Antik Dönem Genel Resimler

Trakya'da Demir Çağı

Türkiye Demir Çağı Araştırmaları Üzerine Değerlendirmeler;
Alpaslan Ceylan -Gülriz Kozbe -Yasemin Polat
Taciser Sivas -Hakan Sivas -Işık Şahin -Yasin Topaloğlu
Anadolu’da, Demir Çağı’yla (MÖ 1200-330) birlikte ortaya çıkan yeni siyasal tabloda Geç Hitit
Kent Devletleri, Urartular, Frigler, Lidyalılar ve Likyalılar’ı görmekteyiz. Bu dönemde Anadolu
yarımadası, çeşitli topluluklara ait büyüklü küçüklü beyliklerin yönetimi altındadır. Güneydoğu
Anadolu, Doğu Akdeniz ve kısmen İç Anadolu bölgelerinde olmak üzere Geç Hititler, Doğu
Anadolu’da Hurrilerin devamı olan Urartular, Orta Anadolu’da Frigler, Batı Anadolu’da Lidyalılar,
Güneybatı Anadolu’da Likyalılar ve Ege’de İyonyalılar yüksek uygarlıklar kurmuşlardır. Bu
topluluklar, Mısırlılar, Fenikeliler ve Babillilerle birlikte daha sonraki Hellen uygarlığı üzerinde
büyük ölçüde etki yaparak, bugünkü dünya kültürünün oluşmasında önemli katkılarda
bulunmuşlardır.
Hitit İmparatorluğu’nun MÖ 12. yüzyılın başlarına doğru yıkılışı, Anadolu’ya büyük bir kargaşa ve
çöküntüyü de beraberinde getirdi. İmparatorluğun yıkılışı yaklaşık olarak 400 yıllık bir süreçten
sonra önemli siyasal ve sosyal çalkantılara yol açtı, geniş bir coğrafi alanda belirmiş olan kültür
birliği son buldu. Eskiden imparatorluğun sağladığı düzen ve huzur içindeki bölgeye göçebe halklar
çeşitli yönlerden girmeye başladı. Hititler’in amansız düşmanı Kaşkalar, Kızılırmak’ın kuzeyindeki
tüm İç Anadolu’yu ellerine geçirdiler; Kafkaslar yoluyla gelen Muşkili halklar Doğu Anadolu’nun
batı, Trakyalı göçmenler Batı Anadolu’nun kuzey bölümüne; Sami kökenli Aramiler ise Güneydoğu
Anadolu’ya yerleşmeye başladılar. Tüm bu olumsuz gelişmelere Mısırlılarca “Deniz Halkları”
denen birtakım yağmacı grupların yarattığı terör olayları ve bir süredir yaşanan kıtlık da eklenince 2
kurulu düzen iyiden iyiye bozulmuş; başta Hitit başkenti Hattuşa olmak üzere yerleşilmemek üzere
eski siyasal merkezlerden çoğu yakılıp yıkılmış ve bir daha uzun süre yerleşilmemek üzere
ıssızlaşmıştı. Anadolu’da yepyeni bir dönem başlıyordu. Ne var ki, yazılı belgelerin de tümüyle
susmuş olması, çöküşün ardından gelen yüzyıllarda ne gibi gelişmeler olduğunu öğrenmemizde
büyük sorunlara yol açmaktaysa da gelişmeler, yarımadanın giderek irili ufaklı yeni güçler arasında
paylaşılıp birçekişme alanı haline geldiğini göstermeye başlayacaktır.Artık Hitit İmparatorluğu
tarih sahnesinden sonsuza değin çekilmiştir.
Bu dönemde demir madeninin kullanımı giderek yaygınlaşmaya başlamıştı; MÖ 9. yüzyılın
sonlarına gelindiğinde ise tüm silahların ve çoğu aletlerin yapımında demir tercih edilmekteydi. Bu
gelişmeler, Tunç Çağı kültürüne kesin bir son vererek Anadolu’da yeni bir dönemin, Demir
Çağı’nın, başlangıcını işaret etmektedir. Demirin gitgide ucuz bir metal durumuna getirilmesi,
insanlık tarihi açısından önemli gelişmelerden biridir. Böylelikle tarım, endüstri ve savaş daha etkili
birer kurum haline gelmiş; insanoğlunun doğaya egemen olmasında daha sağlam adımlar atılmasına
yol açmıştır. Ucuz demir aletler küçük üreticileri devlet tekellerinebağlı olmaktan tümüyle
kurtaramasa bile, bağımlılıklarını azaltmıştır. Nitekim çiftçiler, tarlalarında kullanacakları demir bir
balta veya saban başlığını kendilerine alabilecek duruma gelmişlerdir.
