s. 365. Eski Türkçe yazıda gül bazan “kul”, “kel” gibi yazılmaktadır. Ayrıca o devirde bütün Osmanlı askerleri özellikle birer Bektaşi olan yeniçeriler başlarını ustura ile kazıtırlardı.
cilt:VI, s. 49
Körösi Csoma-Archivium, II,s. 379
Ankara’da ki Karyağdı Sultan gibi. Daha fazla bilgi için Huart Ansiklopedisi Gül Baba maddesine bakınız.
Beiträge zur Kenntnis der Derwischtag, Festschrift Georg Jacob. Leipzig, 1932, 191 v.d. Alanya Müzesi bahçesinde kavuğunda bir gül olan bir mezar taşı sergilenmektedir.
Acta Orientalia, IV, Budapest 1954, 1-18”
Győző GERŐ 1980: 78.
“De Amirandis Hungariae Aquis Hypomnemation”. Viennae/ Austriae 1551 mensi septembri s. 3
“Diarium Itineris Budensis 1666” isimli bu eser krallık ve imparatorluk saray kütüphanesinin el yazmaları bölümünde 339 numara ile kayıtlıdır. Corvinus Kütüphanesi hakkında yazdığı ise “Commentarii de Augustissima Bibliotheca Caesarea Vindobonensi, I. II. cap.IX. – J. v. Hammer, “ Osmanlı İmparatorluğu Tarihi VI B.S. 173 ve 174.
“ Londra’daki İngiliz Kraliyet Tıp Cemiyetinin Müsaadesi ve Gözetimi Altında Hollanda, Almanya, Macaristan, Sırbistan ve Diğer Yerlerde Yapılan Çok Özel Geziler “ s. 115.
“A Poet’s Bazaar” (Bir Şairin Pazarı) s.188
Anton Karl Fisher “Gül Baba Die Muhammedanische Wallfahrtstaette in Budapest, 1898” (Budapeşte’deki İslâm Ziyâretgahı) shf. 7,8 Budapest, 1898
Daha fazla bilgi için : İsmail Tosun Saral, “Gül Baba ve Tahta Kılıcı”, Gazi Üniversitesi Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi sayı 31
Ali Kemâlî Aksüt ,“Sultan Aziz’in Mısır ve Avrupa Seyahati “ Ahmet Saitoğlu Kitapevi , 1944

Cemal Kutay, Avrupa’da Sultan Aziz, Sile Matbaası, 1970 İstanbul Şehbenderi (Belediye Başkanı) Ömer Faiz Efendi’nin “Ruznamesi”
Bâki Asiltürk “ Osmanlı Seyyahları Gözü İle Avrupa “
M.Kayahan Özgül : “ Bîgâne Durmayın Âşinânıza, Müftüoğlu Ahmet Hikmet’in Mektup, Şiir ve Günlükleri “ MEB Türk Edebiyatı Dizisi, yıl 1996 “Avrupa Seyahati” başlıklı bölümden “Gül Baba’yı ziyaret” ve “II. Almanya Seyahati” başlıklı bölüm.
Abdullah Uçman “Riza Tevfik’e Mektuplar IX:Müftüoğlu Ahmet Hikmet’ten GÜL BABA Hakkında Bir Mektup” Tarih ve Toplum Ocak 1999 sayı 181)
“Tarih – i Osmanî Encümeni Mecmuası” 1 Ağustos 1328 (14 Ağustos 1912) tarih ve cüz 15, s. 962-965 Makale günümüz Türkçesine Em. Dz. Kur. Albay Emin Yakıtal tarafindan çevrilmek suretiyle kazandırılmıştır. Fahrettin Bey daha sonra ki yıllarda Maarif Nazırı olmuştur.
Atâ Tarihi,cilt 1,s. 72-73 Galata Sarayı’nın Tesis ve İcadı (Galatasaray Lisesi “ Mekteb- i Sultanî “ 1868-1968 yıllığı)
Dr. Fethi Tevetoğlu : “ Yıktırılan Gül Baba Türbesi “ Türk Folklor Araştırmaları, Nisan 1952, Zafer Gazetesi 14 .2.1952
“ Şu Bizim Rumeli “, Cumhuriyet, 25 Eylül-9 Kasım 1966

Edirne Tarihi Tanıtım Projesi..

Yorumlar

.

Yazılarımız Mailinize Gelsin

Mail adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Ziyaretçi İstatistikleri

  • 246Bu gönderi:
  • 1351257Sayfa Okunması:
  • 71Bugün okunanlar:
  • 4415Aylık okunma:
  • 794344Ziyaretçi Sayımız:
  • 52Bugün kü ziyaretçiler:
  • 219Dünkü ziyaretçiler:
  • 2871Aylık ziyaretçi:
  • 1Şu anda online olan ziyatçiler:

.