Selimiye Camii'ni Yazmaya Ömür Yetmez…İsmail METİN

Sultanların başlarında onların görkemini ve gücünü temsilen taçları bulunur. Şehirlerin sultanı sultanlar şehri Edirne’nin de tacı Selimiye Camii’dir.
İlk defa kaç yaşında gittiğimi hatırlamıyorum Selimiye Camii’ne, fakat hergün önünden geçerim ve baktığımda gurur duyarım ecdadım ve Mimar Koca Sinan’la.
Eğer Selimiye Camii’ni ziyaret edeceksem mutlaka Mimar Sinan heykelinin yanından geçerek giderim camiye. Bu muhteşem eseri bizlere armağan eden Mimar Sinan’ı eserine giderken ilk önce onu selamlayarak giderim. Sultan Selim camiyi yaptırarak adınla yaşamaktadır fakat Mimar Koca Sinan eseriyle yaşamaktadır hala.
Selimiye Camii, Edirne’nin bir siluetidir, şehre girerken ilk önce o karşılar sizi taa uzaklardan görürsünüz onun heybetli duruşunu.
Bundan 3 ay önce bir organizasyonda Selimiye Camii’ni gezerken arkadaşlarımla, ilk defa Selimiye Camii’ni ziyaret eden arkadaşlarımdan bir tanesi, “Keşke daha önce gelseymişim, burası muhteşem bir yer.” demişti ve ben gurur duymuştum çünkü ben doğduğumdan beri oralara gidiyordum ve bu muhteşem havayı teneffüs ediyordum.
Aslında bu yazı birazda geç kalmış bir yazı olacak gibi duruyor.
Geçtiğimiz Haziran ayında Selimiye Camii UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne dahil oldu. Dahil oldu ve bunun için gecesini gündüzüne katan ekip dağıtıldı.
Bu konuda en çok emeğe sahip olanlardan bir tanesi Yaşagül Ekinci, deyim yerindeyse resmen kapının önüne konuldu ve yasaklı ilan edildi. Edirne Belediyesi utanmasa bu çalışmayı yaptığı için kendisini suçlu ilan edecek.
Yaşagül Ekinci’yi, bizim Yaşagül Ablamızı bu UNESCO çalışmalarını yürütürken tanıma imkanım olmuştu. Ve hala tanımaktan çok memnun olduğum birisidir kendisi.
Birgün Edirne’de Hafızağa Konağı’na bir toplantı için gitmiştik. Genç TEMA ve Edirne Belediyesi Çevre Kontrol Müdürlüğü ile ortak bir toplantı gerçekleştirmiştik. O toplantı esnasında sohbet etme imkanımız olmuştu. Bizlere UNESCO süreci ve Selimiye Camii’nden bahsetti. Ne yalan söyleyeyim ilk defa duymuştum bunları.
Hatta bize kızmıştı biraz, buraya alan yönetiminin nasıl yapıldığını öğrenmeye, bu çalışmaları görmeye, Ankara’da, Isparta’dan üniversiteler geliyor fakat kendi şehrimizin üniversite öğrencileri bu konuya duyarsız demişti.
Ben hemen kendisinden bir söz aldım ve bir akşamüstü 25 kişilik bir grupla Kültürel Planlama ve Alan Yönetimi konusunda ufak bir sunum yaptı bizlere.
Tanışmamız bu şekilde olmuştu. Daha sonra biz sürekli UNESCO ofisine gidiyor kendisiyle sohbet ediyor ve fikir paylaşımında bulunuyorduk.
Müthiş bir enerjiye sahip birisiydi. Ve çok cana yakın, yardımseverdi, bizlere her konuda destek oluyor yardım etmeye çalışıyordu.
Hatta kendisiyle Ağustos ayında bir Kırklareli ziyareti yapmıştık ve Kırklareli’nde Seyfioğlu Tabyalarını beraber gezmiştik. Çok keyifli bir gündü.
Tekrar oraya gitmek için konuşmuştuk, hatta o zaman restorasyonu devam eden Papazın Evi’ni ziyaret etmiş, tamamlandığı vakit orada bir sergiye veya konsere gidip hardaliye içmeyi planlamıştık.
Tolga Örnek’in “Devrim Arabaları” filminde Selçuk Yöntem’in söylediği bir söz vardı ve ben onu hep aklımın bir kenarında not etmişimdir.
“Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmıyor…”
Yaşagül Abla’nında yaptığı, uğraştığı, gecesini gündüzüne kattığı çalışma ile Selimiye Camii UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine girmişti. Fakat o bu başarısının cevabını işinden çıkarılmakla aldı.
Çokça yazıldı çizildi bu konu fakat belediye kılını bile kıpırdatmıyordu bu konuda. Ve halada aynı tas aynı hamam devam ediyor.
Ne bir çalışma ne bir tanıtım atağı var Selimiye Camii ile ilgili. Tanıtım tabelasını bile Ankara’dan Kültür Bakanlığı getirerek koydu. Belediye bir afiş bile bastırmadı.
Geçen ay İstanbul’a bir toplantı için giderken otoyol kenarında bir tabela gördüm ve üzerinde “UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki Selimiye Camii ne 200 km” yazıyordu. Mutlu oldum. Daha sonra kafamda bir fikir uyandı.
Katıldığım toplantıda kendimi tanıtırken “UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Selimiye Camii’nin bulunduğu Edirne’den geliyorum” deyince salonda çok büyük bir alkış koptu ve katılımcıların yüzlerinde bir tebessüm oluştu.
Bundan sonrada aldığım bir kararla kendimi gittiğim bütün toplantılarda bu şekilde tanıtacağım.
Geçen akşam TEK Rumeli Televizyonu ekranlarında yayınlanan, Gökhan Tuzladan’ın hazırladığı ve Selimiye Camii’nin emekli imamı, gönüllü kültür elçisi Nadi Ersoy hocamız ile birlikte Selimiye Camii’ni anlattığı programı ilgiyle izledim.
İçimde bir şeylerin kıpırdadığı bir yayındı ve çok keyifliydi. Selimiye Camii’ni o eşsiz üslubuyla Nadi hocamızdan dinlemek paha biçilemez bir durum.
Orada Gökhan Tuzladan’ın söylediği gibi de Türk televizyonlarında bir ilk yaşandı. Bu konuyu bizlere Nadi hocamız daha önce anlatmıştı. Mimar Sinan, kışın camiyi ısıtmak için, cemaat camiye geldiğinde üşümesin diye zemine su yolları yaptırmış. Hamamda ısınan suyu bu kanallardan gezdirerek caminin alttan ısınmasını sağlamış. Bundan 400 yıl önce bunu ecdad yapmış fakat biz şimdi ne yapıyoruz ufak elektrik kablolarıyla alttan ısıtma sistemi döşüyoruz öyle ısıtıyoruz camiyi. Gökhan Tuzladan teleziyonda caminin içindeki halıları kaldırarak bu su kanallarını gösterdi bizlere. Bu yayını izlerken müthiş derecede heyecanlandım ve ecdadımla gurur duydum.
Bu gibi yayınlar, bu gibi yazılar artmalı, çoğalmalı hatta taşmalı.
Ecdad tarih yapmış evlat gezmekten aciz olmuş. Selimiye Camii’ni gezmemeliyiz, onu yaşamalıyız. Daha ne yazılacak yazılar var Selimiye Camii ile ilgili, hepsini yazmaya ne kalem yeter ne de ömür. Bizim bu yazımızda okyanusa bir damla olsun…