Kızılca Bedreddin,Bedreddin Mahmut

bdrettin.
Ebulfeth sultan Muhammed han ile teşrif eden ve Akşemseddin hazretlerinin rufekalarindan
Esseyyid şeyh Bedreddiyn ibnü Esseyyid eşşeyh mahmud ibnu esseyyid eşşeyj mustafa kuddise sirreh 
sene 855 (1451)
Çeviri;Tarihi Kadim Grubu…

Bir Bektaşî Babası, Dârülfünûn İngiliz Edebiyatı Müderrisi ve Maarifin İlk TarihçisiMAHMUT BEY BABA
Ali Birinci*
Maarifin ilk tarihçisi, Dârülfünûn’da İngiliz edebiyatı müderrisi ve Şehitlik Bektaşî Tekkesi şeyhi Mahmut Cevat veya tanınan ismiyle Mahmud Bey Baba aynı zamanda dikkate değer bir şeyh ailesinin mensubudur. Maarif Nezâreti’nin tarihine dair kitabı ise imzasını taşıyan yegâne eseridir ve bunun sayesinde de maarifimizin ilk tarihçisi ünvanına hak kazanmıştır .
1- Efsânelerle hâlelenmiş kadîm bir şeyh ailesi
Mahmut Bey Baba’nın ailesi İstanbul’un en kadîm ailelerinden biridir ve hep Rumelihisarı’nda ikamet etmiş bulunan ailenin fertleri günümüzde de yaşamaktadır.
Ailenin bilinen ilk ceddi Kızılca Bedreddin’dir. Hacı Bayram Veli’nin halifeleri arasında bulunan iki Bedreddin’den diğeri ise İnce Bedreddin’dir . Kızılca Bedreddin’in tam adı ise Bedreddin Mahmut’tur . Mahmut isminin ailenin son fertlerine isim olması da bu bakımdan mânidar görülmektedir. Kızılca Bedreddin’in bâzı eserlerde Bedreddin-i Ahmer ismiyle de zikredildiği vâkidir . “Silsilesi meşâyihten idi” kaydının da işaret ettiği gibi Kızılca Bedreddin’in, ismi bilinen iki ceddi, yâni babası ve dedesi de şeyh idi. Ancak babasının isminin Mahmud mu, yoksa Hasan mı olduğu hakkında me’hazlarda bir ittifak yoksa da mezar kitâbesine göre babası es-Seyyid eş-Şeyh Mahmud, dedesi ise es-Seyyid eş-Şeyh Mustafa’dır ve Seyyid, yâni Hz. Hüseyin neslindendir .
İnce Bedreddin’in sadece Hacı Bayram-ı Velî’nin halifelerinden biri olmayıp aynı zamanda Akşemseddin’in rüfekası arasında bulunduğu bilinmektedir . Fatih Sultan Mehmed’in çevresinde bulunan Bayramî şeyhlerinden biri de İnce Bedreddin idi. Hattâ Rumelihisarı’nın yapılmasından önceki günlerde Padişah’a Bizans İmparatoru’ndan bir öküz derisi kadar yer istemesini tavsiye etmiş, bu istek kabul edilince de deriyi ince ince kesip ip haline getirdiği ve ipin çevrelediği arazi üzerinde hisarın yapıldığı şeklindeki efsane aile fertleri tarafından hâlâ anlatılmaktadır .
Ailenin, hakkında biraz bilgi bulunabilen ilk ceddi Kızılca Bedreddin’in sonradan dikilen mezar taşı kitâbesine göre İstanbul’un fethinden iki sene önce 1451 (H. 855) senesinde Hakk’a yürüdüğü ve Rumelihisarı’nın üzerinde bulunan Şehitlik kabristanına defnolunduğu kaydediliyor. Bu husustaki ifadeler kat‘î bir yorum yapma imkânı vermiyor . Hülâsâtu Ahvâli’l-Büldân’ın “vakt-i feth-i İslâmbol’da defnolunan şehzâde-i şehid Sultan Mahmud İbni Fatih Sultan Mehemmed Hân ile Hacı Bayramı Velî halifesi Kızılca Bedreddin nâm ü azîz ve sâir şehitler medfundur” kaydı ile M. Süreyya’nın yazdıklarını tekzip veya teyid edecek farklı bir me’haz bahis mevzuu değildir .
Bayramiye’ye mensup Kızılca Bedreddin’in mezar taşında Bektaşî elifinin bulunması ise bu taşın ailenin Bayramîlik silkinden Bektaşîlik silkine intikal ettikten sonra dikildiğinin bir delili olarak görülebilir . Kitâbesi şudur:
Ebu’l-Feth Sultan Mehmed Hân ile
Teşrif eden ve Akşemseddin
Hazretlerinin rüfekalarından
es-Seyyid eş-Şeyh Bedreddin ibn
es-Seyyid eş-Şeyh Mahmud ibn es-Seyyid
eş-Şeyh Mustafa kuddise sırrehu
Ailenin en çok tanınan ilk ferdi olan Bedreddin Mahmut Baba ile XIX. asırdaki ilk mensubu Mahmut Cevat veya yaygın ismiyle Mahmut Baba arasında kalan temsilcilerinden Ali Baba, Abdülbaki ve Ahmet Baba’nın isimleri bilinmektedir . Tabiî bu meyanda unutulmaması gereken bir husus ailenin bu asırlar boyunca Şehitlik’teki varlığını devam ettirdiğidir. Burada bilhassa üzüm bağlarının bulunduğu çok geniş arazinin de Fatih Sultan mehmed tarafından aileye verildiği rivayet edilen bilgiler arasındadır .