Son Tunç Çağı’nda Hitit İmparatorluğu ile en üst seviyeye ulaşan, Demir Çağı’nda daha da
biçimlenip kurumlaşarak Anadolu’ya egemen olmuş, bağımsız yerel krallıklar ve bunların ortaya
koyduğu özgün kültürler, MÖ 330 sonrası Makedonyalı Büyük İskender’in seferiyle sona erer.
Nitekim yabancı etkilerin ağırlık kazandığı süreç, Son Demir Çağı’nda MÖ 547/46 yılları itibariyle
Anadolu’ya giren Akhamenid siyasi gücü ile zaten başlamıştı ve Doğu, Güneydoğu, İç ve Batı
Anadolu bölgelerindeki mevcut kültürler üzerinde kendini hissettiriyordu.
Yukarıda da belirtildiği gibi, Anadolu ve Trakya’daki Demir Çağlar’ını, Urartu, Frig,
Trak, Geç Hitit, Lidya veya İmparatorluk Assur’u gibi birbirinden çok farklı kültür
öğelerinin oluşturduğu farklı alt bölgeler temsil etmektedir. Dolayısıyla, söz konusu
kültür bölgelerindeki Demir Çağı uygarlıkları ve bu dönemle ilgili araştırmalar,
arkeolojik çalışmalarını yoğun olarak bu alanlarda sürdüren uzmanlar tarafından ayrı
ayrı ele alınmıştır.
Trakya ve Doğu Marmara – Işık Şahin

Son Tunç Çağı’nın bitimine doğru Trakya’ya kuzey Karadeniz Bölgesi’nden yeni ve büyük bir göç
dalgasının geldiği, bu kültüre ait küçük yerleşmelere —kıyı şeridi ve Gelibolu Yarımadası dışında—
Trakya’nın her yerinde rastlandığı bilinmektedir. Bölgeye gelen toplulukların yerleşmek için
korunaklı yerlerden çokakarsu düzlüklerindeki ovaları seçmiş olmaları, bölgenin o dönemde
herhangi bir tehdit altında olmadığını düşündürür. Dolayısıyla Son Tunç Çağı-Demir çağı geçiş
sürecinin —Anadolu ile karşılaştırılırsa—,Trakya’da daha sakin olduğu söylenebilir. Megalitik
anıtlar, küçük mezar tepeleri, ip baskı bezemeli ve yumurcuklu çanak çömlek ile belirlenen bu
kültürün, Trakya’daki varlığını, Erken Demir Çağı içlerine kadar sürdürdüğü görülmektedir
[Özdoğan 1996]. Genel olarak bakıldığında Trakya’daki arkeolojik kalıntılar Anadolu’da
alıştıklarımızdan farklı olarak karşımıza çıkar. Trakya’da, Anadolu’da olduğu gibi büyük höyükler
ve ören yerleri az olup, tümülüs olarak adlandırılan mezar tepeleri ve megalitik anıtlar dikkat
çekicidir. Mezar olarak kullanılan dolmenler ve dikilitaşlar olmak üzere iki tür olan megalitik
anıtlar, Trakya’nın kuzeyinde, Edirneve Kırklareli’nin dağlık bölgesinde görülür.
Erken Demir Çağı sonrası, Trakya’nın Trak Kültürü etkisine girdiği bilinmektedir. Tümülüsler ve
stratejik bölgelerde yapılan küçük kaleler bu döneme ait kalıntılar olarak karşımıza çıkar [Özdoğan
2000]. Trakya Bölgesi’nde tümülüsler ile ilgili araştırmalar 1936 yılında TTK adına A.M. Mansel
tarafından başlatılmış ve 1940 yılına kadar sırasıyla Vize, Lüleburgaz, Kırklareli civarında toplam
onbeş tümülüs kazılmıştır. Söz konusu çalışmalar, Türkiye Trakyası’nda ilk sistemli tümülüs
çalışmaları olmasının yanında tümülüslerin tanıtılması için de başlangıç olmuştur.
