EDİRNE'DE GELENEK VE GÖRENEKLER; Erol YILMAZ

B A Ş L A R K E N :
Edirne”miz tarihi zenginlikleri kültür değerleri uygarlık birikimi, fizik öte cazibesi, sayılamayacak kadar efsanesi üç altın kolyesiyle medeniyetlerin kavşak noktası ,üç kıtaya hükmetmiş bir imparatorluğun Başkenti zaman tünelinde nice medeniyetlere kucak açmış nice olaylara tanıklık etmiş ,suya sabuna dokunmayan idare-i maslahatçı ütopist,opürtwistler tafra satarak bülbülü yuvasından edenler hepsi ama hepsi bu medeniyetler ekvatorunden gelip geçmiş ve bu geçiş ve kalıntılardan da tükenmez gelenekler oluşmuştur. Bu değerlerin farkında olanlar , ayrıca da yurt dışında olup ta vatan hasretiyle yananlardan gelen istek bana iletildi,ve bu sebeple ben bu gelenekler çalışmasını tamamlayacağım fakat önce şunlar biline.. Edirne ve Trakya 1935 – 2000 Arif Müfit Mansel-Şevket Aziz Kansu Mehmet Özdoğan GönüL. ! gibi değerli araştırmacıların sonuçlarına göre (Mehmet Aydın dahil) 7 bin yıla ve 37 medeniyete beşiklik etmiş ağırlıklı bir Türk yurdudur. Ancak bundan sonra ,yani çok olsa on yıl önce gelen çağın mazoşistleri yangına su dökmeyi suç göstererek yukarıdaki memleket evlatlarını yok sayarak 13 bin yıllık bir varsayım ortaya atıyor,ama şeytan kökenli bu postmodern nemrutlar kendileri henüz bir hizmet edemediler. Onların hizmet dedikleri yargısız infazdır. .. Bu önemli rapor işte böyle kansızların pis salyalarının aktığı bir atmosferde hazırlanmıştır. Bu sebeple herhangi bir yanlış veya eksiğim olursa bu ilim yoksunu çakalların bu insafsız danazor”ların Edirne Trakya kültürüne ve tarihine gagalarını sokmasından meydana gelmiştir…..Bu katran şerbetliler…lütfen Prf.Muzaffer Tufan hocamın yazısını okumalı. Haaaa yetmez,Selahattin Yıldırım,Ekrem Hakkı Ay verdi,Oktay Aslanapa, Rıfkı Melul Meriç, Oral Onur Ratip Kazancıgil gibi müelliflerin yazılarını okumalıdır. Tabi bunlar aklıma gelen bir kaçıdır.. EDİRNE KÜLTÜR SEMPOZYUMU ARAŞTIRMALARI BİLDİRİLERİ. nde 60 civarında seçkin evlatlarımın bu sempozyumda ki raporları hepsi önceki kaynaklardan aldıkları görünmektedir. Bende bu raporumu veya bildirimi onlar gibi kaynaklardan düzenledim. Edirne de Gelenekler adlı bu mini kitapçığımı hazırlarken bir gerçeği daha öğrendim..GELENEK – TÖRE denen şey öyle üç beş argo veya klasik değilmiş. Bu öz değerin başında İlim ve Kültür geleneği varmış bu nedenle bende birinci maddeyi İlim geleneğine ayırdım. . “ Şu da var ki ben Alaylı fakir bir köylüyüm ekonomik gücüm nereye kadar yetecekse bu araştırmaya orada son vereceğim. Alaylılara alerji duyan o horozdan dönme tavuk,veyahut ta tavuktan dönme horoz, bir kere daha haset inden kudursun,kudursun ki onu VETERİNER Hastanesine göndereyim. Evet ben ALAYLI yım amma Edirne Yatırları – Barbar Batı – Öz değerlerimiz – Öyküler – A. Envanteri. – H. Envanteri. 5 Şiir. Dosyası gibi bir külliyata sahibim. 6 adet dernek ve birde Gazete kurucusuyum. Allaha çok şükür Müslüman bir Türküm.Yeter bana…..! . E R O L Y I L M A Z .
N O T :……… Efendim Edirne de kaynaklar 1700 tarihi eserin olduğunu ayrıca binlerce çeşme ve Sebil geleneğinin olduğunu göstermektedir. Ancak Rusya sadece bir tek Selimiye kubbesine zarar vermesine rağmen , Rıfkı Melul Meriç in kayıtlarına göre içimizdeki düşmanlar tarih adına ne varsa yok etmiş.. Yok edenler hakkında ne söylemek lazım, bilemem. Balkan ülkelerinde hala Osmanlı SEBİL ve ÇEŞMELERİ şırıl,şırıl akıyor Televizyonda Şubat 2012 bunları gördükçe ben utanıyorum.Ama bu tarihimizi yok edenler de acaba bu duygu var mı. Yoksa Ruslardan örnek almalarını öneririm.. TRAKYA ÜNİVERSİTESİ Çıplak heykeller dikeceğine bu gelişmeleri izlemelidir… Biz evlatlarımıza 18 ay süt verme geleneğini bunun için meydana getirdik. Yoksa sütümüzü haram ederiz… ……! Değerli okuyucularım, 5 kitaplık Şiir dosyalarım hariç. Diğer 6 kitaplık dosya ile otuz yılım geçti.. Yurt dışından gelen bir istek üzere Arşivimden ve diğer bilgilerle derlediğim bu Eserimi kitaplaştırma hakkımı Dç.Dr. Özcan Aygün e veriyorum. Edebiyat Fakültesindeki tüm evlatlarıma başarılar diliyorum.. ……saygılarımla. … 6—3—2012—– Saat 01.55
EDİRNE DE GELENEK VE GÖRENEKLER a – NUH OĞLU TÜRK çok fikirleşir çok düşünür, lakin bir gerara gelebilmir.Hiss edir ki bele getse heyvanlarda ölecek özü de ölecek. (EDİRNE Kü.Arş.1. Sempozyumu Bildirileri… Azerbaycan Varyantı Prf. Alaaddin Mehmedoğlu. S244.. ) b – İlk ciddi örneklerine Selçuklular döneminde merkezlerde rastladığımız Darül Hadisler Osmanlılar tarafından daha da geliştirilerek devam etmiştir. Edirne Darül- Hadisi gözde bir Medrese haline gelmiş Osmanlı İlim geleneğinin oluşmasında mühim bir yer işgal etmiştir. İlim ve İrfan neşretmişlerdir. Ve bu gelenek yakın tarihe kadar devam etmiştir. . Dr. Selahattin Yıldırım. S. 681. C – Edirne de bundan 641 yıl önce 1. Murat zamanında (Enderun-ı Hümayun .)Saray Üniversitesi kurulmuş ve İlim irfan merkezlerinden biri haline getirilmiştir. . A.E. Prf. Mahmut Kaşgarlı . sa. eksi.4. Açılış konuşması………. D – 215 numaralı kayıtta Tufan Dede namı ile meşhur Şeyhin kendi gücü ile inşa ettiği zaviyşesinde gelene geçene sarf edilmek üzere vakfettiği mülkler arasında değirmen haraçlu bahçe ve saire yanında meşhur bir cins armut yetiştiren Koz deresindeki armutluğu bulunmaktadır. Osmanlının vakfetme geleneği umumi bir adettir. Bu gelenek Atatürk ten sonra darbeler sonucu bitmiştir.. . . A.E. Prf. Muzaffer Tufan s.2. Erol Yılmaz arşivi.. Edirne” yin gülsuyu Mısır gülsuyu ile,Edirne”nin gülyağı İran gülyağı ile rekabet eder idi. Gül ağacı yetiştirme kültürü aitti. Gül bahçeleri ve diğer bütün mahsulatları da toprak ve suyu lezzetli ve kalitelidir. Sabunu Suriye sabununa,Ayva ve reçelleri Amasya Şekerlemeleri ve şurupları,Konya ve Hama nınkilerine muadildir. Bu kalite yanında birde Edirne halkının güzelliği sebebiyle bir çok Şairin Tasvir şiirleri gelenek halini almıştır. . Şehri süsleyen bütün binaları ,sarayları,çarşıları, camileri,mektepleri,köprüleri,misafirperverliği,bu gün dahi hala hayreti şayan gelenekleridir. Taki Traklar,Peçenekler, Kuman Kıpçaklar Hunlar dan bu yana yardımseverliği kahramanlığı devam etmiş Balkan Harpleri sırasında sopalarla,baltalarla .ve kadınıyla erkeğiyle genci ve yaşlısıyla düşmana karşı koyma Paşa Eli cemiyeti ile Trakya Cumhuriyetini kurma başarısı, Hoca Anne,Gezek Hala gibi 9 tane “Kadın. Kurucu heyet ,Müftü Hilmi, Hüsmen Aga gibi 42 Kurucu üyesi kahramanlık örneği ve geleneği Edirne ye aittir. Esir kampında Bir kutu kibrit isteyip de düşmana namusunu teslim etmeyerek kendini yakan TÜRK kadını da Edirne ye aittir. Tarihte başka bir örneği yoktur olamazda…. Haa Cumhuriyet baronları 2000 kilometrelik Anadolu da Tek bir tane Nene Hatun ile tek bir tane Sütçü İmamı 90 yıldır reklam yaparlar. Hayır ,hayır, Trakya öyle değildir.Trakya da 1960 darbesinden bu yana da tek bir hain çıkmamıştır. Atatürk Kuvayı Milliye Teşkilatını da Edirne Merkezli Trakya ile teşekkül ettirmiştir. Trakya hem DİN hem Vatan,ve de her tür kültür alanında Anadolu dan çağlar ötesi kadar ileridedir.
2 – Edirne de gördüğümüz Köşe Taşları bizi mitik devirlere götürüyor. Eski ve büyük bir insanlık kültürünün parçası olara karşımıza çıkıyor. Bu figürleri köşe başlarına koyanlar (tanrıya ve tanrısal.) Allah gücüne yakınlıkları dolayısı ile bulundukları yerleri koruyacaklarına inanırlardı. ŞAMAN manevi yolculuğuna hazırlanırken,tören sırasında başına taktığı Keçi ve Geyik boynuzları hayat ağacını simgeler,bu sayada Tanrısal özellik taşıyan Keçi ve Geyik ruhunun Şamanı Gök Tanrıya taşıyacağına inanılırdı şeklinde bir gelenekleri vardı… (Bu Keçiye MİTİK adı verilirdi.) Yani Ateşe tapan bir insan grubu idiler. A.E. Prf.Dr.Bilge Seyidoğlu.s 82
MOŞKOV un EDİRNE İZLENİMLERİ.. Moşkov Surguçları, Peçenek,Oğuz, Uz karışmasıyla ortaya çıkan ve Hıristiyanlaştıktan sonra Gagavuz lar gibi Tuna nehrinin batısına geçen bir topluluğun devamı kabul eder. Ancak Türkiye ye girdiğinde elindeki Pasaporttan Rus Ordusunda asker olduğu anlaşılır. Rahat hareket edilmesine müsaade edilmez. Edirne Pazaryerinde rastladığı birkaç Surguç ile görüşebilir. Karakasım Köyüne gider köylüler Asker tarafından takip edildiğini görür yakın sokulmazlar..Hopsa veya Havza adını taşıyan bir köyden bahseder,..Moşkov Gagavuzların kadın erkek giyimlerinin diğer Türklere çok benzediğini belirttikten sonra, Kestriç teki Gagavuzların diğer Gagavuzlardan farklı renklerde giysileri tercih ettiklerini söyler ve. “Ölen bir kişinin cenazeden 7 yıl sonra kemiklerini çıkarıp Şarapla yıkayıp tekrar gömmek gibi tuhaf adetlerinin bulunduklarını belirtmektedir. MOŞKOV bazı araştırmacıların Kızılbaş Türk dediklerine rağmen kendilerinin bu adı sevmediklerini onun yerine ALİANİST ismini tercih ettiklerini söylemektedir. Türkiye de ve de Edirne de Alevi denir..der Geleneklerini şöyle sıralarlar…. Hz.. .Ali yi en kutsal varlık kabul ederler.içki içerler, namaz kılmazlar, domuz eti yerler, kadınların başı açık gezmelerine müsaade ederler, tavşan eti yemezler, camiye gitmezler Evliya mezarlarına çok önem verirler,.. SİKORPİL in verdiği bilgiye göre Cenazede erkeklerde kadınlar gibi ağlarlar beline yeşil kuşak bağlarlar. A.E. Doç.Dr.Nevzat Türkler.s.259.
