Edirne’nin Delileri;Kemal Kurt – Erdoğan Gökçe

Kemal Kurt-Edirne’li Çiftçi
Erdoğan Gökçe – Emekli Hukuk Hakimi
Edirne’nin Delileri;Onlar Birer (Gazi ,Vatansever) İdiler !
Delilik bir akıl hastalığıdır.Deli olayları algılayamaz,yargılayamaz,dikkatinde devamlılık yok
tur.Bazıları zararlı,bazıları zararsızdır.Bazıları doğuştan hastadırlar.Bazıları ise geçirdikleri ağır ruhsal
sıkıntılar nedeniyle sonradan hastalanırlar.Her zaman toplumun çekindiği,ne yaptıklarını merak ettiği kişilerdir.
Bizlerin çocukluğumuz 1930 lu 1940 lı yıllarda geçti.Evlerimiz Kıyık’a doğru birimizin evi Tophane Caddesinde,
digerinin evi Soğuksu Sokağında idi.Çocukluğumuz, ilk gençliğimiz,
ilkokul,orta okul,lise çağlarında tatillerde birlikte oynardık.
Edirne’nin delilerini o çağlarımızda tanıdık.Herkes gibi de
li Yakup’tan korkardık.Digerinden korkmazdık.Zararsız,terbiyeli kişilerdi.
Edirne’nin iki delisi de asker kökenli idiler.İkisi girdikleri savaşların ruhlarındaki yıkıntılarla hastalanmışlardı.İkisi de önlerinde saygı ile eğilecek geçmişlere sahiptiler.Bu yazıyı yazmamızın amacı Edirne’lilere bu gerçeği ulaştırmaktır.Bunların ikisi de birer vatansever idi.
Deli Yakup: Osmanlı ordusunda subay imiş.Pek çok savaşa girmiş.Gösterdiği yararlıklar nedeniyle kendisine madalyalar verilmiş.İki madalyası vardı.Devamlı subay şapkası giyerdi.Madalyalarını ceketinin sol yakasına takardı.Madalyalarının kurdeleleri her zaman bozulmamış durumda idi.Girdiği savaşların ruhundaki yıkıntılar nedeniyle aklını yitirmişti.1940 lı ve daha önceki yıllarda Edirne çarşıları Selimiye Camiinin etrafından Eski Cami’ye oradan Üç Şerefeli Camiine doğru olan caddelerin iki tarafı tek katlı ahşap dükkanlarla dolu idi.Yakup şavaştan sonra memleketi olan Edirne’ye gelince onu,eskiden tanıyan,Eski Camiin karşısında kahvehanesi olan Şakir Efendi ona sahip çıktı.Karanfiloğlu’ndaki evinin bir odasını ona tahsis etmişti.Sabahları saat 9,00 civarında kaldığı evden çıkar,çarşıda bulunan bütün kahvehane sahipleri ona,çay kahve ikrar ederler,karnını doldururlar,tanıyanlar ona para verirlerdi.
Topladığı paralarla sigara,sigara ağızlığı,çubukları satın alırdı.Elinde her zaman bir sopa taşırdı.Bu sopa onun silahı idi.Bu sopayı elinden hiç düşürmezdi.Küçük çocuklar bilinçsizlikleri nedeniyle (bizler de) kızdırırlardı.Kızınca ağır küfürler ederdi.başındaki şapkasının içinde sigara ağızlıkları bulunurdu.Çocuklar şapkasını düşürürler,çubuklarını kahvehanelerin damına atamaz diye unu kışkırtırlardı.Ağızlıkları kahvehanelerin damına atar,sonra damdan alınması için yalvarırdı.Ayni şekilde yaz kış ayağına giydiği siyah lastiklerini kızınca atardı.Sıcak yaz geceleri Eskicamiin içinde uyurdu.Camiin görevlileri ona dokunmazlardı.İkinci Dünya Savaşında 1,5 milyon genç,orta yaşlı erkekler askere alınınca ekin üretimi durdu.Hükumet ekmeği karneye bağladı.Büyüklere bir gün tam ekmek,bir gün yarım ekmek,küçüklere günde çeyrek ekmek verilirdi.İşte o senelerde Yakup aç kalınca toprak yer.1943 -1944 senelerinde öldü.Fırınlar Sırtı mezarlığına defnedildi.
