DARÜLFÜNUN ÖĞRENCİLERİNİN BALKAN SAVAŞI EYLEMLERİ

DARÜLFÜNUN ÖĞRENCİLERİNİN BALKAN SAVAŞI EYLEMLERİ
Emre Dölen*
Sadrazam Küçük Said Paşa’nın (1840-1914), 16 Temmuz 1912’de istifası üzerine Gazi Ahmed Muhtar Paşa (1839-1919) sadrazamlığa getirilmiştir. Yeni hükümet 22 Temmuz 1912’de yaptığı ilk toplantısında, 25 Nisan 1909’dan beri süregelen sıkıyönetimin kaldırılmasını ele almış ve sıkıyönetim 24 Temmuz 1912’den itibaren kaldırılmıştır. Sıkıyönetimin kaldırılması üzerine gösteriler için ortam oluşmuş ve Ekim ayının ilk haftası içinde üç gösteri yapılmıştır. Bunlardan ikisi doğrudan doğruya Darülfünun öğrencileri tarafından düzenlenmiştir. Diğeri ise İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından düzenlenmiş olup, öğrenciler de bu gösteriye katılmıştır. Bu gösteriler, Balkan devletlerinin Türkiye ile savaşa hazırlanmasına karşılık hükümetin hareketsiz kalması ve gereken önlemleri almaması üzerine düzenlenmiş ve iktidarı kaybetmiş olan İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından yönlendirilmiştir.
Öğrenci eylemleri
Harb Mitingi (3 Ekim 1912) :
Darülfünun öğrencilerinin Heyet-i Murahhasası [Temsilciler Kurulu] 2 Ekim 1912 gecesi toplanarak ertesi gün bir gösteri düzenlemeye karar vermiştir. Bu karar doğrultusunda 3 Ekim 1912 sabahı Darülfünun Konferans Salonu’nda toplanan öğrenciler, Müdür Muavini Sadık Bey’in yaptığı bir konuşmanın ardından “Darülfünun Hukuk, Edebiyat, Riyaziyat, Tıp ve sair şubeler ile Mekteb-i Mülkiye talebesi, önde Darülfünun’a mahsus büyük bayrak olduğu ve her şube kendine ait bayrağı hamil bulunduğu [taşıdığı] halde Darülfünun’dan çıkmışlar ve doğruca Harbiye Nezâreti’ne gitmişlerdir.” [İkdam, 4 Ekim 1912], Burada, Müsteşar Fuad Paşa ile görüşerek “harbin ilânını rica” eden öğrenciler “Yaşasın harb” diye bağırarak Maarif Nezâreti’ne ve ardından Bab-ı Ali’ye gitmişler ve burada da yetkililere savaş isteklerini tekrarlamışlardır. Ardından Padişah’ı görmek üzere Yıldız Sarayı’na yönelmişler ve Dolmabahçe Sarayı önlerinde kendilerini karşılayan Talât Bey (sonradan Paşa, 1874-1921) destekleyici bir konuşma yapmıştır. Ardından Yıldız Sarayı’na gidilmiş ve Sultan Reşad (V.Mehmed, 1909-18 arasında hüküm sürmüştür) pencereden öğrencilere seslenmiş ve Darülfünun Müdir-i Umûmîsi Sait Bey ile iki öğrenciden oluşan bir heyeti huzura kabul ederek başarılar dilemiştir. Daha sonra Beyoğlu’na çıkan öğrenciler İngiltere Sefareti önüne gelerek “Yaşasın İngiltere” diye tezahürat yaptıktan sonra dağılmışlardır.
Müzaheret Mitingi (4 Ekim 1912) :
Doğrudan doğruya İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından düzenlenmiş olan bu mitinge çok sayıda Darülfünun öğrencisinin de katıldığı anlaşılmaktadır. Toplantı 4 Ekim 1912 günü Sultanahmet Meydam’nda başlamış, İttihat ve Terakki adına Talât Bey’in, Türk Ocağı ve Türk Yurdu adına Yusuf [Akçora] Bey’in konuşmalarından sonra Fatih’in türbesi ziyaret edilerek Padişah’ı görmek üzere Dolmabahçe Sarayı’na gidilmiştir. Daha önce Padişah, göstericilere görüneceğini ve onlara kolaylık sağlamak için Dolmabahçe Sarayı’na ineceğini gösteriyi yönetenlere bildirmiştir. Dolmabahçe Sarayı’nın bahçesinde yapılan konuşmaların ve tezahüratın ardından Sultan Reşad pencereye çıkmış, ancak niçin savaş istediklerini kendisine anlatmak isteyen heyeti kabul etmemiştir.