KIRKPINAR Ateist ler Kırkpınar doğuşunu ve tarihçesini Efsane diye küçümserler,Ancak Ateistlerin ise ,hiçbir tarihi ve insani kayıt ve belgesi yoktur.. Kırkpınar Türkistan dan Edirne ye kadar binlerce yılda oluşan olgunlaşan Milli vicdan da yoğrularak doğan bir Efsane dir. 1361 de Edirne nin fethedilmesiyle Kırkpınar ı doğuran altın halka tamamlanmıştır. Her iki pehlivan yenişemeyerek halkın rahmetine kavuşmuş orada kırk adet pınar fışkırmıştır Halil Delice 1.9.2001 Pazar günü Yunanistan a gidrek 1912 yılına kadar güreşlerin yapıldığı yeri Edirne Pazarkule sınır kapısına 10 – 12 kilometre uzaklıktaki SİMAVİNA ile SARI HIZIR Köyleri arasında ki ilk Kırkpınar güreş alanını gezmiş görmüştür. 2012 syılı itibarıyla 651 yıldır devam eden bu gelenek Edirne”yi 81 ilin olduğu . gibi Dünya ülkeleriyle de tanıştırmaya ve kültür alışverişine vesile olmaktadır. A.E. Halil Delice .s.274
3 – Doktor Bahattin Keleş”in yazdığına göre, Edirne de en önemli gelenek çarşı ,Pazar, Bedesten,Han, hamam,gelenekleridir. Örnek : Ali Paşa gibi 9 tane çarşı ,Ağaç pazarı gibi 4 Pazar, 2 tane Kapan Hali 22 Han. 2 Bedesten. 35 Hamam ve 90 çeşit sanatkar vardı hepsinin çarşıları ayrı idi.Mesela bir sokakta Terziler ise bir so6kakta Berberler.işte diğer sokakta Sarraflar gibi. . AE. Dr .Bahaettin Keleş.s.400 4 – Edirne de eski Ramazanlar çok güzel,neşeli,ve Sahur vaktine kadar muhabbetle geçerdi. Komşu köylere ziyaretler yapılırdı, iftar programları olurdu. Bu sebeple önceden ramazan hazırlıkları olurdu… Ramazanlar böyle olurken elbette Bayramlarda çok,çok daha güzel olurdu Bayram hazırlıkları daha harman “(hasat) döneminde bütçeden para ayırmak geleneği ile başlardı Bayram yaklaştığında yiyecek ve giyecekler alınır tatlılar döşenir mesela Edirne”nin Oturtma tatlısı meşhurdur. Bayram günleri Mezarlıklar ziyaret edilir, hısım akrabalar komşular ziyaret edilir,tatlılar ikram edilir küçük çocuklar ise ev,ev,dolaşır torbalarına şeker toplarlar para toplarlar, ayrıca uzaktaki akrabalara mektup ve tebrik gönderilir, mümkünse gidilir ziyaret edilir idi. Ancak zamanımızın nefret edici tatil adeti yoktu. Şunu da söyleyeyim bu günkü adetlerin ne Türk nede İslam kültürüyle ilgisi yok…..
5 – HIDIRELLEZ……… Eski zamanlarda Hıdırellez günlerine de hazırlık yapılırdı Hatırlayabildiğim gelenekleri yazacağım… o tarihlerde ekonomik durumlar şimdiki gibi değildi halkımız fakirdi, ayağında kara lastik sırtında evde dokunan şayak elbise cepte ise aylık en fazla 180 tl vardı. Böyle geçinirdi atalarımız. Fakat şimdiki zamane havarileri bunları bilmedikleri için 600 – 700 tl maaşı yok sayıyor. Ve maaş ,maaş diye böğürmeyi gelenek haline getirdiler. Günümüzden 40 yıl önceleri fakir olan halkımız bu günkü gibi haftalık veya aylık et alışverişi yapamazdı. Ancak Kurban bayramlarında et yiyebilirdi. Veya örf adet ve geleneklerimize göre Hıdırellez günlerinde zenginler kuzu keserler ve fakirlere dağıtırlardı ve ancak bu şekilde fakir halk bir defe Hıdırellez günlerinde bir defa da Kurban Bayramı günlerinde olmak üzere yılda iki defa et yiyebilirdi. Bundan başka ikinci bir Hıdırellez geleneğinde et yemek vardı.. Oda şöyle idi. Köylerde koyun sürüsü olan zenginler Hıdırellez günü birer kuzu keserler bu kesilen kuzular ve köy halkı herkes bir yere giderlerdi. Mesela Arpaç Köyünde bu adet dere boyunda yapılırdı. Ben olayı Arpaç köyüne göre anlatayım efendim.. Dere oyunda toplanan halk bir yanda sohbet ve şenlik yapa dursun,diğer yanda da kazanlar kurulur Muhtar dan Dernek yöneticisine kadar Kuzu veren kişi, kesen kişi pişiren kişi ve yardımcılar bir yanda çalışırlar, kuzular yüzülür temizlenir,kesilir pişirilir, soğanlı naneli yemekler yapılırdı Ondan sonra fakiri zengini hiçbir gurur ve komplenks e girmeden sevgi saygı yumağı halinde herkesin tabağına o et yemeğinden verilir beraber orada yemekler yenirdi. Yine Hıdırellez günleri koyunu olanlar koyun sütlerini,ineği olanlar inek sütlerini Komşulara ve fakirlere öncelikli dağıtırlar yine birer kalıp ta peynir dağıtırlardı. Başka bir gelenekte , Hıdırellez gecesi ,Akşamdan Mahalleyi gezerek ,bir çömleğe çatal ,kaşık,bıçak, çorap mendil ve akla gelen bir çok birçok şeyler atarak,çömleğin ağzı kapatılarak sözde mühürlenir v e bir gül ağacının dibine korlardı. Sabahleyin bu çömlekle kışlada ki Hıdırellez ağacının etrafında toplanılır çömleğin başında bir kişi spiker olur çömlekten çektiği eşya sahibine mani okur. O ağacın dallarına salıncak kurulur, herkes sırayla sallanırdı. …. “Ayrıca sabah gün doğmadan önce dereye gidilir,ve önceden toplanan 41 çeşit otlarla banyo yapılırdı. Önceki akşam Kuran okunurdu yedilir kırklar vs bağışlanırdı. ….. Alevi köylerinde ise ilaveten Kuran okunur,Hazreti Alinin doğumu ile ilgili metinler okunur,hep bir ağızdan ilahiler söylenir,okunmuş şekerler dağıtılır,güller nergisler saçılır,ve topluca süt içilir,Ayrıca şifa için taze ve yeşil ot namına ne varsa toplanır derlenir büyük bir kazanda kaynatılır,ılıyınca banyo yapılırdı…. Hacamat sülük müshil gibi devalarda ayrıca yapılırdı.. ….. Edirne de gelenekler çalışmalarını sürdürürken Profesör Süheyl Ünver hocamızın “BEN ARTIK EDİRNE İÇİN YAŞIYORUM….! Cümlesine rastladım. Eğerli okuyucularım bu konu çok önemlidir, 34 yıldan bu yana araştırmalar yaparken kaç yüz tane Edirne ye başka bir yerden gelenlere rastladıysam ,” Edirne”nin gizli birz fizik öjte çekici gücü olduğunu bu kutsallık sebepleriyle emekli oldum amma Edirne de memleketime dönemiyorum ifadesini kullandılar. Bunların hepsi yüksek tabaka idi… Bu 34 yılda sadece 2 kişi Edirne yi beğenmediğini söyledi. Bunlarda başka tür insanlardı. Evet efendim Edirne ye gelen bir insan Vali,Paşa,Doktor,Müdür,Müftü işçi veya sade bir vatandaş olur gelir, gelir amma gidemez.Edirne de görev yapar,emekli olunca Edirne den ayrılamaz, gidemez.. Bir müdürün coşkulu ifadesinden sonra mahalle, mahalle , gezdim bu tür insanları dinledim… Yahu Edirne liler bir tarafta akrabalarım memleketim bekliyor ama ben burada 20 yıl görev yaptım şimdi kendimi ruhen Edirneli sanıyorum gidemiyorum. Bana akıl verin diyen memur ve müdürlere rastladım. Şu anda Edirne de 5 yıl görev yaptıktan 40 yıl sonra emekli olan bir general Edirne den ev alarak yerleşmek üzeredir. Nihayet geçen yakın yıllarda emekli olan Müslüman bir müdür şunları söyledi ….. Beyler Edirne şu anda da tarih öncesi de kutsal bir kent olduğu için.Allah insanların kalbine bir Edirne sevdası salıyor,ve benim gibi binlerce insan ana,baba,ocağına gidemiyoruz. Dedi….. Evet efendim bazı salak ve solaklar alınacaklar amma. Maalesef Edirne yukarıda ki ifadelere göre Kutsal bir kenttir. Çekicidir. Edirne nin ayrı bir çekiciliği daha vardır,Edirne”nin her karış toprağı KAN ile sulanmıştır bu kan insanları çekiyordur. Bir ÖRNEK verelim. Büyük bir Şairimiz Erzurum tabyaları adlı bir şiir yazmış. Halbuki o şair kurtuluş savaşında Erzurum 7 yıl savaş durumunda , fakat,fakat, EDİRNE”yin Balkan savaşları sebebiyle 133 yıl savaş alanı içinde olduğunu bilseydi veya inancı olsaydı Edirne için ciltler dolusu yazardı. Allah böyle büyüklere akıl versin….AMİN… İşte efendim din varsa insan varsa Edirne yi iyi tanınmalıdır, yoksa efendim Edirne gavur değildir,Bulgar değildir,Çingene değildir % 15 oranında Çingene vardır onlarda bizim insanımızdır.Hatta Edirne nin Çingeneleri dahi Anadolu”nun ŞEYH VE DİĞER DİNDARLARINDAN daha ileridedir. Çünkü günümüzde dahi Anadolu da ki Mürşitlerin Vilayetlerinde TERÖR VAR ama Trakyanın Çingene bölgelerinde hiç ama hiçbir terbiyesiz durum vaki değildir. Ve beklide Trakya Çingenelerinin VATAN sevgisi Anadolu”nun hiçbir şahsiyetinde de yoktur.. EROL YILMAZ Arşivi…
BEBENİN ADIM ATMA SI İLE BAŞKA BİR GELENEK….. 11.HAZİRAN 2001 pazartesi günü öğle saatleri idi. Bir vasıtadan inip diğer vasıtaya doğru ilerlerken, Geçkinli Köyü İlkokulunu geçer geçmez yol üzerine toplanmış epey kalabalık insanlarla karşılaştım. Ve bu geleneği kadınlar yönetiyordu. Köyler küçük bir yerleşim yeri olduğu için önce duraladım… O anda sağ tarafımdan çıkan adı TAMER olan bir vatandaşa sordum. Nedir bu hareketlilik..?? Cevap.Ağabi küçük çocuklar adım atmaya yürümeye başlayınca kadın komşular toplanır, Adı neyse. Falan oğlu filan adına yarışma düzenlenir. . deyince duygulandım. . Yahu kardeşim bende duygulandım görmek isterim yardımcı olur musun deyince yaklaştık… OYON ŞÖYLE İDİ…. Önce okul çocuklarından bir grup çizgide diziliyorlar .Start veriliyor,koşuyorlar. Birinci –ikinci –üçünc ü—gelenlere sırasıyla ödülleri veriliyor . Bu yarışma böylece katagoriye göre önce küçük çocuklar, sonra genç kızlar, sonrada kadınlar olmak üzere sırayla koşuluyor. Herkes ödülünü alıyor,diğerlerine de Hamur işi türünden aperatif yiyecekler ikram ediliyor,Elbette bu arada küçük çocuklardan dereceye girip gülenlerde ,dereceye giremeyip te ağlayanlarda oluyor. Birde fotoğraf makinesiyle fotoğraf çekiliyorlar.. Bu güzel manzara bu güzel gelenek fotoğraflarla da yaşatılıyor.. Rica ettim bende üç beş kuruş yardım edeyim diye fakat GELENEK gereği o küçük bebek kimin ise o insanlar para dağıtıyormuşlar,.Beğendim müşerref oldum. Yani bir evlat sahibi olduk veya bir torun sahibi olduk,büyüdü ,yürüdü, bunu bir şükür ifadesi olarak para ve yiyecek ikramında bulunurmuşlar. Hoşuma gitti duygulandım.Böyle güzel geleneklerimizin yaşamasını temenni ediyor, O güzel bebeğe sağlıklı yaşam diliyorum
11—6—2001 Geçkinli Köyü .EROL YILMAZ. .
