İkinci Mehmet ( Fatih) Devri Edirne'si…

İkinci Mehmet ( Fatih) Devri
İkinci Mehmet’in bu ilk padişahlığı çok fırtınalı geçti. Bir taraftan ahali ve asker bu çocuk padişahı saymıyor, çocuk padişah ise kendinde büyük kuvvet görerek niyabet heyetini hiçe sayıyordu.
Edirne’de olan bu didişmeler ne Bizans’ın, ne de Osmanlıların ebedi düşmanları olan Karaman Oğullarının gözünden kaçmıyordu. Olup bitenler günü gününe Avrupa’ya, düşmanlara haber veriliyor, Avrupa’da da Türkleri Balkanlardan atmak için yeni hazırlıklar yapılıyordu.
Düşmanlar, kitaplarına el basarak ettikleri yemini çiğnediler. (1444-847)’de hududu geçtiler ve Balkanların üst tarafındaki Kuzey Trakya’yı ateşe yakarak, kana boğarak yürüdüler. Bunu haber alan İkinci Mehmet babasını çağırttı. İkinci Murat da ister istemez Manisa’dan kalktı ve Cenevizlilerden yüksek para ile tedarik ettiği gemilerle Anadolu askerini Balkan yarımadasına geçirip Edirne’ye geldi ve oradan da Şipka, Tırnova yolu ile Varna’ya gitti.
Varna kalesi önünde Leh ve Macar Kralı Vladislas’ın komutasındaki büyük haçlı ordusunu yendi. Hatta kral Vladislas da Koca Hızıf adında bir yeniçeri tarafından öldürüldü.
Bu şanlı galebeden sonra İkinci Murat tekrar Manisa’ya çekildiyse de İkinci Mehmet ile niyabet heyetinin arası çok açıldığından, Sadrazam Halil Paşa, babadan, dededen kalma mevkiine güvenerek el altından yeniçeriyi isyana teşvik etti. Zaten hayat şartları da bir hayli değişmiş olduğundan, yeniçerilerin günlük ulufeleri az geliyordu. Bu sırada Edirne’de çıkan büyük bir yangın ve yangında birçok adamların yanması da efkâr-ı umumiyeyi gerginleştirmişti. Bunun için asker Edirne’de bir tepeye çekilerek bir gürültü çıkardılar ve ulufelerinin arttırılmasını istediler.
İşte bu gürültülerin sonu olarak yeniçerilerin günlük ulufeleri buçuk akça arttırılmış, o tepenin adı da ondan sonra Buçuktepe kalmış. İkinci Murat yeniden tahta geçirilmiş, İkinci Mehmet ise tekrar Manisa’ya çekilmek yükümünde kalmıştı.
İkinci Murat’ın ikinci padişahlığı Edirne’ye bir hayli parlak günler yaşattı. Sırbistan’a, Arnavutluk’a, Mora’ya şanlı seferler yapılarak pek çok doyumluklar getirdi. Varna yenikliğinin öcünü almak için Jan Hunyat’ın komutasında olarak Avrupa’da hazırlanan Haçlı ordusu, Kosova’da üç gün kanlı bir savaştan sonra yine yenildi. Jan Hunyat, hayatını güç kurtarabildi ve bu savaş, Osmanlı Türkleri üzerine yapılan haçlı seferlerinin sonu oldu. (Sene 1450).
İkinci Murat bu savaştan sonra Edirne’de büyük düğünler yaparak oğlu İkinci Mehmet’i Maraş tarafları beyi Zülkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı Sitti Sultanla evlendirdi. Gelinine pek çok çeyiz yaptığı gibi, kızlarını da düğünlerle, münasip gördüğü beylere verdi.
İkinci Murat, Kosova savaşından sonra çok yaşamadı. 855 senesi Muharrem’inde yani 1451’de öldü.
Osmanlı tahtına ikinci defa olarak geçen Mehmet, artık önceki gibi çocuk değil yetişkin, okumuş, görgülü, dünyanın sıcağını soğuğunu tatmış bir siyasa adamı idi. Daha Edirne’ye gelip devlet idaresini ele aldığı günden İstanbul’un zabtı plânlarını hazırlamağa başladı.
Edirne tophanesini genişletti. Istranca dağlarında şimdi Demirköyü dediğimiz yer ile Bulgaristan’da Sofya’nın güneyindeki Samakofta olan demir madenlerini işleterek, buralardan çıkarılan demirleri Edirne’ye getirip topladığı en muktedir ustalara orada, o vakte kadar dünyanın bir yerinde görülmedik toplar döktürdü ve kale almak için gereken her şeyi hazırlattı.
1453 (857) senesi ilkbaharında Edirne’den büyük alaylarla İstanbul üzerine yürüdü. Denizden ve karadan elli bir gün muhasara ettikten sonra, o vakte kadar alınmamış olan İstanbul’u zorla alıp Orta Çağlar denen tarihî devreyi kapadı ve tarihte yeni bir devir açtı. (29 Mayıs 1453 günü.)
İstanbul alındıktan sonra hükümet merkezi vakıa oraya taşındı. Fakat hakikatta Osmanlı İmparatorluğu’nun fikrî merkezi hâlâ Edirne şehri idi. Fatih Mehmet de Edirne’yi bırakmıyor, ikide birde Edirne sarayına geliyor, buranın samimi havasını teneffüs ediyordu. Bunun için babasının Edirne’de şimdi Sarayiçi dediğimiz yerde yaptırdığı sarayı o daha güzelleştirdi; genişletti.
Evet, Fatih zamanında, İstanbul fetholunduktan sonra da Edirne eski değerini kaybetmemiş, tarihlerin incelemesinden de anlaşılacağı üzere, medreselerinde daha bir hayli zaman pek çok büyük adamlar yetiştirmiştir.
O devirde yine Edirne’de Hacı Alemüddin Medresesi, Mahmut Paşa Hamamı, zaviyesi; Zagros Paşa, Ayşe Kadın Camileri gibi eserler yapılmıştır.
kaynak;Edirne Tarihi-O.Nuri Peremeci