DP milletvekili Samet Ağaoğlu İsmet Paşa’ya 1950 li yıllarda (Bu memleketi savaşa sokmadın.Milletin erkekliğini öldürdün) deyince Esmet Paşa (Ülkeyi savaşa sokmadım,çocuklarımızı babasız bırakmadım) dedi.Samet Bey ailesi Ruslardan kaçarak Anadolu’ya sığınmış Ahmet Ağaoğlu’nun (Agayev) çocuğu idi.Hayatı,gerçekleri hiç anlayamamıştı.
Salih Hoca : 1877 savaşında ailesi ile Bulgaristan’dan Bursa’ya göç etmiş bir ailenin çocuğu
idi.Bursa’da doğmuş,İlk ve orta okuldan sonra Edirne Askeri Lisesinde ve Harbiye’de okumuş,subay olmuştu.Binbaşı rütbesi ile Mısır’a atanmış,Trablusgarp savaşı çıkınca Gazi Paşa ile birlikte bu savaşa gönüllü olarak katılmış,tabur komutanı olarak savaşmış,taburunun bütün mensupları şehit olunca aklını oynatmış,İtalyanlara esir düşmüş,Mahkemeye verilmiş,bir gün süngülü bir asker onu elleri kelepçeli olarak mahkemeye götürülürken,muhafız askerin kafasına demir kelepçe ile vurup öldürmüş,silahını almış,kelepçenin kilidini açmış,Suudi Arabistana Mısır’a kaçmış,İngilizce,Arapça öğrenmiş,Bursa’ya gelmiş,ana ve babası ölmüş,kardeşi Çanakkalede şehit düşmüş.Bursa’da kimsesiz kalınca Eski Zağara’lı akrabalarını 1939 yılında Edirne’de bulmuş,evlenmiş,seyyar satıcılık yapmış,halasının kızı kısa bir süre sonra ölünce ortada kalmıştı.Tanıyanların yardımları ile geçinirdi.Altı ayda bir Bakırköy Akıl Hastahanesine gider,orada bir süre yatar,geri gelirdi.Askerlik çağına gelen gençleri toplar,nasıl savaşılacağını anlatırdı.Bir gün Kemal’lerin evinin önünde bulunan bir arsada mahallenin çocuklarını topladı.Bu boş arsaya bir okul yaptıracağını,orada çocukları okutacağını,okuyanların adam olup,ülkeye yararlı olacaklarını,cahil kalanların ülkeye yararlı kişiler olamayacaklarını bizlere hararetli bir şekilde anlattı.
Vatan sevgisi ile dolu 1.90 metre metre buyunda güçlü kuvvetl bir kişi idi.1943 senesinde Hastahanede öldü.Fırınlar Sırtı Mezarlığına defnedildi.Her zaman canını vatan için feda etmeye hazır olduğunu söylerdi.
İbrahim Hoca Kemal’in annesi Pakize teyzemin annesi Habibe teyzemin annesi Dudu teyzemin ağabeyi Bursa Tekel Müdürü Osman Bey ile eşi Sıdıka hanımın oğlu idi.
Fırınlar Sırtı adının anlamına gelince,Balkan Savaşında ordumuza ekmek pişiren askeri fırınlar burada olduğu için bu isim verilmiştir.
Her ikisi de milli günlerde askerleri görünce heyecanlanır,
ağlarlardı.Aziz hatıraları önünde saygılarla eğiliyoruz. Tanrı her ikisine de rahmet eylesin.
Bizim delilerimiz bile millici,gazi vatansever idiler.Tanrı her ikisine de rahmet eylesin.
Kemal Kurt 20.10.,2010 Erdoğan Gökçe