KASIM..
Miladi yılın Kasım ayının 8 inde bir yıl boyunca çalışmış olduğu patronunda işi son bulur Ve bir yıllık hesap görülür. Tabi patronu da ,o gün hazırlık yaptırır ,ve eve alınacak bir kişi ise çeşitli yemekler tatlılar yapılır,çırak evdeki sofraya alınır,yemekler yenir,diğer ikram ve sohbetler yapılır,Helal leşilir,Yarım elma gönül alma sözüne uyularak,karşılıklı hediye leşilir. İş bitmiş olur…. Eğer patrona yeniden adam lazımsa ve memnunsa Aynen çırakta çalışmaya raz ı ise, yeniden pazarlık—anlaşma yapılır… EROL YILMAZ
.. BOCUK…
Bizde yaz bitti Kasım gitti,Bocuk geldi denir. Di.. Ocak ayının 11 ne rastlayan,Kasımın geçtiği 62 inci geceye Bocuk denirdi. B u gece Cadı karılarının eve gireceğine inanılırdı, Cadı ne olduğunu bilmem ama günümüzden 50 yıl önceleri “Babama sordum. Baba be bu cadı karı demek ne demektir..? deyince Oğlum bunlar Alevi adetleri yok öyle bir şey .Kurgu bunlar.. Ancak havalar soğuk olduğu için insanlar dışarı çıkmasın ,mahalleye gitmesin ,efendim şurada burada üşüyüpte donmasınlar diye böyle bir adet gelenek oluşmuş.dedi.. Bu gece dış kapının önüne çalı konulur,çalı süpürgesi konur du ki cadılar içeri girmesin diye güya çalının üstünden geçemezmiş. Kadınlar kabak pişirir yenirdi. Kırk beş arpası, doksan arpası bu dönemde ekilir,tarlalardaki çalılar köklenir.
Kış gecelerinde yani Kasımın geçtiği 60 ta 6 yufkadan, 70 te 7 yufkadan,80 de sekiz yufkadan, 90 da dokuz yufkadan, 100 de on yufkadan peynirli ekşimikli,bulgurlu, börekler yapılırdı …. 90 da tarla ya kon. 100 sürgüyü düz.denirdi ve leylekler 120 de ovaya, 130 da yuvaya denirdi….
EROL YILMAZ
6 – HELVA SOHBETLERİ : Osmanlı dönemi Edirne sinde uzun kış gecelerinde Saray da Vezir ve Aziz kişilerin konaklarında Helva sohbetleri düzenlenirdi .Bu sohbetlere katılanlar helvanın pişmesini beklerken,başladıkları edebi sohbetleri gece yarılarına kadar ettirirlerdi. 19. Yüzyıl sonunda bu sohbetlere musiki de eklenmiş.. Gönül ne kahve ister ne kahvehane ……… Gönül sohbet ister kahve bahane ….. Misali helva bu doyumsuz sohbetlerin ve musikinin bahanesi olmuştur..El-yazması kaynaklara göre Edirne de 165 çeşit Helva yapılır idi Bu helvaların hepsinde tereyağı ve bal az miktarda un çoğunluklada nişasta kullanılırdı. Şuaranın emiri Helvayi dir. Ki her ahuya destan söyler. Ahsenüs – şuara kizbeh deyüben. Her ne kim söylese yalan söyler. Bize göre abartılı ise de 16 yüzyılın sosyal yaşantısında üç tatlının AŞK_ŞİİR- HELVA. Nın önemini yansıtması dikkati şayandır.. ……Bu gelenek artık unutulmuştur. Veya şöyle söyleyelim ki doğruyu bulalım. Maalesef artık bu gelenekler “ cangara ,cungara gavur örf ve adetlerine yerini terk etmiştir Benimde dahil olduğum YEREL TARİH GRUBU. Bu meseleyi iki yıldan bu yana gündeme getiriyor ve geçen yıl iki defa toplandık. Bu yılda karar alındı henüz Şubatın 13 ü toplanamadık. Hulasa.
7- GAZİLER HELVASI
Adı ile de tarihi bir önemi ortaya koyan ”Gaziler Helvası.”:helva sohbetleri yapıldığı gecelerde kavrulmuş irmik tereyağı,kavrulmuş fıstık karıştırılmış,süt ve şerbetten yapılırmış. ..Bu helva lahana turşusu ile beraber yenilirmiş.Turşu gayet ince kıyılır ve içine soğan çentilir.kırmızıbiber,zeytinyağı konulurmuş.Böylece helva ağaç kaşıkların en güzeli olan şimşir kaşıkla yenirmiş..Bu arada sohbette uzar gidermiş. B u sebeple de helva sohbetleri denmiş ve gelenek haline sokulmuş. Bilgi vereceğimiz bir geleneksel helva daha var odda … .. Edirne Yıllığı 2005 Necmi Asan S 299
RAMAZAN HELVASI..
Ramazan helvası denilen sadece ramazan ayında yapılan,Edirne ye özgü bir helva da vardır.ki onun artık yapılışını bilen tek kişi de ihtiyarladığından,yapmamakta tanımını bir sır gibi saklamaktadır. Buda üzerinden geçen yılların unutturduğu bir değer olarak tarihe karışmak üzeredir..
EDİRNE YILLIĞI 2005 Necmi Asan. S 300
Bu helVa sohbetlerinin devlet ileri gelenleri tarafından yapılanları ,külfetli olmaktan başka resmiyet gereği ,SAMİMİYET havasından da uzaktır…… EDİRNE Helva sohbetleri Ratip Kazancıgil s. 3..
Sayın Kazancıgilin bu açıklamasına teşekkür ederim. Hakikaten Türkiye deki tüm resmi işlemler sevgi ve saygıdan yoksun. Ayrıca içki ile inançsız insanlarda sevgi yoktur.. EROL YILMAZ….
Gerçek Helva Sohbetleri,Orta halk arasındakiler ,tüccar,sanatkar vs. toplantıları ise samimi kardeşçe ve neşe içinde geçerdi.Türlü,türlü tatlı ve tuzlu yemekler ,hindi dolmaları, börekler,gözlemeler, revaniler ,baklavalar,samsalar,sarığı burmalar, kaymaklı v e yassı kadayıfları ,içi kıymalı ve bademli Tokatlıoğlu Kayısı tatlıları, Hurma tatlısı, sütlü irmik helvası. Amasya hurmasından un helvası, turşular, şerbetler, ve pekmezli bozalar (darı ve pirinçten) yenilirdi içilirdi… Bu sohbetlerde yapılanların başında geleni KETEN Helvası idi. Samimi halk ve misafirler sohbet sırasında ki şenlikleri , oyunları ve sohbetleri seyreder,bu ağda türkülerle, güzel esprilerle, çevire,çevrile, tel,tel,keten helvası olur. Tutam, tutam,dağıtılır ve yenir.. Saz şairleri, destanlar , semailer, koşmalar, türküler, okur ve çalarlar. Zarf tura oyunları oynarlar, Zarf oyunlarında tepsiyi dolaştıranlar Mani söylerler, ..Bu tür sohbetler, hemen ,hemen, tümü eski Edirne üzerine idi, Gerek kendi yaşadıkları gerek gençliklerinde konuştukları yaşlılardan aktardıkları olaylar aşağı günümüzden 150—200 yıl önceleri kapsıyor..
EDİRNE HELVA SOHBETLERİ .Doç.Dr.Ratip Kazancıgil.. s 10.
Geleneksel Helva Çeşitleri ….
HELVAYİ ASUDE—Hakan Helvası—Billuriye Helvası–.EFRUŞE Un Helvası—Taze Peynir Helvası — Sabuni Helvası –Helvayi Reşidiye Nişasta.—MULUKİ Gaziler Helvası – Helvayi Mesuniye—Sükkeri Haşlama, Şeker haşlaması – Pirinç Helvası –Helvayi Güllabiye – Helvayi İshakiye – Özbek Helvası –Dilber Dudağı –Ninem Duymasın Helvası. 16 çeşit.
Edirne Helva Sohbetleri. Ratip Kazancıgil. S 53 ten 65 e
OYUNLAR…
Helva sohbetleri sırasında oynanan oyunlar…….. FİNCAN OYUNU. Yüzük nasıl alınır… On sekiz sayı saymak.—Katiplik Kıyafeti—Elli sayıdan sonra kara basmak—Çayır yapmak oyunu—Çayır yapmada diğer bir yöntem—Ceza oyunları ara fasılaları vardır,hepsinde türkü söylenir– Soğan kaptırma oyunları– Arişna oyunu—Buğday oyunu—Ötmediğin dili ne ötersin oyunu – Tabur ateş oyunu – Tezgah oyunu – Bir defaya mahsus aldatma oyunu – Perd,perde,yükselterek on defa bağırma oyunu — Herkesin katılacağı bir bilge ve zeka oyunu.– … ….Edirne Helva Sohbetleri. Ratip Kazancıgil s 23 ten 47 ye kadar. .
Edirne de Sarayiçi, söğütlük, demirtaş çiftliği,bülbül adası, hıdırlık, dörtkaya ve hadım ağa bağlıkları, kiraz bahçeleri Tunca kenarında ki yazlık salaşlar, sebze ve meyve bahçeleri, içmece ve kaplıcalar, nehirlerde sandal sefaları, ve daha birçok mesire yerleri Edirne”nin eğlence ve gelenek yerleridir..
.. Edirne Helva Sohbetleri .Ratip Kazancıgil. S 14
Devlet Erkanı nda Resmiyet dışında Bayramlarda ve düğünlerde de şenlikler vardı.Özellikle Ramazan Bayramında ve o zamanlarda da Protokol şöyle idi. Padişahın sağında Şeyhülislam ,Saray Hocaları , solunda ise,yüksek devlet memurları,ve Tahtın önünde de Ordu Komutanları ve Kaptanı Derya. Bu geleneklerde Sünnet,evlenme, Bayram ve zafer gibi olaylar rol oynardı.. Yapılan sünnet törenlerinde Halk çocuklarının sünnet çadırı yarım ayın en sağ taraftaki ucunda olurdu..
1. 1612 yılında İmadiye Kasrı ile Haremi Hümayun arasında bir duvar çektirerek üzerinde bir Kasr ve Mesçit yaptırdı.Daha önce Edirne nin içinde yapılan Geleneksel eğlenceler bu tarihten sonra Sırık meydanı denilen yerde,yapılır olmuştu…
IV. Mehmet in Edirne Şenliği Özdemir Nutku. S 47 SEYİRLİK OYUNLAR….
1 – Canbaz. 2– Zorbaz . – 3.—Şemşirbaz.—4—Küzebaz. – 5—Gürzbaz.—6 – Gözbağcı –7 – Yılanbaz.- 8 –Hayvan oynatıcıları – 9—Gölge oyunu v e kukla.—10—Matrak oyunu –11 –Okçuluk.-12—Binicilik. 13 – Yaya yarışları –14 –Cirit –15 – Güreş –16 –Donanma gece eğlenceleri FİŞEKLER. –17 –Işık gösterileri. GÜLDÜRÜCÜ HÜNERLER. 1—Tasavvuf Müiziği .–2 – Savş oyunları.—3 – Hüner oyunları.—4 –Taklit oyunları.—5 –x- Erotik oyunlar.—6 –Soytarılık Carcunalar. –7 – Tiryakiler. –8 – Tulumcular .. Geleneksel oyunlarımız vardı.. Ancak ben bu yazardan, bir çok değerlerimizin adını değiştirdiği için şüphelendim. ÖRNEK OLARAK..! Tasavvuf Müziği ve Savaş Oyunlarına .DANS demiştir bu söylem Türk Kültürüne hakarettir küfürdür. Bu sebeple şurada 4 kısa açıklama yapacağım….
