Arpaç Köyü Genel Bilgiler-Araştırmacı-Yazar Erol YILMAZ

ARPAÇ KÖYÜ

JEOLOJİK DURUM:                                                                                                                                           
Arpaç Köyü arazisi 4 Jeolojik devre ait kütle ve oluşuklardan meydana gelmiştir. Bu bakımdan genç bir yaşa sahiptir. Arazi iyice yerleşmemiş olduğundan depreme müsaittir. Arazi genellikle bir ova görünümündedir. Geniş bir sahaya yayılmış alüvyonlar, kuzey-güney doğrultusunda akan dere ve sel suları tarafından taşınır. Istranca eteklerinden inen bu örtünün rengi kırmızımtıraktır. Kalınlığı da yer yer değişiklik gösterir.
HAVSA BELDELER, s. 2
TRAKLAR DÖNEMİ:
Bölgemize gelen ilk millet TRAK Türkleridir. Menhir, Dolmen, Höyük, Tümülüs ve çanak çömlek vs. gibi arkeolojik buluntular, Süloğlu-Havsa çizgisi üzerinde yerleşim yeri olduğu, Arpaç Köyünün de şimdilik M.Ö. 4500 yıllara dayanan tarihi kuşkusuz biçimde ortaya çıkmaktadır.

TRAKLAR, Hintlilerden sonra dünyanın en büyük kavmidir. ’’

                                                                                              HEREDOT TARİHİ
Kaynaklar: Arif Müfit MANSEL-TRAKYANIN Kültür ve Tarihi, s. 3
Prof. Mehmet ÖZDOĞAN
OSMANLI DÖNEMİ:
Türkler Malazgirt 1071 savaşından sonra Anadolu’ya girince, Trakya’ya doğru M.S.1100.-1200.-1346. yıllarından itibaren Keşif kollarıyla yerleşmeye başlamışlardır.
Yılmaz ÖZTUNA – Büyük Türkiye Tarihi.
 
ARPAÇ KÖYÜ’NÜN KONUMU:
Eski Edirne-Kırklareli yolu, Tekirdağ-Süloğlu-Çöke-Macaristan yolu bu yola ‘‘Evliya Çelebi Yolu’’ da denirdi. Eskiden bu yolların kavşak noktasıydı. Arpaç Köyü Edirne’ye35 km., Havsa’ya17 km., Süleoğlu’na10 km.dir.
Stabilize olan bu yol 1979 yılında asfalt olmuştur.
Komşuları Küküler Köyü3 km, Geçkinli6 km, Musulça4 km, Hasköy6 km, Akar Dere5 km, Koca Hıdır7 km’dir.
Osmanlı döneminde Tımar olan bir köy idi. Arpaç Köyü Marmara Bölgesi’nin Trakya bölümünde Edirne ili, Havsa ilçesine bağlı bir köydür.
Toprakları Süloğlu deresinin suladığı düzlüklerden oluşur. Bu düzlükler Doğu Trakya Yontukdüzü denen ovalaşacak kadar aşınmış bulunan yaşlı bir yaylanın parçasıdır. Anadolu topraklarına bakarsak en yüksek bayırları dahi ovayı andırır. Bu bölge 4. zamandan bu yana aşınarak, tepeler, bayırlar, yayvanlaşarak dere yatakları ve vadiler dolmuştur ve bugünkü coğrafya durumu ortaya çıkmıştır.
 
KÖYÜN KURULUŞU – 1
1361’de Edirne ile beraber ve hatta iki gün önce fethedilen Hasköy zaten büyük bir yerleşim yeri idi. Osmanlılar buraları fethedince hemen buralarını imar etmeye başladılar. Hasköy Kazasına altı adet çiftlik kuruldu. Bunlar Arizbaba, Kocahıdır, Söğütlüdere, Habiller, Musulça ve Arpaç köyleri çiftlikleridir.
İşte bu altı çiftlikten biriside Havas-sı Mahmut Paşa tarafından seçkin beylerden Göller Ağası Ali Bey’e veriliyor. Göller bölgesinin ve Truva-Tırnova ticaret yolunun kavşağı olan bu alan Tımar olarak ve kışla mevkiine de bir askeri birlik kurulup, Arpalık mevkiinden başlayıp korunun iki tarafından uzanarak Seymen Dere’ye doğru 1280 dekarlık bir çiftlik tespit edilerek 200 akçeye veya sarı liraya satılıp tescil edilmiş. Ayrıca Osmanlı sistemine göre bir bölük askerin bakımı, idaresi Tımar Ağasına verilmiştir. Göller Ağası Ali Bey’in babası, Abdürrahim Çelebi, 1346’da keşif kollarıyla gelen ilim irfan sahibi birisidir. Postnişindir. Mezarı evimin bahçesindedir.
Ayrıca tarih içerisinde 8 ayrı yerleşim yerine açılan yolların kavşağı olması bugün ise asfaltın içinden geçmesi ve Köyü ikiye ayırması, köy topraklarının verimli olması, iskân yerlerine yakın olması ve köyün hemen batı tarafından geçen, yaz kış kurumayan akarsuyu bulunması, sebebiyle köy burada kurulmuştur.
KÖYÜN KURULUŞU – 2
1920 yılındaki araştırma şöyledir:
Köy kuruluş itibarıyla oldukça eski bir köydür. Köy camisinin avlusunda yapılan kazılardan çıkan mezar taşlarından ve köy sakinlerinin buraya yerleşmesinde köylülere verilen tarla senetlerindeki kayıtlar, mühürler ve tarihler incelenmiş, takribi 1361 tarihleri tespit edilmiş. Eski yazıdan yeni yazıya geçiş sırasında yeni göçmenlerin yerleşip toprak verilişinde, yine Eski Beylerin (vârisleri) torunlarının da köye kadar gelip bu araştırmada ki ifadelerine göre. (Abbas Ağa dışındaki beyler köy dışında yani şehirlerde yaşıyorlardı.)
Birinci şık: Edirne’nin fethi ile Hasköy Kazası ve çevresi Mahmut Paşa’ya ‘Has’ olarak veriliyor. (1361) Daha sonra Mahmut Paşa’nın varislerinden Ali Ağa bu toprakları 200 Sarı liraya alıyor, çiftliği kuruyor. Buraya yerleşip köyü kurmak için ilk adım atılıyor. Yine o zaman Edirne havalisinde yararları görülen Beylere bu köyün diğer toprakları paylaştırılmış olup, bu beylerin uzantıları şunlardır:
1. Mehmet Bey,
2. Arif Bey,
3. İrfan Bey,
4. Zeki Bey.
Yukarıda zikredilen Ali Bey ile 5 tane Bey veya çiftlik ağası bu topraklarda yerleşip, öncesi 8 hane olan köy 24 hane oluyor. Ancak Köyün ilk ağası veya beyi Ali Bey’e Tımar olarak verildiği için, bir bölük de asker veriliyor, o askere de kışla mevkiinde yer verilip orada karargâh kuruluyor.
‘‘Hatta Abbas Ağa’nın arsalarında askerin mühimmat depoları olduğu yakın zamana kadar toprakta bulunan askeri malzemelerden anlaşılıyor, evladım’’ dediler.
Muhtar Halit Sezen, İmam A.Vahit Dinç ve Tüm yaşlılar (O tarihte bu yaşlılar 70 yaş civarında idi). Yıl 1972.
Kaynak…(c.009’/02 h. 50 k.s. 28 no. 1126.)
 
KÖYÜN KURULUŞU – 3
‘‘Orta Asya’dan dağılıp yola çıkılmış daha iyi yerler araya araya ve göç ederek buralara gelinmiş, keşifler yapılmış, ondan sonra da çoluk çocuğu ve taifeyi haberdar edip buralara gelip köyü kurmuşlar. (Garbi Yunan, Şarki Trakya)
Bizim atalarımız buralara gelirken başından çok harpler geçirmiş. Soyumuzda büyük adamlar varmış gelişimizde soyumuzda ‘Saka’ lakabı varmış. Buraları ise eskiden göller,  nehirler bölgesi olduğu için de dedelerimiz ‘Göller Ağası’ lakabı ile anılmış. Benim soyumun kökü Hasköy’ün kurucusu ile de kardeşmiş.
Oğlum şunu da söyleyeyim. Bak şu evimizin olduğu yerde dedelerimizden Abdürrahim Efendi’nin mezarı varmış. İlk gelen o imiş ve babamdan duyup dinlediğim, dedelerimiz şunlardır: Abdürrahim Efendi, Göller Ağası Ali, Lütfi Bey, Saka oğlu Ali, İsmail, Yunus, Tahir, Ahmet, Hacı Seyit, Abbas, Mahmut, Sait, Abbas ve ben Nazım yani on dört kuşak olmuşuz, çocuğum’’ dedi.
‘‘1960 yılında yapılan minare hafriyatında toprağın3 metrealtında bulduğumuz mezar taşları dedelerime aitti. Tarihleri 1380 idi, birisinin tarihini okuyamadık’’ dedi.
NAZIM YILMAZ  – 1972
 
Kaynak-1: İsfendiyar Bey Oğulları.
8. Mevlana Ali Kuşçu’nun oğlu Derviş Çelebi taziye edildiği gibi, Karamanoğlu İshak Bey’in kızı ile İsfendiyarzade İsmail Beyin oğulları,  Abdürrahim Çelebi, Kalkandelen Zaimi Abdülcelil Bey, Sinan Paşa’nın Biraderzadesi Sinan Çelebi, muhtelif tarihlerde tasadduk görmüşlerdi.
PAŞA LİVASI. s. 480. ayrıca 328’de şecere var.
 
Kaynak – 2: İSFENDİYAROĞULLARI.
S. 328…  Oğlu İbrahim…, s. 329 torunu  İsmail’den…dan sonra Bayezid, Hasan, Kaya, Kasım, Mahmut Beyler torunları  Abdülcelil Bey,  Abdürrahim Çelebi… tam okuyamadım  ( Paşa Livası – 480.)
Kaynak – 3: 163 Ömer Lütfi Barkan. Kanunla… s. …108’de.
(Arpaç Köyünün adı… Kale Arpa… (Krş. 20. n. tapu defteri var.39)
Paşa Livası s. 263’te. 200 akçe rakamı var. Mahmut Arpalık mat. 84.
s. 553, Paşa Livası şu kayıt incelenecek.
Arpacık. Arpacılar. K.. K..KL.. 303. 310.  Tafsilat için bk.470.n. Tapu defteri.47 sıra no.
(Daha fazla okuyup çözemedim.)
 
KÖYÜN ADI:
Şimdiki Avrupa yolu olmadığı zamanlarda, Tekirdağ-Bulgaristan yolu, Truva-Tırnova yolu, Edirne-Kırklareli yolu, yani ticaret yolları ve kervanları buradan geçerdi. Ticaret kervanlarının bu çiftlikte konakladığını hayvanlarına yem, su verdiklerini belgeler göstermektedir. Ayrıca Deve Konağı denen bir mevki vardır. Hayvanlar buradaki çayırda otlatılır idi. Havuzlu bahçeden değirmen ocakları mevkiine kadar alanda ise köy, kale, manastır, mezarlık, değirmen ve askeri birlik kalıntıları mevcuttur. Kervanlar tarih boyunca bu yerlerde konaklarmış. Ayrıca köyün akarsuyu olması köy halkının hayvan yemlerinden arpayı fazla ekmesi, kervanların da ihtiyacı olan yemi buradan temin etmesi nedeniyle, köyün adı oluşmuştur. İlk olarak Ali Bey Çiftliği, sonra Arpaçay, Arpalı, Arpacular, Arpacılu, Arpaçlu ve Arpaşlu. Arşiv incelemelerinde bunlar tespit edilmiştir. Cumhuriyet döneminde ise son halini alan Arpaç şeklinde tarihe geçmiştir.
Kaynak — Beşir Çelebi Risalesi, Edirne İl Envanteri, Osmanlı İmparatorluğu oymak, aşiret ve cemaat. — Cevdet TÜRKAY
HASKÖY KAZASI, ARPAÇ KÖYÜ:    
Tımar olan yerlerde bir bölük veya takım gibi askeri birlik o köyün Ağasına verilirmiş. O askerlerin bakımı o ağaya ait imiş. Köyünüzde Hasköy Kazası’nın Tımarı olduğuna göre ve Kışla ismindeki bir mevki bulunduğuna göre bu gruba girmektedir.
Köyünüz Halkı Anadolu’dan getirilen 1361 ‘Türkmen-Yürük’ soyundandır.
(Cevdet TÜRKAY – Osmanlı İmparatorluğu oymak, aşiret ve cemaat.)
(Oral Onur, 25.1.1988)
Köyünüz 18 asırda yani M.S.1700’lerde kayıtlıdır ve Rus harbinden bu yana da ismi Arpaç olup Hasköy kazasının köyleri olarak geçmektedir. Tarih boyu yerleşim yerleri kale yapımına müsait olan yüksek tepe ve su boylarına olmuştur. Büyük şehirlerin ve kasabaların yazılı tarih kayıtları olmakla beraber, köylerin kayıtları maalesef Tahriç’ten bu yana yoktur. Ancak yine tarih boyunca deprem gibi istisnalar dolayısıyla değişmeler haricinde, şehir, kasaba ve köyler devamlı yapılan, yıkılan yerleşim yerlerine, yeniden aynı yerlere, kurulduğu kayıtlıdır. Bütün tarihi araştırmalar arkeolojik kazılar sonucu edinilen bilgiler, bulgular ile tespit edilir. Eski köylerinde tarihi kalıntıları varsa buna göre tespit edilir.
‘‘Sizin köyünüz Arpaç’ta bu durumdadır.’’
Yani kaleler, menhirler iki bin yıla, höyükler, dolmenler 6 bin yıla tarihlenmektedir.
(İl Halk Kütüphanesi Edirne Salnamesi Ahmet Badi – Araştırması 14.3.1987 )
HAMDİ KAYIŞBUDAK
HALKIN NEREDEN GELDİĞİ:
1. Tarih Öncesi: Trak, Luvi, Etrüsk  –  Orta Asya’dan.
2. M.S.800, 1100, 1200, 1320, 1346, 1361 Türkmen, Yörük  –  Anadolu’dan.
3. 1800 Kırca Ali, Tetik Köyü – Bulgaristan.
4. 1878 Bulgaristan.
5. 1900, 1908, 1911, 1912, 1913  Bulgaristan,.Yunanistan, Samano, Ovacık, Komano,  Menele, Koşukavak, Balca, Yatıcık, Ortaköy, Geren.
6. 1924 Yugoslavya, Üsküp.
7. 1935 Romanya.
ETNİK KÖKENLER: GACAL, DAĞLI,  ARNAVUT, BOŞNAK, ÇİNGENE.
HALKIN ÖZELLİKLERİ:
Arpaç köyü halkının 24 hanesi 664 yıllık yerlisidir. 1800’lerden sonra mübadeleler ile 100 haneyi bulmuş eski ve yeni halk birbirine kaynaşmıştır. Hiçbir ayrım ve dışlama yoktur. Abbas Ağalar daha 1900’lerde teknolojiye el atmış biçerbağlar vs. makine sahibi olmuşlardır. Hala bugün ki nesil dahi tüm tarım makine vs ürünlerini ilk kullanan, her tür ürünü ilk ekim yapan çalışkan ve ileri görüşlü bir halkı vardır. Köyün kurucusu olan Abbas Ağalar günümüzden 150 yıl önce hayvan ile çekilen biçerbağlar gibi o günün tarım makine teknolojisini kullanmaya başlamıştır. Hala bahçenin bir köşesinde o yılların pulluklarından vardır. Ayrıca milli duyguları yüksek bir köydür.
Osmanlı döneminde üç adet (Konak) misafirhanesi vardı. Misafirperver ve yardımseverliği en önemli özelliklerindendir. 1360’lardan bu yana yolcuların kervanların konakladığı bir köy olup, Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ne dahi girmiştir.
KÖYÜN ÖZELLİKLERİ:
Türkiye’de ender rastlanan coğrafyası, sarmaşık gibi dolanarak geçen deresi, oksijen üreten korusu, vadileri, verimli toprakları, tüm yolların kavşağı olması, dördüncü zaman oluşumundan bu yana tarih sahnesinde yer alması, 1950’lerden bu yana sulu tarım yapılması, Süloğlu–Havsa asfaltının ikiye böldüğü geniş vadisi, yine derenin batı yakasındaki ikinci bir vadisi, coğrafyanın sultanı olmaktan başka nasıl ifade edilebilir? Batıda yükselen Kale Bayır ve tarih dokusu, doğusunda gülen bağlarıyla, kışlasıyla, korusuyla, cenneti andıran mesire yerleriyle, özelliklerin en üst basamağını oluşturur.
“Bazı sivil kuruluşlar gidiyor olmadık ağacı tescil ettiriyor. Cahil bunlar. Hâlbuki Arpaç Köyü keşfedilmiş olsa, bütün bu özellikler tescile değer olduğu anlaşılacaktır.’’
ARPAÇ KÖYÜ’NÜN TARİH İÇİNDE Kİ YERLEŞİM ALANLARI.

