Kırkpınar Efsanesi SEYYİD ALİ SULTAN (KIZILDELİ) SÖYLENCESİ

Bilgiyi ileten;Hüseyın Arabacı-Araştırmacı
BİR MENKÎBE;
BEKTAŞİ GELENEKLERİNDE AVRUPA’YA İKİNCİ GEÇİŞ
SEYYİD ALİ SULTAN (KIZILDELİ) SÖYLENCESİ
Seyyid Ali Sultan Bektaşi geleneğinde Kızıl Deli olarak tanınır ve Türk geleneklerinde Pehlivanlığın Piri olarak yerini alır. Horasan erlerinden Hüseyin Ataoğlu olduğu bilinir. Lakaplarından biri de “Hızır Lala” veya “Hızır Lale”dir. M. 1310-1402 yılları arasında yaşamıştır. 1397’de Bektaşilerin en önemli dergâhlarından biri olan Dimetoka dergâhını yaptırmış burada eğitim düzeni kurmuştur. Dergâh 1826’da yıkılmıştır. Dimetoka yöresinin Demirviran köyündedir. Seyyid Ali Sultan’ın esas mezarı buradadır.Dergâh Kızıl Deli diye tanınan ırmağın kenarın da olduğu için yöre halkı dergâhı betimlemek üzere bu ismi sıkça kullanmış ve bu isim, Seyyid Ali Sultan’ın lakabı olarak kullanılmıştır.
Seyyid Ali Sultan, Bektaşi geleneğine göre, düşünde Hz. Muhammed’den talimat alarak Hacı Bektaş Veli’ye gelen 40 dervişten biridir. Hacı Bektaş Veli tarafından Orhan Han’a Rumeli’nin fethinde hizmet vermek üzere yollanırlar. Horasan’da bulunan 40 Er düşlerinde Hz. Muhammed’den aldıkları talimatla Rumeli’nin fethin de bulunmak üzere Hacı Bektaş’a gelirler. Hacı Bektaş onlara hizmet gösterir üç gün içinde hizmet tamamlanır ve Seyyid Ali Sultan’ı kırkların başına getirir. Emir Sultan’ı sancaktar, Seyyid Rüstem Gazi’yi kadıasker, Abdüssamed Fakı’yı imam, Seyyid Zali’yi saka, Seyyid Ahmedi’yi kılavuz tayin eder. Kırklar yola çıkarlar.
Çanakkale ilinde Çardak mevkiine geldiklerinde sallarla karşıya geçmek isterler. Ancak denizin azgınlığını gören Rum salcılar kaçar. Bunun üzerine Seyyid Ali Sultan denize biraz kum saçar. Denizin bir kısmı kumluk olur. Kırklardan biri (Rüstem Gazi ) tepeciklerin üzerinde yürümeye başlar. Bunu gören denizciler döner ve Kırklar’ın sallarla karşıya geçmelerine yardımcı olur. Yörenin adı daha sonraları Kumbaba olarak anılır (Çardak koyu). Kırklar Gelibolu’ya ulaşır.
Bu güçlü kuvvetli insanların gelişini görenler ürker, çoğu kaçışır, kimide mücadele eder. Bu arada bazı kişiler tutsak alınır. Bu tutsaklardan bazılarını devşirme olarak yeniçeri ocağına almak üzere seçerler. Yerel halktan bir kadın ağlayarak gelir ve oğlunu tutsaklıktan az etmesini rica eder. Seyyid Ali Sultan “Oğlun kimdir?” diye sorar. Kadın “Dimitri” diye yanıt verir. Kendisine devşirmelerin artık isimlerinin değiştiğini bu şekilde bulamayacaklarını söyler ve peki bunların içinde hangisi senin oğlunsa, “bul, ayır” der. Yörenin adı daha sonra BOLAYIR olarak anılır.