1—İp üstünde yürüyüp çeşitli akrobatik hareketler yapanlar.. 2 – Direk yada dikili taşlara tırmananlar,ve direk üstünde akrobatik hareketler yapanlar, bunlar bazen yağlanmış direklere de tırmanırlardı. 3 – Uzun değnekler üzerinde yere basmadan yürüyüp,çeşitli hareketler yapanlar.. 4—Sırtına keskin kenarları gelmek üzere üç kılıcın üzerine yatanı, yada bu kılıçların üzerinde köprü kuranları ve karnında ki koca bir kayayı kırdıranları parçalatanlar. 5 – İki Kılıcın keskin kenarı üzerine yatan birisinin üzerinde değirmen taşını havaya çekip karnında bulunan kayaları parçalayanlar , aynı akrobat kılıcı iki tarafından tutarak keskin tarafını karnında bastırarak, testere gibi sürttüğü halde kesmediği oyunlar, ve geleneklerimiz bu günlere kadar ulaşmıştır..
IV. Mehmet in Edirne Şenlikleri. Özdemir Nutku. S 120.
BIÇAK YALAMA GELENEĞİ ….
Tanık olduğum Külhani kabadayılar arasında ,vuruşmadan sonra bıçak yalamak gelenek halinde idi, Bu gelenek kan tutmasını gidermek için yapılırdı. Pek çok kimselerde kan görünce sararma ve baygınlık belirtileri görülürdü.
Yaşlı kadınların, hamile kadınlara her gördüğü yiyecekten,özenmesin diye bir miktar tattırması,bu günde bir gelenektir. Küçük çocuklar da böyledir… Kadınlar özenip te tadamadıkları şeylerin doğan bebeklerde belirtileri görülmektedir……
.. TULUMBACILAR. İ.HAKKI SOYYANMAZ . s 50
BÜYÜK OLAN PROTOKOL DEĞİL HALKTIR. MİLLETTİR..
Helva Sohbetlerini bundan fazla uzatmak istemiyorum. Çünkü bu günkü PROTOKOL mensupları haklı olarak yüzlerce yıllık muktedirlik geleneğini sürdürmek isteyeceklerdir. Ancak bir milletin oluşu bunlar gibi insanlardan değil, bir kişiden iki kişiden,mezra veya köylerden oluşmuştur. İnsanoğlunun gerçek sahibi, bu gün hor görülen o insanlardır. Bütün güzel olan geleneklerde halkın eseridir… Bu halk tabakası ilk dünyaya gelişinde edep yerlerini yapraklarla örtmüş, ottan sazdan,kulübe türü barınaklar yapmış,mağaralarda yaşamış, ondan sonra köyler oluşmaya başlamış,binlerce yıl sonraları da Kentler oluşmuştur. İşte binlerce yıldan bu yana ki Yaşam Biçiminden gelenekler oluşmuştur, Zira Helva sohbetleri tek değildir, aile sohbetleri mahalle sohbetleri ,köy ila şehir kültürünün kaynaşma sohbetleri , o yaşam biçimlerinin tarihe mal olup günümüze yansımasıdır.. .”İnsanlığın en büyük problemi ve ayıbı cehaleti sökmek…Edirne,linin en büyük problemi EDİRNELİ olabilmek,Edirne yi anlamak Edirne yi yaşamaktır..Ancak Edirne li olmak zordur.
EROL YILMAZ.
Edirne halkı yaradılış olarak sanata ve eğlenceye fazlasıyla düşkündür. Hele Musiki alanında özel bir yeteneğe sahiptir . Bu eğlencelerde gelenek halini almıştır.
Ord. Prf. Süheyl Ünver.
Türk ulusunun tarih boyunca uğramış olduğu en büyük kaybı Rumeli yi vatan edinmemiş olmasıdır. . YAHYA KEMAL BEYATLI.
KÖY MAHALLE SOHBETLERİ…..
Bakın şu köy ve halk geleneklerinin güzelliğine . Siz protokolde bu samimiyeti bulabilir misiniz….????
 Günlük yemeklerden her ne ise yaşlıca veya akraba olanlara verilirdi. Hal hatır sorulurdu..
Aşırı köylerde olan akrabalar hatta arkadaşlar,gelir YATILIĞA kalır tatlı ,tatlı sözlerle sohbetler,ikramlar, olurdu.bu tatlı sözlerin derinliğinde şu söz çok meşhur idi. Amaaaan bir gecenin neyini böleceksin otur da anlatalım ha. . (Gııız)Kız sür cezveyi.. …………..
Hangi yemek olursa olsun gerçek Türk olan bir kadın yemek yapmaya kalktığında ,önce Rabbiyesir duasını okur sonra …”Benim elim değil,Fatma anamızın eli,Halil İbrahim bereketi, Misafir kısmeti,şeklinde dua eder. Bu kadının duası üzerine misafir gelir,eğer misafir gelmezse o kendine misafir bulur idi. Örnek ekmekler fırından çıkarken oradan geçen herhangi birine bir parça sıcak ekmek verirdi. ..Şimdi düşünün hiç resmi erkanda ve protokolde bu sevgi olabilir mi…??? Ve hulasa köylerde yaz kış ama özellikle kış gecelerinde , “ Bir komşu diğer bir komşuya ailece yani, Anne Baba varsa dede,oğlan,kız,gelin şeklinde gidilirdi.Başka komşularında gelmesi sakıncalı değildi. Eğer sıkışık olursa bir odadan diğer odalara yayılırdık, Hal hatır sorulur küçükler el öper büyükler küçüklerin illaki gözlerinden öperlerdi.. “ Ekip dikilenler,alıp satılanlar,hayvanlar, nebatat,olaylar,tarihimiz,dinimiz,kültürümüz,yardımlaşma, dayanışma gibi çok çeşit sohbetler olurdu. Bu sohbetler sırasında eğer parası varsa kahveler yapılır içilir,fakir ise koca taneli mısır pişirilir yenir çıtır mısır patlatılır,kabak pişirilir, ahlat kakı, erik kakı,ceviz, nişasta helvası,un helvası gibi ürünler ikram edilirdi. Eğer gecenin geç saatleri olduysa kocaman taslara ayran doğranır ve tuzlu biber ile yenirdi.. “ Önemli olan yönü şu idi…O zamanlar şehirli ila köylü kaynaşmış durumda idi. Mesela benim Annem Edirne şehir merkezi Sabuni mahallesi Firuz sokaktaki eşraftan idi. Dayım da önemli bir müdür idi.ama , müsait olduğu Pazar günleri köy sohbetlerine katılırdı….! “ Günümüzün şehirlisi ise şapkalı gördüğünde o pis gururlu başını nasıl dikeceğini şaşırıyor. Ama köylülerde 35 yıldan bu yana onları inatla kovalıyorlar. Bugün Karabayırda ki Batı kent villalarında dahi köylülerin evleri ve traktörleri insanoğlunun namusu gururu ve bayrağı olarak şerefle dikilmektedir…
Şu henüz 40 yıl önceye kadar değil Merkez Helva sohbetleri, daha bir çok sohbet türü vardı. Mesela bizim gençliğimizde , genç erkek arkadaşlar bir kahvede orta yaş grubu diğer kahvede yaşlılar ise diğer bir kahvehanede kahve sohbetleri olurdu. Komşu köylerden gelenler veya…Komşu köylere gidenler olurdu.. O zamanlar şimdiki pis siyaset sohbeti yoktu…14 nolu gaz lambasının hatta 5 nolu lambalar daha ağırlıklı idi, işte bu loş ışıkların altında samimiyet vardı,saygı vardı,sevgi vardı, Mutluluk vardı, medeniyet vardı.. Bu atmosferden olarak 1964 yılında bana başka köylerden gelen 9 arkadaşım ile saat gecenin ikisine kadar sohbet ederken, bi tanesi elinde sigarası ile dalmış uyumuş ki eli yorgana değmiş yorgan tutuşmuş yanmaya başlayınca bir fırlama fırladı ,tabi yorganı söndürdük , ondan sonra da yahu bir gecenin nesini böleceğiz deyip indik mutfağa biraz zeytin ekmek yedik birazda mısır patlattık sabahı yaptık.. Yahu bizim hayatımız böyle geleneklerle ve tatlı Hatıralarla geçti yazmaya kalksak bunlar ayrı bir kitap olur.. Ancak onu bıraktık bu günkü protokol lere de Allah bu duygu ve inancı nasip etsinde onlarda sevgi ile saygı ile donansınlar…
. EROL YILMAZ.
8 – D E V A –İ M İ S K
Kaynatılan şeker indirilir, hafi1 soğumaya bırakılır Tahta kenar küreği şekere batırılarak Kazanın kenar yanaklarında döndürülür,Bu döndürülerek karıştırma işlemi sürdükçe şeker hem donar hem de beyazlaşır.Ayrı bir kapta yumurta akı köpük haline gelene kadar çırpılır Beyazlaşmış şekerin içine atılır. Ayrıca çeşitli baharat karışımı ilave edilir Sonra normal kürekle dövülerek helva elde edilir. .. EDİRNE İL YILLIĞI 2005 Necmi Asan. 9 – .BADEM EZMESİ….. : Badem sıcak suda haşlanıp ayıklanır,v e kurutulur,mermer dibek içinde dövülerek un haline getirilir Bir kazan da şeker istenilen koyuluğa gelinceye kadar kaynatılır.ateşten indirilir ve soğumaya bırakılır.. Bu soğumuş şerbet ile un haline getirdiğimiz badem yavaş,yavaş şekeri emecek şekilde karıştırılır.Hamur haline gelen bu karışım mermer taşa serilir.Tekrar soğumaya bırakılır.Sonra elle ezilmek suretiyle topaç biçimi verilir,Bu topaçlar tekrar elle ezilerek fitil biçimi verilir ve kesilir. . EDİRNE İL YILLIĞI 2005 Necmi Asan
10 – EDİRNE TEKERLEMESİNDEN BİR ÖRNEK .:
Değirmene girdi köpek değirmenci vurdu kötek, hem kepek yedi köpek ,hem kötek yedi köpek … A be dayı,dayı,dayı, ne kara kuru,sarı ,darı, bu be dayı. Not .: Bu tekerlemenin esprisi bir defada yanlışsız söyleyebilmektir. Amma mutlaka dil şaşıracaktır…
EDİRNE İL YILLIĞI 2005 N.Ayan….
11-..EDİRNEDE YÖRESEL GİYİM. (GELENEKSEL)….! .Erkek giysileri iç gömleği (ten fanilası) iç donu kısa ve uzun mintan ,salta,cepken,yelek aba,çuha, potur,(kara kaytan işlemeli) kürk, içi kuzu postu ile kaplı gocuk cübbe bele sarılan yün kuşak boyun atkısı başlıklardan takke sarık kvuk külah yün başlık fes… Erkeklerde ayağa giyilenler …. Yapak ve pamuktan çorap, kalçin, lapçin, dikişli terlik, çekme mest tulumbacı yemenisi,kundura çizme ,katır nalın… Kadınlarda giyim.. işlemeli gömlek entari yelek,kaftan, şal hırka, ipek kuşak tülbent, yetüsü eldiven ,bindallı. Ayağa giyilenler… İpek ve pamuktan örülme çoraplar,zenne, terlik ,sedefli nalın, mest, çetik… Daha fazla bilgi için.Erol Yılmaz Arşivi… . EDİRNE İL YILLIĞI 2005. NECMİ ASAN . S. 298
12 – GELENEKSEL BESLENME BİÇİMLERİ VE YİYECEK ÇEŞİTLERİ…………………………………… Yörede çeşitli beslenme biçimleri görülür. Değişik aralıklarla gelen göçmen grupları beslenme alışkanlıkların da birlikte getirmişlerdir.Meye ve sebze beslenmede önemli bir yer tutar.. Türkiye nin bir çok yerinde olduğu gibi Edirne de de bir çok yiyecek kış için hazırlanır. “ Kesme, tarhana,kuskus, yufka, bulgur,keşkek,nişasta, bal sucuğu ,,sucuk,pastırma,kavurma,pestil,reçel,kak,hardaliye, tükenmez,pekmez, perverde, turşular,bunlar arasındadır…. (Beyler araştırmacılar lütfen dikkatinizi çekiyorum Edirne tarhanasını ne Anadolu nede dünyanı başka bir yerinde bir örneği daha yoktur eşsiz dir) … Edirne de Türkiye çapında ünlü beyaz peynir yapımcılığı da çok yaygındır. Edirne peyniri de denen bu peynir genellikle koyun sütünden yapılır. Köylerde sabahları tarhana çorbası alışkanlığı sürmektedir. Yanında pırasa,peynir turp turşu yenir,(arkasından çay içme 1980 den sonra başlamıştır.) Yazın orakta harmanda bağ bozumunda pancar çapasında pancar sökümünde kuşluk ve ikindi yemekleri yenir… Soğan sarımsak,peynir ekşimik,domates,biber,biber salatalık,yoğurt bu öğünlerin başlıca yiyecekleridir. Yörede sofraya sonunda soğukluk getirilir. Yazın karpuz,kavun,meyveler kışın ayran,yoğurt soğukluk türleridir. Yemeklere yazın salatalık kışın turşu eşlik eder. Mamzama, ciğer sarması, akıtma badem ezmesi,,gaziler helvası,deva i misk lokma ilin özgün yemeklerinin başlıca ları dır.. Ayrıca ısırgan yemeği labada adlı ottan yapılan borani,değişik türde peynir tatlısı olan belmuş,mısır unundan kaçamak,süte peynir eklenmesiyle yapılan akça katık beslenmenin ögeleri arasındadır. Edirne ye özgü yiyeceklerden önemlileri tarhana,badem ezmesi,ciğer sarması ,mamzana, akıtma,hardaliye,ve satır kebabıdır. Ancak Edirne ye özgü tava ciğer,ve ızgara köfte ziyaretçilerin vazgeçilmez tercihleridir. .. EDİRNE İL YILLIĞI 2005 NECMİ ASAN…
13 – EDİRNENİN BEYAZ PEYNİRİ ..