  1. Arpaç  (Yani bu günkü alan).
  2. Macit Bey villasının olduğu alan.
  3. Seymen Dere.
  4. Ahmed-i Kalfa.
  5. Kale Bayır.
  6. Havuzlu Bahçe.

7.   Laleli.
8.   Araplar Mezarlığı.
ARPAÇ KÖYÜ NÜFUSU: 
Yıllar          Kadın       Erkek           TOPLAM
1965           348           309               657
1970            346          309               648
1975           311           306               617
1980           315           302               617
1985           296           295               591
1997           245           243               488
2010           156           157               313
Bu tabloya göre köyümüzde çok fazla ölçüde nüfus düşüşü olduğu görülmektedir. Bu tabloya bakarak dört türlü yorum yapmak mümkündür. Birincisi, 1950’li yıllarda başlayan şehre gitmek, para kazanmak, ev-bark sahibi olmak gibi sebeplerdir. İkincisi ise Türkiye’deki devletin uyguladığı nüfus planlamasına uymak… Üçüncüsü de ‘‘Aman evlatlarımız okusunlar, adam olsunlar”. Dördüncü bir sebepte tarım sektöründe muazzam krizin etkisiyle, 1997 yılının o kirli 28 Şubat darbesiyle etkilenen bütün Türkiye ekonomisi olduğu gibi, köylüleri de çok etkiledi, köy halkı bir arayış içine girdi ve sonuçta köyden şehre göç olayı çıktı.
ARPAÇ KÖYÜ TARİHİ İZLERİ  (Tarih Öncesi ve Sonrası)  
Köy halkından 1971 yılında aldığım bilgiye göre günümüzden 80 yıl önceleri, Hayri Ağaların, Ali Ağa bahçesinin Kuzey doğusunda mağaraya benzer taşlar vardı. Eve benziyordu bu taşlar. Yunan harbinde dağıldı. Sonra köyün ileri gelenleri bu taşları musalla taşı olarak kullandılar. İşte bu taşların ‘Dolmen’ olduğu anlatılıyordu. Zira bu taşlar ve mezarlıkta yüzlercesi bulunan Menhir taşları, 1987-1993 yılları arasında muhtarlık yapan Mehmet ARSLAN tarafından taşınıp, kaldırılıp, Dere boyu dolgusunda kullanılmıştır. O yıllara kadar köy mezarlığında 400 yıla kadar Osmanlı harfleriyle yazılmış mezar taşlarına da rastlanıyordu.
Bu Menhir taşları, mezarlıktan başka yerlerde de bulunuyordu. Dikili Kaya mevkiinde Araplar mezarlığında, 1970’li yıllara kadar bir sürü Menhir vardı. Verimli arazi olduğu için tarlalardan temizlendi. Ayrıca Kale Bayır yolunun zirvesinde güney kısmında 1950’li yıllarda boyu iki buçuk veya üç metre civarında dikili bir taş vardı. Buna ‘Kınalı Taş’ derdik. Bizim küçüklüğümüzde bu taşa kına yakarlardı.
Değirmen ocakları semtinde ise Ali AYER’in tarlasında bir künk vardı. Yeraltında uzar giderdi. Bizim çocuklar içinde gezerdi.
Yine Kale Bayır denen mevkide bizim kayınpederim Hasan VARDAR’ın tarlasındaki tepe,  bizim babalarımızın anlattığına göre Kale imiş. Çok taş ve mezar taşları çıkarmış ve hala da çıkmaktadır. Hemen yanında Mehmet Uz’un tarlasında tasfiye sırasında hem taşlar çıktı ve hem de kemikler çıktı. Yani Roma Dönemi yerleşim yeri olduğu bu kalıntılardan belli olmaktadır.
Bugün yerli ve yabancı bütün tarihçiler iki noktada birleşirler;
Birincisi dünya üzerinde bütün canlılar varlıklarını suya borçludurlar. Hayat suda başlamıştır. Medeniyetler çoğunlukla suyun bulunduğu yerlere kurulmuş olduğu gözlemlerimizde ortaya çıkar. Suya birinci planda yer verilmiştir.
(Edirne Su Kültürü – Oral Onur, s. 3)
İkincisi, Türklerin Türk diye anılmaya başlamadan çok önce tarih sahnesinde yerini aldığı kabul edilmektedir.
(Türkler ve Türk Devletleri Tarihi – Kamuran Gürün, s. 19)
‘‘Zira köyümüz su kültürü bakımından çok zengindir. Köyümüzün geniş vadisi, jeolojik 3. devre içerisinde deniz iken, sonra suların çekilmesiyle göller bölgesi olduğu, ‘Trakya’nın Kültür ve Tarihi’ kitabındaki haritada görülmektedir. Yerleşime elverişli olması yanında toprak altı ve toprak üstü kalıntılar bu müsait oluşumu belgelemeye yeterken, tarih içindeki köyümüzün hudutlarının da bugünkünden çok daha fazla geniş olduğu, 70 yıl öncesine kadar bilinmekte idi.
Ayrıca Arpaç Köyü’nün kısaca da olsa bütün kaynaklarda eski bir köy olduğu vurgulanmaktadır.
Yazılı tarih öncesi, bilhassa Havsa-Süloğlu çizgisinde genellikle kalıntısı bulunan Trak Türklerini görmekteyiz. Ancak günümüze kadar halkın havsalasına batı misyonerleri tarafından yerleştirilen ve Venediklilerden kalıntılar denen ‘Dolmen-Menhir-Höyük’  gibi değerli belgeler, Venediklilerin değil, Trak Türklerinin kalıntı ve eserleridir.
Aynı zamanda Edirne Su Şebekesi, önce Trak Türkleri, sonrada Osmanlı ve Mimar Sinan eseri diyebiliriz. Ve Edirne’den Kırklareli’ne uzanan bu su şebekesinin bir kolu da sizin köyünüz Arpaç’tan Havsa’ya uzanmaktadır.
Venediklilerin bunlarla hiçbir ilgisi yoktur. Cenevizliler ise denizcidirler ancak Tekirdağ limanına kadar gelebilmişler, karaya asla çıkmamışlardır. Tarih bunu kesin olarak kaydetmiştir.’’
İl Turizm Müdürü Mete Esin, Dr. Mustafa Yıldırım,  4.3.1987.
Yukarıda zikredilen izlerden Arpaç Köyü’nün, belirli belgeleri olan ve hala toprak yüzünde varlığını koruyan Abidelerimizden, 6 Tümülüs, Dolmen Taşları, sayısız Menhir, Höyük ve Kalenin temel taşları, çanak, çömlek parçacıkları, vadideki kum tabakasında bazı Keramiklerdir.  (Kroki 3)
‘‘Menhirlere gelince bugün ki halkımız cahil. Bu taşların Kovan Kaya mevkiinden getirildiğini söylerler. O koca göbekliler, altın dişliler gitsin bunu üniversiteye sorsun.
Bizim için mevcudiyeti önemlidir ve tarihçilerin ifadesi önemlidir. Köyümüz mezarlığında sayısız menhir bulunduğu gibi, Araplar Mezarlığı’nda da 1970’li yıllara kadar bu menhirlerden bulunmaktaydı. Ayrıca Kale Bayır’ın zirvesinde güney tarafında Şerif Aydın’ın tarlası başında, 1950 yıllarına kadar bir Dikili Taş vardı. Buna Dikili Taş veya Kınalı Taş denirdi. Boyu takriben3 metrecivarında idi.
Değirmen ocaklarında, Ali AYER’in tarlasında bir KÜNK vardı. Çocukluğumuzda içinde gezerdik, toprak altında uzar giderdi.
Evet, oğlum, Kale Bayır diye bildiğimiz mevkide sizin kayınpeder Hasan VARDAR’ın tarlası, kaleymiş. Dedelerimizin anlattığına göre çok mezar taşları ve kale kalıntıları çıkmış. Zira köyümüz halkından Mehmet UZ tarla tesviyesi yaparken çok taş ve kemikler çıktı. Bu görüntülerde burasının yerleşim yeri olduğunun belgesidir. Ve de sadece Osmanlı tarihi değil ROMA ve BİZANS dönemlerinin de belgeleridir bunlar.’’
(Ömer Kardeş, Kadir Çavaş Nazım Yılmaz ve Köy halkı, 1971 — 7.10.1985)
Köyümüzün batısında Değirmen Ocakları semtinden Havuzlu Bahçe semtine kadar olan bu şeritte bir su kültürü olduğu ve çanak çömlek parçaları kiremit tuğla taş parçaları temel buluntuları, zamanın tekniğine uyan tarım aletleri ve eski para silah mermileri gibi birçok buluntular dedelerimizden gelen mütevatir bilgilerdir.
Bilgisine başvurduğum Edirne Turizm Müdürü ve Müze Müdürü şunları söyledi. Kale Manastır vs. gibi izler Roma dönemine uzanır. Tarihini de M.Ö. 2000 yıllarına yerleştirmek mümkündür dediler.
“Ancak o dönemde bölgemizde SAKA Medeniyeti de görülmüştür.
Edirne Müze Müdürlüğü 5.1.1990
Osmanlılar Trakya ya gönderdikleri öncü keşif birlikleri sayesinde Trakya bölgesini tanıdılar. M.S.1346.
Şeceremden Göller Ağası Ali’nin babası sandığımız Abdürrahim Efendi de bu keşif birlikleriyle gelenlerden ve Arpaç Köyünü mekân edinenlerdendir.
Orhan Bey zamanında Trakya’yı keşfeden öncü birlikler içinde yer alan, o zamanın saygın şahsiyetlerinden Abdürrahim Efendi köyümüzde kalarak ve daha sonra da Hasköy Kazasının seçkin beylerinden olan oğlu Ali’nin, Arpaç köyünü kurduğu anlaşılmaktadır.
Zira o dönemin Kırk Akıncı beyi ve bunlardan başka birçok Postnişin bu şekilde görevlendirilmişti. Bunlardan Hasköy Arpaç Süloğlu Sarıdanişment, Hacıdanışment, Süleyman Danişment, Demirköy, Don köy bazılarıdır.
1978 yılında yaptığım araştırmada Rumi 1120 Miladi 1704 tarihli mezar taşı.
Yine 1960 yılında yapılan minare hafriyatında toprağın3 metrederinliğinde M.S.1380 tarihli Göller Ağası Ali Ağa adına bir mezar taşı bulunmuş o günkü köy Muhtarı Hüseyin ÇAVAŞ bana bildirmişti. Ben de o yıllarda fotoğrafçılık yaptığım için köy halkıyla beraber resmini çekmiştim.
Kalenin yıkılışı ise Bulgar Çarı Simson tarafından Bizans’a M.S. 914’teki saldırısı sırasında iki yıllık Hasköy muhasarasında Hasköy Kalesinin yıkılıp talan edildiğinde Arpaç Köyü kalesinin de yıkıldığı görüşü hâkimdir.
Levha 2’de Arpaç Köyü içinden geçen Çanakkale Truva-Bulgaristan Tırnova yolu geçmektedir. Haritada gayet açık bir şekilde izlenebilmektedir ve köyün tarihini ve konumunu en kuvvetli bir şekilde belgelemektedir.

