2. Dünya Savaşında Edirne Açlık Senesi, Köprüce, Gogo mezarlıkları Toplu Ölü Çukurları

Ekmek Kartı

1941 Yılı Sonunda başlayıp, 1945 Yılı’nda da devam eden EKMEK KARTLARI : (12 Yaşından küçük çocuklar için : (K) harfli olarak.), (12 Yaşından büyükler için : (B) harfli olarak), (Polis İtfaiye Eri, Belediye Tanzifat işçileri için : (A) harfli <<AĞIR İŞÇİ>> olarak) verildi.

EKMEK KARTI kaybolunca yenisi verilmese de : Edirne Belediyesi’nin el altından gizli olarak dağıttığı EKMEK KARTLARI’nın hesabı belli değildi. Pek çok fakir, EKMEK KARNESİ’ni (150 krş.)’a satıyor, sattığı para ile ekmek alıyor, bir defalık karnı doyuyor, sonra da karnesi ve ekmek alacak parası olmayınca açlıktan ölüyordu.
İlk günlerde,
(A) Harfli AĞIR İŞÇİLER …………: 600 gr. Ekmek alıyor,

(B)  BÜYÜKLER ………………………: 300 gr.  ,

(K)  KÜÇÜK ÇOCUKLAR  ………. ..: 150 gr. “ alıyorlardı.
Sonraları ise : (600 gr. Ekmek 300 gr.), (300 gr. Ekmek : 150 gr.) olarak verilmeye ve (Çökereği ile beraber öğütülmüş MISIR UNU’ndan yapılmış ekmek verilmeye başladı. Fırıncılar ise hamurun yarısını çalıyorlardı.
[adsenseyu1]
İşte o günlerde TÜRK HALKI açlıktan ölürken, MİLLÎ ŞEF İSMET İNÖNÜ : (Vagon – vagon, vapur – vapur buğdayları el altından YUNANİSTAN’a sevk ettiriyor, (<<-RUM ÖĞRENCİLERİ gıdasız kalıyorlarmış.>>) Deyip, Rum öğrencileri için (BESLEME KAMPLARI) kurduruyordu.

Resmî Kabartma VALİLİK MÜHÜRÜ ile Vilâyet Matbaasında onaylanmış BASMA VESİKASI FİŞİ

Yollarda açlıktan ölenler, elbiseleri ile çukurlara dolduruluyordu. Onlar için (KEFEN BEZİ) diye bir sorun yoktu. Fakat evinde ölenler için, cenazesini yıkatmak için (SABUN), cenazesini sarmak için (KEFEN BEZİ) yoktu.

Pek çok yaşlı, cenazesinin yıkanması için (YARIM KALIP SABUN) ve kefene sarılması için bir yatak yorgan çarşafı’nı sandıklarında saklayıp ; <<-Ben ölünce yıkanmam için, YARIM KALIP SABUN’um ve BEYAZ YORGAN ÇARŞAFI’m var.>> Diye yakınlarını uyarıyordu.
Bezazlarda ise, ellerinde basma türünden kalan bez cinsleri yoktu. (ŞEKER ÇUVALI)’ndan yapılan bir pantolonu ise yalnız zengin çocukları giyebiliyordu.
1945 Yılı’nda (ÇOK PARTİLİ SİSTEM SÖYLENTİLERİ) çıkmaya başlayınca, HÜKÜMET’İN ALDIĞI KARAR ile (Hane Başına 3 metre bez)’in satılmasına müsaade edildi. (<<-Dileyen istediği renkten istediği bezi alabilir.>>) Dendi.
Edirne Valiliği Dağıtma Komisyonu tarafından hazırlanan (BASMA VESİKASI FİŞİ) Mahalle Muhtarları tarafından evlere dağıtıldı. Ancak parası olan 3 m.lik bez’i evine alabildi.

1942 EDİRNE AÇLIK ve KAÇAKLIK YILI’nda yollardaki, açlıktan ve soğuktan donarak ölenleri, sabahın erken saatlerinde tanzifat arabaları ile yollardan toplatıp, EVLİYA KASIM PAŞA CAMİİ’nde depo ettiren EDİRNE BELEDİYE REİSİ (ECZACI FERİT ÇARDAKLI) (Belediye Reisliği : 1939 – 1945)

1942 EDİRNE AÇLIK SENESİ (ÖLÜ DEPOSU) olan

(EVLİYA KASIM PAŞA CAMİİ).

1942 EDİRNE AÇLIK ve KAÇAKLIK SENESİ’nde BADEMLİK ve GOGO MEZARLIĞI’ndaki (AÇIK ÖLÜ ÇUKURLARI) dışında, yalnız ÖLÜ DEPOSU olarak kullanılan (EVLİYA KASIM PAŞA CAMİİ)’ndeki depo edilen ölülerin, toplu olarak gömüldükleri (KÖPRÜCE MEZARLIĞI).