Türkiye de ün kazanan Edirne koyunlarından ve Edirne merası ve otlarından yapılan tam yağlı koyun peyniri gerçekten nefistir. Hatta sadece koyun değil,keçi inek,manda, peyniri yanında şıpır ,şıpır yağları akan ve kapıdan girer girmez mis gibi kokan peynir çeşitleri vardı.. Ve dünya standartları üstünde idi.BU ÜSTÜNLÜĞÜN SEBEBİ DE ÖNCE Edirne topraklarının suyunun ve havasının kalite yüksekliğidir. Ne zaman ki ..takriben. 40 yıldan bu yana FENNİ YEM fabrikası denen yeni teknoloji çıktı çıkalı ve bununla da yetinmeyerek Amerikan süt tozu getiren vatan hainleri ülkedeki ve kentimizdeki bu gibi kadim yiyecek kültürümüzü ve geleneğimizi yok ettiler… Bu günün falan İlin filan ilçesinin popüler peynirini tek bir defa yedim nefret ettim Allah bir kez daha o sözde peyniri yemek nasip etmesin bana .. Çünkü içine konulan katkı maddelerini öğrendim…….. .. Erol Yılmaz Arşivi. ..14 – EFSANELER .. Edirne de efsaneler oldukça fazla yer tutar,hepsini yazmaya kalksam bu kitap romana döner,efsane konusunu izlemek için Facebook sitemde yayımladığım Öz değerlerimiz konulu yazılarımı takip etmenizi tavsiye ederim. Edirne de efsaneleşmiş …Kırkpınar ın doğuş olayı…. Selimiye camiinin LALE olayı…. Anadolu nun sadece7 yıl savaş sıkıntısına karşın…. . Edirne nin 223 yıl devamlı savaş alanı içindeki efsaneleri….. Kırkpınar efsanesi…. Efsaneler odası…. Tekkeler efsanesi…. Şükrü Paşa efsanesi …………Taş, sopa ve baltalarla düşmana karşı koyan HOCA ANNE – GEZEK HALA- efsaneleri…… Saray içindeki esirler efsanesi Kendini yakarak namusunu teslim etmeyen Edirne KADINI efsanesi….. Topal Nasıf efsanesi…. Hüsmen Aga efsanesi…. Adsız sayısız ilim ve teknik simgesi Yatırlar efsanesi… Adalet Kasrı efsanesi….. 300000 şehidin yattığı Balkan Savaşları efsaneleri Şezai Efendi Hazretleri efsanesi…. Eski Cami Hacerül Esvet efsanesi.. . E R O L Y I L M A Z … .15 – İ N A N Ç (BATIL İNANÇ LAR) .Kişinin doğumu ile ölümü arasında geçen yaşantısı boyunca toplum içinde inanç çemberi ile çevrili olduğu bir gerçektir.Edirne de yeni doğan çocuğa “üç ezan,”geçmeyince süt emzirmez lermiş. Annenin sağ memesi çocuğa verilirken ,Besmele, çekilir ve ölürse “Şehit ,olsun denir.. “sol meme emzirilirken ise…Kalırsa Gazi olsun…diye dua edilirmiş…Buna benzer bir çok konuda toplum hayatının her anını ilgilendiren şeylerde çeşitli inançlar geliştirilmiş ve Gelenek halini almıştır.
. EROL YILMAZ
16 – DOĞUMLA İLGİLİ İNANIŞLAR…….. ! .Edirne de doğumdan üç gün sonra anne ve bebek “üç suyundan.. geçirilir . Üç suyu Kırklama benzeri bir adettir. 3 süpürge teli ve altın yüzük veya bilezik atılan suda bebek yıkanır doğumun ilk haftasının sonunda bebek 7 lenir. 7 süpürge teli ve altın bilezik,yüzük, para,vs. suyun içine atılır. .Bu ritüel annenin doğumdan sonra rahatlaması için yapılmaktadır. (DİKKAT..Değerli araştırmacılar RİTÜEL GİBİ GAVURCA KELİMELERİ ARTIK BIRAKINIZ,Türkçe konuşunuz….)Yıkama esnasında annenin sütü bol olması için , su önce göğüsten aşağıya akıtılır.. Üç günlük olan çocuk bu zaman zarfında Sararırsa sarı renginin düzelmesi için,”üç gün süreyle kaldırma denilen yıkama esnasında suya Darı danesi atılır. 7 . gününde çocuğun göbeği düşer Göbeği düştükten sonra bebek kokmaması için yıkanır ve tuzlanır.. … DİKKAT..Lütfen bir düzeltme var burada … Bebeğin yüzü sararırsa bebeğin yüzüne Sarı tülbent atılır idi.. Kırklama adetinden önce birde yarı kırklama denen başka bir adet bölgemizde uygulanmaktadır. Bebek 17-18- veya 20 günlük olunca bir kazan suya 17-18- 20 kaşık su Ve bebek kaç günlük ise o kadar süpürge teli ilave edilerek durulama yapılır. Anne ve bebek otuz yedinci gününde ise tam kırklanır. Yıkandıktan sonra hamam tasına 40 adet süpürge çöpü 40 adet kömür parçası ve bir Altın. Ve 40 kaşık su konularak Besmele çekilir önce annenin başından sonra ilk olarak DİKKAT… Müslüman olanlar. İlk olarak sağ omzundan su dökülerek kurallara uygun olarak yıkanır.Buna Kırklama denir………DİKKAT……. Ancak Gavur ,Dinsiz,Ve Ateist olanlar ise Suyu sol taraftan döker,yürürken ilk adımını sol ayak atılarak yaparlar. Bunlar Edirne yi hiç ama hiç ilgilemez.. Anne bu arada ,Mındar girdim,pak çıktım.der. Bebekte aynı şekilde Kırklandıktan sonra ateşlenmemesi için ateşe doğru silkelenir.. Lohusa kadın 40 gün dışarı çı5karılmaz .Çocuk biraz kuşlan dığın da 20 günlük ve ya 40 günlük iken mevlit okutulur. Çocuğun gözleri 40 gün açılmaz derlerdi.Bu bebeği nereden aldınız…? DEREDEN – veya LEYLEK getirdi denirdi. Ve Altı aylık kına yakılırdı. .. Bundan öte ki yazılanlar tamamen yanlıştır Ateist adetleridir.Hoşgörülü olalım. .. 1.Edirne sempozyumu YRD.dR.Levent Doğan Arş.Gr.Sevgi Öztürk.
Doğan BEBEĞE AD KOYMA…. .Çocuk üçüncü suyundan geçtikten sonra ailece tespit edilen ad konur… Aynı namaz abdesti ile o eve giderim, önce bir aşrı yani bir kuran okurum çocuğu kucağıma alırım kıbleye dönerim.Çocuğun sağ kulağına Ezan,sol kulağına da Kaamet okurum ondan sonra Euzü Besmele ile sağ kulağına üç defa (Ahmet) sol kulağına da üç defa aynen (Ahmet) diye hafif bir seda ile seslenirim,ondan sonra kısaca bir dua yaparım El Fatiha derim. …
Ancak bu arada 40 yıldan bu yana şahit olduğum bir olay hala devam etmektedir. Çocuğun kulağına okuduğum Ezan veya Kamet sırasında çocuk muhakkak uyanır güler veya dudakları kıpırdar.. Ateistlerin çocukları da aynıdır. İtiraz edecek bir kalpsiz varsa ben AD koyarken hodri meydan gelsin görsün
.. EROL YILMAZ .
ADAK …
Dinimizde Kurbanın ancak Allah rızası için kesileceği belli olduğu halde ,yine de bazı kişiler dileklerinin kabul olması için adak adı altında Kurban keserler ve yoksula verirler Bu adaklar Allah rızası için herhangi bir yerde yapıldığı gibi genellikle Edirne nin Hıdır baba Türbesi civarı seçilir……
Sayın Necmi beye katılıyorum çok güzel bir cümle sarf etmiş. Bende biraz daha açıklama yapacağım. Yahu Kardeşim hani bu millet fakirmiş ya YALAAAAN.. Hani Kurban bayramında parası olmayan terbiyesizler Hıdır babada çok zengin oluyorlar,Ondan sonra da pilaıj mevsiminde denize giderek, kendilerini zebaniler kamplarına Kurban ediyorlar..
Edirne Yıllığı 2005 Necmi Asan..s298. ve Erol Yolmaz..
MİSK SABUNCULUĞU …
Edirne nin gelenekselleşmiş eski el sanat ların dan birisi de Mis sabunculuğudur. Portakal.armut,limon,elma,üzüm, muz ,vs. biçimlerinde yapılan sabunlar hediyelik eşya olarak satılır.. Misk sabunculuğu Türk kültüründe Edirne ye özgü bir özellik veya zanaat türü olarak özgün bir yer edinmiştir. Halen Edirne de bir mahalle ,SABUNİ adını taşır.
.. Edirne Yıllığı 2003 Necmi Asan s 302
SÜPÜRGECİLİK ..
Yörede Süpürgecilik ,köylerde geçim kaynağı olarak değerlendirilirken,Şehir merkezinde ise pazara yönelik bir el sanatı olarak varlığını sürdürmektedir. Orakla yapılan hasat sırasında telleri süpürge sanatına uygun uzunlukta kesilerek çok çeşitli işlemlerden sonra , ev süpürgesi,el süpürgesi,sırıklı süpürge, top süpürge,aynalı süpürge gibi değişik gereksinimleri karşılayacak türler üretilir..
Edirne Yıllığı 2005 Necmi Asan s .302. Erol Yılmaz
KOCAKARI İLAÇLARI ve EBE.. Yeni adı Halk bilimi.
EBE… Eskiden ebe görevlerini kocakarılar yapardı. (Çağdaşlar tarafından 10000 yıllık bu karı adı da Kadın olarak değiştirildi. Biz gerçek Türkler KARI kelimesine devam edeceğiz..Biline.)..
Bu (küve) köye geldiğimizden yani dedelerimizin, 1800 lerde gelişinden ve bizim şimdiki zamanımızdan 25 yıl öncesine yani 1960 lı yıllara kadar böyleydi.ve şu şekil ilaçlar vardı..
Kadınların doğumdaki ebe görevlerini pratik bilgilerle yetişmiş olan kocakarılar yapardı.. 150 yıldan fazla bir zaman içinde görev yapmış olup ta, duyduklarımız bildiklerimiz,şu kocakarılar vardı..
EBE ANNE.. Salim Güre nin Nenesi
Hafize Nene
KOCA HATÇE.(Hatice)
Arnavut Emne ( EMİNE ) ..
İLAÇ LAR..
Karaağaç üst kabuğunu soyup alt kabuğunu kazıyıp,ve kaynattıktan sonra içilirdi… …. Bu ilaç İdrar hastalıkları yanma ,kanama,ve hatta baygınlaşma olan hastalara iyi gelirdi. Kesin tedavi ederdi…
FATMA NENE….. Isırgan yemeği yöntemi meşhurdu mütehassıstı. Isırganı bir çömleğe haşlayıp koyar günümüzdeki ayran yayıklarının pervanelerine benzeyen ağaçtan pırıldak pervane ile parçalama usülü ilaç yapılırdı. Yemek halinde yenirdi
NAZAR DUASI… Kurandan ayetler okunur, şifa bulunurdu.Aksi taktirde insan ve hayvan çatlayıp ölürdü.. …..(Evet doğrudur ben bu yıllara yetiştim.Bu günkü Ateistler inanmasın dursunlar…)
FOKYA… Kabeden getirilen deve derisi ile ilaçlanırdı…( ZELECA Zeliha Ayana.)
