Edirne ve Çevresinin ASKERDEN ARINMIŞ BÖLGE ilan edilmesi…


Edirne ve Çevresinin ASKERDEN ARINMIŞ BÖLGE ilan edilmesi…
Edirne (ASKERDEN ARINMIŞ BÖLGE) sayılınca, Askeri Kışlalar, kapısı, penceresi koparılmış bomboş, Edirne’de hiç asker görülmüyor, şehir tıspıs insansız kalmış vaziyette idi. Eskiden her Edirneli’nin içersinde çeşit – çeşit üzümleri, kirazları ve meyveleri bulunan birer bağı, meyve bahçesi vardı. Her dükkân tıklım – tıklım mal dolu idi. Evlerinin azameti görülmeye değer idi. Gücü olan herkes evini, dükkânını, bağını, bahçesini bırakıp, Deniz aşırı ANADOLU’ya kaçtı. Koca şehir insansız kaldı.
Yalnız yol parası bulamayıp gidemeyenler ile çok yaşlı ve sakatlar kaldı. Diğer taraftan da Çingeneler ile beyaz tenli, Çiftçilik, Bahçevanlık yapan ve sığır hayvanı yetiştiren, çok çalışkan Karacaova göçmenleri kaldı. Bu göçmen halk dinlerine son derece bağlı idi. İçlerinde imam ve hafız olanları vardı. Fakat mektep, medrese görmüş, şehir yaşantısına alışkın olanları yoktu. Hile hurda bilmezler her duyduklarına inanırlardı. Hem Türkçe dil bilmezler, hem çoğunun ayağında ayakkabısı yoktu. Olan da, Karaağaçtan yalın ayak elinde ayakkabıları ile, Tunca köprüsünü geçip, bugünkü spor sahasına varınca ayakkabısını giyip, Edirne’de dolaşır, tekrar geri dönüşünde, Zından altını geçince, hemen ayakkabısını çıkartıp eline alır. Karaağaç’a yalın ayak gider. Evlerinde, ikinci kata ineklerini çıkartırlar, kendileri yazın serin, kışın ılık olur diye, alt katta otururlar. Mubadele göçmeni olarak gelişlerinde, RUM ve BULGAR EVLERİ kendilerine verilince, <<-Tekrar elimizden Hükümet alır.>> Düşüncesi, ağızdan ağıza yayılınca, evlerin pencerelerini kırıp, cam yerine kimisi teneke, kimisi hasır, kimisi çuval parçası koyup, evlerine çirkin görüntü verdiler. Hayvanlarının dışkılarını da, tezek olarak evlerinin duvarlarına vurunca, mahallelerinden sinek ve kokudan geçilmez oldu. İçlerinden Türkçe öğrenenler: <<-Agam bir işeak, ben bir işeak..>> Diye hikâye anlatır. Diğer başka birisi, topladığı cevizleri torba içinde satmak ister. <<-Torbanda ne satıyorsun>> Diye sorunca da : <<-Em yarmibejg roj, em ongroj>> Der otuzbeş kuruş diyemez. Diğer başka biri bahçıvana : <<-Usiyn Ago>> Diye bağırır. O da: <<-Hoy>> Diye cevap verir. <<-E kaçg roj vereysin sugani>>? Diye sorar, O da: <<-Alteg roj onpari>> Diye cevap verir.
ATATÜRK’ün, (Türkçe konuş ve ilkokulu Bitir Kanunu) şiddetle uygulanınca, hepsi oğlunu – kızını okula gönderdi. Yerli Edirneli çocukları ile de kaynaşma olunca, yerli Edirneli çocukları ile de kaynaşma olunca, yerli ağzına da (Ş) harfi; Kelime sonunda (J) harfine dönüşüm yapıp, <<-Beş Kuruş>>’a <<-Bej guruj>> Diye söylemeye başlanınca, diğer komşu vilâyetler tarafından, alay konusu oldu. Zaten, diğer göçler ile de bozulan (EDİRNE AĞZI), daha da bozuldu.