TRAKYA’NIN KÜLTÜR VE TARİHİ LEVHA 2

ARAŞTIRMACI NAZİF KARAÇAM’IN VERİLERİ
Arpaç Macarca bir isimdir. Kelimenin tam anlamı bilinmemektedir. Ancak bir söylentiye göre köyün adı Hun İmparatoru Atilla zamanında Trakya’yı ele geçiren Hun’lardan kalmıştır. V. Yüzyıl başlarında meydana gelen Hun seferinde Trakya bir süre işgal altında kalmıştır ve Hunlar Trakya’da kendilerini hatırlatacak geride birçok şeyler bırakmışlardır. Arpaç Köyü adının da böyle olduğu zannedilmektedir. Arpaç Köyü deresi ise Romalıların İstanbul a kadar tespit ettikleri 35-40 dolayındaki büyük derelerden biriydi. Geçmişte sel sularından taşar etrafına zarar verirdi. 1980 yılında yapımı tamamlanan Süloğlu Barajı bu taşkınları önlemiş bulunmaktadır. Aslında Arpaç yalnız bereketli topraklar üzerinde kurulmuş bir köy değil aynı zamanda zengin su ve yer altı suları üzerine kurulmuş bir köydür. Bu bakımdan çevre köylerden bir üstünlüğü bulunmaktadır.
Çevredeki kalıntılara göre köyün kuruluşu çok eski zamanlara uzanmaktadır. Yörenin ilk sakinlerinin Trak Kavmi olduğu bilinmektedir. Bir aralık Edirne yakınlarında kurulmuş bulunan Odris Devleti’nin etki alanı içinde kalmıştır. Köyün bulunduğu yöreden M.Ö. 513 Yılında İskit seferine çıkan Pers Hükümdarı (Darios) Dara da ziyarette bulunmuş, hiç değilse ordusunun bir kısmı buradan geçmiştir. Arpaç yöresi Odris Devleti’nin parçalanmasından sonra 4. yüzyıl ortalarına doğru bir aralık Makedonların egemenliği altında kalmıştır. 2. Filip ve İskender’in orduları buralardan doğuya doğru ilerlemişlerdir. Daha sonra bu bölgede Romalıların tarih sahnesine çıktıkları görülmektedir. M.S. 595 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölündüğünde Arpaç, Bizans adını alan Doğu Roma imparatorluğu sınırları içinde kalmıştır. Türkler 1350’li yıllara doğru Gelibolu üzerinden Rumeli’ye yani Trakya ya geçtikten sonra Arpaç Köyünün Bizanslılar elinde ne halde olduğu tabi ki bilinmiyor. Bizans’ın durumunu inceleyenler de olmuştur. Nitekim Beşir Çelebi risalesindeki bilgilere göre Sarı Saltuk ile 15-20 bin dolayında Türkmen evliya daha önce bu bölgeye gelmişti.
Arpaç geçiş yolları üzerinde bulunan bir köydür. Bu konumundan dolayı tarih içinde zaman, zaman savaş ve göçlere sahne olmuştur. Bazen de veba salgınına maruz kalarak, göçmenlik hayatı yaşamıştır. Halk bu olayları “Kıtlık ve Kuraklık” olarak anmaktadır. Tabii ki bu hastalıklar sebebiyle köyün nüfusu büyük ölçüde azalmıştır. Ayrıca savaş zamanlarında da köyün nüfusu azalmalar göstermiştir. Örnek olarak Balkan Savaşı ile Çanakkale savaşı sırasında 80 kişi askere gitmiş sadece 4 kişi dönebilmiştir.  Zorunlu göç, yani savaş zamanları olan göç, zaman zaman köyü sahipsiz bırakmış, göçten dönüşte köyü yeniden kurmak gerekmiş. Bu kurum sırasında Köyün ileri gelenlerinden Abbas Ağa, Rıfat Ağa, Yusuf Pehlivan, Yunus Ağa, Ahmet ve Ali Ağalar, Ünlü Komutanlardan Şahap Gürler’in babası Vahap Bey, önemli rol oynamışlardır. Bu zorunlu göçlerde de halk, Kırklareli, İstanbul, Adapazarı, Karabiga, Bulgaristan gibi yerlere gitmişlerdir.
Arpaç ticaret kervanlarının geçiş yolu üzerinde olması nedeniyle hep ilgi çekmiştir.
16. Asırda Evliya Çelebi, Balkan ülkelerine yaptığı ziyaretten dönerken Arpaç Köyü’ne de uğramış, burada Abdürrahim Çelebi Hazretleri’nin kabrini ziyaret etmiş, atlarına burada yem vermiş, dinlenmiş ve Babaeski’ye doğru yol almıştır. Tekirdağ yolundan devam ettiği içinde, bu yolun ikinci adı Evliya Çelebi yolu olarak oluşmuştur.
17. Asırda ise köyümüzde “Mekkarecilik… Develerle uluslararası ticaretin başladığını görüyoruz. Köyümüzün eski ailelerinden Hayri Ağa’nın Rus savaşı sırasında Tekirdağ-Edirne arasında ticaret ve nakliyecilik yapan son Osmanlı tacirlerimizden olduğunu anabiliriz. Bu konuyu eski aile bölümünde işleyeceğiz.
1877-1878 Türk-Rus savaşında Tüm Slav kökenliler Balkan ve Trakya Türklüğüne çok acılı dönemler yaşatmıştır ve Ruslar İstanbul Yeşilköy’e kadar gittiklerinde bütün Trakya da mal ve can kaybına sebebiyet vermişlerdir. Zira bu savaş sırasında Tımar Ağası olan Sait Ağa şöyle birde olay yaşamıştır. Tımar Ağası olarak her zamanki gibi yaptığı bir kontrolde Köyün Kışla semtindeki mevkide bulunan askeri birliği kontrolü sırasında birlik komutanı ve diğerleri oturmuş içki içerken zevki safa yaparken yakalar ve beylik tabancası ile komutanları kurşuna dizer. Daha sonra içlerinden casus olan birisi bu durumu düşman birliklerine bildirir ve Köyün Kurucusu ve Tımar Ağası Sait Ağalara baskın yaparak kardeşlerini ve çoluk çocuğunu katletmişlerdir. Sait Ağa’nın kalan iki oğlundan birisi de Balkan Savaşı sırasında gitmiş geri dönememiş ve bu aileden sadece Abbas Ağa, Yunan işgalinde Karabiga’ya kaçmak suretiyle kurtulmuş ve hem neslini hem de mülkünü yeniden devam ettirmiştir. Amma ki Bulgar ve Yunan işgallerinde Arpaç Köyü, yakılmış yıkılmış, taşınmaz malları yağma edilmiş, para, altın ve hayvanları alıp götürülmüş, zira büyük zararlarla harabeye dönen köy, Büyük Kurtarıcısı Atatürk’ün İstiklal Savaşı’nı kazanıp bitirmesiyle yeniden kendini toparlayabilmiştir. Ancak bu Bulgar işgali sırasında da Tımar Ağası bulunan Abbas Ağa yakın köy birliklerini denetleyen diğer arkadaşlarıyla beraber, Süloğlu civarındaki çatışmalarda düşman birliklerinden arta kalan silahlardan Krup Silahını alıp gecelikle Edirne’deki Tophane’ye götürürler ve hemen seri imalatlar yapılır aynı silahlar aynı düşmana karşı kullanılır…”
1912-1913 Balkan Savaşı ve Bulgar işgali sırasında bizim köyümüzü ilgilendiren kısmı ise İzmit Redif Tümeni’nin Geçkinli Köyü civarındaki çarpışmasıdır. Bir ani düşman baskını ile askerimiz bozguna uğruyor çok sayıda şehit veriliyor. Bunun üzerine Bulgarlar ilerlemeye köyleri yakıp yıkmaya, bebelere varıncaya kadar kesmeye, süngüden geçirmeye başlamışlardır. Bu arada soygundan çalıp çırpmaktan, kadınlara tecavüzden de geri durmamışlardır.
Araştırmacı Yazar Nazif Karaçam, “Şahane Rumeli’nin Ölümü” dizi yazısında bunları anlatmıştır. Ayrıca yine Nazif Karaçam, “Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda Trakya” adlı kitabında bu olayları uzun uzun anlatmaktadır. Benim kitabım ufak bir köy kitabı olduğu için bunları yazmıyorum.
Ancak ben de 1950’li yıllardan itibaren Balkan Savaşı, Çanakkale Savaşı, Birinci Dünya Savaşı, İstiklal Savaşı ve Alman harbini köyümüz yaşlılarından çok dinledim. Bunların tümünü yazmaya kalksam bu kitap bir araştırma olmaktan çıkar romana dönüşür.
O dehşet verici zulümleri dinlerken zaman geldi şok oldum, şuurum dağıldı. Her ne kadar kısa kessem de İstiklal Savaşı’nın acı sahnelerindeki Hüsmen Ağaları, Pehlivan Ağaları, Topal Nasıfları, Sabriye Neneleri dile getirsem Türk Ruhu taşıyan diller tutulur, kalemler kırılır. Balkan Savaşı ve İstiklal Harbi sırasındaki on yıllık sürede geçen savaşlara 14 yaşındaki çocuklardan yolda yürüyemeyen yaşlılara kadar herkes savaşlara katılmıştır.
Bu savaşlara katılanlardan ancak dört kişi sağ olarak dönebilmiştir. Diğerleri hep şehit olmuşlardır. İşte efendim tarih boyunca daima düşman bölgesi içinde kalarak bu dönemde de Gezek Halası, Hoca annesi ile tarih yazan, Paşaeli Cemiyeti’ni kuran Trakya İslam Cumhuriyeti’ni kuran, Trakya halkı en engin gurur kaynağı değil midir?
Bu milli davada Dedemin son Tımar ağası olduğu söylenir, Amcam Alaaddin de Zabitan olup Viyana’ya kadar savaş alanlarında bulunmuştur. Kılıcı, Köy Muhtarlığında mahfuzdur.
ÖNEMLİ NOT: 2011 itibarıyla hala köyümüz muhtarı olan Osman Bayan bu olayları lütfen dikkatle ve vicdanla okusun. Benim dedelerim bu köyde 664 yıldır yaşamaktadır.  Elbette bu kitaba girmeye hak kazanacaktır. Osman Bayan’ın dedeleri ise 1924’te bu köye gelmiştir. Benim dedem onları bağrına basmıştır. Aldığım bilgilere göre Osman Bayan Arpaç köyünü değiştirmeye bölmeye yeltenirmiş. Muhtar olmak demek Kral olmak demek değildir.
Tabi, savaştan sonra burada olan yabancılar gitmiş, Yunanistan ve Bulgaristan’da olan Türkler mübadele ile gelmişler. Zira bu muhaceret dalgası 1900 yıllarında başlayarak 1908-1911-12-13-1924 ve 1934 yılına kadar devam etmiştir.  24 hane Türk olan Arpaç Köyü Yunanlıların gitmesi ve onların evlerine yeni gelen muhacirlerin yerleşmesiyle 100 haneye ulaşmıştır. Köyün yerlileri bunları bağrına basmış birbirine kaynaşmışlardır. Aşağı mahalledeki muhacirlere Dağlı, Yukarı mahalledeki yerlilere ise Gacal denilmektedir.
Bu tarihten sonra, Abbas Ağalar dışındaki Çiftlik beyleri Mehmet Bey, Arif bey, İrfan Bey, Zeki Bey, köye dönmemiş, hatta 1920’den itibaren köye gelmez olmuşlar.
Zevki safa ya dalmışlar. Şehirlerde yaşıyorlardı. Muhacirler bu topraklarda işçi ve kiracı olarak bulunuyorlardı. Nihayet bu durumdan usanan köy halkı ilgisiz kalan bu topraklara sahip olmak istemiş, 1936 yılında köy sakinleri tarafından arazinin bir kısmı satın alınmış, bu satın almalar 1954 yılına kadar devam etmiş. 1956 yılında tapu işlemleri bitmiştir. Şimdi köylülerimizin kendi malıdır.
Hatta köyümüz halkından Yakup Ok, Zeki Bey’in Kaleiçi’ndeki evini murislerinden satın almıştır. Köyümün büyüklerinden aldığım bilgilere göre bu Beyler şimdiki Anadolu tipi Şıhlık, Ağalık ve Holding tipi karaborsacılık yapmışlar. Köy halkı böyle sıkıntılı hallerde ihtiyacını, Abbas Ağa’dan karşılamışlardır. Yaptığım araştırmada Lalapaşa ilçesinin Vaysal köyünden, Lüleburgaz ilçesinin Hamitabat köyüne kadar 85 kilometrelik bir uzantıda bu sosyal yardımlar hala saygıyla yâd edilmektedir.
Zira bütün Türkiye’nin tanıdığı güzide Paşalarımızdan Şahap Gürler’in babası Vahap Bey, Abbas Ağa ile aynı arsada yanyana yaşamıştır. Köyden ayrılırken arsanın yarısını Abbas Ağa’ya, yarısını da Hali Ağa’ya satmıştır.  Yani şu anda 1974 yılından beri benim adıma kayıtlı olan 805 parsel no.lu ev ve arsanın 475 metrekaresi Vahap Bey’den satın almadır.
NOT: Köyümüz halkından Mestan ARSLAN’ın, Sıra Ağaçlık ve bahçe arkasındaki tarlalar, Abbas Ağa’nın tütün ekmek için hibeleridir. Sayın Muhtar Osman Bayan bunları okusun da Edirne’deki resmi daire elemanlarına hiç değilse bir çay söylesin. Hakaret etmesin.
Daha önce de çeşitli vesilelerle değindiğimiz gibi Arpaç Köyü, tarih boyu yapısal olarak da nüfus olarak da sürekli olarak değişikliğe uğramıştır. Çünkü Anadolu’da 27 medeniyet Trakya’da ise 37 medeniyet geçmiştir. Trakya çoğunlukla Türkmen Yürük taifesindendir. Arpaç köyü de böyledir. Hatta Edirne’nin fethinden sonra Türkler, Batı’ya doğru uzandıkça oralara da daha ziyade Türkmen gruplar ile takviye edilmiş. 1800’lerden sonra tekrar geri gelenler yine bunlardır. Fakat en yoğun muhacir dalgası 93 harbi denen 1977-1978 Rus-Türk savaşı önünde gelenlerdir. Bulgaristan-Ortaköy. Daha sonra 1900 ila 1912 arasında Bulgaristan-Yunanistan ve Sırbistan’dan Türkiye’ye göçe zorlananlar gelmiş. Ve nihayet 1924; Yugoslavya’nın, Üsküp-Manastır 1935’te de Romanya’dan anlaşmalarla gelen muhacirler ile Arpaç köyü 100 haneyi bulmuştur.
 
SONUÇ:
Efendim bu bir köy envanteridir. İlk yazım 80 sahife olmasına rağmen ben bunu son rötuşta kısaltarak özet durumuna getirdim. Daha derin detaylar arşivimde kalacaktır.
Kitabın sonunda ki Haritalardan çıkan sonuçlara göre şu tarihler ortaya çıkmaktadır.

  1. Üçüncü zaman sonrası denizlerin çekilip, göller bölgesinin oluştuğu, dere ve vadi yani, bu günkü coğrafya kesinleşmemiş olarak, 8000 yıl.
  2. HÖYÜK-DOLMEN-TÜMÜLÜS’ler 6500 yıl.
  3. MENHİR ve KALE 3000 yıl,
  4. Arşiv ve arşivlerdeki kaynak bilgilere göre keşiflerle beraber, 1346-2011 itibariyle