NEVAZİL… Yüzünde ben olmayan düz kara renkte Kurbanlık Koçun çene kemiği ile ilaçlanırdı. HAVSALI Fatma.. ….Fatma Taş.
YÜREK ÇEVİRME… Korkulu çocuk hastalıklarına kurşun dökülür dua okunur.. Nuriye Akbaş.
KAS I YAZMASI … Karın ağrısı olan hayvanlara yapılan ilaçlamadır.. Salim Güre-Halil Ateş.
KURBAĞACIK… Kan alınarak hayvanı sıhhate kavuştururdu. ..,..MANDALI HÜSEYİN 1920
YARALARA… Sarıcayüz otu … tereyağınla merhem yapılırdı …
YILAN SOKMASI … Kertik ana çiçeği sürülürdü..
ŞAP…. Şap otu ile ilaçlanırdı..
ÇAKMA…. Bulaşıcı yaralara her tarafı sivilce olan hastalık,bulaşık bezi ile ilaçlanırdı … HAS AN Yiğit.
TEMRA…. Temra duası okunur. Erol Yılmaz…
ARPAC IK… Yedi arpa tanesi ile ilaçlanırdı duası okunurdu. NAZMİYE CEYLAN.
KASI YAZMASI 2 . Ürkme ile ,şişkinlik,meydana gelme hali. Kırmızı bir ipi başından kuyruğuna uzatır,duasını yapar,Başında bir yumurta kırır BSütün köy halkı tarafından verilen ifadeye göre 10 dakika süresinde hayvan sıhhate kavuşur.Veya ölür. RECEP DUVARCI…
DALAK….. , Vücudun herhangi bir yerinde siyah şişlik olunca bir çubuk demir ile hafif ,hafif yakılır,ve ekşi ekmek mayası ile kapayıp,sarar birazda nişadır sürüp yarayı bağlar.Bir müddet perhiz yapılırdı. Perhiz yapılmazsa ,kesinlikle ölüm vuku bulurdu.. KOCA– EMNE—EMİNE.
Arpaç Emvanteri. S 86. IX-5- erol yılmaz
17 – DİŞ ÇIKARMA … Bebeğin ilk dişi çıktığında otuz iki veya kırk iki tane buğday veya bulgur cezvede pişirilip bebeğin omzuna asılır. Bunları her gören dişiyle bebeğin başından atar .Böylece bebeğin dişlerinin inci gibi ..olacağına inanılır.
1.EDİRNE SEMPOZYUMU S 162 Levent Doğan Sevgi Öztürk.
18 — ADIM ÇÖREĞİ … Çocuk ilk yürümeye başladığında “üç adım attı , kör kuyuya atlamış, denir.. Çocuğun yürümesinde bir aksaklık çıkmaması için.,”Adım Çöreği, veya Kurabiye yapılır Çöreklerin içine en az üç tane para konur. Anne çocuğun adım çöreği yapılacağını komşulara haber verir. Toplanırlar Çocuğun ayaklarına kırmızı ip bağlanır. DKKAT .. Sayın Levent Doğan ile Sevgi Öztürk Hocamız buraya dikkat etsinler Kızıl kelimesi hangi etnik insanlara söylenirdi. İşte bu adetlerde o kitlenin saçma adetleridir..Çocuğun ilk tırnakları kesildiğinde dedesinin cebine elini soktururlar ve alabildiği kadar para çocuğun olurdu…. 19 — GELİNCİK HASTALIĞI. Aynı Eser. Çocuğun sırtı jiletle kesilerek kirli kanın dışarıya akması sağlanır , 40 ı içinde gelincik olduysa ,Çakı kundağın9 üzerinde üç defa gezdirilir….
Aynı Eser
19- NAZAR.. Çocuğa çok dikkatli bakılıp ve “ gözleri kara ,kara “denildiğinde çocuğa nazar değeceğine inanılırdı. Nazar için en çok kullanılan yöntem bebeğin okutulmasıdır.. Bir hasıra su dökülür,ve bebeğin yüzü elin tersiyle üç kez sıvazlanır, Çörek otu 41 tane sayılır ,bir bezle bağlanıp,çocuğun omzuna konulduğunda ve kırk bir kere mahşallah dendiğinde çocuğa nazar değmeyeceği inancı yaygındır. .
Aynı Eser.
20 — ÖLÜMLE İLGİLİ İNANÇLAR… Ölü çıkan evde üç gün yemek pişmez ocak yanmaz,. Komşular tarafından cenaze evine üç gün boyunca hazır yemek getirilir.. Ölünün yıkandığı yere üç gece Mum yakılır.Cenaze kalkan evde ışıklar 7 gün boyunca söndürülmez.Bazı yerlerde ise 40 gün söndürülmez. Ölü evden çıkarıldıktan sonra 7 gün süreyle evde Kuran okutulur. Kırkıncı veya 37 günü ölünün burnu düşer çörek yapılır helva dağıtılır 52 . gün Mevlit okutulur. Ve maatteessüf bir çok örf ve adet haline gelen BATIL İNANÇLAR mevcuttur Bunların bir kısmı biraz olsun mantığa uygun düşerken bir çok bölümü ise çok ,çok saçma şeylerdir. Ama ne yapabiliriz ki Bu millete enjekte edilen bazı yanlış mürted bilgilerle ..Lak… lakalarla… ömür… geçiyor.
(Yrd.doç.dr.Levent Doğan —Arş.Gör..Sevgi Öztürk…
21 — EVLENME:
Evlenme çağı, köyümüzde kız ve oğlanın on sekiz yaşına girmesiyle başlamış olur. Bazen yirmi beş otuz yaşlarına kadar bekâr duran kız ve oğlanlar da olabilir.
Nişanlılık süresi duruma göre değişir. Bazen nişanlandıktan sonra bir ay zarfında düğünü olur. Bazen da nişanlanır oğlan askerden geldikten sonra evlenirler.
Kız ve oğlan evleneceği eşlerini kendileri seçerler. Hatta son yıllarda artık oğlanlara pek bir iş kalmadı. Kız düşlediği erkeği evden çıkıp, çarşı Pazar dolaşır bulur. Arkadaşlık teklif eder, kandırır, anlaşır. Böylece oğlana artık sadece ailesine bildirmekten başka bir işlem kalmaz. Bu gelişmelerde kız anası ortaktır. Diğerlerinin son kararda haberi olur.
22 — DÖNEM, DÖNEM KIZ İSTEME…
Kız ile oğlan tanışıp anlaştıktan sonra birleşmek için verdikleri kararı önce annelerine söylerler, annesi de babasına söyler her iki aile birer muhasebe yaparlar. Oğlan tarafı bir kılavuz gönderir, kızın anasına babasına bu talebi bildirir. Bu defa kız tarafı bir ekiple görücü usulüne uyarak oğlan tarafını ziyaret eder görüp öğrenir. Tabi ki oğlan tarafı da aynı tespitte bulunur. Sonra oğlan anası yanına birilerini alır kız tarafına gider konuşurlar, anlaşırlar eğer olumlu ise, istekler sorulur. Kız tarafı bu soruya hemen cevap veremez.
Ailece toplaşırlar konuşurlar rakamları tespit ederler. Bundan sonra artık oğlan anası ve bir heyet oluşturur, hatta bu son aşamada babası da katılabilir. Bu defa pazarlıklar olur.
İstenecek veya yapılacak Altın, Yüzük, Küpe, Yün, Basma, Mobilya gibi gerekler tespit edilir, her iki tarafta hazırlıklarını yapar. (1975 yılından bu yana başlık parası kalkmıştır) Bundan sonra kız tarafı oğlan tarafını dünürlüğe yani kız istemeye davet eder.
Davet genellikle Cuma veya Pazartesi gecelerine denk gelir. Yani Perşembe gününü Cumaya bağlayan gece akşam namazında toplanılır kalabalık bir kafile halinde kız evine gidilir. Kız tarafı da aynı şekilde kendi taraftarlarını toplar. Türk törelerine uygun bir şekilde karşılarlar, yaşlılar bir odada, gençler bir odada sundurma da ve hatta bazen ta dışarıya kadar taştığı kalabalıklar görülür. Karşılama dizilerek ‘HOŞGELDİN’ denir. Oğlan tarafının yaşlı ve söz grubu ile kız tarafının söz grubu her iki başköşelere otururlar. Kız tarafının gençleri her iki taraf misafirlere kolonya şeker sigara ikram ederler.
“Dereden tepeden havadan sudan tekerlemelerle beş on dakika geçiştirilir. Nihayet kız tarafının seçtiği sözcü sağa sola bakınarak “Ey misafirler, tekrar hoş geldiniz, siz ne maksatla geldiniz, derdiniz nedir, sözcünüz kimdir? Şöyle bir tanışalım, çarpışalım bakalım” der. Sonra oğlan tarafının sözcüsü çıkar ortaya “Yahu arkadaş biz sizin kızınızı istemeye geldik amma bu mekân sizin bizi döversiniz, ben pes ettim, galip siz olun ama benim bir maruzatım var beni dinler misiniz” der. Kız tarafı “Evet, evet, buyurun” der. Oğlan tarafı “Allah’ın emri Peygamberimizin sünneti üzere (Falan kızı falanı) (falan oğlu falana) almak için buradayız derdimiz budur, biz istiyoruz, siz ne dersiniz?” der.
Bu arada usulen iki tarafta da fısıltılar olur. Ve kız tarafı sözcüsü de “Teklinizi kabul ettik. Biz de bu minval üzere verdik. Allah iki çifti mesut etsin” derler. Ve bir pusulayı oğlan sözcüsüne verir. Bu arada yine fısıltılarla pusula tetkik edilir usulen pazarlıklar olur.
Bu anlaşma üzerine oğlan tarafından getirilen lokumlar dağıtılır. Tatlı yiyelim tatlı konuşalım denir. Ve nihayet gelin adayı yanındaki sağdıç arkadaşı ile gelir, Kayın babası ve misafirlerin elini öper, kıza hediyeler verilir. Sonra söz kesen dene bohça getirilir, oğlan sözcüsüne verilir, sözcü de ona bahşiş verir. Bu defa bohçayı oğlan tarafının sağdıcı alır damat adayına götürür, müjdeler. Bahşişini alır. Böylece dünürlük bitmiş olur, tekrar “Allah’a ısmarladık… Güle, güle” ifadeleriyle topluluk dağılır.
Böylece söz kesme bitmiştir bu söz kesme olayına küçük nişan da derler. Bundan sonra oğlan ve kız taraflarında hazırlıklar ve muayene yapılır, Büyük nişan yapılır, sonra Urba denen ve bütün düğün hazırlıkları yapılır. Düğün tarihi tespit edilir.
23 — D Ü Ğ Ü N .