Bab-ı Ali Nümayişi (7 Ekim 1912) :
Ekimin ilk haftasında basın, siyasal partiler, halk ve Darülfünun öğrencileri tarafından “Yaşasın Harb” çığlıkları atılıp bu yönde yazılar yazılıp gösteriler yapılırken, 6 Ekim 1912 günü Gazi Ahmed Muhtar Paşa Hükümeti, Balkan devletleri ve büyük devletlerin istekleri doğrultusunda 1880 tarihli Vilâyetler Kanunu’nun 23. maddesi uyarınca Rumeli’de ıslahât yapılmasına karar vermiş ve bu kararını açıklamıştır. Hükümetin Balkan devletlerine savaş açmak yerine Rumeli’de ıslahât yapma yolunu seçmesi üzerine, bu karara karşı hızla kamuoyu oluşturulmaya başlanmıştır. Darülfünun Hukuk Şubesi öğrencilerinden Yusuf imzası ile Tanın gazetesinde 7 Ekim 1912 günü yayınlanan “Davet” başlıklı çağrı ile Talebe-i Hukuk Cemiyeti üyeleri Darülfünun Talebe Cemiyeti ile görüşmelerde bulunmak üzere Talebe-i Hukuk Cemiyeti Kulübü”nde toplantıya çağrılmıştır. Aynı gün, Tanin gazetesinde yayınlanan başka bir çağrı ile de Mekteb-i Mülkiye’nin tüm öğrencileri okulda toplanmaya davet edilmiştir. Bu çağrılar sonucunda öğrenciler 7 Ekim 1912 günü Zeynep Hanım Konağı’ndaki Darülfünun Konferans Salonu’nda toplanmışlardır. Durumu öğrenen Maarif Nezâreti, Müsteşar Salih Zeki Bey’i (1864-1921) Darülfünun’a göndermiş ise de, öğrenciler yatışmamıştır.
Öğrenciler, Sadaret makamına bir telgraf çekerek yabancı etkilerle girişilen ve vatanın zararına olan ıslahât girişimlerinden vaz geçilmesini ve acilen cevap beklediklerini bildirmişlerdir. Çekilen telgrafa cevap gelmemesi üzerine topluca Bâb-ı Ali’ye gitmeye karar vererek yürüyüşe geçmişlerdir. Yürüyüşe halktan da çok sayıda katılım olmuş ve “Yaşasın harb ve kahrolsun 23’ncü madde” sloganlarıyla hükümetin toplantı halinde olduğu Bâb-ı Âli’nin avlusuna gelinmiştir. Öğrenciler, görüşmek için Sadrazam Gazi Ahmed Muhtar Paşa’yı dışarıya çağırmışlardır. Bu sırada dışarı çıkan Nafıa Nâzırı Salih Paşa (1864-1939), Sadrazamın meşgul olduğunu, ancak üç kişilik bir heyeti kabul edebileceğini ve öğrencilerin isteklerine bu yolla cevap vereceğini söylemiştir. Bunun üzerine, gösteriyi yönetenlerden Tanin gazetesi yazarı Aka Gündüz [Enis Avni]’nin teşvikiyle, göstericiler “Mutlak çıkacak, isteriz, çıkmaz ise girer çıkartırız” diye bağırmaya başlamışlar, güvenliği sağlamak üzere çağrılan askerlere sevgi göstersinde bulunmaları üzerine askerler de olaya seyirci kalmışlardır. Topluluğun Bab-ı Ali’nin camlarını kırmaya başlaması üzerine önce Bahriye Nâzırı Mahmud Muhtar Paşa ve ardından da babası Sadrazam Gazi Ahmed Muhtar Paşa dışarı çıkarak öğrencilerle konuşmak zorunda kalmışlardır.
