Bugünkü Balkan Türklüğü


Tuna Vilâyeti’nin 6 sancağı üzerinde, merkezi Sofya olmak üzere Bulgaristan Emareti kuruldu. Harbden önce 1876’da bu 6 sancağın nüfusu 1.130.000 Bulgar + 1.120.000 Türk = 2.250.000’den fazla idi (bir kaç bin başka kavim vardı). Edirne Vilâ­yeti’nin 2 sancağı (Filibe ve İslimye) üzerinde ise merkezi Filibe olmak üzere Şarkî Ru­ meli Mümtaz Eyaleti kuruldu. Harbden önce burada nüfus 483.000 Bulgar + 681.000 Türk = 1.164.000’den fazla idi. Sonradan birleşecek olan 1876’da 3,5 milyon nüfuslu (1.613.000 Bulgar, 1.801.000 Türk) anılan 8 Türk sancağı bu suretle 1918’de Bulgaris­ tan Krallığı hâline gelerek Türk imparatorluğundan ayrıldı. 1876’da 1.801.000 Türk yaşı- yan bu 8 sancakta 1887’de yapılan sayımda 676.215 Türk olduğu ortaya çıktı. Nüfus ar­ tışı da hesaba katılırsa takriben 1.300.000 Türk’ün eksildiği ortaya çıkar. Bunun 300.000 kadarı 93 felâketinde kılıçtan geçirilmiş veya Göç sırasında.hastalık, açlık, so­ ğuktan ölmüş, bir milyon kadarı da göçmen olarak imparatorluğun her tarafına iskân edilmişti. 1926 Bulgaristan sayımına göre Türk sayısı 825.774’tür. Bu artış, yalnız nüfus artışı değildir. 1913’te Balkan Harbi’nden sonra Türkiye’nin bu devlete yeniden verdiği Edirne ve Selanik vilâyetlerine bağlı kazalardaki Türkler de eklenmiştir. Bu suretle 1878’e kadar bugünki Bulgaristan’da Türk nüfusu % 53 idi. 1876’da bu 8 sancakta orta öğretim veren 45 Türk okulu ve 2.255 Türk ilkokulu vardt. Bulgar cemaat okulları hâ­riçtir. Bulgaristan kurulunca, Türk okulları devlete bağlanmadı, Türk cemaat okulları hâline geldi. Bu okullarda 1949/50 ders yılında bile 100.376 Türk okuyordu (1.199 okul, 3.037 Türk öğretmen). Bulgaristan Krallığı devrinde Türk bayındırlık eserlerinin sistematik imhası vardı ama, Türk cemaatine baskı, 1945’ten sonraki komünist idareye göre çok hafifti. 19 şubat 1946’da Bulgaristan Komünist Partisi birinci sekreteri ve baş­ bakan Georgi Dimitrov aynen şu talimatı verdi: «Balkanlar’ın yalnız Balkanlılara ait ol­ masını ve Slavlar’ın Balkanlar’da başlıca rol oynamasını te’mîn etmeliyiz. Osmanlı İm- paratorluğu’nun Balkanlar’a hükmettiği geçmiş zaman nişaneleri, tamâmiyle silinmeli dir». Bu, Türkler’in yok edilmesi emri demekti. Irk ve din farkı gütmeksizin beynelmi­ lel kardeşlik esasına dayandığı söylenen komünizmin tatbikatı, Rusya’da, Çin’de neyse, Bulgaristan’da da o oldu: Hâkim milletin lehine diğer milletleri eritmek. Bu emir üzeri­ nedir ki, 1950-5l’de 156.000 Türk, Bulgaristan’dan Türkiye’ye mecburî göçe zorlanmış­tır. Gene bu emre göre 12 ekim 1946 günü, Bulgar Eğitim Kanunu’na bir madde ekle­nerek, Türk cemâat okullarının hepsi, bir gün içinde devletleştirildi. Bütün Türk okulla­rı, binaları, malzemeleri, eğitim sistemleri ile, Bulgar hükümetinin ve komünist rejimin eline geçiverdi. Türk okullarında Türkçe öğretimin yerine Bulgarca öğretim kondu ve Türkçe ancak -yabancı dil gibi- haftada sadece 2 saat okutulmıya başlandı. Bugünki rejim de budur ve Türkçe ancak aile içinde konuşulan bir dil derekesine düşürülmüş­ tür (B. Şimşir, Türk Dünyası Elkitabı, 1.070 v.dd.). Zamanla daha da ileri gidildi. 28 mayıs 1962’de Bulgaristan Komünist Partisi birinci sekreteri ve başbakan Todor Jiv kov, Deliorman’ın Razgrad kazasının Habibler Türk köyünde şu talimatı verdi: «Şimdi Bulgar ve Türk çocukları, beraber eğitim görüyorlar. Sosyalizmin ve komünizmin iyi kurucuları olmak için beraberce hazırlanıyorlar. Genç ve yaşlı Türk halkı, Bulgarca öğ­reniyor. Bulgaristan Halk Cumhuriyeti, çok milletli bir devlet değildir». Bu şekilde Bul­garistan’ın, Rusya ve Yugoslavya yahut Çin gibi çok milletli federal bir cumhuriyet ol­madığını dikkat ve tehdîd ile belirterek, nüfusun onda birinden fazlasını teşkil eden Türk cemaatini inkâr ediyor ve onların yok edilmesi direktifini tekrarlamakla kalmıyor, Türkler’in yüzüne karşı «yok olunuz, Bulgar’laşınız veya ölünüz» diyordu. Bugün Bulga­ ristan’da 150.000 kadar Türk çocuğu, yalnız Bulgarca eğitim görmekte, Türkçe’yi sade­ce evinde konuşabilmektedir. Türkiye’den Bulgaristan Türk okullarına öğretmen ve ki­tap gönderilmesini ise Bulgaristan, daha 1934’te bu devlette faşist diktatörlük devri baş­ layınca yasaklamıştı. Zamanla gayrı resmî olarak Türk basın ve yayınının Bulgaristan’a girmemesi için de bütün tedbirler alındı. 1878-1908 arasında Bulgaristan, Türkiye’ye tabî prenslik iken çeşitli Bulgar şehirlerinde Türkçe 15 gazete ve 12 dergi çıkıyordu. Bu sayı 1908-1944 müstakil krallık zamanında 28 gazete ve 38 dergiye yükselmişken, 1970’lerde sadece 3 Türkçe gazete ve bir dergi, komünist propagandası yapmak şartıyle yayınlanabilmcktedir. 
