Edirne Lisesi Anıları;Bülent AYAN – Gazeteci

Bülent AYAN
Gazeteci
Öncelikle, Edirne Lisesi’nin, liselimizin 150.yıldönümü kutlu olsun.
Nasıl bitiyordu o güzel, ünlü, meşhur marşımız?
“Dünyalar yaşadıkça, yaşa Edirne Lisesi!”
Sanırım, 150. yıldönümü dergisine yazısını en son teslim edenlerden biri de benim.
Zira, Atıl Erman hocam, İstanbul’dan “cebimden” aradı.
“Hadi, Bülent yazın gecikti. Bak ben öğretmenim. Kırık not veririm!” dedi.
Lise çağlarında yeterince kırık almıştım.
Ellisinden sonra da “kırık” almayı kendime yediremedim.
“Tamam hocam” diyerek soluğu bilgisayarın başında aldım.
Bir ara büromdan “teneffüse” çıkınca Saraçlar’da bu kez Ruhi Duruktuna’ya yakalandım.
“Bülent, yazdın mı?”
Ertesi gün, Tunç Üçer:
“Yazını hafta sonuna kadar göndermen gerekiyor”
Tamam, tamam!
Atıl hocam, anılarını yaz demişti.
Şöyle bir geriye döndüm, sanki siyah-beyaz film şeridi!
İşte, bunlardan birisi:
Günümüz süper gücü Amerika’nın geçmişte geleceğini önemli ölçüde etkilemiş bir kişiyim.
“Hoppala!” diyebilirsiniz.
Peki, nasıl oldu bu iş?
Tarih dersi hocamız, lise bitirme sınavlarında Emin Oktay’ın kitabının daha ilk yapraklarından Amerika ile ilgili iki soru sormuştu.
Koskoca Osmanlı – Cumhuriyet tarihi dururken, Amerika sorusu, üstelik iki tane birden, üstelik kitabın hemen başından!
Şok olmuştum. Sinirlerime hakim olamadım:
“Biz mi Amerika’yı, Amerika mı bizi kurtaracak?” diyerek sınav salonunu terk etmiştim.
Şimdi mi?
Şimdi evladı Amerika’da yaşayan biriyim.
Batı Trakya’dan “parasız yatılı” çok arkadaşım olmuştu.
Onlarla birlikte “milli”ye kaşık sallamaları hiç unutamıyorum.
Sonra roller değişti ben de “veli” oldum.
Üstelik Batı Trakyalı, Gümülcine’den bir gencimize, öğretmen-gazeteci, rahmetli Mustafa Hafız Mustafa’nın oğlu Erdal’a.
1990’lı yılların başı idi.
Sanırım o yıllardan sonra Batı Trakya’dan Edirne’ye “parasız yatılı” eğitim göçü kesildi, gitti.
Galiba, Edirne Lisesi onlarla daha renkliydi.
Beden Eğitimi Öğretmeni rahmetli Süleyman Yuğnak’ın yerleri sarsan yürüyüşünü, Fizik Öğretmenimiz rahmetli Afife Şıpka’nın “bir”lerini, Matematikçi rahmetli Sadettin Seçkin’in “gür” sesini unutmak mümkün mü!
Rahmetli Oya Şıpka, bir Avrupalı idi.
Coğrafyayı bana Raegan Köyatası sevdirdi.
Mübeccel Korkmaz en sevdiklerimdendi.
Ve, daha niceleri.
Tabi bu isimler benim dönemimdeydi.
Öncesi-sonrası kimler geldi, kimler geçti.
Ama onlar elini ayağını çekince eğitimde sanki bir dönem bitti!
Bu isimler sütunlara sığmaz. Aramızdan ayrılanları rahmetle anıyorum, bu dünyadakilere saygılarımı sunuyorum.
“Zımpara” zeminli Tarım sahasındaki sınıf maçları ayrı bir lezzetti.
Ya, 25 Kasım’daki liselerarası futbol maçları?
Ben, liseye başladığımda, okul takımında sanki öğrenci yerine koca koca adamlar oynuyordu.
Stad hınca hınç doluyor, profesyonel lig maçı gibi karşılaşmalar yapılıyordu.
Ama, küfür yoktu o dönem.
En kabadayı tezahürat, “Bir baba hindi”ydi o zaman.
Peki, ya şimdi?
Tören alanlarındaki görüntüler de aynı fotoğrafın birer parçasıydı.
Okul flama ve bayrakları da sanki koca koca kızlar, adamlar tutuyordu.
Yoksa bana mı öyle geliyordu?
Sıkı mıydı resmi geçitte yanlış adım atmak.
Ya da törenden “kırmak!”
Edirne de bir başkaydı o zaman.
Savaşların yorgun şehri her alanda bölgenin başkentiydi.
Saraçlar Caddesi’nde moda rüzgarları eserdi.
Ayvazoğlu, İnci, Maarif ve Serhat Sinemaları birer “markaydı”.
Konserler, tiyatrolar, yarışmalar, sergiler, balolar birbirini izlerdi.
Musevisi, Acemi, Ermenisi, serhat kentinin renk kuşağıydı.
Sanki bugünden daha Avrupalıydı Osmanlı’nın gözbebeği!
Ve, şimdi bir fıkra:
Kadın-doğum uzmanı bir gün ‘lanet olsun’ diyerek mesleği bırakır.
Araba tamircisi olmak ister ve sınava girer.
Sonuçta 100 üzerinden 150 alıp geçer.
Bunun üzerine soruşturma açılır.
Müfettişler, “bu nasıl olur?” diye sınav yöneticisi hocaya sorarlar.
Hoca da; “Valla, yağı değiştir dedim, değiştirdi. Filtreyi değiştir dedim, değiştirdi. Bujileri temizle dedim, temizledi” diye yanıt verir.
Müfettisler, bunun üzerine, “İyi de neden 100 değil de 150 verdin?” diye yeniden sorarlar.
Hocanın yanıtı hazırdır:
“Saydıklarımın hepsini egzozdan yaptı!”
Atıl hocam, her ne kadar bana kırık notla tehdit etse de, Edirne Lisesi’nin gerçek mazisini ortaya çıkararak, 2007 yılında 150. kuruluş yıldönümünün düzenlenmesini sağladığı için benden kendisine “100” üzerinden “150”.
Sağol hocam…