Fahri Tuna'dan: Edirne'yi sevmek için 40 Sebep

fah.
Fahri Tuna’dan: Edirne’yi sevmek için 40 Sebep
1. Lale, Bütün bir Anadolu için ‘Gadir Mevlâ’yı sembolize eden lalenin en yakıştığı şehir listesinin başına Edirne’yi yazarım, ikinci sıraya da Edirne’nin fethettiği İstanbul’u; gerisi teferruat…
2. Gül, Efendimiz demek malum; ‘iki cihan sevgilisi’nin bizzat gösterip ‘buraya cami yapın’ dediği (Selimiye ve Dar’ül-Hadis) iki eserin şehri Edirne; gülün, güllerin en yakıştığı, en yaraştığı, en güzel kokuştuğu şehirdir Edirne. Ne diyor Yahya Kemal: ‘Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül’; tam da bu sebepten seviyorum Edirne’yi.
3. Eski, Kadim, eski, köklü, derin, kökü derinlerde bir şehir olması; ruhu olan bir şehir olması.
4. Eskimeyen, Edirne ‘eski’ değil ‘eskimeyen’ bir şehirdir.
5. ‘Kökü mazide olan ati’ olması, Yahya Kemal’im meşhur dizesi, bu sözü hak eden yeryüzünde beş şehir varsa eğer, birisin kuşkusuz Edirne’dir. Edirne hem ‘mazi’ yani eski, derin, derunidir, hem de ‘ati’ yani gelecek, yarın, umut demektir.
6. Dar’ül-Hadis, Bize, bizim medeniyetimize has bir kurum, Efendimizin sözleri üzerine bir tür ihtisas fakültesi. Bunun ülkemizdeki en güzel, en estetik, en yaşayan örneğinin Edirne’de bulunması ne büyük zenginlik.
7. Yıldırım, Osmanlı’nın Edirne’ye ilk geldiği, ilk konumlandığı, ilk konuşlandığı, ilk şehirleşti(rdi)ği semt. Sevmemek mümkün mü?
8. Hıdır/lık, Tepesinin üç önemli özelliği var: a) Horasan erenlerindin Hıdır Dedeyi bünyesinde saklaması, b) Tabyalar, c) Adeta Çamlıca’dan Boğaz’ı seyrediyormuş hissi veren enfes Edirne panoraması seyrettirmesi. Akşamları Hıdırlık’tan şehre bakmayan, telezzüz eylemeyen, teneffüs eylemeyen, ‘Edirne’yi yaşadım’ demesin zinhar.
9. Beyazıd-ı sani/veli, Fatih’in oğlu, sani yani ikinci (ilki Yıldırım) veli yani Allah dostu, sadra şifa gönüllü, sakin sabırlı, strateji dehası sultan. Külliyesi mizacını nasıl da yansıtıyor!
10. Dar’üş-Şifa, Beyazıd-ı Veli’nin Edirne’ye (ne Edirne’si, insanlığa) armağanı. Batının ruh hastalarını zincirleyip ölüme terk ettikleri zaman diliminde atalarımızın musiki (her hastalığa ayrı bir makam terennüm ederek) ve su sesiyle hastaları tedavi eyledikleri mekân. Medeniyetimizin yüz akı mekânlardan.
11 Aşçı Yahya, Allah dostlarının büyüklerinden, geceleri artan yemekleri Tunca’ya döküp diğer hayvanata da yedirmesi üzerine sultana şikayet… sitem vs. ‘sultanım, siz hayvanatın da sultanısınız’ ifadesi üzerine kerametin faş olması (ortaya dökülmesi) üzerine oracıkta ruhunu teslim etmesi ve oracığa defnedilmesi. Halen II.Beyazıd Külliyesi bitişiğindedir.
12. Hüzün, ‘Hüzün ki en çok yakışandır bize / Belki de en çok anladığımız’ (Hilmi Yavuz) mısraları tam da bu şehir için söylenmiş. Balkan, Balkanların kalbi, Balkanların hâlâ başkenti olur da ‘hüzünbaz’lık akmaz mı caddelerinden sokakların minarelerinden köprülerinden.
13. Hicran, Neredeyse yüzde doksan dokuzunun ‘hicret’ edenler ve çocuklarından oluşan şehirde, gönüllerde en belirgin duygunun ‘hicran’ olması kadar doğal ne olabilir. Edirne bir asırdır ‘gitmekle kalmanın’, ‘vuslatla ayrılığın’, ‘hicranla mutluluğun’ bıçak sırtı yaşandığı şehrin adıdır.
