Kirişhaneli Çakır Mehmed'in Kişiliği ve Hikayeleri


Kaynak; Edirne den Renkli İzler;Ratip Kazancıgil
ÇAKIR MEHMEDİN KİŞİLİĞİ VE HİKAYELERİ;
Kirişhane’de otururdu. Tuhaflıkları Edirne sohbetinde, eşraf konaklarında anlatılırdı. Evinin bitişiğinde küçük bir kahvesi olup, kahvecilik ve berberlikle geçimini sağlardı.
İçi dışı temiz imanlı bir adamdı. Hayır işlerini çok sever, özellikle hayvanlara karşı çok sevgisi ve acıması vardı.
Her gün kuşlara yem atar, karıncaların yuvalarına susam serperdi.Yaz günleri evinin kuyusuna iplere bağlayarak on tane kadar desti salıverir ve bunları sıra ile kuyudan çıkararak her gelen geçene hayır ve sevap için soğuk su verir ve bunu yapmakla mânevi bir zevk duyardı.
Tahminen otuz sene kadar önce (1918 lerde) vefat etmiştir.
Ablak yüzlü, biraz farklı mavi gözlü şişman bir adamdı.
Müşterileri o semtin yaşlı insanlarından oluşurdu. Yaptığı muziplikler çoğunlukla kendi müşterilerine olup kimseye ağır gelmez ve aralarında alay ve eğlence konusu olurdu.
O semtin halkından ve merhumun müşterilerinden hikâye yoluyla işitilen muzipliklerden ve tuhaflıklardan bazıları şunlardır:
Kahvesinin müşterilerinden arabacı Bâli lakaplı birisi vardır. Evi göl mahallededir. Geceleri kahveye fenerle gelirmiş.
– Yağmurlu bir kış gecesinde Çakır Mehmet, Bâlinin fenerinin içindeki mumu alıyor. Gündüzden hazırladığı ve tıpkı mum şekline koyduğu bir pırasanın beyaz kısmının üzerine yarım bıçak sırtı kadar fitilli ve hakiki bir mum parçasını yapıştırıyor.
Kahve dağılıp herkes giderken Çakır Mehmet de Bâlinin fenerini yakarak eline veriyor.
Bâli, kahveden çıktıktan ve yüz adım gittikten sonra fener sönüyor. Karanlıkta bir kenara çekilip, birçok kibrit çakarak mumu yakmaya uğraşıyorsa da bir türlü yanmıyor.
Karanlıkta çamurlara batarak evine kadar giden Bâli eve gidince fenerin mumuna bakıyor.
Mum yerine beyaz ve hakiki mum gibi bir pırasanın konmuş olduğunu görünce Çakır Mehmed’in kendisine yaptığı bu oyunu anlıyor.
Çamurlara battığı için kızmakla beraber gülmekten de kendini alamıyor.
İkinci hikâye:
– Çakır Mehmet daha evvelce Abdullah hamamına karşı bir kahveyi işlettiği tarihlerde o semttekilerden Tabak Kaba Mehmet adlı birisi varmış.
Bu adam bekâr olup aynı zamanda akşamcı imiş. Her gece sarhoş olarâk kahveye gelir, sonra evine gidermiş. Evinde ihtiyar bir anasından başka da kimsesi yokmuş.
Çakır Mehmet, bu, her gece sarhoş ve birazda saf olan adama bir şey yapmayı düşünüyor ve:
Kaba Mehmed’in evinin kapısının ölçüsünü alıyor. Bu ölçüye göre çit anilen ve ince ağaç dallarından biribirine örgü yapılarak meydana gelen bir kapı yaptırıyor.
Bunu, çamurla sıvatarak kurutuyor ve çamurla sıvanmış bir duvar haline getiriyor ve bir gece Kaba Mehmet evinin kapısının önüne çivilerle muntazam ikilde bu seyyar kapıyı koyuyor.
Kaba Mehmet her zamanki gibi kahveye geliyor ve bir kahve içtikten sonra evine gitmek üzre dışarıya çıkıyor.
