Edirne'de ipek böcekçiliği; Şener Kulalar

Şener Kulalar;
Edirne’de ipek böcekçiliği;
1940 lardan sonra Edirne’de epey yaygın imiş dedemlerinde, çukurçayır’da 6 dönüm böcekçilik için dut ağaçları vardı (Dutlar meyva vermez ama iri yaprakları olurdu), koza mektebinden kutu içinde alınan (Şimdiki Müftülük’ün olduğu yer)yumurtalar, böceklik dediğimiz metruk bir evde sıcak bir ortama bırakılır, çatlayan yumurtalardan çıkan tırtıllar her sabah eşekle getirilen sürgün dut yaprakları nacaklarla kıyılarak tırtıllar beslenirler ve zamanı gelince bırakılan çalılara, kozalarını örerlermiş, sonra bu kozalar, ya koza mektebinde satılır veya evlerde haşlanarak bir çalı vasıtasıyla karıştırılıp uçlarından sarılarak ip yapılırlar ve o zamanlar her ev de bulunan dokuma tezgahlarında dokunarak ipek kumaşlar çeyizlere konurmuş, (Kumaşlar boyanmaz sarı ve beyaz renklerde dokunurlarmış) çünkü kozalar doğalda sarı ve beyaz oluyor, zamanla Edirne’de kozacılık bırakılmış ve dutlarda sökülmüşler, sanıyorum kozalar Karaağaç’taki fabrikada işleniyormuş, zamanla oda işlevini yitirmiş ve metruk olarak kaderine terkedilmiş,
Firuzan Takan;
Bizimde evimizin bahçesinde altı at ahırı ,üstü böcek bakımı yapılan 100 metrekare kadar bir salon vardı. tavandan aşağı sarkıtılan şalıncak gibi ağaçtan tablalar vardı. önce kıyılmış dut yaprakları daha sonraları dalları ile dut yaprakları bu tablaların içine çok sessiz ve özen ile bırakılır. Büyük Hala ve küçük hala diye tabir edilen uyku süreleri vardı bu zaman içinde sessizlik şarttı. Sokaktan geçenler bile sessiz olurdu,hemen hemen her evde böcek bakıldığı için komşular ve çocuklar bile gürültü etmezlerdi. zamanı gelince gene yapraksız dut dallarından kafes gibi şekil verilir koza ipek örmeğe başlandı denirdi. sonra ipekler bu dalladan sıyrılır. yerde dört köşe tahtadan,içinde metalden tarak gibi bir kısmı vardı kolla çevrilerek ipek düzgün hale getirilirdi. sonra bu yapılan emeği gösteremeyecek kadar az görünümlü ipek elde edilirdi ama bazı yıllar anneannem bu yıl bereket var derdi. Bir veya İki zembille götürdüğü yerden onu memnun edecek kadar para ile sevinerek eve dönerdi yani 1940+ yıllar
Şener Kulalar;
Evet, rahmetli babamda bana, ”Zamanında böcekçilikten çok paralar kazandık oğlum derdi.”
Firuzan Takan;
Genelde Ayşekadındaki çok mutlu geçirdiğim çocukluk günlerimin anılarımda kalan kısmı çevremizde insanların geçim kaynağı idi ipekböcekçiliği.Çok büyük meşakkat çekerlerdi ama karşılığını alırlardı.Hatta Ah ah Bursaya götürsek bu ipekleri 2 kat fazla para alırız derlerdi.
Şener Kulalar;
Firuzan hanım sanıyorum, böcekçilik çevre ilçelerde de var idi, İpsala’da epey dut ağacına rastladım,
Firuzan Takan;
Umarım Dut yetiştirmeye Marmara iklimi uygun olduğu için Bursaya Bileciğe kadar güzel bir üretimmiş ama zamanla nedenini bilemiyorum bu güzel ve yorucu işten insanlar neden toptan uzaklaşmış olabilirler.Belgide sunni ve sentetik daha ucuz ve kolay elde edildiği için bugünkü duruma gelinmiş diye düşünüyorum.
Şener Kulalar;
evet sanırım, anneannemin anneme dokuduğu iki yatak çarşafını hatırlıyorum, doğal olan her şey gibi, sağlıklı ve şimdikilere hiç benzemeyen bir sadelikte ve güzellikte idiler. (Tabiiki sarı ve beyaz renklerde)
Firuzan Takan;
Sarı renkte olanda tahmin ediyorum krem dir benim de elimde Anneannemin dokuduğu ipek bürüncük bir erkek gömleği var . çok narin tahminime göre sedef olan minicik düğmeleri de hala üzerinde.
Güneş Süs
Babaannemin evinde de böceklik denilen bir bölüm vardı.
Tunç Üçer;
Darülhadis camisinin yanındaki taş bina koza fabrikasıdır. Şimdi metruk bir halde. Elllili yılların sonlarına kadar Edirne’de ipek böcekçiliği vardı. Bizim komşumuz fırıncı Nuri Birik ve ailesi bu işi yapardı. Çok meşakkatli bir işti.Hatta komşulrın da onlara yardım ettiğini hatırlarım. Aile kalabalıktı ama yetemiyorlardı.
Firuzan Takan;
Ben böcekçiliği küçük çocuktum ama çok iyi hatırlıyorum.çok çok zor bir işti.Hatta gece gündüz uyunmazdı veya nöbetleşe uyunurdu.Dayımlar sabaha karşı dut dalı kesmeye giderler tek atlı talikamız ile eve taşınır evdeki bölümü de çok dikkat isteyen bir uğraşıydı.Eğer yanılmıyorsam üçer haftalık 2 ve ya 3 bölümde neticeye ulaşılırdı.Tunç Beyin dediği yerdede ipek alımı yapılırdı.Benim kaleiçinde ilk tanıştığım binadır orası. nedenini bilmem ama anneannem beni camiye alışverişe daha sonrada okula başladığım yıllar zembilin içine koyar heryere taşırdı. Yani Zembil benim bebek arabamdı diyelim.