14. Sema, Muradiye Camiinin giriş kapısının üzerindeki Mevlevi sikkesi.
15. Semazen, Muradiye’de, girişin solundaki Allah ve Hu yazıları demek benim için semazen.
16. Semahane, Muradiye Camiinin kıblesindeki boş alan; ama benim gönlümde her daim dolu orası. İki yüz semazenin hu deyip dönüşlerini hissediyorum her oradan geçişimde; ve her gelişimde mutlaka geçişimde. Zira Edirne’ye gelinmiş ve Muradiye ziyaret edilmemişse, semazenlerin hu’su terennüm edilmemişse, kuşku yok, Edirne’ye gelinmemiş demektir.
17. Muradiye, II. Murad’ın ‘sana ziyarete geleceğim’ diyen Mevlana’yı karşılamak için 1436’da yaptırttığı çok özgün bir cami. İçi de dışı da, ardı da önü de, altı da üstü de ayrı güzel ayrı derin ayrı zengin. Hüznü, hicranı, hasreti yaşamak isteyenlerin mekânıdır orası. Bir de Selimiye’nin en güzel göründüğü iki yerden biridir.
18. Neşati Baba, ‘Gitdin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile /İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile’ beyitinin sahibi, meşhur Edirneli şair Neşati Baba. Edirne Mevlevihanesi’nde dört yıl şeyhliği var, Vefatı 1674. Muradiye’de medfun. Şairin hası.
19. II.Murat, Edirne’yi büyük dedesi I.Murat Hüdavendigar 1361’de fethetti ya, Edirne’yi şehreden II. Murat’tır demek yanlış olmaz. Dar’ül-Hadis Camii, Üç Şerefeli, Muradiye ve onlarca eser. Ona ‘Edirne’nin banisi’ diyebiliriz.
20. Sinan, Japon matematikçilerinin ‘Selimiye yedi katlı integralle hesaplanıp yapılmış’ dediği dahi mimar.
21. Selim, Selim-i sani, yani ikinci selim. Birincisinin (dedesi Yavuz) ve babasının (Kanuni) yanında silik ve sönük görünse de Selimiye ile Sinan’la birlikte zirve yaptı.
22. Selimiye, Medeniyetimizin, mimarimizin, estetiğimizin bercestesi. Daha iyisi, daha güzeli, daha vezinlisi yok!
23. Âhhh, Selimiye’nin kubbesinde yazısını tamamlamak üzereyken, gözüne kireç kaçan hattatın çığlığı; dikkatli kulakların hâlâ işite geldiği çığlıktır.
24. Hasan Çelebi, Selimiye’nin hatlarını yazan, Karahisarî’nin talebesi, evlatlığı meşhur hattatımız. Yazılarının güzelliği kadar ‘âhhh’ çığlığı yürekleri titretiyor asırlardır işiten kulaklara Selimiye’de.
25. Ayşe Kadın, Kabri Bursa Yeşil türbesinde bulunan ve Çelebi Mehmet’in kızkardeşi. Edirne’ye bir
camii hediye etmiş… ve adı semte verilmiş; ne güzel, ne vefa-yı âlâ! Edrine’ye de bu yakışırdı zaten.
26. Kapı/yapı/yazı, Meşhur Edirne tekerlemesi: ‘Üç Şerefeli’nin kapısı / Selimiye’nin yapısı / Eski Camii’nin yazısı meşhurdur’; yazına, kapına, yapına kurban olayım senin Edirne!
27. Kurumuş kırk pınar, kaç kişi bilir Kıkrpınar’ın –şimdi Yunanistan’da- Simavna’da olduğunu, kaç kişi bilir tarihi Kırkpınar’ın Osmanlı’da asırlarca Simavna’da yaşandığını, kaç kişi bilir Edirne’deki Kırkpınar’ın Cumhuriyet dönemi olduğunu, kaç kişi bilir meşhur ‘kırk yiğit – kırk pınar efsanesi’nin Edirne ile alakasının olmadığını… En iyisi susalım; ve ‘efsaneler güzeldir’ diyerek konuyu kapatalım.
28. Bülbül/Adası, Üç güzel nehir birbirine kavuşursa; bu visale (buluşmaya) bülbüllere suskun kalabilir mi? Hele burada bir de ada oluşursa ne isim verilebilir? ‘Elbette Bülbül Adası’ dediğinizi duyar gibiyim. Bülbüle ‘eşin var, aşiyanın var, baharın var ki beklerdin’ diyen Âkif’e nazire, her daim bahar adasıdır Bülbül Adası Edrine’nin.