Resimde karla kaplı beyaz görünen mezarlığın ortasına EDİRNE BELEDİYESİ İTFAİYE ERLERİ tarafından, bostan dolabı kuyusu derinliğinde (ÜÇ BÜYÜK TOPLU MEZAR ÇUKURU) açıldı.

Her hafta (KASIM PAŞA CAMİİ ÖLÜ DEPOSU)’nda toplanan, kulak, burun, dudak, gözkapağı, meme ve hayaları, kedi büyüklüğündeki sıçanlar tarafından yenilmiş, kadın – erkek üst üste yığılmış ölüler, yine İTFAİYE ERLERİ tarafından, bir kat ceset ve bir kat toprak olarak kat – kat gömüldüler.
NOT :
Yukarıdaki Resim’de : 1956 Yılı, Ocak ayı sonunda yağan kar ile yapılan (KÖPRÜCE BAYIRI BUZU)’nda, Kızak kayanları seyir etmek için, toplanan Edirne Halkı görülmektedir.
İnsansız ve kar ile kaplı beyaz görülen saha ise : (KÖPRÜCE MEZARLIĞI)’dır.
Günümüzde KÖPRÜCE MEZARLIĞI üzerine yapılmış evler vardır. (ÖLÜ ÇUKURLARI) ; Sonradan yapılan evlerin altındadır.
 

İTFAİYYE KUMANDANI (CEMÂL ATEŞ) Açlıktan kırılan Edirne Halkına çorba dağıtırken.

 

Gece ve Gündüz sürekli görev yapan İTFAİYYE ERLERİ’nin:

 
 

A-)

Bir kısmı

:

Kule Nöbeti tutarken.

B-)

“ “

:

Sığınak kazarken.

C-)

“ “

:

Ölü çukuru kazarken.

D-)

“ “

:

Ölü çukuru örterken.

E-)

“ “

:

Tanzifat arabaları ile açlıktan ölenleri (EVLİYA KASIM PAŞA CAMİİ)’ndeki (ÖLÜ DEPOSU)’na taşırken.

F-)

“ “

:

(ÖLÜ DEPOSU)’ndan (ÖLÜ ÇUKURLARI)’na ölü taşırken.

G-)

“ “

:

Bitlenen Edirne Halkının çamaşırlarını (SELİMİYE CAMİİ AVLU-SU)’na taşırken.

H-)

“ “

:

Askerîye’nin getirmiş olduğu (BUHAR KAZANLARI)’nda bit öldürülmesi ile uğraşırken.

I-)

“ “

:

Başları bitlenen asker aileleri kadınlarının başlarını sıfır numara traş makinesi ile bağırta bağırta traş ederken.

 
 
 
İTFAİYYE KUMANDANI CEMÂL ATEŞ’te; (Pasif Korunma Subayı Öğretmen SAİT KÖY ATASI ve Un Fabrikası sahibi Yedek Subay MEHMET EDİP AĞAOĞLU ile müşterek çalışma yapıp, (Bir kazan suya bir tas MEHMET EDİP AĞAOĞLU’nun verdiği undan salarak), her sabah aç Edirne Halkına çorba dağıtmaya başladılar. Resimde İTFAİYYE KUMANDANI CEMAL ATEŞ, açlıktan kırılan Edirne Halkına çorba dağıtırken görülmektedir.

1942 EDİRNE AÇLIK ve KAÇAKLIK SENESİ’nde:

EDİRNE Halkı (AÇLIK), (SITMA), (UYUZ) ve (BİT) ile karşılaşınca; Resimde görülen (BUHAR KAZANLARI)’ndan Askerîye (altı adet), SELİMİYE CAMİİ AVLUSU’na gönderdi.

O yıl ortaokul öğrencilerini; (Erkek Öğretmen Okulu, Ortaokul ve yıkılan KADRİ PAŞA İLK OKULU)’na dağıtım yaptılar. Ben de KADRİ PAŞA İLK OKULU’nda okuyor, Teneffüslerde Selimiye Camii avlusuna gidiyordum. Camii minarelerinde de, makineli tüfekler vardı.

Her gün, tanzifat arabaları, bitlenen asker ailelerinin çamaşırlarını, resimde görülen BUHAR KAZANLARI’nın yanına taşıyor, (ASKERİYE ve İTFAİYYE İŞBİRLİĞİ) ile gelen bitli eşya ve çamaşırlar, bu kazanlarda bitten arıtılıyordu.