2- Mahmut Baba
Mahmut (Cevat) Baba XIX. asırda ailenin ilk ferdidir. Zamanında Şehitlik Bektaşî Tekkesi’nin yaşadığı parlak günler Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla sona erdi. 15-16 Haziran 1826’da İstanbul’da Yeniçeri Ocağı’yla beraber Bektaşî tekkelerinin de çerağı söndürüldü. Ocağın mânevî kaynağı ve gücü olarak görülen Bektaşîliğin İstanbul’da bulunan namdar ve muhalif şeyhleri, kavrayamadıkları bu yepyeni fırtınada, dâr-ı ukbâya; diğerleri de Anadolu’un muhtelif mahallerine savruldular. Fetvahâne’de birer ikişer siyasî sigadan geçip tartılan şeyhler arasında bulunan Mahmut Baba da ehl-i sünnetten olduğu intibâını yaratmıştı. Anlaşılan munis, hazır cevap ve natûk şahsiyetiyle sevildiği muhakkak olan Mahmut Baba’nın ailesinin yedi ferdiyle İstanbul’dan ilk defa, sürgün suretiyle çıkarılmayı hangi hissiyatla karşıladığı gerçekten de meraka değer… Bu meyanda İstanbul’daki Şehitlik, Öküz Limanı, Karaağaç, Yedikule, Sütlüce, Eyüp, Üsküdar, Merdivenköyü, ve Çamlıca gibi büyük ve ünlü Bektaşî tekkeleri de yıkılmış, devlet ricalinden Bektaşîliğe müntesip olanlar bile sürgüne gönderilmiş, tekke-hâne olanlar hapse atılmıştı .
Mahmut Baba sürgün mahalli Kütahya’da altı sene ikamet etti. Bu arada İstanbul’a dönmek için “meslek-i kadîmden ‘udûl ile tarikat-ı âliye-i Nakşibendiye’ye duhul etmiş olduğundan merhameten ıtlakı” hususunda Padişahtan istimdatta bulundu ve nihayet zaten artık öfkesi geçmiş bulunan II. Mahmud tarafından Aralık 1832’de af ve dönmesine müsaade olundu . Böylece İstanbul’dan sürgün edilmesinden altı sene sonra Bektaşî şeyhi Mahmut Baba bu şehre bir Nakşî şeyhi olarak dönüyordu. Bundan sonra Şehitlik Bektaşî Tekkesi bir müddet de, muhtemelen Sultan Mahmut’un saltanatının sonuna kadar (1839) Nakşî tekkeleri meyânında sayılmış olmalıdır .
Sultan Mahmut’un bir gün uğradığı tekkede adaşı Mahmut Baba’ya
– Ben buradaki babaları sürmüş ve hiç bırakmamıştım, sen nasıl kaldın? sualine Baba’nın
– Efendim, kulunuzu tohumluk olarak alıkodular, cevabını vermesi esasen Bektaşîlere karşı kini sönmüş Padişah’ın iltifatına vesile olmuştu.
Mahmut Baba Hicrî 1277 senesinde (1860-61) Hakk’a yürüdü ve tekkenin önünde, babalardan Abdülbaki Baba’nın (öl. 1166) yanına defnolundu. Yerine oğlu Nâfi Baba postuna oturdu. Oğlundan başka Ferhunde ve Şevkiye isminde iki de kızı vardı .
3- Nâfi Baba
Şehitlik Bektaşî Tekkesi’nin hiç şüphesiz efsaneleşmiş şeyhi Nâfi Baba’dır. Mahmut Baba’nın yerine 1860 veya 1861’de posta oturan Nâfi Baba’nın câzip, nüktedan ve hoşsohbet bir zât olduğu, kendisini tanıyan herkes tarafından ifade edilmektedir. Herhalde yaşadığı devrin en büyük Bektaşî şeyhi Nâfi Baba olmalıdır.
Tam ismi Mehmet Abdünnâfî olan Nâfî Baba hicrî 1249 senesinde İstanbul’da babası Mahmut Baba’nın şeyhi olduğu tekkede dünyaya geldi. Babası’nın Şeyh Bedreddin’in hafîdi olduğu siciline kaydedilmiştir .
