Tarihin akışı içinde 23 Nisan : Prof.Dr. M. Tayyib GÖKBİLGİN


Tarihin akışı içinde 23 Nisan
YAZAN: Prof.Dr. M. Tayyib GÖKBİLGİN
İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi
MİLLİ mücadele başlarken, binbir güçlükler içinde ulusal kurtuluşa ve ulusal amaçlara doğru yürümek, yüzyılların birikimi ve özeti haline gelen ulusal ülküden zerre kadar sapmamak ve çeşitli tereddütlere, ihanetlere sarsılmaz bir azimle karşı koymak, yüksek ve asil bir düşünce ve ruh kuvvetiyle , olağanüstü hasletlere sahip bulunmakla mümkün olabilirdi; bu ise, Türk´e özgü vasıfları ve meziyetleri, sağduyuyu iyi anlayan ve temsil eden Mustafa Kemal Paşa´da tecelli etmişti.
Bu başlangıç döneminde milli taazzuv ve direnme aşamaları artık geride kalmış, milli
kongreler devri, bir yandan Erzurum, Sivas, öte yandan Balıkesir ve Alaşehir Kongreleri
devri kapanmış oluyor, Heyet-i Temsiliye´den yeni, meşru ve güçlü Büyük Millet Meclisi
aşamasına geçiliyor; milli dava asıl amacına ulaşıyordu.
54 YIL ÖNCE
M. KEMAL DİYOR Kİ…
Elli dört yıl önceki ulusal egemenlik mücadelesinin ve hakimiyetinin kuruluşundaki olayları, bu uğurda harcanan çabaları, olumlu olumsuz akımların millet vicdanında yarattığı yankıları bugün, bir defa daha hatırlamakta, geçmişten ibret dersleri almak hususunda, büyük yarar bulunsa gerektir.
Mustafa Kemal Paşa, o günkü güç durum ve koşullar içinde yurdu tehlikeli bir şekilde çözülme ve çöküntüden kurtarmak için alınması gereken tedbirlerden söz ederken, “Derhal, Kuvayı Umumiye-i Milliye´yi esaslı teşkilat ile tevhid etmekten başka çare yoktur”
demekte, aynı suretle, “Meclis-i alide tekasüf eden irade-i aliye-i milliyeye istinat etmek suretiyle meşruiyet ve kanuniyetini ve Büyük Millet Meclisinde tecelli eyleyen milli vicdanın muhakemesine bağlı bulunmak cihetiyle de mesuliyetini takdir ve tesbit edecek bir kuvvetin idare-i umur etmesi zaruridir, bu kuvvetin şekli tabiisi ise bir hükümettir”
görüşünü savunmaktaydı.
HÜKÜMET KURMAK
GEREKSİZ MİYDİ?
Gerçekten, o günlerde oldukça yaygın bir düşünce, hükümet kurmayı zaruri görmemekte,
geçici kaydiyle bir hükümet reisi tanımak, ya da bir padişah kaymakamı ihdas etmek istemekte; böylece de mecliste tecelli eden milli iradeyi, fiili olarak yurdun kaderine
elkoymuş saymamaktaydı. Halbuki bu eğilim hakim olsa, “vahdeti kuvva nazariyesi” ile
birlikte, milli birlik kurulması çabası da boşa gidecekti ve ulusal kurtuluş savaşı, milletin
galeyan ve uyanması sonucuna bağlanmaktan ziyade şahsi teşebbüs, yani Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının kişisel çıkarları ve ihtirasları gibi bir telakki güç kazanacaktı.
İstilacı düşmanlar o günlerde Türk halkı için ne karanlık ve acıklı tablolar çiziyordu:
Kuvayı Milliye cephelerde iç ve dış düşmanlarla uğraşıyordu; Bursa, Balıkesir bölgesinde
Bekir Sami Bey (56. Tümen), Refet Bey ve Kazım Bey (61. Tümen) gibi kumandanlar
Anzavur ve Gavur İmam isyanları ile, Ali Fuad Paşa (Cebesoy) Bilecik ve Geyve
taraflarında, Doğan Bey ve Arif Bey gibi kumandanlar Niğde´de, Kılıç Ali Bey
Gaziantep´de çeşitli düşmanlar ve fesat yuvaları ile mücadele ediyorlardı. Bunlara, Silifke´deki Kuvayı Milliye Fedai Müfrezeler Kumandanı Ümit Arslan Beyin, Diyarbakır´daki 13. Kolordu Kumandanı Cevdet Beyin mücadelelerini de eklemek gereklidir. Hele Hendek – Düzce – Beypazarı isyanları, Tümen Komutanı Mahmut Bey´in
şehit edilmesi olayları, durumu büsbütün güçleştiriyordu.