Savaş öncesi yıllarda, (UYUZ) 1935 Yıllarında ROMANYA GÖÇMENLERİ tarafından Edirne’ye getirilip yayılmıştı.
(BİT) ise, Bulgaristandan kaçak gelen Göçmenler tarafından getiriliyordu. Bitli çamaşırlar kaynar suda haşlanıp, soyu kurutuluyordu.
1942 Yılı kışında, hiç kimsenin yiyeceği olmadığı gibi, yakacak odunu da yoktu. Eğer sıcak yaz ayları olsa idi, hiç ateşsiz kaynatmadan da çaresini bulmak mümkündü. (DAĞ EŞKİYALIĞI)’ndan kalma bir usul idi. Bunu uzun yıllar (SAVAŞ ASKERLİĞİ) yapanlar da biliyordu. (ÇANAKKALE SAVAŞI)’nda da uygulandı.
Bitli çamaşırlar, (KARINCA YUVASI) üzerine konuyordu. Yuvadaki tüm karıncalar, bitli çamaşır üzerine çıkıyor, iri bit, yavşak, sirke ne varsa alıp yuvalarına taşıyorlardı. Birkaç saat sonra tüm bitli çamaşırlar, bitsiz, sirkesiz, yavşaksız olarak, tertemiz oluyordu.
Pederim (SANDIKÇI) (Mehmet SOYYANMAZ)’ın savaşçılığı dışında, kendine özgü FİLOZOFLUĞU da vardı.
Kelleri -<<Anakel, Taskel, Damladövdü kel, Kurtkaptı kel.>> Diye sınıflara ayırır ;
Sakatları : -<<-Körler ; Nankör olur. Topallar ; Namert olur. Keller ; Mukallit ve aksi olur. Sağırlar ; Aksi olur. Dilsizler ; Müzevir olur…>> Diye sıralardı.
Aslında kahraman olmayıp tasıradan savaşa katıldıktan sonra, Cumhuriyet döneminde vurgunculuktan zengin olunca <<KAHRAMAN>> olarak anılanlar için :
<<-Deve mi hacı olur, gelip gitmekle MEKKE’ye,
Merkep mi derviş olur, su taşımakla TEKKE’ye.>> Der.
Yine hiç silah atmadan savaşa katılan, sonradan isim yapan, kitaplara dahi girip, İSMİ KAHRAMAN olarak anılanlar için de :
<<-Şeyhlerin uçmaları ; ne kolları, kanatları ile ne de elleri iledir. Şeyhlerin uçmaları : Müritlerinin dilleri iledir.>> Der.
Delileri ; -<<-Zır deli, hınzır deli, zırzır deli, zincir delisi, şenlice budala.>> Diye sınıflara ayırır ;
Normal görünüşlü ruh hastalarını ; <<-Mert, namert, babacan, fesat, haset, kamış, kovalak, müptezel gibi pek çok sıfatlarda sayar <<-(Bedensel Hastalıklar) Kadar, (Ruhsal Hastalık) vardır. Bir kısmı soya çeker, İÇGÜDÜ ile ilgilidir. Diğer bir kısmı ÇEVREDEN BULAŞIR.>> der. Çok sayıda ruh hastalığı saydıktan sonra : <<-Küllin tâvülün ahmak illâ Ali, küllin kâvülün fesat ilâ ÖMER >> Diye Hz. Muhammet <<-Tüm uzunlar ahmaktır, fakat Ali’nin boyu uzun, Tüm kısalar da fesattır diyeceğim, fakat ÖMER’in boyu da kısa.>> Demiştir. Diye sözünü tamamlar.
<< ET’e : Leş. Leş’e de et.>> Der ;
BİT’e de, bazı EVLİYALAR’ın sırtından yere düşen bit’i, besmele çekerek, yerden alıp, tekrar sırtlarına koyup, <<-Allah bu yaratığın nafakasını insan sırtından vermiş.>> Dedikleri için ; SANDIKÇI da, bit’e <<-Evliya böğceğ >> Derdi.
Ardından Şair NEDİM’in hicviyesini hatırlatır.
Genç RÜSTEM PAŞA, elçi gönderip KANUNÎ SÜLEYMAN’ın kız kardeşini istetir. Rüstem Paşa’yı kıskanan diğer vezirler, KANUNÎ SÜLEYMAN’a ; <<-Rüstem Paşa’da CÜZZAM HASTALIĞI vardır.>> Derler. Gidilip RÜSTEM PAŞA’nın yatağına bakıldığında ; Vıcık – vıcık bit kaynadığı görülür. KANUNÎ SÜLEYMAN da : <<-Verdim kızı.>> Deyip evlenmelerini sağlar.
Şair NEDİM de :
<<- Olur ise bir kişinin tâlihi yar.
Anında kehlesi dahi işe yarar.>> Diye hicviyesini düzer.
(Eğer BİT denilen yaratık olmasaydı EDİRNE’DE RÜSTEM PAŞA Kervansarayı olmazdı.)
 
Kaynak ; Destan-ı Edirne
İ.Hakkı SOYYANMAZ