Çiçek Aşısı ve Edirne

Çiçek Aşısı
Edirne’nin, tıp tarihinde önemli bir yere sahip olmasının bir nedeni, çiçek hastalığına karşı  geliştirilen ilk doğal bağışıklama yönteminin Avrupa’ya duyurularak modern çiçek aşısının keşfine yaptığı katkıdır. İnsanlar, çiçek hastalığı ile olan onbinlerce yıllık tanışıklığı sırasında, hastalığa bir kez yakalanıp sağ kalabilenlerin, bir daha bu hastalığa yakalanmadıklarını gözlemleyerek yüzlerce yıl boyunca güçlü ve sağlıklı oldukları bir dönemde bu hastalığı geçirerek, kendilerinde bir bağışıklık oluşturmaya çalışmışlardır. Variolasyon adı verilen ve deriden bulaştırma yöntemiyle yapılan bu uygulama Orta Asya ve Kafkaslar üzerinden ilerlemesini sürdürerek tüm Anadolu’ya yayılmıştır.

1716 yılında eşinin Osmanlı elçiliğine atanması ile İstanbul’a doğru uzun bir yolculuğa çıkan Mary Whortley Montagu (1689-1762), 1717 yılının bahar aylarında Edirne’ye gelmiş ve burada yaklaşık iki ay kalmıştır. Lady Montagu küçükken çiçeğe yakalanmış; yüzünde kalan izlerle hastalığı atlatırken, erkek kardeşi ise onun kadar şanslı olamayarak, çok küçük yaşta bu hastalıktan hayatını kaybetmiştir.
Lady Montagu’nun 1 Nisan 1717’de İngiltere’deki arkadaşı Sarah Chiswell’e Edirne’den yazdığı mektup çiçek aşısı tarihi açısından önemli bir yere sahiptir. Montagu, mektubunda şunları yazmaktadır:
“…Bizde pek çok yaygın ve zalimane olan çiçek hastalığını burada keşfettikleri bir aşı ile önlüyorlar. Birçok kocakarının sanatları sırf bu ameliyatı yapmak. Aşılanma için en uygun zaman sıcakların sonu, sonbaharın başlangıcı. O zaman aile reisleri ailelerinde çiçek hastalığına tutulmuş kimse olup olmadığını öğreniyorlar ve birkaç aile toplanıyorlar. Sayıları on beş on altıyı bulan aile toplulukları bu aşıcı kocakarılardan birini çağırıyorlar ve ceviz kabuğu içine doldurulmuş çiçek hastalığı aşısını hangi damardan açılmasını isterlerse, o damarı büyük bir iğne ile açtıktan ve iğnenin ucu kadar aşıyı buraya koyduktan sonra yarayı bağlıyor ve üzerine bir ceviz kabuğu yapıştırıyorlar.
Bütün bu ameliye sırasında en küçük bir acı hissedilmiyor. Aynı şeyi dört beş damara daha yapıyorlar… Aşı için vücudun kapalı yerleri tercih ediliyor. Aşılanan çocuklar sekiz gün oynuyorlar, bir şey olmuyor. Daha sonra bir sıtmaya tutuluyorlar ki iki gün, üç gün yatakta yatıyorlar. Yüzlerinde yirmi otuz sivilce çıkıyor. Fakat sekiz gün içinde hiç hastalığa tutulmamış gibi oluyorlar. Açılan yaralar hastalıkları boyunca akıp çiçeğin zehrini atıyor, başka taraflara yayılmasına mani oluyor. Her sene aynı ameliye binlerce çocuğa yapılıyor. Aşıdan kimse ölmüyor. Aşının faydasına inandığım için sevgili yavruma da yaptırmaya karar verdim. Bu yararlı bulusu İngiltere’de moda haline getirecek kadar vatanımı seviyorum, İnsanlığın iyiliği için, gelirlerinin büyük bir kısmını gözden çıkaracak kadar erdemli onanlarını tanısam, bunun tüm ayrıntılarını doktorlarımızın, bâzılarına mektupla bildirmekten geri kalmazdım. Ancak, bu hastalık onlar için çok kazançlı pirşey. Belki de, sağ olarak geri dönersem, onlara karşı savaşmak yürekliliğini gösteririm.