DIŞA BAŞVURMALAR
VE İLK TANIMA
T.B.M.M., işte bu trajik tablo içinde toplanıyor, Damat Ferid Paşa hükümetinin
propaganda ve fetvalarına karşı tedbir almak ihtiyacı ile milli mücahedenin kutsallığı
hakkında mukabil fetvalar çıkarıyordu. Meclisin kararı ile Başkan Mustafa Kemal Paşa,
büyük devletler Hariciye Nazırlarına, Türkiye hakkında yapılagelmekte olan haksızlıklardan
ve bu haksızlıklara karşı memleketin ve milletin haklarını savunmak için kurulan Büyük
Millet Meclisi´nin ve hükümetinin hiç bir fedakarlıktan çekinmeyeceğinden bahseden birer
beyanname gönderiyordu. Bundan sonra da Sovyet Hükümeti ile ilişkiler kurulmuş, Türkiye Büyük Millet Meclisi´ni ve hükümetini ilk tanıyan devlet, Sovyetler Birliği olmuştur.
“TAM BAĞIMSIZLIK”
Öte yandan, B.M.M., hukuki ve gerçek bir kuruluş olarak, başta padişah ve hükümeti olduğu halde, bütün menfi ve zararlı kişi ve kuruluşların bozguncu hareketlerini önlüyor, fesat erbabının maskelerini düşürüyor, bunların davranışlarının ve görüşlerinin sakatlığını,
yurt ve ulus için zararlarını meydana koyuyor ve yeni bir Türkiye´nin varlığını, onun kaderi üzerinde söz söylemeye, karar vermeye sadece kendisinin yetkisi bulunduğunu,
kendi dışındaki kuvvetlerin ise sahte, aldatıcı ve hükümsüz, değersiz olduklarını bütün
dünyaya ilan ediyordu.
Bir bakıma, 23 nisan 1920, o zamana kadar da şu ya da bu biçimde süregelen hayır
ve şer kuvvetlerinin mücadelesinin yeni bir döneminin başlangıcı gibiydi. Önce isyanlar,
iç karışıklıklar ve bunun yanında düşmanla çarpışmalar, sonra da bunlar zafere ulaştıktan sonra, çağdaş uygarlık ve tam bağımsızlık için harcanan çabalar ,bu
doğrultuda menfi kuvvetlerce çıkarılan engeller, saptırmalar, dolambaçlı yollardan ve sureti haktan görünülerek çıkarılan güçlükler, tarihin akışı içinde 23 Nisan ruhuna, 23
Nisan gerçeğine yeni bir anlam ve değerlendirme kazandırmaktadır. Bu vakıalar, devamlı
olarak, yeniliğin, ilericiliğin ve devrimciliğin, tutuculuk, taasup ve çağdışı düşünüş gibi
davranışlarla çatışmasını, sürtüşmesini, çok kez birincinin, bazan da ikincinin galebesini
yansıtmışlardır. Bunun tipik bir örneği olarak, İkinci Meşrutiyet döneminde, Trablusgarp´da
vatan müdafaasına koşan Mustafa Kemal´in, o sırada Selanik´deki samimi arkadaşı
rahmetli Behiç Erkin´e yazdığı bir mektupta dile getirdiği hayal kırıklığını ifade eden
sözlerini zikretmek mümkündür. Bir taraftan vatanın bir köşesi kan ve ateş içinde iken , o sırada İstanbul Meclis-i Mebusan´ında muvafık – muhalif parlamenterler ve politikacılar kıyasıya ve gözleri kararmış bir halde mücadele etmekte, bunun akisleri ise ta Trablusgarp´lere Mustafa Kemal´e kadar uzanmaktaydı.
KARDEŞÇE, HALKLA…
23 Nisan´ın bize hatırlattığı bu 50-60 yıllık anımsamalar, bugünkü Türk toplumunda
bütün kin ve nifak arzularının, hırs ve çıkarların bir tarafa itilerek, kardeşçe sosyal adalet çerçevesinde, hoşgörülü, halk ve çalışanlar dostu olarak kalmak ve akgünlere erişerek yaşamak ihtiyacını ve özlemlerini duyurmaktadır. Bilmem siz ne düşünürsünüz?.