Edirne Sevadalısı Sayın Moiz Bayer'den Anılar..


Saraclar Caddesinde Ataturk Heykelinin karsinda BALKAN PILIC Lokantasi var. Sahibinin ismi IDRIS KERIMLER’dir. Edirne’li arkadaslarin yolu duserse benden selam soylesinler. Kendisi son derece efendi bir insandir ve hayatimda tanidigim en caliskan insanlardan biridir. Elli yildan beri haftanin yedi gunu ve gunde oniki saat calisir. Elli yilda sadece 42 gun calismadi cunku safra kesesi tasindan dolayi hastanede yatti. Lokantadan once, 1962’den 90’a kadar caddede, Alipasa asagi kapisinin kosesinde Rekor Kuruyemis’in sahibi idi.
Balkan Pilic’in sahibi Idris Kerimler ellili yillarin basinda ailesi ile birlikte Makedonya’da Edirne’ye goc etti. Babasi kuruyemisci idi. Eski Istanbul Yolunda hem imalathaneleri ve hem de dukkanlari vardi. Hemen sonra altmisllarin basinda Saraclar Caddesinde Rekor Kuruyemisci dukkkanin acitlar. Idris Bey agabeyi ile birlikte yillarca kucuk dukkanda calisti. Sabahin 9’undan gecenin 11’ine kadar haftanin her gunu ayakta kuruyemis satti. Hayatinda ne bir sinemaya, ne de bir tatile gitmistir. Ingilizcede boyle kisilere workoholic derler. Yani calisma muptelasi.
Idris Kerimler, 1990 yilinda kuruyemis dukkanini birakip, Ataturk Heykelinin karsisinda Balkan Pilic adli lokantayi acti. Orada cok kaliteli, cok temiz ve lezzetli yemekler pisirmektedir. Idris Bey lokantasinda da sabahin korunden gecenin gec saatlerine kadar calisir. Idris Bey’in oglu ve yegeni lokantanin biraz asagisinda kuruyemis dukkani acmistir ve halka en kaliteli kuruyemis, sekerleme, vs satmakdirlar. Idris Bey’in yegeninin bana soyledigine gore, Idris Bey elli yilda ilk kez tatile gitmeye karar vermis ve Tekirdag’a gitmis ancak daha 48 saat gecmeden, Ben sikildim deyip Edirne’ye dukkanin basina donmus!
—-
Nisan sonlarinda Sehit Asim okulundaki sinifimiz, Iffet Hocahanim ile kir gezisine cikardi. Setlere cikar oradan Sarayicine kadar giderdik. Kristal mavisi bir gokyuzu ve ilk ve parlak bir gunes altinda…Baharin gelmesiyle set cevresindeki yabani cicekler rengarenk bir goruntu olustururdu. Ne yazik ki o gunlerde hic birimizde fotograf makinesi yoktu. Ancak o manzaralar hafizamizda belki resimlerdekinden daha renkli, daha canli!
Yine bir Mayis ayinda sinif olarak Sogutluk’e gittik. Yanimizda yemek de goturduk. Orada oyunlar oynandi, sarkilar soylendi. Ogleye dogru rahmetli annem kakaolu bir nisasta helvasi ile geldi. Bir tepside nisasta helvasi, yarisi beyaz, yarisi da kakao dolayisiyle kahvreneginde. Bu orada Sevgii Oral Onur Bey, Yahudi tatlisi mi diye espri yapmisti. Yil: 1967′
———
Yetmislerin basilarinda Kirkpinar bir festival haline geldi. Eskiden Cuma, Ctesi ve Pazar guresler yapilirdi sadece. Festival haline gelince Pazartesinden itibaren kulturel faaliyetler basladi. Komsu ulkelerden foklor ekipleri geldi. Spor karsilasmalari yapildi
——
Tugay Binasinin gazinosu da vardi. Gazino dedigim bahcesi. Cam agaclari arasinda masalar ve asker garsonlar. Gazino yukarda oldugundan onunden gecen Londra Asfaltina hakimdi ve oturdugunuz yerden gelip geceni gorurdunuz. Uzun yillar sivil halk gazinoya rahatca girebilirdi. Daha sonra sivil kisilerden yillik bir aidat istendi. Daha sonra sivillerin girmesi ozel gunler disinda yasaklandi. Cocuklugum ve gencligimin bir kismi Tugay’in gazinosunda gecti. Bazi Cumartesi sabahlari orta okuldaki arkadaslarimla gider gazoz icerdik. Daha onceleri de anne ve babamizla yazlari hemen her aksamustu oradaydik. Gazinonada askeriye ile ilgili bazi torenler ve kokteyller de yapilirdi. Ayrica bazi geceler duzenlenir, muzisyen ve sarkici askerler show yaparlardi.
