MÖSYÖ VERDIER’NİN MEKTUBU Edirne, 8 Ağustos 1913 F.Bülent Kocamemi

Sevgili Mösyö Başrahip,Bir gün, Meclis kürsüsünde, ileri derecede dinî serbestî içinde, küçük Cezayirli çocuğun küçük Hıristiyan çocuğu gibi Tanrı’ya dua etme hakkını talep etmiştiniz. Bugün, acınacak haldeki Doğu’da, öldürülen, şerefi ayaklar altına alınan, katledilen bütün bir Müslüman ırkı yaşama hakkını istiyor. Fransız basını üstüne çöken ağır sessizlik nihayet dağıldı ve Fransa’nın insanları Bulgar Çarı tarafından yönlendirilen haçlı seferinin arkasında hangi yalanların ve barbarlığın saklandığını anladılar. Bulgarlar, İsa’nın askerleri, öyle mi ? Haydi canım ! Yağma, hırsızlık bir yana, sistemli katliamın, yaşlı, genç, on iki yaşında çocukların iğfal edilmesinin ve her gün, bütün köylerde iki ay süren bu iğrenç ve uzun seks âlemlerinin, camilerin şerefinin kirletilmesinin, soyulmasının, yakılmasının, yıkılmasının karşısında İncil’in hangi yorumundan ve Hıristiyanlığın hangi ışığından bahsedilebilir ?
Mösyö Başrahip, gönül isterdi ki Hristiyanlıktan gelen bir ses, iyilikten ve mantıktan
gelen bir ses bu barbarlığı lânetlesin. İsa’nın evi, dinî çalgının bütün telleri camilere bulaştırılan bu haysiyetsizlik ve pisliğin korkunçluğu ile lekelenmiştir ve eğer teller kırılırsa bütün çalgı kırılır.
Türkler Müslüman Trakya’daki camileri onarıyorlar, Edirne’de yıkılan minareler yeniden
ayağa dikiliyor. Bunlar tekrar Bulgar zulmüne uğramasın. Trakya, Edirne Türk’tür. Onlarla
beraber bu bölgeyi paylaşan Yunanlar Edirne’nin Türk kalmasını ilk başta isteyenlerdir. 8
gündür buradayım. Çok dikkatli ve tarafsız bir soruşturma yaptım. Bütün Frasız dinî cemaatin
başkanlarını gördüm. Bu Bulgar barbarlığına ve korkunçluğuna karşı uzun bir haykırıştır.
Duyduklarımı anlatmak için birçok sayfa yazmam gerekir. Binlercesi katledilen esirler ve
onlardan birkaç adım ötede açlıklarını gidermek için ağaç kabuklarını kemirenleri gülerek
seyreden cellâtları. Bu ağaçlar, adadaki bütün ağaçlar, bugün hâlâ hakarete uğramış tabiatın
sessiz şahitleri gibi kabukları soyulmuş halde duruyor. Ve diğer esirler, Bulgaristan’a
götürülerek etrafı dikenli tellerle çevrilmiş bir çeşit çukura doldurularak Bulgar askerlerinin
hedefi olarak kullanılanlar. 5.000 esirden sadece bir düzinesi bu katliamdan kurtulmayı başardı.Benim gibi, Edirne bölgesindeki jandarma hizmetini tertiplemekle görevli bir Fransız subayı olan Albay Foulon da kaçan iki zavallının anlattıklarını işitti. Ve birbirlerine dörder beşer bağlanıp ırmağa atılarak katledilen Yunanlar. Onlardan biri kaçmayı başardı ve olanları Assompsiyon rahiplerine anlattı. Ah ! Bunlar şüphesiz Bulgar sempatizanıdırlar. Allah’ım, bunların Filippoli’de Kral Ferdinand’ın ziyaret ettiği işleri tıkırında giden bir mekânları var ve Bulgar kilisesi asırlardan beri Roma Kilisesi’ne yaklaşmağa çalışıyor. Son zamanlarda, Sofya rahipleri Makedonya’da bir Bulgar Katolik hareketi yaratmaları hususunda uyarıyordu. Evet ! Ruslar’a diş göstermenin ve Avusturya’ya Makedonya meselesinde umut vermenin zamanı gelmişti. Ama burada Bulgar yoktu. Türkler, Yunanlar tarafından da sevgiyle karşılandılar. Metropolit’in bana yaptığı açıklama son derecede resmî idi. Asla Bulgar boyunduruğunda yaşamak istemiyorlardı.Edirne’ye giren Türk askerlerinin davranışlarının ne kadar mükemmel olduğunu söyledi. Bir zamanlar kendi esir askerlerinin dövüldüğü, öldürüldüğü, sakatlandığı sokaklarda ne intikama, ne cezalandırmağa, ne de bir damla kan akıtmağa tevessül etmediler. Hıristiyan Bulgarlar’a üst düzey insanlık, iyilik, haysiyet dersi verdiler.
Edirne’nin Türkler’de kalmasının lehinde sayısız siyasî neden var. Eğer siz sadece siyasî
bir kişilik olsaydınız, size her seviyede saygı gösterirdim. Ama siz her şeyden önce bir Hıristiyan rahibisiniz ve benim size özetle anlattıklarım sizin vicdan hesabı yapmanıza yetecektir. Zaten, Avrupa parlamentoları mensupları sizler Türkler’e aşağılayıcı ve haksız baskı yaparsanız, kimse sizi dinlemeyecektir. Türk topraklarında Bulgarlar tarafından yapılan bütün namussuzluklardan sonra Bulgarlar medeniyetsizliklerini ve sözde kurtuluş savaşlarının devasa bir yalan olduğunu göstermişlerdir. Burada kendi topraklarında olan ve güzel bir insanî davranışın parlak itibarıyla geri dönen Türkler, medeniyet dersi almak ihtiyacında olanların kendileri olmadığını bütün dünyaya göstermişlerdir. Herkese, ikiyüzlü Bulgarlar’a ve bencil Avrupa’ya ders verenler bizzat onlardır.
İleride Fransız toplarının, Fransız altınının, Fransız siyasetinin bu utanç ve ölüm işine
nasıl katkıda bulunduğunu öğrenecek olan Fransız köylüleri iğrenerek, acı içinde ve büyük bir
kızgınlıkla sarsılacaklardır. Ama nihayetinde birçoğu Fransa’yı Ferdinand’ın peşine taktığını
bilmiyordu. Bulgar barbarlığı herkesin gözü önünde sergilendi. Edirne Türk’tür ve daima Türk kalmalıdır.
Saygılarımın kabulünü, vs, vs…
VERDİER