Düğünler de genellikle Pazar ile Perşembe günleri olur. Pazar olacaksa Perşembe günü çeyiz serilir, Perşembe olacaksa Pazartesi günü çeyiz serilir. Üç gün boyunca düğün olur, gerdek gecesinin sabahı ve o gün gelinin cuması adıyla yine kadınlar arasında toplanıp sohbetler yapılır ve düğün bitmiş olur. Bu usule göre Cuma günü davullar gelir başlar gümbür, gümbür öter. Bütün köy halkı yüzde yüz katılır idi. Tabi bunlar eski düğünlerdir. Ancak yeni dönem düğünleri bu kadar canlı olmuyor. 1968 yılından bu yana örf ve adetlerde geleneklerde cemiyetlere katılımda komşuluk ilişki ve ilgide çok büyük fark ve düşüşler oldu. Geleneklerin yerini moda ve lüks aldı, cemiyetlere katılımın yerini duygusuzluk saygısızlık aldı, komşuya ilgi ve yardımın yerini haset ve fesatlık aldı, şimdi millet yabancılaşmak da yarışıyor. Hayırlısı olsun. ne diyelim…
Düğünlerde alaylarda yemek âdeti kalktığı gibi birçok adetler terk edildi. Davul ve ince çalgı tarihe karıştı, yerini gavurca zangırtılar aldı. O güzelim halk oyunları ve sanatsal değerler yok olup gitti. Saygı sevgi yerini paraya tapınma aldı gitti. Gençliğin atası artık para oldu…
24 — ÇEYİZ
Çeyiz işlemleri şöyle olur Oğlan tarafından iki araba gider birine kızın çeyizleri diğerine kadınlar biner oğlan evine gidilir her iki tarafın yakınları epey kalabalık ile çeyizi sererler. Akşam olunca kadınlar tekrar toplanıp gelin telleri yapılır kınalar paketlenir hazırlıklar tamamlanır. Cuma günü davullar gelir gündüzleri köy halkına ve yaşlılara milli ve Trakya türküleri ziyafeti çeker. Cuma gününün gecesi gelin hanım gelinliğini giymez kadife entari giyer,kadınlar bir tarafta erkekler bir tarafta oynar eğlenir. Gecenin geç saatlerinde geline kına yakılır, düğüne gelenler kızlar Vurun gelinin kınasını diye türkü söylerler. Bu türkü söylenirken de gelin ağlar veya ağlatılır.Kadınlara birer paket kına hediye edilir.Eskiden bazen fakir düğünlerinde davullar Cuma günü gelmez ise kızlar bu işi kendi darbukaları ile yerine getirirken halk ezgilerini şarkı türkü ve yöresel mani söylerler geleneksel halk oyunlarını sergilerler. “Cumartesi günü akşamüzeri davul zurnalar eşliğinde ahretlik evine gidilir kırmızı dipli Mum dağıtılır,Yine düğün Kız ise gelinin ahretliklerinin evine ,okuyucu kadın ve davullar eşliğinde gidilir kına götürülür…
Cumartesi günü akşamı çevre köy ve sair yerlerden davetli misafirler gelir, hatta genç erkekler yani delikanlılar davetsiz olarak gelirler.Yemek vakitlerinde yemekler yenir,bazen zengin olanlar (içkili yemek verirler.)( tabi bunlar eski düğünler günümüzdeki düğünler sadece 4 saate düştü.)ve izzet ikramdan sonra akşam karanlı çöker her gelen komşu elinde bir fener olduğu halde gelirler çünkü o tarihlerde elektrik yoktu ışıklandırma böyle olurdu. Ve davullar zurnalar başlar ötmeye genç kızlar ve delikanlı erkekler çıkar otaya şenlik başlar,halkımız şenlik sahasını daire biçiminde oluşturur orta yerde kızlar kenarda erkekler ve onların arkasında yaşlı başlı ne varsa herkes, Düğün köy içinde ise genellikle kız evinde yapılır.. “Pazar günleri ise sabahın erken saatlerinde yine hareket başlar,önce akraba ve komşuların evinde yatmış bulunan akraba ve komşular toplanır topluca sabah yemeği düğün evinde yenir,Günümüzde ise yatılı düğüne gelen giden yok tabi…
Düğün aynı köyde ise bu sabah yemeğinden sonra kız tarafı hazırlıklarını tamamlar alayı bekler,Oğlan tarafı ise saat 10 ila 12 civarında okuyucu yani idareci erkek davullar ile köy kahvelerini gezerek halkı damat tıraşına davet eder.bütün köy toplanır. Berber ise masası ile çantası ile gelir.(o yıllarda masa kimsede yoktu fakirlik vardı.)Sandalyelere dizilerek oturmuş olan damat ve arkadaşlarının tıraşı başlar kollarına birer mendil bağlanır.Davullar daire (ay)biçiminde ki damatların tam karşısında yer alır,halkın içinden konuşkan birisi çıkar, Önce davulların havasını kesmek için Dur davullar der. Sonra VURR. Der ve damatlar ortaya diye seslenir damatlar oynatılır,damat”ın yüzünün bir tarafı sabunlu olması gelenektir.işte efendim hora kasap vs. oynanırken idareci yine davullara dur. Der.. Köy halkından birisini tutar ortaya çeker oynatır ve kişide dama ta takısını takar.. Bu şekilde (haberci manasına) silahlar atılır, sırasıyla harmandalı zeybek çiftetelli kara koyun, koşu havaları söylenir ve hatta domuzu bataktan çıkarma gibi şenlikler yapılır. Halka folklor ziyafeti verilir,Tıraş bittikten sonra alay hazırlığı başlar. ( ( 1970 önceleri düğünlerde Köçek bulunur,At yarışları ve Güreş müsabakaları yapılırdı.)
Eskiden öküz arabalarına hasır gerilek baraka tipi,tente yapılır gelin arabası hazırlanırdı.daha sonra Traktör ve nihayet artık bilindiği üzere Taksiler süsleniyor.Düğün köy içinde ise köy halkının bir kısmı oğlan evine bir kısmı kız evine ayrılır yerlerini alırlar.Arabalar damat evine yaklaşınca dizilir En önde delikanlı başkanı Türk bayrağı ile bütün gençlik kimi oynar kimi yürür kimide davullar marşlar çalar,ve arabalar şöyle sıralanır en önde Gelin arabası,arkasında kaynata kaynana ve muhtar ile saygın insanlar ve diğer arabalar dizilir,ağır,ağır gelin almaya gidilir,Gelin evine yaklaşıldığında
Haberci manasına silahlar atılırdı birde haberci manasına (posta)denirdi ,işte efendim şu kadar insan şu kadar araba gelmektedir arz ederiz.der. Kız tarafı da ona göre çıkar biraz ileride karşılar,taraflar birbirine on adım kalınca şapkalar çıkarılır,birbirini coşku ve samimiyetle selamlar..Tabii ki o tarihlerde yemek vermek adetleri vardı, bu yemeklerde yine kaynata sofrası ,kaynana sofrası gibi güzel örf ve adetlerimiz vardı…. “Efendim yemekten sonra da Gelinin kaynana halkına çıkışı …Bilindiği üzere yine okuyucu kadın öncülüğünde gelin ve arkadaşları ,okuyucunun elinde bir tas, tasın içinde darı,ve darılara dizilip saplanmış Mumlar yanarak yürüyüş koluyla maniler söyleyerek bir daire çizilir ve üç defa dönerler,ve gelin oğlanın annesi olan kaynana huzuruna gelir elini öper,kaynanada sandalyesini geline verip oturtturur.düğün halkı bu espiriyi alkışlar ve gelin oradaki kadınların ellerini öpmeye devam eder ,bu el öpme bitince gelinin takısı başlar,buna kimide askı denir…. “Yine okuyucu kadın gelinin yanına gelir,dikilir.ve ona uzatılıp verilen takıları hediyeleri ,, şöyle….bu para veya basma,vs.neyse Ahmet ağanın Ayşe… hanım ,daaaannn. diye yüksek sesle havada sallaya ,sallaya,gelin hanıma takar.böylece takı sonuçlanınca gelin ile kaynana karşılıklı oynar,ardından eltileri görümceleri oradaki yakınları ve son olarak ta arkadaşları gelin ile oynarlar., eski düğünlerde kızlar darbukalarını çalarak kendi ağızları ile mani ,türkü söyler ve oynarlar,erkekler de diğer tarafta davullarla eski orta oyunlarını kasap ,kabadayı vs, oynarlar şenlik devam eder.genç delikanlı ve genç kızlar toprak bastı gibi ad verilen hediyelerini alırlar sonra kahvelerdeki yaşlı başlı halka haber verilir gelirler,.. Yani vedalaşma başlar Gelini evin ön tarafına çekerler,her iki tarafına birer refakatçi yenge gelir kollarına girer, Önce gelinin babası elini öptürür,kuşağını kuşatır, hediyesini takısını takar,helalleşir bu safha ağlama safhasıdır,gelin ağlar baba ağlar ,ana ağlar,herkese ağlar,bu göz yaşları arasında herkes gelinle helalleşir,kadınlar ve en sonda gelinin arkadaşları vedalaşır işte bu .safhaya katlanmak zordur feryatlar gökyüzüne yükselir… Davullar da bu arada ağır semailerle gönülleri teselli eder. El öpme bitince kızın babası gelini arabaya bindirir, okuyucu kadın arabanın arkasından su atar,ekin saçar,testi kırar, erkek idarecide ortaya çıkar yolları açar,”haydi uğurlar ola der,Gelin alayı yola çıkar ,adet olarak kız tarafından birisi çıkar gelin arabasını durdurur bahşiş alır,yola devam ederken erkek tarafından birisi posta olarak gelinin ayakkabısını alır damat a götürür,müjdeler,bahşişini alır ve alay damat evine yaklaştığında yine ,silahlar atılır,Davullar havayı değiştirir,ve gelin kaptırma havansı çalarlar gelinin ineceği yere gelinir.durulur.fakat bu defada gelin arabadan inmez ,kaynatadan bahşiş ister,kaynata da gelir ,işte efendim şu numaralı inek hediyemdir der gelin iner.Okuyucu kadın veya damat”ın sadıçı bu defa evde bekleyen damat a kapısını çalarak haber verir. Damat ve arkadaşları çıkar damat elinde bir tas ile şeker saçar,arkadaşları da hepsi birer el silah atarlar. Damat gelinin takısını takar ve koluna girerek evine giderken alkışlanır,ve damat odadaki yengeye gelini emanet eder,çıkar gelir halk tarafından tebrik edilir ve erkekler topluca kahveye gidilir damattan son lokumlar dağıtılır yenilir ve düğün burada son bulur…. Ayrıca düğün bittikten 7 gün sonra GEZE denen adetin yapılması için kız evine gidilir Anne ve Babası ziyaret edilir,yine 7 gün sonra ise Kızın Babaları çocuk evine gelir bu karşılıklı ziyaretlere GEZE adet ve geleneği denir.
Ancak akşam namazında damat arkadaşlarıyla beraber camiye gider çıkışta imam ve cemaat damat evine gelir yemek yenir,dua edilir,İmam nikahı kıyılır.tekbirler ile damat gerdek evine girer,tekrar lokumlar dağıtılır ,esasen düğün bu anda bitmiş olur…. Ayrıca sabah olunca birde gelinin Cuması gibi bir adet vardı tabi ki bunların hepsi bitti bunlar eskidendi.Eski düğünler külfetli idi ama teferruatlı ve insancıl idi kültürlü idi,sevgi saygı deryası idi. Hatta yazacak çok şey var ama ben kısa kesmeye gayret ettim.Çünkü bu kitap Roman değil ,bir araştırma ürünü olan Tarihtir. Bu nedenle yeni düğünleri yazmayacağım.ama iyi tarafının sadece 4 saate inmesidir.külfetten kurtulmaktır…Amma o eski tarihlerde %100 katılım olurken, maalesef ki şu SÖZDE medeni çağda katılım %20 oluyor,Bu durum mevlit cenaze bayramlarda da aynıdır…
SPOR….FOLKLOR….-GELENEKLER: “(Bu başlığı attım diye sakın ola ki bizim zavallı çağdaşlarımız yanlış bu zannetmesinler . Mesele şudur. Madem ki eski adetleri araştırıyoruz Yenileri neden mukayese etmiyoruz.??? Bu Folklar denen Halk Bilimi dalı verileri yarın bir gün Gelenek olacaktır. Hatta bugün dahi olmuştur bile.)
Köyümüzde futbol ve voleybol Sami Ceylan’ın 1950 yılında öğretmen okulu nu bitirmesiyle başlamıştır. 1985 yılına kadar hatta ilkokulların taşımalı olduğu yıla kadar sıcaklığını korumuş, Bundan sonra düşüşlere geçmiştir. Zira o yıllardan bu yana da İl ve İlçe teşvikleriyle Kupalar düzenlenerek devam etmektedir. Arpaç Köyü 10 yıla yakın bu kupalara ev sahipliği de yapmış, şampiyonluğa da ulaşmıştır.Ayrıca 1960-1970-1980 yıllarında İstanbul’dan Adalet-Yeşil direk-ve Zeytinburnu gibi takımlarla Arpaç Korusundaki sahada özel dostluk maçları yapmış hepsini kazanmıştır. Ve bu takımların yönetici ve futbolcularından takdir almıştır.
1984’te hastalanan kültür ve folklora eğilimli olan İsa Kuzu adında bir Muhtarımız vardı, “Bana bir proje hazırla” teklifinde bulundu. O projeyi sonra Kaymakamlık ve Milli Eğitim Havsa Müdürlüğü’ne ilettik, kabul edildi. 1985-1986 yıllarında Havsa ve 22 köyün katılımıyla Arpaç Köyü korusunda önce konuşmalar ve şiir, futbol, voleybol, güreş, atletizm, demircilik, avcılık, dikiş, nakış, defile, gibi yarışmalar, tabi ki folklor ekibi eşliğinde köyümüz tarihi bir gün daha yaşamıştır.