Tugay’in girisinde iki asker nobet beklerdi. Sanirim her iki saatte bir nobet degisimi vardi. Nobet degisim toreninin seyretmeyi cok severdik. Iki asker, yanlarinda bir cavus, ve bazen de bir assubay ile nobet yerine gelirler, iki nobetci birbrlerine isitemiyecegimz bir seyler soylerler ve komutanin yuksek sesle soyledigi emirler cercevesinde nobet yerlerini degistirirlerdi. Ben o iki askeri getiren assubay’in sesini cok severdim. Sesi cok gur idi ve sesini mukemmel sekilde kontrol ediyordu. Sanirim bu assubay da kaldirimda nobet degisimini gormek icin bekleyen halkin ilgisinden memnundu.
Altmisli yillarda her yaz aksamustusu arkadaslarla ya da anne ve babamla Tugay’in gazinosundaydik. Ancak Pazarlari buraya gelmez, Karaagac’taki Mustafa Efendi’nin bahcesine gider, orada yemek de yerdik. Bazen o cocuk halimle, gazinoda gorev alan askerleri seyreder, onlarla sohbet bile ederdim. Bir gun bulasiklarin yikandigi kucuk bir bolmeye basimi uzattim. Beyaz onluk giymis olan asker, elindeki ince uzun bardagi bir guzel sabunlamis durulamaya hazirlaniyordu. Yuzunde bir mutsuzluk okununuyordu. Asker benden en az on yas buyuktu ama nasil oldugunu sordum. Yaptigi isten biktigini, bir an once terhis olup memleketine gitmek istedigini soyledi bana…
‎1963 senesinde babam bana yurt disindan oyuncak bir makineli tufek getirmisti. Pille calisiyordu ve tetigine dokunulunca hem mermilerin hareketini temsil eden isiklar yaniyor, ve hem de tak tak tak diye ses cikariyordu. Ne zaman Tugay Gazinosuna gitsem yanimda o oyuncak makineli tugegi de getirirdim. Askar garson masaya yaklasinca da ona ates ediyormus gibi yapar, asker de herhalde beni memnun etmek icin mermilerden sakiniyor gibi yapardi.Tugay Gazinosuna disardan saticilar da girerdi. Resmen saticilarin girmesi yasakti ama goz yumarlardi. Saticilardan birisi kabak cekirdegi satardi. Cekirdekler elinde tasidigi cam bir tezgahtaydi. Cekiredek isteyen olursa, masaya once kucuk bir parca saman rengi kagit serer, bir cay bardagini agzina kadar cekirdekle doldurur ve” COK COK da diyerek kagidin uzerine dokerdi. Bazen borekciler de gelirdi. Yine camekanli tezgahinda tasidigi peynirli pogacalari isteyene satardi. Ayrica bazi musteriler ki cogu subaydi, gazinoda gorevli askerleri sigara almaya yollarlardi.
Rahmeli Esat Bey’in boregi, helvasi ve yogurdu cok cok kaliteli idi. Daha sonralari yogurt yapmadi. Boregi nefisti ve ogle gelmeden biterdi. Kis aylarinda yapigi tahin helvasi nefisti. Sade helva, kakaolu helva, kirmizi helva, ve devaimisk de yapardi. Devaimiskin sekli iki katli bir pasta seklindeydi ve uzerinde krmizi renkli sekerden yapilmis guller vardi. Ben en cok kirmizi helvayi severdim. Sanirim kirmizi helvanin icinde irmik de vardi. Esat Bey’in bir ortagi vardi ki on sene once Edirne’ye geldigimdimde hemen karsida helva sattigini gordum.
————–
RUMELI KOFTECISI. Cocukluk hayatimda cok onemli bir yer almis olan Rumeli Koftecisinden soz edeyim. Sedat Agaoglu’nun sahibi oldugu bu lokanta Ataturk Heykelinin yaninda yer alirdi. En sevdigim lokanta idi ve oranin koftelerini yemek icin can atardim. Ogel vakti babamin muayanehanesinde calisan kizi gonderir, yarim ekmek arasinda kofte aldirirdim. O zamanlarin ekmegi yuvarlak sekilde ve cok lezzetli idi. Kofteci, ekmegin icini cikarir, kofteleri icine dizer, uzerine de mevsimine gore domates ve biber, ya da marul salatasi, havuc koyar, sonra da cikaridigi ekmek iciyle kapatirdi.
