Hüseyin Kudsi Edirnevi

DOĞUM YERİ VE TARİHİ
Tüm kaynaklar, Kudsî Efendi’nin doğum yerinin Edirne olduğunu göstermektedir.
Peremeci, onun ‘Karnabatlı Sinan Ağa’nın oğlu olup Edirne’de
doğduğu’nu söylemektedir.
Rıdvan Canım, onu Edirneli şairler arasında zikretmektedir. İstanbul’da İsmet Efendi Tekkesi’nde yaptığımız incelemeler de bu bilgileri doğrulamaktadır. Pend-i Mahdûmân adlı eserinde de ‘Hüseyin Kudsî-i Edirnevî’ şeklinde takdim edilerek Edirneli oluşuna işaret edilmektedir.
Kudsî’nin doğum tarihi hakkında kaynaklarda hiçbir bilgiye rastlanmamakta; fakat XIX. yy.’da yaşadığı bilinmektedir. Ancak Kudsî Efendi hakkında, gerek kendi eserinden gerekse şeyhi İsmet Efendi’nin hayatından yola çıkarak edindiğimiz bilgiler, bize onun doğum tarihi hakkında kesin olmamakla birlikte yaklaşık bir tarih söyleme imkanı vermektedir. Kudsî Efendi’nin şeyhi İsmet Efendi, Abdullah-ı Mekkî hazretlerinden icazet almış ve onun vefatından sonra Edirne’ye gelerek Sultan Cami’inde bir müddet irşad vazifesine devam etmiştir.
Edirneli olan Kudsî Efendi ile bu sıralarda tanışmış olmaları kuvvetli bir
ihtimaldir. Kudsî’nin, şeyhi İsmet Efendi ile tanıştıklarında otuz altı yaşında olduğunu Pend-i Mahdûmân’dan öğreniyoruz.
Ancak bu tanışmanın hangi yılda olduğu hakkında kaynaklarda bir malumat yoktur. Kudsî Efendi’nin yaptırdığı ve şeyhi adına vakfettiği İsmet Efendi
Tekkesi 1270 /1854 yılında tesis edildiğinden  Kudsî ile İsmet Efendi’nin tanışması bu tarihten evvel gerçekleşmiştir demek yerinde olur.
Geldiğimiz bu noktadan hareketle Kudsî’nin 1854 yılında en az
otuz altı yaşında olduğunu, dolayısıyla doğumunun 1818 yılından önceki
bir tarihe tekabül ettiğini söylemekle yetiniyoruz.
Müellifimizin ismi, Pend-i Mahdûmân adlı eserinin sunumunda
“Edirneli Şeyh Hüseyin Kudsî Efendi” şeklinde zikredilmektedir.
İsmet Efendi Dergâhında bulunan kabrindeki mezar taşına da bu isim
nakşolunmuştur. Buradan hareketle şairin asıl adının ‘Hüseyin’
olduğunu, şiirlerinde ise -aşağıda verilen birkaç misalde görüldüğü üzere-
‘Kudsî’  mahlasını kullandığını söyleyebiliriz:
Kudsî bir abdâl-veş-i bî-çâredir
Mürşidim ol hâbdan bîdâredir
Kudsî-i bî-çârenin ahvâlini sorsan nedir
‘Aşkdan bî-behre kalmış şerm-sâr olsun da gör
Var ise aklıñ eger yan ‘aşkile hâkister ol
‘Aşkdan dem urma asla ‘âlem içre Kudsiyâ
Hüseyin Kudsî Efendi, kendisinden bahseden kaynaklarda yalnızca ‘Kudsî’ mahlasıyla anılmaktadır. Osman Nuri Peremeci: ‘ Zeka
ve isti`dadı ile bu zat daha gençliğinde güzel şiirler söylemeye başladı.
Ve kendisine Kudsî mahlasını aldı.’ der. Peremeci, Kudsî Efendi’nin
Hâlidî tarikine intisap ettikten sonra söylediği şiirlerde ‘Mihnetî’  mahlasını kullandığını söylemekte ise de araştırmalarımızda Kudsî’nin bu mahlas ile söylediği bir şiirine rastlamadık. Ayrıca Pend-i Mahdûmân, şairin bilinen tek eseri olup Hâlidî tarikatına intisabından sonra kaleme alınmıştır. Kudsî Efendi, eserinde müteaddit defa Hâlidî olduğunu ifade etmektedir. Buna bir örnek teşkil eden aşağıdaki beyit de Kudsî mahlası ile söylenmiştir:
Tarîk-i Nakşibendî Hâlidî bir Kudsî-i kemter
Bu nazmı ‘âcizâne hâk-i pâye eyledi ihdâ