Hu oyunda, Çakır Mehmed’in yardımcı arkadaşları olan Tahtakale hamamlarından Faik Efendi ve kardeşi Ahmet Ağa, Uzun Ahmet, Köşeli süleyman ile diğer kahvede bulunanlar da Kaba Mehmed’in arkasından çıkıp indilerini saklayarak durumu gözetliyorlar.
Kaba Mehmet evvela kapısının önüne kadar geliyor. Orasını duvar görünce biraz daha ileriye gidiyor, elleriyle duvarları yokluyor. Aksi yöne dönüyor, hasılı, bir türlü kapıyı bulamıyor.
Ilımdan sonra ana, ana diye bağırmaya başlıyor. İhtiyar anası uykuda olduğundan, hiçbir ses alamayınca ümidini keserek yeniden kahveye geliyor. Bu hali seyredenler ondan daha önce kahveye gelerek hiçbir şey olmamış gibi yerlerine oturuyorlar.
Kaba Mehmet küfrederek kahveye geliyor ve evin kapısını bulamadığını anlatmaya başlıyor.
(Bu olayda bulunan ve hâlen hayatta olan (1948 tarihine göre) Tahtakale simalarından Ahmet ağa anlatıyor.)
Önce Kaba Mehmed’in bu hâline tekmil kahvede olanlar katılarak gülerken, ipliği oyunun sonucunu ocak başında keyifli keyifli seyreden Çakır ahmed’in pek memnun ve neşeli olduğunu söylüyor.
Kahvedekiler birtakım sorularla kaba Mehmedi avuturlarken Çakır Mehmet ılıyor örme kapıyı alıyor ve belli etmeyerek yine kahveye geliyor.
Kaba Mehmedi biraz daha eğlenceye aldıktan sonra bir fener yakarak hep beraber kapıyı aramak için kahveden çıkıyorlar.
Bir de bakıyorlar ki, kapı olduğu gibi yerinde duruyor. Çakır Mehmet oradaki adama söylemedik söz bırakmıyor. Kaba Mehmet de savunma olara, onları andırmak için biraz evvel o kadar aradığı halde kapının, yerinde olmadığına ılr bin yemin ediyor.
Bu olayda adı geçen Köşeli Süleyman lakabıyla anılan bu adam, çok ınatkâr imiş.
Araba yaparmış, tabakhanelerde kullanılan büyük ahşap tekneleri, balıkçı kayıklarını yaparmış ki, bu san’atın, onunla beraber gittiğini söylüyorlar.
Aynı zamanda gayet güzel bulkarya çalarmış. Zamanın mûsiki meraklıları bulkarya çalışını ve mızrakını çok beğenirlermiş.
Ummi ve cahil bir adam imiş.
Üçüncü hikâye:
– Çakır Mehmet,gizli olarak ve uğraşarak beyaz çakıl taşlarını parçalar halinde kırıyor ve çay şekeri hâline koyuyor.
O gün her kim çay bardağının içine bu taş parçalarını şeker yerine koyarak veriyor.
Müşteri de farkında olmayarak şekerin erimediğini gördükçe durmadan karıştırıp bakıyor. Şekerler de hep olduğu gibi duruyor.
(Çakır! bu nasıl şeker hâlâ erimedi derlermiş). Çakır Mehmet de (bu şekerleri bende anlamadım. Bu defa inatçı çıktılar çabuk erimiyorlar. Karıştırmaya devam et. Birgün gelir, usanır erir) dermiş.
İstediği şaka da bu kadar olduğundan, yeniden tâze çay verirmiş. O gün kahveye gelen müşterilerine bu oyunu uygularmış. Evvelce kendilerine bu oyun uygulananlarda diğerlerine hiçbir şey hissettirmeyerek işi anlayıncaya kadar onları seyrederek alay ederlermiş.
Bu, basit gibi görünen hikâyeler üzerinde biraz düşünüp onları değerlendirme masasına yatıracak olursak, dönemin değer yargıları, espiri gücü ve şakalaşmalarındaki kırıcı ve küçültücü olmayan zerafeti ile günümüzün bencil ve hatta ilkel diyebileceğimiz davranışları arasındaki farkları daha iyi görebiliriz sanırım.