Duruma tanık olan Dr. RİFAT OSMAN BEY ve İBRAHİM TALÎ BEY üzülüyor, fakat elden bir şey yapmak gelmiyordu. Dr. RİFAT OSMAN BEY : (<<-SON YİRMİBEŞ SENEDE EDİRNE >>) Diye hazırladığı (El yazması kitap)’ını, DİL ve TARİH KURUMU’na basılması için göndermiş ise de, ne yazık ki, bu güne kadar basılmamaıştır.
Karacaovalı göçmenler konusu dışında, bir göçmen konusu daha vardı. O da: SANDIKÇI’nın Bulgaristanda hazırladığı göçmen kafilesini yurda sokmayınca, kaçak yoldan kafileler halinde sokması idi.
Yurda her kaçak gelen göçmen <<-SANDIKÇI’ya geldim.>> Diyordu. SANDIKÇI’nın özel mühürü, Kısm–ı Siyasî Komiseri Hamdi Bey’in çekmecesinde duruyor, her kaçak gelen göçmen’e <> diye o mühür vuruluyordu. 45 günde (MUHACİR VESİKASI) çıkana kadar SANDIKÇI’nın misafiri oluyordu.
İtfayi kumandanı CEMÂL ATEŞ’in Lokal karşısındaki temizlettiği ve görülmesin diye (süpürge otu) ile içerdeki görüntüsünü örttüğü arsaya hasırlar yayılıyor, bilhassa yaz günleri kaçak gelen göçmenlere yatakhane oluyordu.
Dr. RİFAT OSMAN BEY’in evi ile Lokal arasında da bir arsa vardı. Dr. RİFAT OSMAN BEY o arsayı da SANDIKÇI’ya verince, kaçak gelen göçmenler sokak ortasında görülmekten kurtuldu. Böylelikle birkaç bin göçmen SANDIKÇI’nın kefaleti ile yurda girmiş oldu.
Dr. RİFAT OSMAN BEY’e resim çizip veren TEZYİNAT RESSAMI HALİL EFENDİ’nin ölümü, Dr. RİFAT OSMAN BEY’i çok etkiledi. Ardından 10/Mayıs/1933 te Dr. RİFAT OSMAN BEY de ölünce, TRAKYA GENEL MÜFETTİŞİ İBRAHİM TALÎ BEY’de etkilendi. Fakat SANDIKÇI ile irtibatını kesmedi. OSMAN BEY varmış gibi, hemen her gün SANDIKÇI’nın ziyaretine geldi.
Dr. RİFAT OSMAN BEY gibi, İBRAHİM TALÎ BEY’in vücudu da marazlı idi. TRAKYA GENEL MÜFETTİŞLİĞİ’nden istifasını istedi.
ATATÜRK’ün gördüğü lûzum üzerine, yerine İZMİR VALİSİ KOR GENERAL KÂZİM DİRİK atanınca, devir – teslim muameleleri sırasında, Doğu Cephesi’nden eski arkadaşı KÂZİM DİRİK’e ilk iş olarak, SANDIKÇI’yı tanıtmak oldu.
Kor. Gn. KÂZİM DİRİK gelir – gelmez hemen SANDIKÇI’ya kaynadı. Gizli–gizli kafa kafaya verdiler. 25/Kasım/1922 tarihinde EDİRNE’nin kurtuluşundan onaltı yıl sonra Şanlı Cumhuriyet Türk Ordusu’nun Edirne’ye ilk girişini sağladılar. Yerli Edirne Halkı’ndan ANADOLU’YA GÖÇLER durur gibi olurken, ardından İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI başladı.
3/Temmuz/1941 tarihinde TRAKYA GENEL MÜFETTİŞİ Kor. Gn. KÂZİM DİRİK’in ölümü ise, Edirne’yi tamamen başsız bıraktı.
Yerine tayin olunan ABİDİN ÖZMEN’in ise, yokluğu varlığından hayırlı idi. Edirne Halkı hep lânet ile andı. Evinin önü, 1942 kışında, açlar ve ölüler ile doldu.
Kaynak;Edirne destanı
İ.Hakkı Soyyanmaz