1982 yılında Havsa 19 Mayıs Atatürk koşusunda ilk 5 e giren Köyümüz İlkokulundan ve benim oğlum Bedri Kader Yılmaz’ın küçümsenemeyecek Atletizm derecesi mevcuttur. Zira bu koşuda ilk-Orta-ve Lise karması yarışmıştır. Arada çok yaş farkı vardır.
1850-1950 yılları arasında köyümüzden iki yağlı güreş dalında pehlivan vardır.
1965-1985 yılları arasında da Lise öğrencisi iki gencimiz Serbest stilde Bölge şampiyonluğuna ulaşmıştır.
1952-1965 arasında da Köyümüz Staj Okulu olduğu için öğretmenlerimiz her yıl iki defa müsamere düzenlerdi.
Düğün geleneklerimizden bazı oyunlarımız.
Harman dalı, İzmir zeybek, Ankara misket, çiftetelli, karşılama, kasap, hora, kabadayı, İstanbul kasabı, dol kara bakır dol, hanım Ayşe gibi oyunlar, kızım seni Ali’ye vereyim mi? karşılıklı söyleşili oyunlar, domuzu bataktan çıkarma, kara koyun, koşu havası vs. çalgılar ise plak, tef, darbuka, kaval, davul, zurna, ince çalgı, bando.
Düğünlerde eskiden köçek geleneği de vardı. En son 1962 yılında Mehmet Kutrun düğününe gelmişlerdi. Düğünlerde içki vardı.
Eskiden gelin arabaları kapalı olarak hazırlanırdı. Gelinin yüzü tül ile örtülürdü. Kadınlar ayrı tarafta erkekler ayrı tarafta düğün yapardı. Alay başka yerden gelir ise herkes karşılamaya çıkar misafirlere yemek verilirdi. Düğünlere katılım sosyal bir mesele idi. Düğün yapana yardım yapılırdı. Gelin ve damada takı takılırdı. Damat gerdek gecesi arkadaşlarıyla birlikte camiye giderdi. Düğün bitince ertesi gün damat ile gelin akraba ve komşuları ziyaret ederlerdi. Gelin hediyesi götürürlerdi.
26 — BAYRAMLAR
Milli bayramlarımız okullarda olurdu ilgi ve saygı çoktu. Aynı dini bayramlar gibi buluşma görüşme vesilesi olurdu. Cumhuriyet Bayramı, 23 Nisan, 19 Mayıs gençlik ve Spor Bayramı başlıcalarıdır.Dini Bayramlar, Ramazan ve Kurban Bayramı, Kutsal geceler, Mevlit Kandili, Regaip Kandili, Miraç Kandili, Beraat Kandili, Kadir gecesi. Ayrıca eski Kasım, Bocuk gecesi, Hıdırellez ve Nevruz.
Eskiden gerek milli ve gerekse dini bayramlara ve de nevruz gibi gelenekler çok sıcak ve samimi bir şekilde kutlanırdı. İnançlar kuvvetli idi. 28 Şubat 1997 den bu yana bütün bu değerlerimiz yok olmaya yüz tuttu. Biz burada sadece Hıdırellez’i anlatsak 10 sayfa tutar.
Lütfen beyler lütfen artık kitabın sonuna geldik bu kitabın her kelimesi araştırma ürünüdür kültür demek ,,öyle köyde bulunan birkaç çenesi düşük pislerin salyası değildir, bu değerli hazine sadece Arpaç köyüne de has değildir,bu hazine bütün insanoğlunda bütün milletlerde vardır taki insanoğlunun yeryüzüne inişiyle beraber sahip olduğu en büyük varlık ta DİN DİR. Hemen bunların ardından gelenekler töreler gelmektedir.Bir toplum,bir devlet,veya bir millet Dinini ve geleneklerini terk ederse YOK OLMAYA mahkumdur. Bu önemli konuyu “SOKRATTAN. MÖ.53. ten ATATÜRK” e kadar dokuz tane önemli Devlet ve Bilim adamı ele almış,ve vasiyetlerini de söylemişlerdir. Şimdi DİKKAT” le izleyelim..
DİKKAT – Anladım ki ben bir deliyim. İnsanlığın kurtuluşu İSLAM dadır..DARWİN. ……… Dünya barışı ve kurtuluşu Kuran ile mümkündür. GORBAÇOV…………….. ..Bu tür örekleri çoğaltmak çok mümkün Arz eden Barbar Batı adlı kitabıma bakabilir. Bu giriş ve anlatımdan sonra acaba bizler geleneklerimize ve Dinimize ne kadar bağlıyız….? Görelim….
26….BAŞLICA ANANELER . Dini ve Milli Bayramlardır.Cuma geceleri ile beraber 12 tane kutsalımız vardır. Kuran ,Namaz,Mevlit,Toplu yemek,Mezar ziyareti,Düğün,Hıdır ellez. ,Kasım, Bocuk,Koca karı ilaçları,Misafirperverlik,Muharrem ayı vs.. . Beyler sizlere sormayacağım çünkü ben bu Edebiyat fakültesinden Avrupa ya kadar sordum. Maalesef bu kutsal varlıklarımızın tümünü kaybetmişiz cevabını aldım. Kaybedecek neyimiz kaldı. Anlayana bu ayıp yeter. DÜĞÜN…Bu konuyu uzun,uzun,yazdım tekrarlamıyorum,….. MİLLİ BAYRAM.. Yahu Edirne de 262 merkezde kutlanan bayramlar 1996 taşımalı eğitim den sonra kutlama merkezleri 20 ye düştü.Bitti.Bu nüfus planlaması bir. Amerikan senaryosudur .DİNİ BAYRAM…Beyler benim evim 180 metredir her dini ve milli bayramlarda düğünlerde bu evde 22 kişi toplanır gece yatılığa kalırdı.Şimdi bu evlerin BU KUTSALLARIN YERİNDE Baykuşlar ötüyor,…………………………………….Bu mu Medeniyet………Bumu Çağdaşlık. MUHARREM AYI.. Maalesef yeni nesil hiç bilmiyor bundan habersizdir……….. KASIM .. Bırakın gençleri de yaşlılardan kaç kişi biliyor.. ŞEBİ YELDA ……. Yılda iki defa oluşur.Öğretmenler dahi lugata bakmadan bilmiyor.. BERDÜLACİZ. ……Yaşı 60 tan yukarı olanlar bilir. Kocakarı soğukları. 11 Mart ile 18 Mart arasında ki döneme denir bilhassa ve bilhassa Trakya da muhakkak yaşanır. Kocakarı soğukları bitmeden Trakya da yaz gelmez. CEMRE………Eğer o yıl kuraklık ise hatırlanır. Havaya Suya Toprağa düşme olayı.
NEVRUZ …Gece ile gündüzün müsavi olduğu şenliklerin yapıldığı gündür….TERKEDİLDİ. Bütün Balkan Türkleri Nevruza Mart dokuzu demektedir.12 hayvanlı eski Türk takvimine göre Mart dokuzu gece ile gündüzün birbirine eşit olduğu zamandır. TüRK milletinin Yılbaşı kabul edilir…..
27 — HIZIR… HIDIRELLEZ .. Buda anlamını yitirdi.. Müstehcenlik filmine döndü.. Fakat Levent Hoca ili Sevgi Hocanın araştırmalarından bir bölümü buraya aktaracağım… Hıdırellez den bir gün önce 40 yada 41 çeşit ot toplanır bunlar kaynatılıp suyuyla saçlar yıkanır. Edirne de bazı köylerde 41 karınca yuvasından alınan Toprak. Kapı arkasına asılarak,ve serpilerek,eve bereket getirmesi beklenir. Hıdırellez e 7 gün kala ,ineklerin sütü kesilmesin diye,hiç kimseye süt verilmez,peynir verilmez. Hıdırellez sabahı erkenden kalkıp üç kere dereden geçilir,Çim üzerinde ki çiğlere el sürülür bu çiğ suları ile yüzler ıslanır. Hıdırellez sabahı çocuklar sağlam ve sağlıklı olsun diye 3 defa deri salıncakta sallanır…. Yine çocuklar o sabah 3 defa dere ırmak vb…suya sokulup çıkartılırdı… Hıdırellez günü suyun üstünden 3 defa atlanır. Yine Hıdırellez gecesi sırf hasır dan yakılan ateş üstünden üç defa atlanırdı. Bu adet devam ediyor. ..
28 KÖY MAHALLE SOHBETLERİ : Henüz 30 yıl önceye kadar,babamın yaşıtları yani 1900 lü yıllardan 1930 lu yıllara kadar doğumlu olanlar hayatta iken Edirne Merkezin Helva sohbetlerinin benzeri köylerde Mahalle Sohbetleri vardı . Ya ailece diğer bir aileye gidilir gecenin geç saatlerine kadar so5hbetler yapılırdı. Ancak o zamanlar halkımız fakir olduğu için, şehirliler gibi şu kadar şeker şu kadar bilmem ne alamazdı. Ama tamamen kendi alın teriyle ürettiği kendi malı yani diğer bir ifade ile TÜRK MALI yiyecekler ile hoş sohbetlerle hoş geceler geçirirdiler o zamanlar aleyhte olan dedikodular yoktu saygı vardı sevgi vardı. Mesela evin mutfağında mısır çıtır patlatılır, başaktan dane mısır kaynatılır pişirilir,kabak pişirilir,çekirdeği kavrulur çıtlatılır, kurutulmuş meyvelerin “kak,ları yenirdi. ..Bu sohbetler yukarıda belirttiğim gibi ailece de olurdu, ayrıca kadınların kızanlarını alarak işte efendim mahallede ki şu insanlarda toplanalım diyerek birbiriyle haberleşerek gittikleri evde yaptıkları sohbetler olduğu gibi ,kadınlar ayrıca darbukalarla mahalli türküleri söyleyerek orta oyunları da oynarlardı., …
29 — A D A K … Bu konu çok uzun fakat mümkün olduğunca kısa kesmek isterim. Adak demek bizim Edirne de ki Çingenelerin “Allayım bana padişalık vey demesine … benzer bir saçmalıktır. Eğer kişi Müslüman ise bütün dini görevlerini yapmalıdır ki keseceği kurban da bu kuralların içindedir zaten Dinimizde de Kurbanın Allah rızası için kesileceği belli olduğu halde bazı kişiler dileklerinin kabul olması için ADAK adı altında kurban keserler ve fakirlere dağıtırlar. Ama ben tamamen yanlış şekilde kesilip yendiğini de görüyorum. Bu kurban herhangi bir yerde kesildiği gibi Merkez Edirne de daha ziyade HIDIR BABA türbe civarı seçilir veya buna benzer yerler… Ondan sonra da Türbelerin başına giderler dua ederler orada yatan cansız bedenlerden medet umarlar. Artık kendilerini Müslüman mı olduk sanırlar.. Yoksa başka bir din mensubu mu olduk sanırlar.Bilemeyiz. Bu adetlerin çoğu ŞAMANİZM saçmalıklarıdır. .. EROL YILMAZ .ARŞİVİ.
30 — SONUÇ… Ha doğru olan Gelenekler yok mudur. Elbette var. En kısa haliyle Edirne de ÇANDAROĞULLARI ailesiyle başlayan bir VAKIF Geleneği vardır. Toplanan paraların kuruşuna dokunmadan,sadece hayır işlerine ve çocukların okuma ve yetişmesine harcanırdı. Bu yardımlaşma sisteminden ortaya İLİM çıkardı kültür çıkardı,aile namus,medeniyet ve daha akla gelmeyen her şey çıkardı. İşte gerek EDİRNE nin ve gerekse Türklerin gerçek gelenekleri bunlar.. Evet efendim bu eserimizi de sonuçlandırırken Değerli Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi tüm Araştırma görevlilerine son çağrım. Şudur. Değerli evlatlarım ve değerli Dekanım.böyle araştırmalar Masada oturarak sıhhatli olmaz.Halkın içinden çıkan araştırmacıları yanınıza alarak halkın içine girerek çok daha güzel eserler ortaya çıkacaktır. Lütfen biz daha ölmedik gelin buyurun size yol gösterelim yardımcı olalım.Saygılarımla.
EROL YILMAZ 12—3—2012 Pazartesi.