29. Sevdiğim İki Gözüm, Türküler bizi söyler, bizimle güler bizimle ağlar. Güzel bir Edirne türküsü de ‘Sevdiğim iki gözüm’ diye başlar. Ne güzel türküdür o; ve ne güzel hitaptır!
30. Ciğer/im, Şehirler birer yemekle tanımlansa örneğin, Bursa ‘İskender’dir, Tekirdağ ve Adapazarı ‘köfte’; Trabzon ‘hamsi’dir, Konya ‘etli ekmek’; Adana ile Urfa ‘kebap’tır Kayseri ‘pastırma’. Edirne ise -tek kelimeyle-
‘ciğer’dir; ciğerin ‘hasosu’, ‘kralı’dır.
31. Höşmel/im, Peynir, şekerlenir, lezzetlenir, tatlanır, bütün bir Marmara’da ‘höşmelim’ olur da öyle gelir sofralara; Edirne’de ise daha bir ‘sarışın’, daha bir ‘hafif’ ve daha bir ‘tatlıdır’ damaklarda eriyip giden.
32. Köfteyi yağlasak da mı yesek, ‘Yağda köfte’, diğer bir söyleyişle ‘yağlı köfte’ Edirne’ye has enfes lezzetlerdendir, kaybolmaya yüz tutsa da.
33. Saray-ı cedit, Selimiye’nin yerindeki Adrianus’un ‘eski saray’ından sonra Tunca’yla saklambaç oynarcasına yapılan yeni saray. İstanbul’u fetheden, Topkapı’nın ağabeyi, Dolmabahçe Sarayı’nın amcası, Yıldız Sarayının büyük dedesi. Dört işgalden geriye kalan üç beş kalıntı elbet.
34. Tunca, Edirne’nin batısından geçen ve başta Sarayiçi olmak üzere geçtiği bölgeyi güzelleştiren, zenginleştiren, Edirne’ye Fatih Köprüsü, Kanuni Köprüsü gibi şahane tarihi köprüler bahşeden nehir.
35. Namazgâh / Cuma Ovası, Mradiye’den bakıldığında kuzey batıda, Sarayiçi’nin kuzeyinde; Osmanlı ordusunun sefere çıkmadan önce Cuma namazını topluca kılıp, gülbankların çekildiği, helalleşip yola çıkıldığı; Allah Allah seslerinin derinden derine hâlâ işitildiği ovanın adı.
36. Kuleler/pazar/kapı; Türkiye’nin Avrupa’ya / Rumeli’ye açılan iki kapısının adı; Pazarkule’den Yunanistan’a, Kapıkule’den de Bulgaristan’a girip çıkarıyorsunuz da, hüzün demek bizler için: Beş yüz sene vilayetin olan yerlere vize ile girmek zorunda kalmanın hüznü…
37. Yârân-ı Hassa; Edirne güzle insanlar, güzel dostlar ve dostluklar diyarıdır aslında; lâle ve gül şehrine yakışan da ‘gül dostluklardır’dır elbette. En başta Mustafa Hatipler, sonraları Rıfat Gürgendereli, Koray Uymaz, Serkan Oltandiken, Behiç Günalan, Remzi Eskikaplan, Mahmut Eroğlu, Sedat Sayın, Birgül Erken, Ebru Boz, Şadi Kuloğlu, Murat Çandır, Murat Özden Uluç, ve burada sayamadığı birbirinden güzel dostlar, dostluklar… benim ‘yârân-ı hassa’mın önde gelenlerindendir örneğin.
38. Rıfkı Melûl Meriç’in Edirne Valiliği ve Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğü resmi belgelerine dayanarak 1956 yılında yaptığı araştırmalara göre; 1926-1948 yılları arasında Edirne’de Valilik/Vakıflar aracılığıyla 120 (yazıyla yüz yirmi) cami, mescid, türbe, mezarlık satılmış durumdadır. Veli Dede, Papasoğlu Ali Bey, Şeyh Şucaeddin camilerinin yarım, metruk, mahzun minareleri hâlâ da ayaktadır.
39. Hasan Sezai, Gülşenîliğin kurucusu, Allah dostu, dergâhını Edirne Bostanpazarı’nda kurmuş. Bugün camisi yok (satılmış), türbesi viran, tek başına yapayalnız ve mahzun minaresi yanık türküler söyler, ağıtlar yakar işiten kulaklara.
40. Hasen şehri, ‘güzel’ demek hasen; güzel şehir, güzellikler şehri gerçekten Edirne, tüm terk edilmişliğe, umursamazlığa, ilgisizliğe rağmen güzel şehir. ‘Hikmetinden sual olunmaz’ ya; Allah bir yeni ‘hasan’ göndermiş Edirne’ye..