Arpaç Köyünün kuruluşu 665 yıl olduğu sonucuna varılmaktadır.
Trakya ve Edirne’nin olduğu gibi Arpaç köyünün de tarih sahnesinde yer aldığı sonuçtur.
Bu sonuçlar bazı köylü laf ebeleri hatta insan müsveddeleri tarafından anlaşılması mümkün değildir. Onların Mazhar Osman’a ihtiyaçları var.
Tarih yazmak köy kahvelerinde gerine gerine geriye atmak değildir. Bilhassa Edirne’ye bağlı Havsa-Hasköy-Süloğlu-Çöke gibi yerleri yazmak kolay değildir, lütfen pislik etmeyin millete devlete düşmanlık etmeyin.
KÖYÜN ESKİ AİLELERİ: 1
Biz Arpaç köyüne geldiğimiz zaman beş on sene sonra toprak komisyonu geldi. Bize ev, arsa ve tarla verdiler. O tarlaları verirken Abbas Ağalar bu köyün eski Kurucu Beylerindendi. O günlerde 1000 dekar tarlası, 20’şer çift beygir ve öküz koşum hayvanları vardı. 80 sığırı, 1000 koyunu vardı. Hizmetinde devamlı çalışan 40 kişi vardı. Çok eski tapuları vardı. Mesela ne kadar tarih? Çocuğum 500 sene vardı, belki fazla. Abbas Ağa dışındaki Çiftlik Beyleri, Edirne-İstanbul-Ankara gibi yerlere gittiklerinden, Toprak Komisyonu o arazileri bize satarken, Abbas Ağa da birkaç hisse satın almıştı.
Peki, Abbas Ağalar hep bu köyde mi oturmuşlar? Evet, ama harp durumunda geçici olarak bir taraflara kaçmışlar, harp bitince yine geri dönmüşler. Bizim bu söylediklerimizi 1925 yılı o çiftlik beyleri köye gelmişlerdi, o zaman sorduk; bize bunları o beyler söyledi. Peki, siz ne zamanlar bu köye geldiniz? Oğlum Rus Harbinde, Meşrutiyet’te Balkan Harbi’nde ve Kurtuluş Savaşı’nda geldik. Daha sonra da 1935 yılında Arnavutlar geldi.
Peki, Abbas Ağa’nın o zamanlar ne kadar toprağı vardı ve köy kaç hane idi?
Oğlum Abbas Ağa’nın o zaman Arpalık’tan başlar, Seymendere hatta Damnarca’ya kadar toprakları uzanırdı. Bazen muhacirlere tarla bile verdi. Ama gene de 1000 dönüm tarlası vardı. Arpaç Köyü o zamanlar 24-25 hane idi. Rus Harbi sıralarında 40 hane imiş ama o zaman Ruslar çok zayiat vermişler. Sait Ağa’nın çocuklarını, torunlarını hep şehit etmişler. Sait Ağa küçük çocuğu Abbas’ı 13 yaşında olduğu için kaçırmış da onun için o sülale devam etmiş, köyde de hem nüfus hem de hane o zaman azalmış.
“İşte bizler gelince köy 100 haneyi bulmuştu…” dediler.
Hüseyin Toptanış’ın kahvesinde yaşlıların ittifakla verdiği bilgilerdir.
( Ocak l979 araştırması)
ESKİ AİLE: 2
Evladım bizim dedelerimiz buralara çok eskiden gelmişler, bu dünya kaç defa yıkılmış yeniden tamir edilmiş. Benim dedelerim her yıkılış ve tamirde buralarda imiş. Tabi bir felaket, bir harp koptuğu zaman diğer bir yere kaçarmışlar, evleri barkları yıkılırmış, harp bitince gelip yeniden yaparmışlar. Mesela; benim dedelerim bir süre Şıpka Ormanları’nda yaşamışlar, daha önceki dedelerim Kafkasya’ya gitmiş gelmişler. Bizim Atalarımızda büyük zatlar varmış. Benim bildiğim kadar benim köküm, soyum, Sait Amca ile beraber büyük Evliyalardan Abdürrahim Efendi’ye uzanır. Bu köyü kurmuşlar. Bu köyde 3 tane Evliya vardır. Bizim sülale çiftlik sahibi imiş, gelen geçen kervanları konuk eder yardım edermiş. Zaman, zaman da gâvurların zulümleriyle fakirleşmişler, sakalık yapmışlar. Uzaklardan buralara gelen dedelerimiz bu taraflarda Türklerin olduğunu görünce, buraya yerleşip çiftlik almışlar.
NİYAZİ AYDINGÖZ 1963 – 1971
ESKİ AİLE: 3
Köyün kuruluşu 600- 650 yıla uzanıyormuş. Tarihini bilemeyiz. Sözü geçen bu tarih boyunca zaman zaman harpler, mübadeleler göçler olmuş, köyün çeşitli sebeplerle yerleşim yerlerinde değişikler olmuş, kıran hastalıkları, kıtlıklar dolayısıyla köyün nüfusunda düşüş olmuş. Mesela, şimdiki köyün iki kilometre kuzeyinde Ahmedi Kalfa, yukarı ova mevkiinde biri caddenin altında, biri Tepe yanında iki köy varmış, üçüncüsü ise şimdiki Emekli Albay Macit Tomruk villasının olduğu yer Yukarı Mahalle. Merkez olmak kaydıyla, Aşağı mahalleyi de gâvurlar zapt etmiş (Yunan-Bulgar kastediliyor). Ayrıca Havuzlu Bahçe ve Değirmen ocakları birer köymüş… Halen Mezarlıkta (288) bugün için 318 yıllık mezar taşları mevcuttur 2011.
1922 yılında askerden geldiğimizde yapılan Cami, aynı temeller üzerine üçüncü defa inşa edildiğini gözerimizle gördük. Hatta o zamanlar dahi sizin dedelerinizin mezar ve mezar taşları mevcuttu. Sizin dedelerinizden şunlar vardı dediler ve isimlerini yazdım.
OLAY: Balkan Harbi ve öncesi bu bölgenin Kır ağası yani Tımar Ağası Abbas ve Sait Ağa imiş. Bulgar Askeri Süloğlu’na gelmiş, topları bize çevirmiş iken, Komutan Paşa keyif zevk yapıyormuş. Abbas Ağa, “Paşam! Paşam! Gavur te nerde bizi görüyor haydin ne olacak bizi halimiz?” diyor (daha fazlasını buraya yazmıyorum) anlayın. “Geceden, Dereboyu ve çataklara siper yaparsanız yapın, aksi halde toplu halde ölüm geliyor” diyor. Fakat çok geç kalınmış. Süloğlu’ndaki asker de bozulmuş kaçan kaçana… “Gâvurlar bizi bastılar, karşı gelene kurşun. Evleri yağmaladılar, kadınlara saldırdılar, paralarımızı aldılar, ah ne işkenceler yaptılar evladım neler” deyip başladılar ağlamaya. Konuşamaz oldular. Ben de röportajı kestim tabi.
Türklerin kahramanlıkları neden aleyhine döndüğü böyle olaylarla anlaşılır sanırım..
(Muhsin Ulu-Hasan Uz-Tevfik Türk Salim Güre.)1971
ESKİ AİLELER:  4
Halk dilinde Hayri Ağa diye bilinen, şimdiki ailelerince nereden geldiği bilinmiyorsa da en az 200 yıldan bu yana 1810-2011 Arpaç köyünde yaşadığı bilirkişilerce de tasdik edilmiştir. Ayrıca ikinci bir araştırmamızda ise Bulgaristan’ın Zağra ilinden geldikleri belirlendi. Yine tarihte ve Evliya Çelebi Seyahatnamesinden geçen Hasköy Ticaret Han’larının üyesi Hayri Ağa o zamanın Hasköy Ticaret Kooperatifi’nin Tekirdağ bağlantılı uluslararası ulaştırma kervan temsilcisi idi, dendi. Deveci Lakapları günümüzün nesilleri tarafından unutulmuş ise de, 19. yüzyılın ticaret kervanlarına dâhil olan bir Arpaç’lıdır.  Evet, bu eski ticari ve sosyal faaliyete resmi belge yok mütevatir bilgidir ama 1940’lı yıllarda bir yangın sonucu Abbas Ağalardan gelerek Hayri Ağalara kadar yanan evlerde hiçbir şeyin kalmadığındandır.
Oğlu Ali Ağa, Balkan Harbi ile İstiklal Harbi’nde bulunmuş, hatta Köyümüz halkını Bulgar ve Yunan zulmünde küçümsenmeyecek şekilde korumuştur (Bu koruma Komitacılara karşı oluşturulan Türk resmi Çetesi ve hatta Paşa eli Cemiyetini ifade etmek istiyordu).
Bir defasında Ali Ağa devriye gezerken aşağı ova yarık tepe (Höyük) civarında Bulgar Komitacılarının ateşine tek başına cevap veriyor. Ve her kurşun atışında adım adım yer değiştirerek hiç yara almadan ve de üstelik Bulgarları teslim olmaya mecbur ediyor. Gece olmasına rağmen onları çaldıkları altınlarla, silahları ile beraber Hasköy Karakolu’na götürüp teslim ediyor. Kumandan ise bu sarı lira ve silahlarla Komitacıları teslim aldığında Ali Ağa’ya “al şu da senin mükâfatın olsun” demediğini hem ağlar hem anlatırdı dedem. Yine yukarı mahallede ki Bulgarların soygun gasp vs. ve adam kaçırmalarına karşı savaşmış bir kişilik olarak bilinir.
Son olarak da 1940 Alman Harbi sırasında bütün köy erkekleri seferberlikte olduğu için köydeki 14 yaşından küçük 60 yaşından büyük köy sakinlerine, ekim, sürüm, kapı, cam, araba saban tamiri, bakımı gibi işlerinde yardımcı olmuştur.
Oğlu Remzi ise epey yeterli bulunan toprağına biraz daha satın alarak güçlü bir çiftçi düzeyine gelmiş 1952’de ilk atılımcılardan olma şerefine kavuşmuş. Köyümüze gelen ilk Traktör Gazlı Ferguson almış hayvan yerine motorlu tarımı başlatan kişilerdendir.
1930 doğumlu torunlarından Nazmi Engin.1983.
ESKİ AİLELER: 5
Dedem Ali Hoca, miladi yıllara göre 1800’de Bulgaristan-Kırcaali, Tikenci veya Tetik Köyünde doğmuş. Sordum? Kaç yıl imamlık ve Muhtarlık yapmış ne tarihte ölmüş?
Dedem Ali Hoca Bulgaristan’da tahsil yapmış 15 yaşlarında iken İmamlık yapmak için yer araya araya buralara gelmiş, Arpaç Köyünün eski bir köy olduğunu görünce kalmış. Sonra da aile efradını bu köye taşımış.
Takriben;
Ali Hoca, doğum 1800-ölüm 1895.
Muhtar Ahmet, Doğum 1845-ölüm 1915.
Mandalı Hüseyin Doğum 1880-ölüm 1956.
Nuriye  Akbaş, Doğum 1927-ölüm bilinmiyor.
Öyküsüyle beraber Ali Hoca; Ali Hoca Bulgaristan’dan paralı gelmiş, zenginmiş, fakat 93 harbi 1877 sırasında yağma yıkma ile gâvurlar her şeyi elinden almış fakirleşmiş. Sonra yine oğlu Ahmet’in yetişmesiyle onu Cambazlığa sevk etmiş. Manda alıp satmış, süt alıp satmış, çok çalışmış, tekrar zenginlemiş. Kendisi bu köyde sevildiği için ölene kadar hem İmamlık hem de Muhtarlık yapmış.
Muhtar Ahmet ise hem bu köyün ağalarına hizmet, hem cambazlık ve hem de 35 yıl Muhtarlık yapmış. Ancak Balkan Harbi civarı Muhtar Ahmet’in ölümü, Oğlu Mandalı Hüseyin’in 7 yıl asker oluşu ile evde ihtiyar bir nenem kalmış. Bulgar ile Yunan’ın yine yağma yıkma ve evlerimizi yakmasıyla tekrar fakirleşmiş, nihayet Babam Hüseyin askerden gelince nişanlı olduğu Refiye ile evleniyor. Köyün sığırını alıyor, sığırtmaçlık yapıyor yine yavaş yavaş oda cambazlık yaparak ev bark alıyor. Bu sıkıntılı yaşamdan sonra, ben de Rasim Agan ile evlendim işte bu günümüze şükür evladım.
SORDUM?  Köy halkı da “Bu köyde derin bir hoca yaşamış ve onun oğlu da o zamanlar harpler olduğu için o harplerde. Herkes harbe gitmiş kimse kalmamış. O da Muhtar olmuş, ondan sonrada Balkan Harbi’ne kadar muhtarlık yapmış”, dediler.
Muhtar Ahmet Balkan Harbi civarında ölüyor ve öldüğü zaman yaşı doksanı geçmişti. Ve Muhtar Ahmet’ten kalan tek oğlu Mandalı Hüseyin, Balkan Harbi’nde tekrar askere gidiyor. 9 yıl daha askerlik yapıyor, çünkü o zaman 14 yaşındaki çocuklardan tutun da 50-60 yaşına kadar olanlar askere alınmıştı. Mandalı Hüseyin, Mısır’da esir düşüyor, esir hayatını da yaşıyor. Kurtulduktan sonra Mısır’dan buraya yaya geliyor, dedi ve başladı ağlamaya. Daha fazla anlatamadı. Bize bu acı hatıraları nakleden Mandalı Hüseyin’in tek kızı Nuriye Akbaş’a teşekkür ediyoruz. Ancak, o yıllarda hangi eski aile ile röportaj yaptıysam ağlamaktan tam anlatamadılar.
Benim tavsiyem bu günkü Türkiye de Batıcı Tarihçiler yani ‘Halkçıyız’ deyip de halka hiç inemeyen tarihçiler 95 yıllık bu gözyaşlarından ibret almalarıdır.
NURİYE AKBAŞ 1984
ESKİ AİLELER: 6     
Köyümüzün bir eski ailesi de, fazla malumata sahip olmamakla beraber Recep Ağa diye bilinen ve ikinci kuşak torunlarından Yüksel’in ifadesine göre, 4 Kuşak yukarıda Abbas Ağa ile akraba olduğunu söylerken bu bilgilerin Babaanneden geldiğini söyledi. Biz bilmiyoruz ama Abbas Ağalar bu köyün kurucusu imiş dedemin babası da yani ikinci dedem Recep Ağa, Hacı Seyit’in kardeşinin oğlu imiş. Kardeşim Babaannem öyle söylerdi. Bizim bildiklerimiz efsaneden ibarettir. Fakat efsaneler de çoğu zaman doğru çıkmaktadır. Yaşantıları ileri dönük atılımları mevcut olması, Dedem Hüseyin in Havsa’dan evli oluşu, Havsa ile Hasköy kökenli irtibatları bu akrabalığı doğrulamaktadır.
Dedelerimin 300 yılı tarla tapuları olması nedeniyle 300 yıldan bu yana Arpaç köyünde yaşadıklarına kesin gözle bakabiliriz. Ne var ki, o zamanlar çok harpler olmuş, kıtlık olmuş, kıran hastalıkları olmuş, bu sebeplerle çok fakirleşmişiz.  Yemesi yatmasıyla Abbas Amca da barınmışlar ona sığınmışlar. İşte Babam Hüseyin de bu fakirlikten nasibini almış ve bu vasıtaların çıkışıyla şoförlüğe atılmış, bildiğiniz gibi garip ölümü olmuştur. Tabi bizim köyden ayrılıp İzmit’te yaşamamız nedeniyle her ne kadar elimizde yazılı belge kalmadıysa da, Recep Dedemin oğlu Hüseyin yani benim dedem 1700 yıllarına ait tapu kayıtlarının vergi makbuzlarının olduğunu ve bu kayıtların 1935 yılında yeni yazıyla değiştirildiğini, bundan sonra evde ve elimizde bir şey kalmadığını Babaannem söylüyordu. Bildiğiniz gibi Hüseyin oğlu Hüseyin, yani benim babam, Şoför Hüseyin veya Karaca Hüseyin diye anılırdı. Yiğit namıyla anılır… Köyümüze 1940’lı yıllarda ulaşım vasıtalarının gelmesine ve kullanılmasına sebep ve sahiptir. Ömrü ulaşım ve ticaretle geçmiş ilk şoförlerdendir. Ne hazindir ki annemin ölümünden sonra üvey anne nedeniyle birbirimizden ayrı kalmak zorunda olunca hasret ve zillet içinde ölmüştür…
Babamın ayrı bir kişiliği ise bildiğiniz gibi çok şakacı idi. Arpaç Köyüne hatırası budur… Ancak ne var ki ölümü garip olmuş, hatta sen olmasaydın biz evlatlarının da haberdar olması mümkün değildi. Bizim Babamızın cenazesinde öz kardeşimiz gibi ilgilendin ne gerekiyorsa sen yaptın. Dost sandıklarımız… Boş ver orasını!
Kardeşim konu haricinde bir müsaadeniz varsa.   Buyurun efendim.
Biz gurbetteyiz vatan hasreti sevgisi her şeyden üstün. Ancak benim vatanım benim köyümün insanları çok değişmiş, buldumcuk delisi olmuşlar, bazı örf ve adetler kalmamış, sevgi sıcaklık kalmamış. Biz Türk’üz yemeğimizi evde yeriz. Ama burada aile düzeni bitmiş… Üzülüyorum…
YÜKSEL SOLMAZ, 1984.
KÖYÜN COĞRAFİ KONUMU:
Arpaç Köyü, yerli kiremit oluklarına benzer alçak sıra bayırlarla dizili arazisine sahip bu arazinin büyük bir bölümü de yer altı suyu zenginliğine sahiptir. Batı istikametini çevreleyen ve sarmaşık gibi kucaklayan, tabiatın esrarlı varlığını simgeleyen, devamlı akan bir akarsuyu vardır bu derenin kaynağı Süloğlu ilçesindedir. Arpaç Köyü SÜLOĞLU ilçesinden Havsa ilçesine uzanan geniş Vadi içindeki Edirne-Kırklareli yolunun Hasköy ayırımından5 km. kuzey de asfalt üzerine kurulu şirin bir köydür. Hemen doğusunda tarihi eski bir Kışla ve günümüzün şenliklerine sahne olan Mesire yeri bir de Koru vardır. Geçmiş yıllarda sağanak yağmurlar sonucu derenin suyu çoğalır taşkınlıklar olurdu.
1972-1982 Süloğlu Barajının yapılmasıyla ve de iklim değişikliği nedeniyle bu olaylar tarihe karışmıştır.
Köyümüzün eskiden bu yana yer altı ve yerüstü suları ve bunların Bent tesisleri, kuyu, ayazma gibi kaynakları ve zamanın teknolojisi bulunduğu tespitlerimizin içindedir.
 
 
 
