Tunca Ağlıyor

Yıl 1912,Tunca’nın iki köprü ile şehrin diğer kısımlarına raptedilmiş bataklık bir adacık idi. Biraz daha kuzeyinde geniş bir arazi uzanıyor, nihayetinde askeri kışlaları ile askeri depoları müşahede ediliyordu. Biz oraya vardığımız zaman esirlerin bir kısmı uzun bir şerit halinde adacıktan çıkıyorlardı. Bunlar Türklerin son sağlam askerleri idi ki muhafızları tarafından Bulgaristan’a götürülüyordu. Artık Tunca’nın iki kolu arasında bu talihsiz ordunun zayıf ve zavallı birkaç ferdinden başka kimse kalmıyordu. Orada 1- 2 bin bedbaht, rutubetli yerlerde sürünüyor, inliyor bu metruk adacığı yaralılar, ölüler, ölmeye hazır hastaların karanlık ve korku veren bir ikametgahı haline getiriyorlardı.