93 felâketinde Romanya’ya geçen Türk topraklarında Türkler’in durumu iyi olma­dı. Fakat Bulgaristan şartlarına göre ehvendi. Zîrâ Romenler, Slav değil, bir Latin kav­midir. Berlin Muâhedesi’nin 44. maddesi. Tuna Viiâyeti’nin 2 sancağını da (Köstence ve Tulça), Romanya’ya bırakıyordu. Bu suretle Tuna Vilâyeti’nin 6 sancağı tabî Bulga­ ristan’a, 2 sancağı Berlin Muahedesi ile Türkiye’nin istiklâl verdiği Romanya’ya, bir sancağı (Niş) da gene istiklâl verilen Sırbistan’a bırakılıyordu. Romanya’ya bırakılan bu 2 sancağa «Dobruca» denmektedir. 1868 sayımına göre bu 2 sancakta 125.945 Türk ile bir mikdar Romen (Ulah) ve Bulgar yaşıyordu. 1930 Romen sayımına göre Dobru ca’da Türk nüfusu 345.720’ye yükselmiş, 1965’te 250.000’e düşmüştür (ancak İkinci Ci­han Harbi’nde Güney Dobruca=Silistre, 150.000 nüfusu ile Bulgaristan’a geçmiştir). Dobruca’dan da Türkiye’ye, Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca, büyük sayıda Türk göçü olmuştur (Romanya’daki Türkler’in hepsi Osmanlı değil, bir kısmı «Tatar» denilen Kırım Türkü’dür). 
Sırbistan (Yugoslavya) Krallığı, Türk kültürü altındaki Müslüman, Arnavut, ve çok kesif Türk kültürü altındaki Müslüman Boşnak tabasına radikal baskılar yapamadı­ğı (bazı kriz yılları hâriç), halde, Türkler’i Türkiye’ye göç ettirmek için sistemli çalıştı­ ğı, Tito döneminde de buna çalışmakta ve Yugoslavya’da Türkçe konuşan kimse bırak­mamak istemektedir. Osmanlı bayındırlık eserleri buna rağmen ve ekseriyeti ortadan kalkmakla beraber, son Bosna-Hersek savaşına kadar en iyi Yugoslavya’da korunmuş­ tur. Bugünki Yugoslavya topraklarında yalnız tesbît edilebildiğine göre Osmanlılar, baş­ lıca şu sayıda bayındırlık eseri yaptırmış ve bunların ayakta kalmasını sağlıyacak vakıf­ lar kurmuşlardır (E.H. Ayverdi, Yugoslavya’da Türk Âbideleri, VD, III): 3.500 cami ve mescid, 1.500 mekteb, 300 medrese, 400 tekke, 1.000 umumî çeşme, 500 han, 200 umu­ mî hamam, 25 misâfir-hâne, 50 türbe, 40 saat kulesi, 15 bedesten, 6 imaret, 40 kervan­ saray, 15 kütübhâne, 1.000 sebil, 100 köprü, 50 kale, 25.dârülhadîs, 25 dârülkurâ. 
Bulgaristan, Türk nüfûsunu % 10’un çok üzerine çıkarmamak millî politikasını son defa Jivkov’un başkanlığında ve komünist rejimin arifesinde uyguladı ve yüzbinler­ ce Türk yeniden Türkiye’ye göçtü. Sonra Yugoslavya dağılınca Bosna-Hersek Müslümanları yok edilmek için 21. asrın eşiğinde yeniden kahbece bir Slav politikası yürürlü­ğe kondu. 
Kaynak: Prof.Dr.Yılmaz Öztuna, Osmanlı Tarihi Cilt.9