KÖYÜMÜZÜN TOPRAK YAPISI:
Üst tabakada kara toprak dediğimiz Kumlu killi   %65, Kumlu %16, Ova Kumlu Tınlı %19 oranındadır. Alt tabakasında ise bir metre aşağısı beyaz ham bir toprak, üç metre civarı ince kum ve daha sonra çakıl taş ve nihayet en sonunda sarı mil çıkmaktadır.
TOPRAĞIMIZIN VERİMİ.  Buğday 300-500-Ay çiçek 80-250 kg’dır. Ancak bu verim teknik gelişme ile değişebilir.
KÖYÜN ÇEVRESİ:
Doğusunda5 kmAkardere, Kuzeydoğu Gerdelli8 km, Kuzey Küküler3 km, Kuzeybatı Geçkinli8 km, Güneybatı Musulça4 km, Güney Hasköy6 km,  Güneydoğu Kocahıdır6 kmve (Tekirdağ yolu). Köyümüz Trakya da bulunan (Yıldız) Istranca dağlarının eteklerine25 km, Kayalı Barajı31 km, Süloğlu Barajı12 km, Geçkinli Göleti12 km, Habiller Göleti6 km, Akardere Göleti4 km, Havsa Simit Göleti’ne 20 km’dir.
Edirne merkez35 km, Lalapaşa25 km, Süloğlu10 km, Havsa17 km, Uzunköprü56 km, Meriç82 km, Keşan103 km, İpsala130 km, Enez 162 km’dir. Kırklareli38 km, Yunanistan Sınır Kapısı39 km, Bulgaristan-Kapıkule52 Km, Hamzabeyli Sınır kapısı 50 km’dir.
İKLİM:
Köyümüz deniz seviyesine 20 ile40 metrecivarında değişikler gösterebilir. Yıllık yağış ortalaması598 mm.
Yıllık sıcaklı ortalaması              13.o5
En sıcak ay                              29o7
En soğuk ay                             17
Köyümüz genelde ılıman yazları ve sert kışları bulunan iklimdedir. Yazları normal sıcaklar yanında bazen 40 dereceye yükselir. Kışları ise kuru soğuklar ile meşhurdur. Erzurum’dan gelenleri korkutur. Heyelan yoktur.
30 yıldan bu yana Süloğlu ile Havsa arasına fazla kar yağmaz.
İklime bağlı olarak Arpaç köyü çeşitli bitki örtüsüne sahiptir çayırları boldur. Kırlarında Çayırotu, Kara çimen, Buzağılık, Tirfil, Ayrık gibi ot çeşitlerinin yetişmesi hayvancılığa elverişli bir ortam bulunmaktadır. Köyün Kışla, Dereboyu, çatak gibi yerlerinde koruluklar ve burada meşe, Karaağaç, Kavak, Karaçalı gibi odunsu hatta yeni yeni meyve ağaçları ve bahçeleri bulunmaktadır. Arpaç Köyünün kırlarında odunsu bitki örtüsünün bulunduğu yerlerde av ve yaban hayatı mevcuttur.                                                     Buralarda; tilki, tavşan, kunduz, kurt, domuz, çil, bıldırcın, üveyik, tahtalı, ördek, kaz gibi hayvanlar yaşamaktadır. Bu hayvanların bazılarının etinden bazı da derilerinden yararlanılmaktadır. Ancak son yıllardaki plansız avlanmalar ve bilgisiz, bilinçsiz zirai ilaçlamalar dolayısıyla av ve yaban hayvanı hayatının tehlikeye girdiği izlenmektedir.
Arpaç köyünün gerek bitki örtüsünü gerekse Av ve Yaban hayatını korumak için yetişen kuşaklarda görülen Çevrecilik ve bilinçlenme gelecek için umut vermektedir.
ARPAÇ KÖYÜNÜN EKONOMİK YAPISI VE KAYNAKLARI:
Arpaç tarım ve hayvancılık kaynaklı bir köydür. Evliya Çelebi Arpaç köyüne geldiğinde köyün Ağalarından Lütfi Bey Kervanımıza ikram yaptı, hayvanlarımıza arpa astı…” diye yazdığına göre köy daha 1660”lı yıllarda tarıma dayalı bir yerleşim yeridir. O yıllarda muhtemelen Arpaç’lılar buğday, arpa, tütün, fasulye, kabak ve mısır ürünleri ekiyordu. Ancak bu tarım, 1877-1878 Osmanlı –Rus savaşından sonra Balkanlardan Trakya ya gelen göçmenler sayesinde daha çeşitlenmiş, daha bilgili yapılır olmuştur. Göçmenlerin getirdikleri bilgiler, tarım usulleri, buraları olumlu yönde etkilemiştir. Zaman içinde Arpaç çiftçileri yetiştirdikleri, ihtiyaçtan fazla ürünleri Edirne ve Kırklareli pazarlarına götürmeye başlamışlardır. Tabi bu pazarlara köylü yaya bazen öküz ve at arabaları ile giderdi. O zamanlar yollar bugünkü gibi değildi. Ancak ilerleyen yıllarda Evliya Çelebi’nin sefer yolu, Truva Caddesi, Deli Kemal namı ile ünlü General Kemal, Balıkesirlinin yaptırdıkları bu yollar bu gidip gelmeleri kolaylaştırmış ticaretin gelişmesine neden olmuştur. Tabi eski Edirne-Kırklareli (Atlı yolu denen yol)-Tekirdağ yolları çevredeki sekiz köy ile bağlantıyı kurmada önemli rol oynamıştır. Zaman içerisinde gerek tarımda gerek hayvancılık ve ulaşımda ki değişim ve gelişmeler Arpaç köyünün sosyal, kültürel ve ekonomik yapısını değiştirmiş bu gün aşağıda göreceğimiz tablo ya dikkat edelim.
Köyümüzde yaptığım incelemeye göre,  numara koyduğum 147 konuttan, kullanılan ve kullanılmayan 20 sosyal konut şöyledir.
6 Kahvehane – 1 Cami – 2 Okul – 1 Seylektör – 1 Köy Kooperatifi – 1 Bakkal – 1 Sağlık ocağı – Villa – 1 Tuvalet – 2 Çeşme – 1 Depo – 1 Köprü – 1Kantar – 1 Köprü 1 Muhtarlık…
Ayrıca 13 adet ölüm veya göç nedeniyle kullanılmayan kişisel konut mevcuttur.
Tam faal durumda kullanılan konut yani hane sayısı ise 114’tür.
Bunların 28 adeti iki katlı, 40 adeti tek katlı betonarme denen yapı, 60 adet kerpiç ev…
Ayrıca 1960 – 2011: köyden şehre göç eden 242 hane görülmektedir.
KÖYÜMÜZDE:
28 Adet iki katlı ev
40 Adet tek katlı ev
60 Adet Kerpiç ev
104 Adet Traktör ve tüm ekipmanları
80 su motoru
3 Balya makinesi
6 Biçerdöver
5 Minibüs
97 Taksi
6 Kamyon
1 Tır
700 büyükbaş, 600 küçükbaş hayvan mevcuttur.
Bu Gün Arpaç Köyünde kuru ziraatın yanında, sulu ziraat de yapılmaktadır. Sulu ziraat, tarımda hem geliri hem de maliyeti arttırmıştır. Sulu ziraatta Süloğlu deresi ile su kaynaklarının ve diğer akarsuların büyük rolü vardır. Yeraltı sularından yararlanmak için köylü derin su kuyuları açmıştır. Su kaynakları zengin bir köydür.
Arpaç’ta kır hayvancılığı büyük ölçüde besi hayvancılığına, süt inekçiliğine dönüşmüştür. Hayvancılık ekonomik hale getirilmiştir. Kültür ırkı hayvancılık 1971 yılında Babaeski’de Dayım Mustafa Eker çiftliğinden alımlarla başlamış ve halkımızın da çalışkan, ileri görüşlü yapısıyla, ekonomisi yüksek düzeylere gelmiştir.
Ancak 1983’ten 2011 yılına kadar üç defa darbe yiyen hayvancılık, köyümüzü de etkilemiş, şu anda bir miktar düşüş kaydetmiştir.
Fakat siyasi maksatlı cazgırların bağırdığı gibi olmadığı şu bilgilerle ortaya çıkmıştır.
Bir ineğin yıllık maliyeti2220 kgfabrika yemidir. %20 de diğer giderleri, toplam 1598 TL’dir.
Buna karşılık bir yaşındaki dana 3000 TL, artı sütten de 2500 TL, toplam 5500 TL az değil yüksek bir gelirdir.
Arpaç Köyünde gerek tarım gerekse hayvancılık alanında ki bu gelişme ve değişme başka alanlarda etkisini göstermiştir. Yem tekniği değişmiştir. Arpaç köyünde yonca, mısır, buğday, ayçiçeği, kabak, süpürge, fasulye gibi gelir getirici bitkiler yetiştirilmekte ve köyde bir konutta kendi yemini kendi üretmek için makine alınmış, artık o pahalı fabrika yemi satın alınmamaktadır. Fabrikalara giden maliyetler köylünün cebinde kalmaktadır.
Şunu ifade etmek yerinde olur; Arpaç köyü topraklarında yetişmeyen ürün yoktur. Arpaç köyü halkının da yapamayacağı, başaramayacağı bir iş yoktur.
Köyümüzde yeterli mera olduğu için, labada, semizotu, kuzu kulağı, kuzu göbeği, mantar, bakla, yemişken, ahlat, güvem, karamuk, yaban gülü yetişmektedir. Ayrıca adını bilmediğimiz fakat çok türde şifalı bitkilerde yetişmektedir.
Arpaç Köyünde tavukçuluk her ailenin kendi ihtiyacı çerçevesindedir.
Ayrıca 1987 yılında köyümüz halkından Recep Doğaner ilk Havuz Balık Çiftliği kuran kişidir fakat başarılı olamamıştır.
Arpaç Köyünde toplam 18000 dekar toprağın 14000 dekarında ekim yapılmaktadır. 4000 dekarda mera denilen toprak vardır.
Bu arada Köy tüzel kişiliğine ait 200 dekar arazi vardır köye gelir getirmektedir ayrıca 3 dekar da kavaklık vardır. Bunlardan başka 2 köy kahvesi bir bakkal, bir berber dükkânı kiralanmak suretiyle köye gelir getirmektedir.
Köyün ekonomik ve sosyal hayatında iş bölümü fazla çeşitli değildir, bilinen aile ve erkek kadın iş bölümü şeklinde özetlenebilir. Ancak köyden başka yerlerde çalışanlar ticaret yapanlar vardır.
Köyde 14 ailede 200 ile 400 dekar arası toprak.
33 ailede 130 ile 200 dekar arası
32 ailede 70 ile 150 dekar
30 ailede 30 ile 70 dekar toprak çalışmaktadır.
Ailelerin geçinebilmelerindeki ölçü, nüfus durumuna, teknik çalışmanın farkına bağlıdır.
Köyümüzde o eski kalabalık aile tipi kalmamıştır.
Kent hayatına göre köylünün ekonomik refah düzeyi düşüktür. Yukarıda görüldüğü üzere bu tabloyu aylık gelire düzenlemiş olsak; köylünün %14’ünün maaşı bir buçuk veya iki milyara gelir fakat buna karşılık köylünün %45’lik bir bölümünün maaş ölçüsü ise 600 Türk lirasına gelir. Köylünün maliyeti yüksek olduğu gibi, mutfak idaresi de şehirliden çok daha fazla maliyetlidir (şehirli pazara500 metreköylü ise 5 ila 30 kilometredir).
Arpaç Köyü, toprak işleme oranı düşüktür. Hatta bu durum Trakya’nın, hemen hemen tümünde böyledir. Ne var ki Arpaç halkı çok çalışkandır. Mısır, pancar, süpürge, kabak gibi para yapan ürünler sayesinde ekonomisini düzeltmiştir.
Eski yöntem elle orak biçme, sabanla tarla sürme, hayvanla yapılan tarım, düven ile harman dövme vesaire kalmamış, bugün tüm teknoloji nimetleri yaygınlaşmış, traktör ve bütün ekipmanlarla yapılan çiftçilik, zamanı o kadar kısaltmıştır ki 10 günlük iş bir güne inmiştir. Hatta biçerdöverler sayesinde üç ayda dövülen harman üç günde yapılabilmektedir. Tarımdaki mekanizasyon bu alandaki çalışmaları kolaylaştırmakla kalmamış aynı zamanda verimi de kaliteyi de artırmıştır.
1987 yılında Filiz Makarna Şirketinin bölgemizde teşvik ettiği domates ekimi Arpaç Köyünü olumlu yönde etkilemiştir.
Bu gibi teknolojik gelişmeler sonucu Köylü, gerek Tarım Kredi Kooperatifi, gerekse Ziraat Bankası kredilerini daha fazla ve daha ekonomik kullanmaya başlamıştır. Bu giderek halkta Kooperatifçilik bilincinin gelişmesine neden olmuştur. Sosyal ve ticari ilişkilerin seviye kazanmasını sağlamıştır. Halkımız da atılgan olduğu için, Köy Kooperatifi, Sulama Kooperatifi, Köysen, Tarım Kredi Kooperatifi, T.C. Ziraat Bankası, Trakya Birlik, T.M.O, Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği gibi kuruluşlarda hep ilk sıralara yerleşmiştir..!
Arpaç Köyünün geleneklere bağlı oluşu, kuruluşundan bu yana köklü ailelerin olması nedeniyledir. Zira bu köklü aileden Abbas Ağa, Balkan Harbi ile Kurtuluş Savaşı sırasında göç ederken halkına şu beyiti aktarmıştır.
Gel el devri âlem burası Arpaç
Hoş sohbet var kalmazsın çıplak aç
Hem kaç, kendini kurtar hem tohum saç
Dönüp hazır bul sensin buna muhtaç.
 
 
 
ÜRETİM VASITALARI ULAŞIM VE BAZI ÖLÇÜLER:
Köylünün ürettiği mallar, önceleri ve sonraları şeklinde ikiye ayrılıyor; 1970 Önceleri buğday, çiçek, yulaf, kuş otu, kaplıca, burçak, yonca, kamış, pancar, tütün, süpürge, mercimek, fasulye, bostan, nohut gibi ürünlerdi.
Üretim vasıtaları inek, öküz, manda, eşek, beygir, katır, karasaban, pulluk, tırmıktı.
Teknolojinin gelişmesiyle buğday ve ayçiçeği tohumlarının genleriyle oynandı. Sözde eski tohumlar verimsiz denilerek, tarım dış ülkelere bağımlı hale getirilerek, sertifikalı yeni tohumlar yine dış ülkeler tarafından dayatılarak çiftçiye hala kullandırılıyor. Bugün için verimler üç katı arttığını söyleyebiliriz, ancak Türk insanının ve kafa yapısının beyin hücrelerinin ve tüm fonksiyonların ne hale geldiğini anlatamayız.
Bugünkü üretim vasıtaları ise tamamen teknoloji ürünüdür, beher çiftçide traktör yanında 22 çeşit ekipman bulunuyor. Ekim mibzerleri çeşit çeşit, bunları ayrı ayrı yazmayacağım. Ancak hem ekonomik nedenlerle ve hem de yeni nesil sebebiyle üretim çeşitleri azalmış görünmektedir. Buna göre buğday, çiçek, mısır, fasulye.
Aile büyüklüğü orantısı Nüfus planlamasına %100 uyan bir anlayış olduğu için aile %3,7 büyüklüğündedir. Gelir düzeyi ise Arpaç ile Trakya’nın geneli aynıdır. Yani bir memurun veya işçinin üçte biri kadar aylık maaşı vardır.
Küçük el sanatları dalında kayda değer ticari bir faaliyet yok. Ancak beceri olarak eskiden bu yana kadınlarımızın dikiş nakış hareketleri bireyseldir.
Kırklareli’nde Enver Kaya oto yedek parça, Edirne’de Mustafa Yavuz Konfeksiyon Ankara’da Kemal Atay İş Makineleri Türkiye Bayiliği gibi iş adamlarımız mevcuttur.
İLGİNÇ BİR ALIM GÜCÜ
1972 yılından 1980 yılına kadar100 kgbuğday ile86 kgmazot alım gücü
1980 yılından 1983 yılına kadar100 kgbuğday ile38 kgmazot alım gücü
1983 yılından 1987 yılına kadar100 kgbuğday ile31,9 kg
1987 den 1991 yılına kadar30 kgile22,8 kg
1991 den 1999 yılına kadar 34-30-26-kg
1999’den 2002 yılına kadar 20-18-14-13-kg
2003 ve 2004 yılları 22- 22-kg
2005 ve 2010 yılları100 kgbuğday ile17 kgmazot alım gücü olduğu tespit edilmiştir.
1999 yılı ile 2002 yıllarında buğday 71 liradan 215 liraya yükselirken, traktör fiyatları 3,5 üç buçuk milyardan 30 milyara yükseldi. Yani çiftçinin malı 3 kat, sanayicinin malı 9 kat yükselmiş.
Bu dönemde 170 ton buğdaya bir traktör alınırdı. 2003 ila 2010 yılları arasında buğday 300 liradan 550 liraya yükselirken, traktör fiyatları 30 milyardan 50 milyara yükseldi. Bu dönemde 150 ton buğdaya bir traktör alındı. Yani çiftçiye yarım kat %50. Römork ve mibzer fiyatları 600 liradan 8000 liraya yükseldi. Ve sonuç olarak sanayiciye 12 kat yani %1200 yükselmiş.
Ben gerçekleri araştırıp yazdım. Yorum yüce milletimizindir.
ULAŞIM
Köylü çıkardığı tarım ürünlerini Tüccar ile T.M.O.’sine satmaktadır. Bu satış daha önceleri Traktör ile Ofislere olurdu. Ofisler de Süloğlu-Havsa-Hasköy ve Edirne’dedir.
Daha sonraları kamyonlar çoğaldı, sistem değişti tüccarlar gelip depodan almaya başladı. Ayrıca köylü pazara ve il merkezine gitmek için otobüs, minibüs gibi araçlardan faydalanırken hemen hemen herkesin taksi almasıyla artık hususi seyretmeye başlamıştır.
ÇİFTÇİMİZİN KULLANDIĞI ÜRETİM ARAÇLARI..
İkili, üçlü, dörtlü, pulluk, dip kazığı, yedili kazık, kazayağı, çampara, bombey, diskaro, merdane, aysan, tırmık, telli tırmık, mibzer, havalı mibzer, sulama kanalı, su motoru, dinamo, kepçe, bıçak, gübre saçma makinesi, pülverizatör, traktör ve römorklarıdır.
Çiftçinin alım satım ve kredi için bağlı bulunduğu kuruluşlar. TC. Ziraat Bankası Köy Kooperatifi, Trakya Birlik Tarım Kredi kooperatifleri ve Pancar Şirketidir.
Ancak köylüye verilen kredilerde alacağı paranın 30 katı ipotek istenmektedir, ayrıca birde kefil bağlama sistemi çok yanlış bir sistemdir.
KÖYDE SOSYAL İLİŞKİLER
İnsanların toplu yaşadıkları köy, kasaba ve kentlerde sosyal ilişkiler vardır. Toplum bilim açısından köyler daha ziyade geleneksel kurallara göre yaşarlar (Artık gelenek vs. kalmadı). Ancak insanların karşılıklı ilişkileri bir arada yaşamanın ortaya koyduğu kurallara göredir. Bunda gelenekçi kültünde rolü varır. Eski gelenekler yeni değişim ve gelişmelerle uyum içinde devam eder. Arpaç köyü halkında eski ile yeni iç içe yaşar. Bu bağlamda elbette eski ile yeni arasındaki farklar dikkat çekici olmaktadır.
Arpaç köyünde geçmişte çiftlik ağaları egemendi. Zaten sistem de öyle idi. Bunların arasında kadınlar da vardı. Örneğin Atike Uçkanlı ve Nahide Kuraner. Bunlar zaman zaman köyde, zaman zaman şehirde yaşardılar. Fakat zaman içinde şehre yerleşmişlerdi, çiftçilikte çalışanlar genelde topraksız olanlar işçilerdi. Dışarıdan gelenler de vardı. Birbirini tanımayanlar çoktu. Tabi kısa bir süre için dil, lehçe ve şive farkı toplumsal ilişkileri olumsuz yönde etkiliyordu. İki yüz yıl öncesi bu çiftliklerde 7 Ağa vardı. Balkanlardan köye göç edenler olmuştur, bu olay da değişik zamanlarda sosyal ilişkileri güçlendirmiş, bazı zamanlarda ise sosyal ilişkilerin zayıflamasına, kopmasına neden olmuştur. Tabi gelenler, gidenler bir kültürü getirip götürmüşlerdir. Balkanlardan gelenlerin çoğunluğunu Dağlı denilen Dağ köylüleri oluşturmuştur (Aslında bu Dağlılar Dağlı değil 664 yıl önce Çorum, Karaman, Denizli civarlarından getirilip yerleştirilen Türkmen-Yürük taifesindendirler). Bu göçler sayesinde  1877 yıllarında  24 hane olan köy  1913 ila 1935 yılları arasında 100 haneye daha sonra 117 ve şu anda 114 hane olarak değişikler göstermektedir. Bu göstergeler geçmişte de böyle idi bundan sonrada böyle azalma ve çoğalmalar olacaktır. Örneğin ben bu araştırmaya başladığım 60’lı yıllarda köy nüfusu 650 idi bu gün 320, fakat şu anda köy dışında 242 hane 33 hanede nesli tükenmiş hane olmak üzere toplam hane sayısı 389 olmuştur. Bu tabloya göre köyde yaşayanlar daha ziyade yaşlılardır. Dışarıda olanlar ise üretken olanlar yani doğum yapabilir olanlardır. Bu tahmini hesaplara göre köyümüzün nüfus göstergesi en az 1500 civarındadır.
Bugün dünya küçüldüğü ve teknoloji ilerlediği için sosyal kültürel ve ekonomik ilişkiler kolaylaştı fakat tam sıhhatli diyemeyiz. Ancak tarih içinde bugünkü teknoloji yok iken gerek aynı köyde ve gerekse aynı ülkede çeşitli etnik unsur ve milletler beraber yaşıyorlardı, o göstergeler bizim aynamız olmalıdır unutmayalım.
Ayrıca köyümüzden başka köy ve kentlere evlenerek giden kız sayısı 224. Başka köy ve kentlerden köyümüze evlenmek maksadıyla gelen kız sayısı da 222’dir.
Köyün ana yollar üzerinde bulunması, gerek dün ve gerekse bu gün sosyal ve ekonomik ilişkilerde etken olmuştur. Arpaç Köyünde yaşayanların sosyal kültürel ve ekonomik ilişkileri gayet olumludur. Halk sosyal ve ekonomik bir dayanışma içindedir gelenekler bu ilişkilerde önemli rol oynamıştır (Maalesef artık geleneklerde ilişkilerde zayıflamıştır).
Köyümüzdeki sosyal sınıflar; Öğretmen İmam, Muhtar, İdareci, PTT memuru,  Memur, Bakkal, Kahveci, Tüccar, Nakliyeci, Kömürcü şeklinde özetleyebiliriz.
 