Muayenede calisan kiz, kofteyi sogutmamak icin buyuk hizla bize donerdi. Yoldan gecerken herkes o istah acici kokusundan dolayi kofteciden geldigini bilirdi. Kofte bana ulasinca buyuk bir hazla yerdim. Bazen de kofteciye kendim giderdim. Oradaki mangal gorevlisi avucunun icine dizdigi cig kofteleri buyuk bir hizla izgaraya dizerken, ayni zamanda pismekte olan kofteleri cevirir, pismis olanlari da onundeki beyaz porselen tabaklara dizerdi. Kofteyi lokantada yemek isteyenler mermer maslarda otururlar ve yemege piyas ile baslarlardi.Altmisli yillarda acik mavi renkli station vagon Skoda otomuz varken, her Pazar ya Karaagac’a ya da Kapikule’ye giderdik. Donuste hava kararmis olurdu ve ben mutlaka Rumeli Koftecisinden kofe isterdim! Lokantada kofteler genellikle uzerine ince bir havlu serilmis yesil renkli bir legende dururdu. Bir cok defa lokantaya vardigimda, legende hic bir kofte goremeyince koftenin kalmadigini uzulerek ve hayal kirikligina ugrayarak ogrenirdim. Yaz aylarinda halk genellikle disarda yedigindan hemen hemen hic kofte kalmazdi. Ama bazen kofte olur ve pek sevinirdim!
—————
Altmisli yillarin basinda Edirne’de meydana gelen bir olay:
Bir aksamustu Alman bir erkekle, Amerika’li bayan arkadasi bir minibusle sehir merkezinden Karaagac’a gitmek uzere bir minibuse biniyorlar. Amaclari Pazarkule Sinir Kapisina ulasmak ve oradan Yunanistan’a gecmek. Diger minibus yolculari tesaduf eseri, Tunca ve Meric civarinda iniyorlar. Minibuse sadece bu turistler ve sofor kaliyor. Hava da kararmak uzere, sofor birden Sogutluk mahalinde minibusu durduyor ve bir bicak cikararak, kadin turisti ormanin icine goturmeye basliyor…
Amerikali kadin turistin boynuna bicak dayarak ormanin icine ilerleyen soforun amaci acik: Tecavuz etmek. Ancak bir seyi unutuyor. O gunlerde her Alman yaninda bir bicak tasiyor ve Amerikali bayan turistin arkadasinda da bicak var. Alman buyuk hizla kosuyor, tecavuz etmek uzere bulunan soforu bir tek bicak darbesiyle olduruyor. Sonra da birlikte yuruyerek sehir merkezine donuyolar, ve Maarif Caddesinde bulunan Karakola giriyorlar…Ancak polisler yabanci dil bilmediklerinden Maarif Caddesinde Nil Pansiyounu isleten ve Almanca bilen Oral Onur Bey’e gidiyorlar.
Almanca bilen Oral Onur Beyi gecenin ortasinda uyandiran polsiler kendisini karakola getiriyorlar ve tercume etmesini sagliyolar, sonra da hep birlikte cipe binip olay mahaline gidiyorlar. Olay cok gecmeden butun Turkiye’de ve hatta Avrupa’da duyuluyor. Alman turist ertesi gun mahkemeye cikariliyor ve nefsi mudafaadan dolayi derhal serbest birakiliyor. Nil Pansiyonunu isleten Oral Onur Bey, kendilerini bir kac gun pansiyonunda misafir ediyor, ve cevreyi gezdiriyor. Bir Pazar gunu Kapikule’deki Motelin kafesine gidince sozu gecen turistlere rastliyorum…
———–
Faytonlarla ilgili cok anim var. Fayton bazen Payton diye de cagrilirdi. Yazlik faytonlar degisikti. Kislik faytonlar haliyle cok daha kapaliydi. Faytonun yanlarinda isk temin etmek icin iki camekan ve icinde kandil bulunurdu. Arkadasimizin belirttigi gibi Turk otolari imal edilinceye kadar faytonlar ulasimda buyuk rol oynadilar. Sehirde bulunan saraclar faytonla ilgili kayis, boncuk, vs her turlu malzemeyi imal ederler ya da asemble ederlerdi. Zaten bu yuzden Edirne’nin ana caddesi Saraclar ismini almistir! Saraclar Caddesinin Zindanaltina dogru olan bolumunde bir cok sarac vardi, cogu babamin muayanehanesine komsuydu ve ben orada yapilanlari ilgiyle seyrederdim. Onceleri atlar diskilarini yola yaparken sonra bu yasaklanmis ve atlarin altina ortuler serilmistir. Yagmur yagdiginda paytoncu atlari ayakta idare eder, ustune de kapisonu da mevcut olan sari renkli musamba bir yagmurluk giyerdi. Bir kere tam onumda faytonun tekerlegi disari firladi. Paytoncu pek telaslanmadi ve fayotnu kenara cekip tamir etmege calisti. Bir keresinde daha kotusu oldu. Atlar onlerinden gecmekte olan motorlu bir vasitadan korktular ve ayaga kalktilar. Gerek faytondaki yolcular, gerekse caddedeki halk cok korktu!