Daha sonra, kuzeye doğru ilerlerler. Karşılarına bir nehir çıkar. Nehirde birbirlerine tutunabilmeleri ve kaybolmamaları için karşı tarafa ip salarlar. İşte bu bölgenin adı da İPSALA olur. Yorgun düşen Kırklar dinlenmek üzere mola verirler. Ancak, acıkmışlardır da! Nereden erzak bulabileceklerini sorarlar ve kendilerine tarif edilen yöne doğru ilerlerler. Onların yiyecek almaya geleceklerini öğrenen halk, bu arada, etleri zehirler. Etlerin zehirlendiğinin farkına varan Kırklar, bunları almaktan yaz geçer. Dervişin biri, “burada mal kara” diyerek durumu gruba haber verir. Bunun üzerine yörenin adı MALKARA olarak kalır. Başka bir yöreden yiyeceklerini alıp yola devam ederler.
Grup bu sefer susamıştır. Susuzluklarını gidermek için Mehmet Gazi’ye başvururlar. Mehmet Gazi hayırlı bir keramet gösterir ve bastığı yerden su çıkarır. Su son derece boldur. Mehmet Gazi hayrı buldu diye yöreye HAYRABOLU adı verilir.
Meriç kıyısına gelirler. Burada güneşin doğuşuna hayran katırlar. Yörenin adı GÜNDOĞAN olur (Şimdiki Meriç). Yola devam ederken, Seyyid Ali Sultan’ın boynundaki örtü yere düşer. Bunu çocuklar alır ve karşı tarafın saflarına götürürler. Düşman saflarından örtüsünün alınmasını isteyen Sultan at üstünde ilerlemekte olan beraberindekilere “in ve ez” komutunu verir. Bunun üzerine attan inerler ve örtüyü almak üzere karşı safın üstüne giderler. Burası ENEZ olarak bilinir.
Sonuçta Edirne’ye gelirler ve Edirne’nin kırlarında rahatlayıp, biraz dinlenmek isterler. Bu ara da erler zindeliklerini de korumak için güreş tutmaya başlar. Amaçları, sabaha dek güreş tutmaktır. Ancak tam bu niyetle güreşe yeni başlamışken düşman kuvvetlerinin üzerlerine gelmekte olduğunun haberini alırlar. Hemen toparlanma kararı çıkar, ne var ki, güreş tutan erlere bir türlü güreşi bıraktıramazlar. Bu arada, Seyyid Ali Sultan : “ne zaman bırakırlar güreşi diye düşünürken tamam der “sabaha kadar dediğimize göre horozlar ötene dek onlar güreşi bırakmaz, ötün ya mübarekler !” diyerek talimat verir. Bunun üzerine çevredeki horozlar hepbir ağızdan öter. Kırkağaç bölgesinde günümüzde de horozlar sabah henüz olmadan, saat üç gibi öter diye inanılmaktadır.
Kırklara dönersek, horozların öttüğünü duyunca, sabah oldu diye düşünerek güreşi bırakırlar, ama kimin galip kimin yenik olduğunu bilemezler. Hepsi güreşe devam edebilecek durumdadır. Bu durumda, sorunu çözmesi için Seyyid Ali Sultan’a başvurulur. 0 da, “sırtında kum taneleri olan mağlup demektir” şeklinde görüş bildirir. Böylece güreşen erlerin sırtlarını yoklarlar, kimin sırtında kum varsa, onun sırtı yere gelmiştir, o yeniktir diye düşünerek galipleri ilan ederler. Türk geleneklerinde pehlivanların sırtının yere gelerek yenik ilan edilmeleri geleneğinin başlangıcı da böylece Seyyid Ali Sultan söylencesine bağlanır. Bunu, 1825 öncesi güreşlerde “pir” olarak Seyyid Ali Sultan’ın gösterilmesi de doğrulamaktadır. Söylencenin sonunda, uzun süren güreş sonrasında erler yorulmuştur, Düşman üstlerine gelince yorgun yakalanan erler, bulundukları yerde şehit düşerler. Kırk erin de şehit düştüğü yerden birer pınar fışkırır. Böylece yörenin adı Kırkpınar diye anılır. Bundan sonra yapılan güreşler de bu söylence anısına Kırkpınar güreşleri diye anılır.
Belkıs Temren, “Bektaşi Geleneklerinde Avrupa’ya İkinci Geçiş: Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli) Söylencesi”, erişim: http://www.kizildelisultan.com/content/view/614/9/, erişim tarihi: 4.07.2008