GÖÇ OLAYI:
Tüm Türkiye’de olduğu gibi Edirne köylerinde de 1980’den bu yana göç olayları yaşanmaktadır. Yukarıdaki rakamlar gösteriyor ki; köyümüzün en az %80’i gerek tahsil nedeniyle ve gerekse daha farklı ekonomik bir arayış nedeniyle başka yerlere göç etmektedir.
ARPAÇ KÖYÜNDE EĞİTİM ve KÜLTÜR:
Kültür milletlerin abidesi
Kültür devletlerin hazinesi
Kültür medeniyet zincirinin halkası
Kültür insanoğlunun maması
Kültür insan yaşamındaki vuslat
Kültür insanda vazgeçilmez hayat
Kültürsüz millet meyvesiz ağaç
Kültürsüz millet daima aç
Kültür insanoğluna aştır
Kültürsüz millet küflü saçtır..
Binaen aleyh firenle durdurulamayan bu kutsal duygunun akışına bakınca nedeninin tarihi zenginlikler olduğu anlaşılıyor.
Dolmen-Menhir-Höyük’lerden fışkıran edebiyat, Göller Ağası Ali’den tarihsel belgesi, Abdürrahim Efendi’nin ilmi ve keşfi, Abbas Ağa, Vahap Gürler, Şahap Gürler’den Tımar kokusu, Macit Tomruk’ta Türk Ordusu, Hayri Ağa Mekkâresi, Ali-Yakup-Mehmet’lerin ilmi sesi, Suyolları, Kale izleri Mahfili, Truva caddesi, Topal Nasıf öyküsü ve nihayet adının Arpaçay olması Köyümüzün bir kültür hazinesi olduğunun tapusudur…
Osmanlı döneminde eğitim sistemi başka türde idi. Örnek olarak bu günkü müspet bilimin aynısı vardı, ancak dini ilim ila askeri ilim de vardı. Bizim yetişip de tanıyabildiğimiz ve bugün hayatta olsalardı 100 -120 yaşlarında bulunacak yaşlı köylüler o kadar kültürlü idiler ki günümüzün ilköğretim öğretmenlerinden çok çok fazla sanki Üniversite Öğretim üyesi seviyesinde idiler. Zira Vilayetimiz Edirne’de hala okul sayısı ve seviyesi Osmanlı dönemine ulaşamamıştır (arşivlerdeki kayıtlar böyle gösteriyor).
Cumhuriyet döneminde birçok devrimlerin yanında 1928 harf devrimi ile Latin Alfabesine geçilmiş 1971’de Modern matematiğe geçilmiş. Muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmak yolunda çalışılıyor. Köyümüzde 1923-1928 arası camilerde yapılan köy eğitimi Harf devrimi ile bu günkü okul bahçesinin ikinci ünitesinin olduğu yerde iki katlı ahşap binada bugünkü modern eğitime başlanmıştır.
Savaşların meydana getirdiği tahribatlar önce Cumhuriyetle beraber Cami yapımı sonra sözünü ettiğim iki katlı binanın onarımıyla Okul yapılmıştır. Ancak tam sağlıklı okul binasının yapımı 1937 yılında inşaatı tamamlanmış ve 1938 yılı eğitim yılında açılmıştır. 1945 yılında ise ilave İşlik yapılmış yani okul genişletilmiştir. Ve nüfus artışı nedeniyle yetersiz gelmeye başlayan okula 1977 yılında iki derslik ve öğretmen odası hacminde bir yeni ünite daha eklenmiştir ancak bu olay Türkiye çapında yankı yapmıştır. Çünkü bu okulu Arpaç köyü vatandaşları devletten beş kuruş yardım almaksızın kendi parasıyla ve imece usulü çalışarak yapmıştır. Zira 1976 yılında Devletin yaptığı Sağlık Ocağı’nın maliyetinin 400 bin TL olmasına karşın köylü vatandaşlar Okul binasını sadece 70 bin TL’ye mal etmiştir. Köyün Tohum temizleme evi de 1966 yılında yapılmış. İçme suyuna gelince 1964 yılında Edirne’nin tarihi suyollarından Havsa ilçesine uzanan kollarından köyümüze içme suyu getirilmiş, 1990 yılında D.S.İ. tarafından Hasköy merkezli evlere kadar çeşmeler döşenmiş, nihayet 2005 yılında da hemen köyümüzün kuzey tarafında sondaj vurularak çok kaliteli bir su bulunmuştur. Köyümüz Telefona 1986 yılında kavuşmuş.  Yine 1964 yılında ki sıvat yıkılmış,2004 yılında yenisi yapılmıştır. 2005 yılında köy meydanı düzenlemesi park ve kahvelerin bahçeleri modern hale getirilmiş, Türkiye çapında yapılan çalışmalar çerçevesinde de 2006 yılında yollara parke taş döşenmiştir.
Bu yapılanmaya da bakacak olursak köyümüz halkının öteden bu yana aydın ve çalışkan olduğu görülür.
KÖYDEKİ OKUL ARŞİVİNE GÖRE OKULUN TARİHÇESİ:
Köy ilkokulu açılışı Cumhuriyetin ikinci yılı olan 1924 yılına rastlamaktadır. Şimdiki okul binasının kuzey doğusunda kerpiç ve ahşaptan iki katlı olarak 1870 yılında inşa edilen tek derslikli bina bu defa Latin harflerle ilkokul olarak kullanılmaya başlanmış ve ilk öğretmen olarak da Kâşif Efendi adındaki Öğretmen atanıp tedrisata başlamıştır. Ve üç ders yılı öğretmenlik yaptıktan sonra bir başka yere tayin olup boşalan yere Sadık Efendi öğretmen tayin edilmiş. Bu öğretmende köyde bir ders yılı kalıp ayrılmış, yerine Nazif Efendi tayin edilmiş, o da bir ders yılı kaldıktan sonra askere alınmasıyla iki yıl sonra 1931 yılında Emin Efendi eski binaya son öğretmen olarak atanmış. Emin Efendi köyde 3 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra 1934 öğretim yılında Maarif teşkilatınca yapılan bir keşif sonucu Okul olarak kullanılan iki katlı binanın öğrenime elverişli olmaması gerekçesiyle okul kapatılmış, olup öğretmen Emin Efendi de bir başka yere tayin edilmiş Okulun kapalı olduğu yıllarda başka öğretmen gelmemiş, bir boşluk olmuştur.
Nihayet 1937 yılında büyük bir kısmı köyümüz halkının katkıları ile Tek derslikli ve Lojmanlı tuğladan bir okul yapılmıştır. Köyümüz halkından Ali Koç, Edirne Karaağaç’ta açılan altı aylık öğretmen, eğitmen kursuna katılarak 1937-1938 okul yeniden eğitime başlamıştır. 1945 yılında Okula ek bir İşlik kısmı yapılmış, bilahare 1950 yılında bu bölüm ufak bir tadilat ile derslik haline getirilmiştir. Zira eğitmen kurslarına katılıp da köyümüz halkından ilk öğretmen, yani eğitmen Ali Koç olmuştur. Çok değerli bir eğitmen olan bu Ali Koç’un çalışmaları hemen meyve vermiş, köyümüz halkından Nazmiye Duvarcı ile Sami Ceylan öğretmen olmuşlar. Ama Ali Koç 1950 yılına kadar tek başına çalışmış. 1950 yılında ise Köy Enstitülerinin son mezunlarından Hüseyin Özübir adındaki kişi öğretmen olarak ilk işe başlayan olmuştur. Ve ben 1953-1954 öğretim yılında okula başladığımda birinci sınıfı eğitmen Ali Koç’ta okudum. Eğitim yılı sonunda ise Ali Koç emekli olmuştur. Ancak şunu belirtmeden geçemem Ali Koç, Hüseyin Özübir, Remzi Tüzün, Mustafa Sünkar, Seniha Akbal gibi öğretmenlerde okuduk hepsi çok kaliteli öğretmenler idi. Hele hele Eğitmen Ali Koç hiç izah edilemez. Ben sadece Ali Koç un milli ruhundan bir pasaj aktarmakla yetineceğim:
“En unutulmaz yönü, Atatürk gibi parmağını kaldırır, ne şurası ne burası, senin baş düşmanın Batı’dır derdi. Türklüğü, Müslümanlığı, Askerliği, daha ilkokul çağında öğretirdi. Bir talebe birinci karneye kadar Alfabeyi çözer, gazete okuyacak seviyeye gelirdi.
Okul 1952-1953 öğretim yılında Edirne Kız Öğretmen okulunun Staj Okulu olmuş, bu çalışmalar 1961-62 yılına kadar devam etmiştir. 1962-1963 yılında Staj çalışmaları kaldırılmıştır. Bilahare 1967 yılında yine Edirne Kız Öğretmen okulunun Staj Okuludur…  1969-1970 yıllarında ise Staj statüsü kesinlikle kaldırılmıştır…
Arpaç Köyünde 1924 yılından 19 taşımalı eğitime kadar öğretmenler:
1-      KAŞİF EFENDİ
2-      SADIK EFENDİ
3-      NAZİF EFENDİ
4-       EMİN EFENDİ
5-       ALİ KOÇ
6-       HÜSEYİN ÖZÜBİR
7-       REMZİ TÜZÜN
8-       MUSTAFA SÜNKAR
9-       SENİHA AKBAL
10-    MİNE BEYZİ SARI
11-   ÖZNUR ORUÇOĞLU
12-    NAZMİ ASLAN
13-   SAMİ CEYLAN
14-    NERMİN KILKIŞ
15-    OLCAY TÜRÜNG
16-    FATMA KİREÇÇİ
17-    HİLAL ŞENER
18-    SAADET KÜPÇÜ
19-    AHMET CEYLAN
20-    NERMİN CEYLAN
21-    SÜLEYMAN AYDIN
22-    HASAN YILMAZ
23-    AHMET BİNGÜL
24-    AHMET ÇAKAL
25-    MEHMET ÇOTUK
26-    ŞEMSETTİN DENİZ
27-    HÜSEYİN DENİZ
 
KÖYÜMÜZÜN CAMİİ İMAM VE MUHTARLARI:
 