1960’lı yıllarda R. Esin, Edirne çevresindeki bazı dolmenlerin ve taş gruplarının dökümünü
yapmıştır. Bu dolmenlerin bazıları Ş.A. Kansu tarafından ziyaret edilmiş ve Esin’in fotoğrafları ve
bilgileri Kansu tarafından yayınlamıştır [Kansu 1969, 1971]. Kansu, Türkiye Trakyası’ndaki
megalitik anıtların Bulgaristan ve Kafkaslar’dakilerden farklı olduğunu, olasılıkla bunların farklı
halklar tarafından inşa edildiklerini ileri sürmüş, Kırıkköy’deki menhirleri örnek göstererek, Türkiye
Trakyası’ndaki megalitik anıtların dairesel plana sahip olduklarını belirtmiştir. Edirne civarındaki
dolmen çalışmaları Edirne Müzesi tarafından sürdürülmüş ve 1983 yılında, Edirne Hacılar
Dolmeni’nde küçük bir kazı yapılmıştır.4
İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı tarafından, M. Özdoğan başkanlığında, 1979 yılında
başlatılan yüzey araştırmalarıyla, Türkiye Trakyası’ndaki megalitik anıtların sayılarının çokluğu
dikkati çekmeye başlamıştır. Özdoğan dolmenleri, Bulgaristan’daki örneklere ve tahrip olan
dolmenlerde bulunan seramiklere göre, Son Tunç Çağı / Erken Demir Çağı’na —yaklaşık MÖ 1200-
700 yılları arasındaki bir döneme—tarihlemiş; bazı dikilitaş gruplarının düzgün planda
yapıldıklarını, bazılarının ise dolmenler ve tümülüsler ile ilişkili olduklarını belirtmiştir. Özdoğan,
dikilitaş gruplarını, dolmenler ile aynı döneme tarihlendirmektedir [Özdoğan-Akman 1992,
Özdoğan 1998]. Yüzey araştırmalarında tek ya da gruplar halinde, yükseklikleri birkaçmetre ile 25
m arasında değişen 1500 kadar tümülüs saptanmıştır [Özdoğan 2000]. Trakya’da yaşamış olan
Demir Çağı kavimlerinin mezarlarını simgeleyen tümülüsler, genellikle sivri konik biçimde
olmalarına rağmen, Trakya’nın özellikle kuzey kesimlerinde, daha alçak ve basık, yükseklikleri 1-6
m arasında olan, değişik türde mezar tepeleri daha vardır. Bu tepelerin altında yapılı bir mezar odası
yoktur. Ölü, ahşapla çevrili bir mezar odasına konmuştur. Bunun da üzeri diğer tümülüslerde olduğu
gibi toprakla değil, taş ile kaplanmıştır. Bunları MÖ 2600 ile 800 yılları arasında kullanıldıkları
bilinmektedir [Delemen 2000]. Yunanistan ve Bulgaristan’da yoğun olarak araştırılmış olan ve
bölgeye göç ile gelmiş olan Son Tunç Çağı-Erken Demir Çağı topluluklarını simgeleyen bu mezar
anıtlarından, Kırklareli’nin 5 km kadar güneyindeki Taşlıcabayır1982 yılında kazılmış ve
ülkemizde ilk kez görülen Kuzey Karadeniz step kültürlerine ait kurgan türü bir mezar ve 52 kap
bulunmuştur [Özdoğan-Parzinger 1995]. MÖ 1200 yıllarına tarihlenen kapların önemi sadece
türlerinin en güzel örnekleri olmaları değil, bu kültürün tartışmalı olan Kuzey Karadeniz-Anadolu
bağlantılarını somut olarak kanıtlamış olmaları ve ilk kez bu birlikteliği veren bir toplu buluntu
olmalarıdır. Mezarın en üstünde bulunduğu anlaşılan Erken Demir Çağı dört emzikli tören kabı çok
güzel bir örnektir. Bu kap, yazılı kaynaklarda anlatılan, Traklar’ın ölü gömme töreni sonunda
kamışlarla bira içtikleri kapların tanımına uymaktadır.
Edirne Lalapaşa Arpalık Dolmeni—Trakya’daki ilk dolmen kazısı—1994-95 yıllarında M.
Akman ve Edirne Müzesi’nin ortak projesi olarak kazılmış; Erken Demir Çağı seramikleri ve
dolmenin ikinci kullanımı olduğunu gösteren Geç Demir Çağı seramikleri bulunmuştur. Akman,
Türkiye Trakyası’ndaki dolmenler için bir tipoloji geliştirerek, bir odalı ve dromoslu-iki odalı olmak
üzere iki tip dolmen tespit etmiştir [Akman 1997].
