Edirne'de Kervansaraylar ve Hanlar

EDİRNE’DE KERVANSARAYLAR VE HANLAR
İslam geleneğine göre devlet, kanal, bent, yol ve
kervansarayların yapımı ve bakımı gibi bayındırlık
işlerini üstlenirdi. Bu geleneğe uyan Osmanlılar,
Bursa, Edirne, İstanbul gibi başkentleri, ticaret
merkezi olarak gelişmeleri için altyapılarını
düzelterek ve nüfuslarını çoğaltarak büyük kentler
haline getirdiler.
1717–1718 yıllarında Türkiye seyahati sırasında
Edirne’ye de gelen Lady Montagu taştan kemerlerin
altına yapılmış, etrafı dükkânlarla çevrili çok
büyük hanların bulunduğunu, bu hanların camilerin
etrafında toplandığını ve buralara fakir
zanaatkârların yerleştirildiğini anlatmaktadır.
Rüstem Paşa Kervansarayı
Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı olan Rüstem
Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan bu
kervansaray, iki katlı büyük ve çok sağlam bir
yapıdır. Kervansarayın sakinleri önceleri Türk
ve Müslümanlar oldukları halde II. Viyana
bozgunundan sonra Türklerin yerini başka
milletler almaya başlamıştı. Hatta vakıf olan
kervansarayın mülkiyeti, icra yoluyla yavaş
yavaş yabancıların eline geçerek, burada söz
sahibi olmuşlardı. 20. yüzyılda Edirne tüccarının
yetiştirdiği kozalarını sattığı mekân olan
kervansaray günümüzde otel olarak kullanılmaktadır.
Ekmekçioğlu Ahmet Paşa Kervansarayı
Ayşe Kadın Hanı olarak da anılan kervansaray
Ekmekçizade Ahmet Paşa tarafından 1018/1609
yılında yaptırılarak Sultan Ahmet’e hediye
edilmişti. Kervansarayın dört büyük ahırı,
birçok odası, iki şadırvanı, cadde üzerinde
taş yapı dükkânları ve iki havuzu bulunuyordu.
Kervansarayın üzerindeki mermer levhada
Mehmet Kisbî Çelebi tarafından yazılan tarih
yazısı bulunmaktadır.
Evliya Çelebi’ye göre 17. yüzyılda Edirne’
de 18 büyük işhanı ve 28 han-otel bulunmaktaydı,
Ahmet Badî’nin eserinde ise 23’ün üzerinde
handan bahsedilmektedir. Hanlardan bir kısmı
ise yok olup gittiğinden günümüzde isimleri
dahi bilinmemektedir.
Temaşa eyleyüp Kisbî dedi itmamena tarih
Yapıldı han sultan Ahmet oldu bî bedel âbâd
Ahmet Badî’nin sözünü ettiği eserler ise: Sultan
III. Murat tarafından, babası II. Selim’in
camiine (Selimiye Camii) vakıf olarak yaptırılan
Yemiş Kapanı ve Tahıl Hanı; Sokullu Mehmet Paşa
tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan Taş Han; İki
kapılı Han, Solaklar Hanı, Kürkçüler Hanı, Katır
Hanı, Araplar Hanı, Halil Paşa Hanı, eski adı
Çöplüce Hanı olan ve yakınında Rüsûmat Nezareti
Heyeti oturduğu için bu adı alan Gümrük Hanı,
Tarakçılar Hanı, Basmacılar (Mezit bey) Hanı,
Koyun Baba, Kör Memiş, Kara Panayot Hanı,
Lüleciler Hanı, Alamüddin Hanı, Sarraf Hanı,
Karslı Ahmet Beyin Hanı, Çubukçular Hanı,
Lüleciler Hanı (Laleli Camii yakınında olan),
Postahane Hanı’dır.
Orta Asya kaynaklı mekânları olan kervansaraylar,
kervan ve yolcuların ücret ödemeden kaldıkları
yerler olduğu gibi, barınanların yiyecek, içecek ve
kış ise ısınmalarının ve hayvanlarının ihtiyaçlarının
ücretsiz karşılandığı sosyal mekânlardır.
Hanlar ise, dış görünüşleri itibariyle yüksek, tek
katlı yapıbiçiminde olup; dışa dönük yüzleri daha
ziyade sokağa açılan dükkânlarla çevrilidir. İç
görünüşlerine gelince, ortada dikdörtgen biçiminde,
üstü açık avlu ve onun etrafındaki altlı-üstlü
odalarla, önde koridor biçimindeki sahanlıktan
ibaretti. Her han, muayyen bir malın fermanlarla
tayin edilen kapalı pazaryeriydi. Hanlar toplayıp
dağıttıkları malların adıyla anılırdı..