Köyümüzün Camisinin tarihçesini kesin olarak bilemiyoruz. Ancak aşağıdaki mütevatir bilgi arkeolojik bulgular, belge olmaya yeterlidir. Arpaç Köyünün kuruluşu Hasköy’ün kuruluşu ile yakinen ilgili olması Kurucu Beyler, Has ve Tımar statüsü ve Arpaç Köyü 1960 minare hafriyatı sırasında bulunan Göller Ağası Ali’ye ait Mezar taşları sadece Arpaç köyü değil, aynı zamanda hem Hasköy hem Arpaç Köyünün tarihini ortaya koyarken, en önemlisi de Süloğlu ile Havsa arasındaki bölgenin Tarihi Göller Bölgesi olduğunun kesin ve resmi kanıtıdır.
(Trakya Haritası (H. Kiepert ,Formae Orbis .XV11.)
Bu kesin belgeye göre de Köyümüzde M.S. 1360’tan bu yana cami bulunduğu anlaşılmaktadır. Zira 1971 yılında yaptığım araştırmada köyümüz yaşlılarından aldığım bilgilere göre; “İstiklal Savaşı sonunda inşa edilen Cami için gelen yetkililer incelemişlerdi ve bu caminin üçüncü temel üzerine yapılmasına izin vermişlerdi” dediler.
Ve bu günkü Kubbeli cami dördüncü temel üzerine 1984 yılında inşa edilmiştir.
ÖNEMLİ UYARI: 1920 yıllarında bütün köylerin olduğu gibi Arpaç Köyünün de araştırması yapılmıştı. Muhtar Hüseyin Çavuş, Muhtar Mustafa Sünkar, Muhtar Halit Sezen ve Kâtip Vahit Dinç tarafından bu araştırma bana nakledilmişti.
Bundan sonra Şakir Topun ifadeleri tamamen yanlıştır kasıtlıdır. Çünkü o 1925 yılında doğmuştur.
KÖYÜMÜZDE BİLİNEN İMAMLAR:   
1-       ALİ HOCA . Osmanlı dönemi
2-       HAFIZ  YAKUP
3-       HAFIZ MEHMET
4-       ŞERİF HOCA
5-       İSMAİL HOCA
6-       İZZET HOCA
7-       A. VAHİT DİNÇ
8-       AHMET SEZER
9-       HASAN AYDOĞMUŞ
10-   EROL YILMAZ
11-   FEYZULLAH ÖZKAN
12-   H.ALİ ARDA
13-   AHMET BABATÜRK
14-    OSMAN Köyümüzü ikiye bölen Muhtar beraber
15-    SITKI ÇİÇEK
RAMAZAN HAFIZLARI:
1-         MUSTAFA AKSOY
2-         MEHMET ÇELİK
3-         MUKADDER FIRAT
4-         HÜSEYİN AKINCI
5-         BURHAN BEVLER
6-         CEMALETTİN UĞURLU
7-         A.AZİZ CUMHUR
KÖYÜMÜZDE MUHTARLIK YAPANLAR.
1-      MUHTAR AHMET Osmanlı dönemi
2-      ARİF ÇAVUŞ
3-       MOLLA OSMAN
4-       M.ALİ ÇAVUŞ
5-      H.İBRAHİM UZ
6-       SADIK  CAN
7-      SALİH AVCI
8-       HÜSEYİN TOP
9-      NAZIM YILMAZ
10-   MUSTAFA SERT
11-    ADEM TURHAN
12-   HÜSEYİN ÇAVAŞ
13-   MUSTAFA SÜNKAR
14-   HALİT SEZER
15-   AHMET TAŞ İSA KUZU
16-   MEHMET YİĞİT
17-   AHMET SEZER
18-   MEHMET ASLAN
19-   OSMAN  CAN
20-   OSMAN BAYAN
ARPAÇ KÖYÜNDE TAHSİL DURUMU:
Bu araştırma dosyası benim ilk çalışmamdır ancak, ben her ne kadar 1960’ta fotoğraf çekmeye başladıysam da, görüldüğü gibi bu dosyada 1920 yıllarında Muhtarlığın yaptığı ilk araştırma da dâhil olduğundan tahsil durumunu biraz değişik ifade ve değişik rakamlarla sonuçlandırmak zorunda kaldık.
Buna göre 1890 ila 1915 doğumlu olanlardan aldığım bilgilere göre her ne kadar, eğitimsiz deseler de o dönemlerin insanları da İdadi -Rüştiye Okullarını okumuşlar, ayrıca din konusunda da son derece yüksek bilgiye sahip oldukları tespit edilmiştir. Örnek olarak benim annem 1914 doğumludur, hem Osmanlı yazısını hem de yeni Latin yazısını çok çok iyi bilen ve yazan bir kadındı. Babam 1905 doğumlu idi, babam da aynı ölçüde bir insandı fakat şu fark vardı: Bu insanların tarih ve kültür bilgisi bugünkü Üniversite Öğretim üyeleri düzeyinde idi.
Harf devrimi ile Türkiye de bir duraklama dönemi yaşandıysa da milletimiz bu kolay kültüre de adapte olmuş bu gün artık tahsilsiz insan kalmamıştır.
Bu tahsil durumu 1934 Ali Koç’un eğitmen oluşuyla, 1950 Sami Ceylan ve Nazmiye Duvarcı’nın da 1950 Köy Enstitüsünden Öğretmen Kemal Atay’ın da Astsubay oluşuyla başlar. Ve 1985 yılına kadar baz alınmış bir araştırmamda:
182 Yüksekokul, 64 Lise, 51 Orta, 29 İlkokul mezunu çeşitli görevlere ulaşmışlar. O yıllardaki tahsil oranı %30 idi.
Ancak 25 yıldan bu yana Halkımız tahsilin ne olduğunu anlamış ve şu anda en fakir birisi dahi oğlunu okutmaya çalışıyor hepsi Yüksek yani Üniversite mezunu olmaya çalışıyorlar. Ve bu günkü Yüksekokul tahsil oranı %99 dur.
KÜLTÜR VASITALARI:
Önce şöyle ifade etmek lazımdır ki tarımda nasıl ki ilkleri yaşayan bir anlayışta ise eğitim ve kültürde de aynı anlayış mevcut olup, daha 1940’lı yıllardan bu yana Megafon Radyo, daha sonra Televizyon, Video, Teyp, Müzik seti ve daha ne tür Teknoloji ürünü varsa mevcuttur.
MESKEN:
Arpaç Köyünde Okul, Cami, Tohum temizleme evi, Sağlık ocağı, Muhtarlık, Köy Kalkınma Binası, Köy Kahveleri, PTT, Misafirhane, Berber dükkânı, Bakkal, Benzinlik, Süt toplama Merkezi, sosyal konutlarımızdandır.
Meskenler(konutlar), 1970’lere kadar iki oda bir mutfak, oda büyüklükleri9 metreyükseklik ise2 metreidi. Tabi ki zenginlerin ve kalabalık ailelerin odalar16 metreyükseklik220 metreidi. Her yerde olduğu gibi Arpaç’ta da zaman ilerledikçe şartlar ve hayatta değişmektedir.  İnsanlar yer sofrasından masaya, yer yatağından karyolaya, kerpiç evden kâgir ve beton evlere geçiş yapmışlardır. Buna göre evlerde yatak cinsleri, mutfak eşyaları da değişikliğe uğramıştır. Örneğin sundurmalı ve bir iki odadan ibaret eski tip evlerin yerini bu günkü birkaç odalı, mutfağı ayrı olan çatıları kiremit olan evler almıştır. Planlı, projeli bu yapılar genelde kâgir ve yığmadırlar. Önceleri 30 ile60 metrekareolan yapılar bu gün 100 ile 150 metrekareye kadar büyümüştür. Banyo ve tuvalet artık yapıların içinde yer almaktadır. Birçok evde oturma, yatak, salon, mutfak, banyo tuvalet sistemi dikkat çekmektedir. Odaların yer döşemeleri, beton, parke, halıfleks, marley, fayans, olmakta duvarlar ise kâğıt kaplanmakta veya en son dekorlarla. Şüphesiz bu bir ilerlemedir bir değişimdir. Tabii değişim ve ilerleme olayının ekonomik kalma, eğitim ve refah düzeyi ile orantılı olduğunu söylemeye gerek yoktur.
Bugün Arpaç’ta eski evlerde var olan ocaklık düzeni kalkmıştır. Mutfaklara aygaz ve elektrikli fırınlar TV’ler buzdolapları, çamaşır makineleri girmiş, bakır kapların yerini, porselen tabaklar, çelik tencereler, yağsız tavalar almıştır.
Çatıları çavdar ve mısır saplarıyla örtülü evlerden, ahırlardan sonra Arpaç’ta insanların yaşadıkları mekânlar bir uygarlık ölçüsü olarak dikkati çekmektedir.
Öyle dikkat çekecek olaylara rastladım ki, ben bir araştırmacı olarak köy veya şehir merkezleri ve hatta şehir merkezlerinde en modern kitlelere kadar gördüğüm, yapı ve döşemeleri Arpaç Köyünde aynısını görünce şoke olmuştum. O araştırma da 1985 yılında yapılmıştı. Bu olayın ardından hemen İstanbul’a gittim bu ileri modernleşmeyi ancak Kurtuluş ile Kadıköy’de bulabilmiştim.
Yalnız bu kadarıyla da kalmayan Arpaç’taki insanların yediklerinde de değişiklikler ve çeşitler meydana gelmiştir. Halk daha düzenli daha kaliteli yemek yemeye ve bunu bir düzen içinde sürdürmeye başlamıştır. Sabah kahvaltısında başköşede yer alan Tarhana arka plana düşmüş, çay zeytin peynir reçel bal süt yumurta ile zengin bir yemek kültürü gelişmiştir. Börekler, çörekler, pastalar, hamur işler, gibi yemek kalitesi meydana gelmiştir. Bunda önceleri köyleri dolaşan kursiyer öğretmenler, sonra kız meslek okullarına giden kızlar ve TV’lerden izlenen programlar etkili olmuş olumlu rol oynamıştır.
Zira önceleri yemek çeşitleri klasik baklava pekmez tarhana fasulye nohut mercimek yufka gibi geleneksel yemeklere çok çeşitli yemek türleri eklenmiş sofralar zenginleşmiştir ancak tabii ki yine de beslenmede, maaşlıların yüksek standardın yakalandığı ileri sürülemez. Çünkü tüm köylünün olduğu gibi Arpaç Köyü halkının da %14’ü bu standardı yakalamış, %40’ı yaklaşmış, ama %56’sının o düzeye gelmesi hiçbir zaman mümkün değildir.
Ne var ki zamana ayak uydurma zorunluluğu nedeniyle, yakıt konusunda tezek, gündöndü çöpü gibi yakıtlar tarihe karışmış, bilindiği gibi bu gün sobalarda yakılan odun ve kömür öne geçmiş ve hatta cereyanlı katalitik sobalar daha çok kullanılmaya başlanmıştır. Şunu da kaydetmeden geçmeyelim, 1950’li yıllarda idi, mum ve gaz lambalarının yanında lüks ve likit gaz lambaları vardı.
ARPAÇ KÖYÜNDE SAĞLIK:
1950’li yıllar ülke çapında bir toparlanma yılıdır. 1960 yıllarından önce Halil Türk’ün binasının kahvehane bölümü Sağlık Ocağı olarak açıldı. Sonra 1969-1975 arası Ali Ordu’nun evinde bu Sağlık Ocağı faaliyetlerini yürüttü ve nihayet 1975 yılında prefabrik sistemde yarı devlet yarı köylü katkısıyla yeterli bir yeni Sağlık Ocağı inşa edilmiştir. Sağlık ocakları, kadın doğum, hastalara iğne, çocuklara aşı vurma, tansiyon ölçme ve halka yol gösterme gibi işlevlere sahiptir. Köyümüzde bu faaliyetler 2004 te sona ermiş Sağlık ocakları köylerden kaldırılmıştır.
Şu anda tüm köylüler doğum vs. için mecburen İl merkezlerine gitmek zorunda bırakılmıştır. Ancak köyümüzde Ulaşım imkânları ileri düzeyde olduğu için bir sorun yok. Köyümüze10 kilometreSüloğlu,17 kilometreHavsa,35 kilometremesafede de Edirne hastaneleri mevcuttur.
KILIK KIYAFET:
Köyümüzde giyim şeklini üç döneme ayırırsak daha çok şeyler anlayabiliriz.
Buna göre; 1- Cumhuriyet öncesi 2- Cumhuriyetten 1970’e kadar 3- 1970 sonrası.
Cumhuriyet öncesi insanlarda daha çok yerli üretim giysiler görülürdü. Ve kendileri dokurlardı. Köylerde dokuma tezgâhları vardı. Yünden dokunmuş şayak elbiseler, yün çoraplar, aba poturlar, dikkati çekerdi. Köylü kadınlar felemen ipliği denilen iplikten iç çamaşırlar dokurlardı. Don, gömlek, entari, fistan, fanila, paşalı, güynek, yelve, etek, fıta, denen giysiler bunların başında gelirdi. Pamuk ve yün karışımı iplikten ise etek, kazak, fanila ve paşalı denilen giysiler yapılıp dikilirdi. Keten basma ve kumaşlar ise Edirne bezazlarından alınıp köy terzilerine diktirilirdi. Köyde dokunanların hammaddesini oluşturan keten, kenevir, pamuk bitkileri köyde yetişirdi. Yün koyunlardan elde edilirdi. O yıllarda kadınlar genellikle kara çarşaf giyerlerdi.  Kadın ve kızların el işleri ise daha başka özellikler ve beceriler isterdi. Tığ ile el oyası ve örme işlerden keseler, yemeniler, grepler, havlılar, yelekler, bindallılar yapılır, bohçalara konurdu. Ayaklarda takunyalar, sandaletler, cızlevet, lastik ayakkabılar, kunduralar, terlikler, tulumbaca ve çarıklar görülürdü. Ancak bu geçmişte büyüklerin ve küçüklerin yalınayak dolaştıkları, böylece işe gittikleri zamanlarda olmuştur. Bu görüntüler daha ziyade cumhuriyetin ilk yıllarından 1960’lı yıllara kadar devam etti. Sebebi ekonomikti. Ben o günlere erdim. Örnek: 1960 ile 1966 yılları arasında üç ceketi üç amcaoğlu ortaklaşa giydik.
Nihayet 1970’li yıllara gelince teknoloji gelişmeye başladı, tarımda ilerlemeler oldu gerek erkek ve gerekse kadınlarda bu ekonomik gelişme sonucu daha medeni giysiler görülmeye başladı, çarşafın yerini manto, aba potur şayak pantolonun yerini keten kumaşlardan yapılmış elbiseler almaya başlamıştır. Ayakkabı çeşitleri değişmiştir kasaba türü çarşıdan alma kumaşlardan alınıp terzilere diktirme göze çapmaya başlamıştır.
1970’li yıllardan sonra ise tarım alanında çok büyük ve hızlı bir süreç yaşandı. Köylünün ekonomik durumu epey düzeldi. Köylü bir zenginlik dönemine girince köylü açıldıkça açıldı. Daha iyiye, güzele doğru, arzu ve özenti seline de kapılarak kısa sürede şehir ve büyük şehirlerdeki reyonlardan alış veriş yapar hale geldi. Erkeklerde şapkalar atılmaya başlandı kravat modası başladı, kızlarda ise tıpkı şehir kızlarının giydiği yeni kısa elbiseler giyilmeye başlandı başörtüler atıldı, bu gün artık bir köy kızı ile şehir kızını ayırt etmek zorlaştı.  Her köylüde taksi olduğu için şehir merkezine giderek hususi saç yaptırılıyor.
ASKERLİK:
Köyümüzde Asker olma olayı kutsal, Asker ocağı Peygamber Ocağı olarak değerlendirilir.  Askere gidecek olan gençler gerekli yoklamaları olduktan sonra tamamen o havaya girer ve gitmelerine bir ay kaldıktan sonra da asker aile yemekleri başlar, her akşam bir evde topluca asker olacaklar ile onların arkadaşları yemek yerler sohbet ederler. Askere gideceği günün bir öncesi akşamı, Köy kahvelerinde bütün köy halkıyla vedalaşırlar komşu ve akrabalarını ziyaret ederler, hediyeler verilir. Sabah olunca Köy meydanında toplanılır, topluca coşkuyla vasıtaya bindirilir, aynı heyecan ve duygular paylaşılır.
Eski dönemlerde bu vasıtalara yok iken elde dikme çanta para kesesi vs. sırtına vurup 35 kilometreye kadar yaya gidilir, trene binilirdi.
Ancak yirminci asrın sonlarına doğru hızlı ekonomik büyümeler nedeniyle, oğluna kıtasına kadar refakat etme veya özel arabasıyla ile hususi götürme, ayda bir oğlunu ziyaret etme, Yemin törenlerine katılma yeni bir adet, gelenek, haline gelmiştir.
Askerlerin izinli veya teskereli gelmesiyle köy kahvelerinde lokum dağıtılır, halkımız da gözünüz aydın olsun tebriklerini iletir.
Köyümüzden Balkan harbi İstiklal Harbi, Kore Harbi ve Kıbrıs harekâtına katılanlarımız olmuştur.
Gençlerimiz: “Bayrağımızı göğsüne alarak, Biz Türk’üz, Biz Askeriz, vatana hizmet için ölsek de, seve seve, güle güle, oynaya oynaya gideriz” derler.
Ben de:
Gel ey hak davadan korkma incelip kopsan da
Hakikat zinciri bakıdır ölmedikçe vatan da
Âşık Erol dur namım Allah için feryadım
Ben vatan için yazdım vatan için kurbanım…
 