Trakya’daki höyüklerin coğrafi özelliklerle bağlantılı olarak, iç kesimlerdeki düzlüklerde, genellikle
alçak ve küçük oldukları görülmektedir. Ancak Marmara Denizi kuzey kıyısındaki Menekşe Çatağı
ve Toptepegibi, yüksek sayılabilecek höyükler de vardır. Tekirdağ’ın doğusundaki Toptepe, İlk
Tunç Çağı ve Klasik Dönem buluntuları ile tanınmakla beraber, Troya kültürlerinin Trakyaile olan 5
bağlantısını da yansıtmaktadır [Özdoğan 2000]. Tekirdağ’ın batısındaki Menekşe Çatağı
buluntuları da, Erken Demir Çağı’nı işaret etmektedir [Erim-Özdoğan 2004].
Kırklareli’nin hemen güneyindeki, Trakya’nın Anadolu ile Balkanlar arasındaki ilişkisini ortaya
koyan yerlerden biri olan Aşağı Pınar’ın batı kesiminin, MÖ 8.-6. yüzyıllar arasında Trak
geleneklerine göre kutsal alan olarak kullanıldığı ve alanın, çapı yaklaşık olarak 100 m, derinliği 3
m ve genişliği 7 m’lik bir hendek ile çevrelendiği anlaşılmıştır. Hendek ile çevrilen alanın içinde
yüzün üzerinde derin çukur bulunmuştur. Bu tür adak çukurları ülkemiz için yabancı olmakla
birlikte, Demir Çağı başlarında Bulgaristan’da çok sayıda örnekle bilinmektedir. Bulgaristan’da
sıklıkla rastlandığı gibi, bu kutsal alanın üzerine daha sonra bir tümülüs yapılmıştır [Özdoğan 2000].
Edirne Süloğlu İlçesi’nin güneyindeki Kocatepeve Ortadeğirmen’de bulunan yerleşmeler, yukarı
Ergene Havzası’ndaki Klasik Döneme ait seramikleriyle tanınan ender büyük yerleşmelerdendir.
Ortadeğirmen’de az sayıda Erken Demir Çağı başlarına tarihlenen malzeme ve maden kalıbı ele
geçmiştir [Erdoğu 1997].
Marmara Denizi’nin kuzey kıyısındaki Perinthosve Saroz Körfezi’ndeki Ainos, Trakya’da
kalıntıları günümüze kısmen ulaşan ender yerleşmelerdir. Trakya’nın önemli bir liman kenti olan
Perinthos, Arkaik Devir kaya mezarları ve mezar stelleri ile anılmaya değerdir [Sayar 1998].
Trakya’nın uzun yıllar tek klasik dönem kazısı olan ve önemli buluntular veren Saros Körfezi’ndeki
Ainos’daki kazılar, 1971 yılında A. Erzen başkanlığında başlatılmış olup 1994 tarihinden itibaren S.
Başaran başkanlığında sürdürülmektedir. Kazıda belirlenen yapı katlarından biri Traklar’a aittir.
Trakya’daki bir başka Klasik Dönem kazısı ise N. Atik ve M.A. Işın’ın ortak çalışması olarak 2000
yılında başlatılan, Tekirdağ’ın doğusundaki Heraion Teikhoskazısıdır. Heraion Teikhos, MÖ 3.
binyıla kadar inen buluntulara sahip, Demir Çağı’ndan itibaren Trakların iskan ettiği, Trak
tabakalarının çok sayıda sikke iletarihlendiği Türkiye Trakyası’ndaki ilk Trak kazısı olmuştur.
Bölgenin doğusunda, Silivri Sülüklü’den Erken Demir Çağı’na ait oldukları bilinen buluntuların
yanı sıra, Büyükçekmece Gladina Mevkii’nden ve Pendik-Temenye’de yüzeyden gelen az sayıda
Klasik Dönem seramiği gibi Demir Çağı’na ait az sayıda buluntu da bilinmektedir. İstanbul ve
civarına ait az sayıdaki Demir Çağı buluntularına, yakın zamanda başlayan İstanbul tüpgeçit kazıları
ile yeni buluntular ekleneceği anlaşılmaktadır.
Özdoğan başkanlığında Trakya’da sürdürülen araştırmalarının yanı sıra Doğu Marmara’da da,
Trakya’dan elde edilen sonuçları sınamaya ve Balkan kültürleri ile Anadolu kültürleri arasındaki
ilişkileri anlamaya yönelik arkeolojik belgeleme çalışmaları ve yüzey araştırmaları yapılmıştır.
Doğu Marmara’da özellikle Şile, Kefken civarında çalışılmış, Karadeniz kıyı şeridi üzerinde Şile 6
Doğançalı’da Trakya’nın megalitik buluntularını anımsatan dikilitaşlar görülmüştür [Özdoğan
1986].