Hükümet mensupları tarafından, iktidarı kaybetmiş olan İttihat ve Terakki’nin yeniden iktidarı ele geçirmek için yaptığı tahriklerin eseri olarak değerlendirilen bu gösterinin iki sonucu olmuştur. Hükümet bir yandan geri adım atarak Rumeli’de ıslahât kararı almış olmakla birlikte, konunun “henüz tedkik ve müzakere edilmekde” olduğunu açıklamak zorunda kalmış ve öte yandan da aynı akşam sıkıyönetim ilân etmiştir. Sıkıyönetim gösterileri yasakladığı için, bu gösteri öğrenci olaylarının sonuncusu olmuş, gösteriyi düzenleyenler tutuklanmış ve yargılanmak üzere Divan-ı Harb-i Örfî [Sıkıyönetim Mahkemesi]’ne sevk edilmişlerdir.
Balkan Savaşı ve Edirne
Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ, Osmanlıları Balkanlardan çıkartarak bu toprakları paylaşmak amacıyla aralarında bir ittifak kurmuşlar ve savaşa hazırlık için 30 Eylül 1912’de seferberlik ilân etmişlerdir. Sırbistan’ın 8 Ekim’de savaş ilân etmesi, Bulgar ve Sırp kuvvetlerinin 16 Ekim’de sınırı geçmesi üzerine, Osmanlı Devleti bu dört devlete karşı 17 Ekim 1912’de savaş ilân etmiştir. Bulgar taarruzu karşısında Osmanlı ordusu hızla Çatalca’ya doğru geri çekilirken, Edime garnizonu bu çekilmeye yardımcı olduktan sonra 25 Ekim günü Edirne kalesine dönmüş ve ertesi gün, Bulgar ordusu Edirne’yi kuşatmaya başlamıştır.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın başlaması üzerine Edirne çevresinde toprak tabyalar inşa olunmuş, ancak bunlar Rus işgali sırasında önemli ölçüde tahrib edilmişti. 1912 yılı başlarında, Edime çevresindeki bu istihkâmlar yeniden ele alınmış ve güçlendirilmeye çalışılmıştı. Balkan Savaşı başladığında, Edirne’de Şükrü Paşa (1857-1916) komutasında 52.597 subay ve er ile 159.000 sivil bulunmaktaydı. Osmanlı Devleti, 21 Kasım’da mütareke teklif ettiyse de, ileri sürülen koşullar çok ağır olduğundan görüşmeler 3 Aralık tarihine kadar sürdü. Sonunda anlaşmaya varılarak Londra’da barış görüşmelerine başlandı. Barış görüşmelerinin 21 Ocak 1913’de kesilmesi üzerine 3 Şubat 1913 günü savaş yeniden başladı. Edirne’nin savunması çetin kış koşulları altında sürdü ve 25 Mart’ta başlayan Bulgar taarruzunun ardından 26 Mart 1913’de Edime teslim oldu. Esir Türk subayları Sofya ve Filibe’ye götürülürken erler de Sarayiçi’nde toplandı. 160 gün süren Edime kuşatması sırasında ordu büyük kayıplar verdiği gibi ağır kış koşulları, açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle sivil halk da çok yıprandı. Sarayiçi’nde toplanan Türk esirler de açlık nedeniyle ağaç kabuklarını yemek zorunda kaldılar ve burada da büyük kayıplar meydana geldi. Londra’da sürdürülen barış görüşmeleri 30 Mart 1913’de sonuçlandı ve Midye- Enez hattının sınır olarak kabul edilmesiyle Edirne Bulgaristan’a bırakıldı.
Londra Barış Antlaşması’ndan yaklaşık bir ay sonra kendisine düşen toprak payını az bulan Bulgaristan’ın 28 Haziran 1913’de eski müttefiklerine karşı taarruzu ile II. Balkan Savaşı’nın başlaması üzerine, bunu fırsat bilen Osmanlı Ordusu’nun ileri yürüyüşü sonucunda 22 Temmuz 1913 günü fazla bir direnişle karşılaşılmadan Edime kurtarıldı. 30 Eylül 1913 günü imzalanan İstanbul Andlaşması ile günümüzdeki Bulgaristan sınırı çizildi.
1-Yücel Aktar, İkinci Meşrutiyet Dönemi Öğrenci Olayları (1908 -1918), İletişim Yayınları, İstanbul 1990, s. 83-97.
2-Yücel Aktar s. 87 – 88.
3-Yücel Aktar, a.g.e., s. 88 – 97.
4-Nazmi Çağan, “Balkan Harbinde Edime (1912-1913)”, Edirne, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1965, s.197-213 ; Fahri Belen, XX. Yüzyılda Osmanlı Devleti, Remzi Kitabevi, İstanbul 1973, s.140- 172.