EVLENME:
Evlenme çağı, köyümüzde kız ve oğlanın on sekiz yaşına girmesiyle başlamış olur. Bazen yirmi beş otuz yaşlarına kadar bekâr duran kız ve oğlanlar da olabilir.
Nişanlılık süresi duruma göre değişir. Bazen nişanlandıktan sonra bir ay zarfında düğünü olur. Bazen da nişanlanır oğlan askerden geldikten sonra evlenirler.
Kız ve oğlan evleneceği eşlerini kendileri seçerler. Hatta son yıllarda artık oğlanlara pek bir iş kalmadı. Kız düşlediği erkeği evden çıkıp, çarşı Pazar dolaşır bulur. Arkadaşlık teklif eder, kandırır, anlaşır. Böylece oğlana artık sadece ailesine bildirmekten başka bir işlem kalmaz. Bu gelişmelerde kız anası ortaktır. Diğerlerinin son kararda haberi olur.
Dönem dönem kız isteme:
Kız ile oğlan tanışıp anlaştıktan sonra birleşmek için verdikleri kararı önce annelerine söylerler, annesi de babasına söyler her iki aile birer muhasebe yaparlar. Oğlan tarafı bir kılavuz gönderir, kızın anasına babasına bu talebi bildirir. Bu defa kız tarafı bir ekiple görücü usulüne uyarak oğlan tarafını ziyaret eder görüp öğrenir. Tabi ki oğlan tarafı da aynı tespitte bulunur. Sonra oğlan anası yanına birilerini alır kız tarafına gider konuşurlar, anlaşırlar eğer olumlu ise, istekler sorulur. Kız tarafı bu soruya hemen cevap veremez.
Ailece toplaşırlar konuşurlar rakamları tespit ederler. Bundan sonra artık oğlan anası ve bir heyet oluşturur, hatta bu son aşamada babası da katılabilir. Bu defa pazarlıklar olur.
İstenecek veya yapılacak Altın, Yüzük, Küpe, Yün, Basma, Mobilya gibi gerekler tespit edilir, her iki tarafta hazırlıklarını yapar. (1975 yılından bu yana başlık parası kalkmıştır) Bundan sonra kız tarafı oğlan tarafını dünürlüğe yani kız istemeye davet eder.
Davet genellikle Cuma veya Pazartesi gecelerine denk gelir. Yani Perşembe gününü Cumaya bağlayan gece akşam namazında toplanılır kalabalık bir kafile halinde kız evine gidilir. Kız tarafı da aynı şekilde kendi taraftarlarını toplar. Türk törelerine uygun bir şekilde karşılarlar, yaşlılar bir odada, gençler bir odada sundurma da ve hatta bazen ta dışarıya kadar taştığı kalabalıklar görülür. Karşılama dizilerek ‘HOŞGELDİN’ denir. Oğlan tarafının yaşlı ve söz grubu ile kız tarafının söz grubu her iki başköşelere otururlar. Kız tarafının gençleri her iki taraf misafirlere kolonya şeker sigara ikram ederler.
“Dereden tepeden havadan sudan tekerlemelerle beş on dakika geçiştirilir. Nihayet kız tarafının seçtiği sözcü sağa sola bakınarak “Ey misafirler, tekrar hoş geldiniz, siz ne maksatla geldiniz, derdiniz nedir, sözcünüz kimdir? Şöyle bir tanışalım, çarpışalım bakalım” der. Sonra oğlan tarafının sözcüsü çıkar ortaya “Yahu arkadaş biz sizin kızınızı istemeye geldik amma bu mekân sizin bizi döversiniz, ben pes ettim, galip siz olun ama benim bir maruzatım var beni dinler misiniz” der. Kız tarafı “Evet, evet, buyurun” der. Oğlan tarafı “Allah’ın emri Peygamberimizin sünneti üzere (Falan kızı falanı) (falan oğlu falana) almak için buradayız derdimiz budur, biz istiyoruz, siz ne dersiniz?” der.
Bu arada usulen iki tarafta da fısıltılar olur. Ve kız tarafı sözcüsü de “Teklinizi kabul ettik. Biz de bu minval üzere verdik. Allah iki çifti mesut etsin” derler. Ve bir pusulayı oğlan sözcüsüne verir. Bu arada yine fısıltılarla pusula tetkik edilir usulen pazarlıklar olur.
Bu anlaşma üzerine oğlan tarafından getirilen lokumlar dağıtılır. Tatlı yiyelim tatlı konuşalım denir. Ve nihayet gelin adayı yanındaki sağdıç arkadaşı ile gelir, Kayın babası ve misafirlerin elini öper, kıza hediyeler verilir. Sonra söz kesen dene bohça getirilir, oğlan sözcüsüne verilir, sözcü de ona bahşiş verir. Bu defa bohçayı oğlan tarafının sağdıcı alır damat adayına götürür, müjdeler. Bahşişini alır. Böylece dünürlük bitmiş olur, tekrar “Allah’a ısmarladık… Güle, güle” ifadeleriyle topluluk dağılır.
Böylece söz kesme bitmiştir bu söz kesme olayına küçük nişan da derler. Bundan sonra oğlan ve kız taraflarında hazırlıklar ve muayene yapılır, Büyük nişan yapılır, sonra Urba denen ve bütün düğün hazırlıkları yapılır. Düğün tarihi tespit edilir.
Düğünler de genellikle Pazar ile Perşembe günleri olur. Pazar olacaksa Perşembe günü çeyiz serilir, Perşembe olacaksa Pazartesi günü çeyiz serilir. Üç gün boyunca düğün olur, gerdek gecesinin sabahı ve o gün gelinin cuması adıyla yine kadınlar arasında toplanıp sohbetler yapılır ve düğün bitmiş olur. Bu usule göre Cuma günü davullar gelir başlar gümbür gümbür üç öter. Bütün köy halkı yüzde yüz katılır idi. Tabi bunlar eski düğünlerdir. Ancak yeni dönem düğünleri bu kadar canlı olmuyor. 1968 yılından bu yana örf ve adetlerde geleneklerde cemiyetlere katılımda komşuluk ilişki ve ilgide çok büyük fark ve düşüşler oldu. Geleneklerin yerini moda ve lüks aldı, cemiyetlere katılımın yerini duygusuzluk saygısızlık aldı, komşuya ilgi ve yardımın yerini haset ve fesatlık aldı, şimdi  millet yabancılaşmak da yarışıyor. Hayırlısı olsun ne diyelim…
Düğünlerde alaylarda yemek âdeti kalktığı gibi birçok adetler terk edildi. Davul ve ince çalgı tarihe karıştı, yerini gavurca zangırtılar aldı. O güzelim halk oyunları ve sanatsal değerler yok olup gitti. Saygı sevgi yerini paraya tapınma aldı gitti.
 
SPOR- FOLKLOR -GELENEKLER:
Köyümüzde futbol ve voleybol Sami Ceylan’ın 1950 yılında öğretmen okulunu bitirmesiyle başlamıştır. 1985 yılına kadar hatta ilkokulların taşımalı olduğu yıla kadar sıcaklığını korumuş, Bundan sonra düşüşlere geçmiştir. Zira o yıllardan bu yana da İl ve İlçe teşvikleriyle Kupalar düzenlenerek devam etmektedir. Arpaç Köyü 10 yıla yakın bu kupalara ev sahipliği de yapmış, şampiyonluğa da ulaşmıştır.
Ayrıca 1960-1970-1980 yıllarında İstanbul’dan Adalet-Yeşil direk-ve Zeytinburnu gibi takımlarla Arpaç Korusundaki sahada özel dostluk maçları yapmış hepsini kazanmıştır. Ve bu takımların yönetici ve futbolcularından takdir almıştır.
1984’te hastalanan kültür ve folklora eğilimli olan İsa Kuzu adında bir Muhtarımız vardı, “Bana bir proje hazırla” teklifinde bulundu. O projeyi sonra Kaymakamlık ve Milli Eğitim Havsa Müdürlüğü’ne ilettik, kabul edildi. 1985-1986 yıllarında Havsa ve 22 köyün katılımıyla Arpaç Köyü korusunda önce konuşmalar ve şiir, futbol, voleybol, güreş, atletizm, demircilik, avcılık, dikiş, nakış, defile, gibi yarışmalar, tabiî ki folklor ekibi eşliğinde köyümüz tarihi bir gün daha yaşamıştır.
1982 yılında Havsa 19 Mayıs Atatürk koşusunda ilk 5 e giren Köyümüz İlkokulundan ve benim oğlum Bedri Kader Yılmaz’ın küçümsenemeyecek Atletizm derecesi mevcuttur. Zira bu koşuda ilk-Orta-ve Lise karması yarışmıştır. Arada çok yaş farkı vardır.
1850-1950 yılları arasında köyümüzden iki yağlı güreş dalında pehlivan vardır.
1965-1985 yılları arasında da Lise öğrencisi iki gencimiz Serbest stilde Bölge şampiyonluğuna ulaşmıştır.
1952-1965 arasında da Köyümüz Staj Okulu olduğu için öğretmenlerimiz her yıl iki defa müsamere düzenlerdi.
Düğün geleneklerimizden bazı oyunlarımız.
Harman dalı, İzmir zeybek, Ankara misket, çiftetelli, karşılama, kasap, hora, kabadayı, İstanbul kasabı, dol kara bakır dol, hanım Ayşe gibi oyunlar, kızım seni Ali’ye vereyim mi? karşılıklı söyleşili oyunlar, domuzu bataktan çıkarma, kara koyun, koşu havası vs. çalgılar ise plak, tef, darbuka, kaval, davul, zurna, ince çalgı, bando.
Düğünlerde eskiden köçek geleneği de vardı. En son 1962 yılında Mehmet Kutrun düğününe gelmişlerdi. Düğünlerde içki vardı.
Eskiden gelin arabaları kapalı olarak hazırlanırdı. Gelinin yüzü tül ile örtülürdü. Kadınlar ayrı tarafta erkekler ayrı tarafta düğün yapardı. Alay başka yerden gelir ise herkes karşılamaya çıkar misafirlere yemek verilirdi. Düğünlere katılım sosyal bir mesele idi. Düğün yapana yardım yapılırdı. Gelin ve damada takı takılırdı. Damat gerdek gecesi arkadaşlarıyla birlikte camiye giderdi. Düğün bitince ertesi gün damat ile gelin akraba ve komşuları ziyaret ederlerdi. Gelin hediyesi götürürlerdi.
 
BAYRAMLAR
Milli bayramlarımız okullarda olurdu ilgi ve saygı çoktu. Aynı dini bayramlar gibi buluşma görüşme vesilesi olurdu. Cumhuriyet Bayramı, 23 Nisan, 19 Mayıs gençlik ve Spor Bayramı başlıcalarıdır.
Dini Bayramlar, Ramazan ve Kurban Bayramı, Kutsal geceler, Mevlit Kandili, Regaip Kandili, Miraç Kandili, Beraat Kandili, Kadir gecesi. Ayrıca eski Kasım, Bocuk gecesi, Hıdırellez ve Nevruz.
Eskiden gerek milli ve gerekse dini bayramlara ve de nevruz gibi gelenekler çok sıcak ve samimi bir şekilde kutlanırdı. İnançlar kuvvetli idi. 28 Şubat 1997 den bu yana bütün bu değerlerimiz yok olmaya yüz tuttu. Biz burada sadece Hıdırellez’i anlatsak 10 sayfa tutar.
 
KOCA KARI USULÜ İLAÇLAR:
EBE: Eskiden ebe görevini koca karılar yapardı. Bu binlerce yıldır böyle idi. Tabi bunlar eski âlimler hekimler tarafından bilgilendirilirdi.
1960 yıllarında sona eren son ebeler. Ebe anne – Hafize Nene – Koca Hatice – Arnavut Emine.
İLAÇLAR:
Karaağaç: Üst kabuğunu soyup, alt kabuğunu kazıyıp ve kaynattıktan sonra suyu içilirdi. Bu ilaç, idrar hastalıkları kanama ve hatta baygınlaşmış hastalara iyi gelirdi. Kesin tedavi ederdi.
Fatma Nene: Isırganı bir çömleğe haşlayıp koyardı, günümüzdeki ayran yayıklarının pervanelerine benzeyen ağaçtan çırıldak pervane ile parçalama ile ilaç yapılırdı. Yemek halinde yenirdi.
Nazar Duası: Kuran’dan dua okunur şifa bulurdu. Aksi halde insan veya hayvan çatlayıp ölürdü.
Zelaca: Fokyo. Kâbe’den getirilen deve derisi ile ilaçlanırdı.
Nevazil: Havsalı Fatma. Yüzünde ben olmayan düz kara renkte kurbanlık koçun çene kemiği ile yapılan ilaçlardı.
Yürek çevirme: Nuriye. Korkulu çocuk hastalıklarına duası okunur, kurşun dökülür.
Kası Yazması: Salim Güre Halil Ateş.
Kurbağacık: Manda Hüseyin. Kan alarak hayvanları sıhhate kavuştururdu.
Yaralara: Sarıca yüz otu tereyağınla merhem yapılırdı.
Yılan sokması: Kertik ana otu çiçeği sürülürdü.
Şap: Şap otu ile ilaçlanırdı.
Çakma: Bulaşıcı yaralar, bulaşık bezi ile ilaçlanırdı. Hasan Yiğit.
Temra: Erol. Temra duası 7 defa okunur.
Arpacık: Nazmiye. 7 arpa ile ilaçlar, duasını okur.
Kası Yazması: Ürkme ile şişkinlik meydana gelme hali.
Kırmızı bir ipi başından kuyruğuna uzatır, duasını yapar, başında bir yumurta kırar. Bütün köy halkının ifadesine göre 10 dakikada hayvan sıhhate kavuşur. Recep Duvarcı.
Dalak: Vücudun herhangi bir yerinde siyah şişlik olunca bir çubuk demir ile hafif hafif yakılır ve ekşi ekmek mayası ile kapayıp sarar birazda nişadır sürüp yarayı bağlar. Bir  müddet perhiz yapılır. Perhiz yapılmazsa kesin ölüm vakası olurdu. Koca Emine.
ESKİ BİR ORTA OYUNU:
Bilgilerine başvurduğum yaşlı kadınlardan seçtiğimiz bir sözcü, “Evladım bizim çocukluğumuzda köyümüzde söylenip oynanan şu türkü ve oyun vardı” dedi.
“Yılını hatırlayabilir misin acaba?” deyince, “Balkan harbindeki yaşlarını hesap ettik ve oynanan yıl 1909 olarak belirlendi.
Bit tala susam ektim
Üstüne sügü çektim
Karatanın oğlunu
Candan yürekten sevdim.  (Türkünün kalan bölümünü hatırlayamadı…)
O tarihte oynadığımız oyunun adı. Drangada dilli.
Koyunlar nerede? Ala dağında
Ne yer? Yemişken
Ne sıçar? Gümüşken
(Karşılıklı fasıl) Drangada dilli… Drangada dilli
Alt taşı altından
Üst taşı üstünden
Süpürgesi telden
Parası da puldan
Drangada dilli… Drangada dilli
Gruplar yer değiştirirler.
Bu köprüye ne köprüsü derler.
Saraçhane köprüsü derler.
Neyle gelir geçilir.
Davul zurnayla.
Drangada dilli… Drangada dilli
TARİFİ:  Çocuklar bir sırada beş altı kişi el ele tutuşur, diğer taraf grupta aynen… Yukarıda ki sözleri karşılıklı soru ve cevaplı konuşmalardan sonra, geçiş taksimlerinde bağlantı müziği, Drangada dilli… söylenir ve bir grup diğer grubun elleri altından geçtikten sonra her iki gruptan birer kişi ayakta kalıp kavgaya başlar, diğerleri çömelir ve onları kovalar, ayaktaki kovalayanlar köpek olur, kaçanlar kuzu olur” dedi.
 
KAYNAKLAR :
1-  EDİRNE SU KÜLTÜRÜ.  ORAL ONUR.
2-  BÜYÜK TÜRKİYE TARİHİ. YILMAZ ÖZTUNA
3-  TRAKYANIN KÜLTÜR VE TARİHİ. A.MÜFİT MANSEL
4-   TÜRK MEDENİYETİ TARİHİ. ORDU ÖZEL SAYISI
5-   EDİRNE ENVANTERİ
6-   KIRKLARELİ ENVANTERİ
7-   HAVSA BELDELER
8-   EDİRNE SELEDİYESİ
9-   EDİRNE MÜZE MÜDÜRLÜĞÜ
10-  MUHTAR HALİT SEZEN, A.VAHİT DİNÇ VE KÖY HALKI.
11-  PAŞA LİVASI
12-  HAMDİ KAYIŞBUDAK
13-  RATİP KAZANCIGİL
14-  NAZİF KARAÇAM.
 
İÇİNDEKİLER: 
1-       EROL YILMAZ KİMDİR
2-       ARAŞTIRMACININ NOTLARI
3-       Arpaç KÖYÜ JEOLOJİK DURUMU
4-       TRAKLAR DÖNEMİ
5-       OSMANLI DÖNEMİ
6-       ARPAÇ KÖYÜNÜN KONUMU
7-       KÖYÜN KURULUŞU 1
8-       KÖYÜN KURULUŞU 2
9-       ÜÇÜNCÜ ŞIK 3
10-   KÖYÜN ADI
11-   HASKÖY KAZASI ARPAÇ KÖYÜ
12-   HALKIN NEREDEN GELDİĞİ
13-   ETNİK KÖKENLER
14-   HALKIN ÖZELLİKLERİ
15-   KÖYÜN ÖZELLİKLERİ
16-   ARPAÇ KÖYÜNÜN TARİH İÇİNDEKİ YERLEŞİM ALANLARI
17-   ARPAÇ KÖYÜ NÜFUSU
18-   ARPAÇ KÖYÜ TARİHİ İZLERİ. T.Ö. T.S.
19-   ARAŞTIRMACI NAZİF KARAÇAM VERİLERİ
20-   KÖYÜN ESKİ AİLELERİ   1.2.3.4.5.6..
21-   KÖYÜN COĞRAFİ KONUMU
22-   KÖYÜN TOPRAK YAPISI
23-   KÖYÜN ÇEVRESİ
24-   İKLİM
25-   ARPAÇ KÖYÜNÜN EKONOMİK YAPISI
26-   ÜRETİM ULAŞIM VE BAZI ÖLÇÜLER
27-   İLGİNÇ BİR ALIM GÜCÜ
28-   ÇİFTÇİNİN KULLANDIĞI ÜRETİM ARAÇLARI
29-   KÖYDE SOSYAL HAYAT
30-   ARPAÇ KÖYÜNDE EĞİTİM VE KÜLTÜR
31-   OKULUN TARİHÇESİ
32-   ARPAÇ KÖYÜNDE TAHSİL ORANTISI
33-   MESKEN
34-   ARPAZ KÖYÜNDE SAĞLIK
35-    KILIK KIYAFET
36-   ASKERLİK
37-   EVLENME
38-   SPOR FOLKLOR GELENEKLER
39-   KOCAKARI İLAÇLARI
40-   ESKİ BİR ORTA OYUNU
41-   KAYNAKLAR
42-   İÇİNDEKİLER
43-    ARPAÇ KÖY HARİTASI
-Adımlarımla sayarak çizdiğim Arpaç Köyü haritası

-Arpaç Köyü tarihi mekanların haritası
src=”http://img824.imageshack.us/img824/4844/erolamca0001.th.jpg” border=”0″/>