T. Efe başkanlığında yapılan tarihöncesi yerleşmelerin belirlenmesine yönelik yüzey
araştırmalarında, Bilecik çevresinde Çakılarası Tepesi, Kale Höyük,Aracaklar, Yapraklı Mevkii
gibi höyük ve düz yerleşmelerde Yunan-Roma Çağı seramikleri görülürken; Aharköy Hüyük, Killi
Hüyük, Çerkesçepnigibi höyüklerde,Yunan-Roma Çağı seramikleri ile birlikte Frig seramikleri de
saptanmıştır. Bilecik Vezirhan Köyü’nden gelen, Frigçe ve Grekçe yazıtlı MÖ 6. yüzyıl’a tarihlenen
stel, bölgenin ender buluntularına bir başka örnektir.
Kaynakça:
Akman, M., “Megalithforschung in Thrakien”, IstMitt 47, Tübingen, 1997.
Atik, N., “Kadıköy Altıyol’da Arkeolojik Çalışmalar”, Mimar.ist 3/9,İstanbul, 2003.
Delemen, İ., “Trakya Tümülüs Kazıları”, Türkiye Arkeolojisi ve İstanbul Üniversitesi, Ankara,
2000.
Efe, T., “1988 Yılında Kütahya, Bilecik ve Eskişehir İllerinde Yapılan Yüzey Araştırmaları”,
AraST VII, Ankara, 1990.
Efe,T., “1990 Yılında Kütahya, Bilecik ve Eskişehir İllerinde Yapılan Yüzey Araştırmaları”, AraST
IX, Ankara, 1992.
Efe, T., “Early Bronze Age III Pottery from Bahçehisar: The Significanse of the Pre-Hittite
Sequence in the Eskişehir Plain, Northwestern Anatolia”, AJA 98, New Jersey, 1994.
Erdoğu, B., ‘‘Edirne İli 1995 Yılı Yüzey Araştırması’’, AraST XIV/I, Ankara, 1997.
Kansu, Ş.A., “Edirne’de Bulunan Dolmenler ve Dikilitaşlar Hakkında Yeni Gözlemler”, Belleten
33/132, Ankara, 1969.
Kansu, Ş.A.,“Edirne’nin Lalapaşa Çevresindeki Kalkansöğüt, Vaysal, Karagöl Dolmenleri”,
Belleten 35/137, Ankara,1971.
Kökten, İ.K., “Kuzeybatı Anadolu’nun Tarihöncesi Hakkında Yeni Gözlemler”, DTCFD 9/3,
Ankara, 1951.
Özdoğan, A. –F. Aksaç –M.A. Işın, “Tekirdağ Menekşe Çatağı, Doğu Çatak Kazısı”, KST
XXV/II, Ankara, 2004.
Özdoğan, M., “1984 Yılı Trakya ve Doğu Marmara Araştırmaları”,AraST III, Ankara, 1986.
Özdoğan, M., “Tarihöncesi Dönemde Trakya, Araştırma Projesinin 16. Yılında Genel Bir
Değerlendirme”, AnadoluAraş14, İstanbul, 1996.
Özdoğan, M., “Tarihöncesi Dönemlerde Anadolu ile Balkanlar Arasındaki Kültür İlişkileri ve
Trakya’da Yapılan Yeni Kazılar”, TÜBA-AR 1, İstanbul, 1998.7
Özdoğan, M., “Anadolu’dan Avrupa’ya Açılan Kapı: Trakya, Gerçekleşen Çalışmalar ve
Beklentiler”, Arkeoloji ve Sanat, 90, İstanbul, 1999.
Özdoğan, M., “Kırklareli Kazıları: Aşağı Pınar ve Kanlıgeçit”, Türkiye Arkeolojisi ve İstanbul
Üniversitesi,Ankara, 2000.
Özdoğan, M. -M. Akman, “1990 Yılı Trakya ve Marmara Bölgesi Araştırmaları”, AraST IX,
Ankara, 1992.
Özdoğan, M. -H. Parzinger, ‘‘Kırklareli Höyüğü 1993 Yılı Kazısı’’, KST XVI/I, Ankara, 1995.
Özdoğan, M., “Doğu Marmara ve Trakya Araştırmaları”, TAD 26/1, Ankara, 1982.
Sayar, M.H., Perinthos-Herakleia (Marmara Ereğlisi) und Umgebung, Geschicte, Testimonien,
griechische und lateinische Inschriften,Verlag der Österreichischen Akademie der
Wissenschaften, Wien, 1998.
kaynak;http://www.tayproject.org/downloads/DC_GK_etal.pdf