Ulûm-ı ibtidâiye ve tâliyeyi ve dürûs-u âliyeyi Silivri Müftüsü Sadık ve Adanalı İsmail ve Fatih dersiâmlarından Musa Kâzım Efendi gibi âlimlerden tahsil eyleyen Nâfi Efendi Türkçeden başka Arapça ve Farsça okuyup yazmaya muktedirdi. Kendisini yakînen tanıyanlardan Ahmet Kemal’in ifadesine göre İngilizce’ye ve Fransızca’ya da vâkıftı ki bu tarafıyla bir tekke şeyhi olarak bu lisanlara vâkıf ilk şeyhlerden biri, bilindiği kadarıyla, Nâfi Baba olmaktadır .
Şehitlik tekkesi şeyhleri arasında hakkında en çok bilgi bulunan ilk şahsiyet Nâfi Baba olmuştur .
Sultan Abdülmecid zamanında Şehitlik Tekkesi ile Saray münasebetlerinin samimî olduğu bilinmektedir. Nitekim Sultan, Baltalimanı’nda oturan bir kızını görmeğe giderken iki defa tekkeyi ziyaret etmiş ve Mahmut Baba’ya bir iltifat olmak üzere oğlu Nâfi Efendi’ye ilmî pâye vermiştir. Önce bâ-iptida-i hariç İstanbul müderrisliği tevcih edilen (27 Temmuz 1846) Nâfi Baba’ya bir müddet sonra da (19 Mart 1855) seksen kuruşluk müderrislik maaşı tahsis olundu. Babasından sonra post-nişîn olan (1860-61) Nâfi Baba, Kırşehir’e giderek Hacı Bektaş Tekkesi’nde merasimle halife makamını ihraz ve hayatının sonuna kadar irşad hizmetine devam etti.
Nâfi Baba’nın ilmî pâyesi de bu müddet zarfında yükseltildi. Kendisine Mûsıla-ı Süleymaniye müderrisliği (10 Ekim 1871) ve bilâd-ı mahreçten Halep Mevleviyeti (4 Şubat 1908) verilen Nâfi Baba’nın mevleviyetine 23 Ocak 1909’da nihayet verildi.
II. Meşrutiyet’in ilânıyla tekkenin çerağı daha parlak yanmağa başladı. Ziyarete gelenler arasında Erkân-ı Harbiye Reisi Ahmet İzzet (Furgaç) Paşa ile Seryaver Hurşit Paşa da bulunuyordu. Ağustos’un (1910) ilk yarısında vâki olan bu ziyarette Nâfi Baba, kendisini ilk defa ziyarete gelen Rifaiye tarikatından Osman Fevzi’ye yazdırdığı nutkunu yine ona okutmuştu .
Nâfi Baba bilgili, zeki, nüktedan, hoşsohbet, câzip ve nevi şahsına münhasır bir şahsiyetti . Kendisinden nâsip alan müridleri arasında son devrin ünlü şahsiyetleri bulunmaktadır. İlhamî Bey, Ruhî Bey Baba, Nazmi, Cemalî Baba, Râmî, Selman Cemali ve Kürâ bu cümleden olmak üzere zikredilebilir . Kendisini yakînen tanıyan A. Besim Atalay’ın yazdıkları kendisini tanımak isteyenler için mühim bilgiler ihtiva etmektedir: “Bizde inkılaptan evvelki Bektaşîliğin son şahsiyeti ve müessisi olan, din ve ahlâk sistemine hürmet eden, düşünür, bilir; ıslah taraflısı Bektaşî Babası yalnız Rumelihisarı’nda bulunan Nâfi Baba merhum idi. Muayyen zamanlarda erkekli kadınlı toplantılarda ahlâktan, felsefeden bahsedilirdi. Gelenler büyük bir kardeşlik ve sevgi havası içinde dağılırdı” .
Nâfi Baba’nın sözleri ve nükteleri dilden dile, kulaktan kulağa dolaşırdı. Zamanımıza kadar bu fıkralardan pek azı gelebilmiş ve kitaplara geçmiştir. Bunlardan biri de şudur :
Rumeli Hisarı’ndaki eski Bektaşî Şeyhi Nâfi Baba’ya canlardan biri:
– Baba erenler! dedi, bu sene üzüm bereketli oldu ne yapalım?
Nâfi Baba cevap verdi:
– Oh ne âlâ… Konu komşuya dağıtınız.
Birkaç gün sonra aynı sual:
– Baba erenler! Konu komşuya dağıttık, bitmiyor. Kütüklerden fışkırıyor.
– Sokaktan gelen geçene verin.
Arası biraz geçti. Can yine, bir gün sordu:
– Baba erenler! Biz dağıttıkça bereketi arttı. Koyacak kap kacak kalmadı. Ne yapalım?
Nâfi Baba, biraz düşündükten sonra şöyle dedi:
– Suyunu sıkın, küplere doldurun, bekleyin, bakalım Allah ne gösterir.
Nâfi Baba tam yarım asır Şehitlik Tekkesi’nin çerağını yandırıp, susuz gönülleri sohbetleriyle kandırdıktan sonra 1912 Haziran’ında Hakk’a yürüyüp dâr-ı ukbâyı teşrif ve tezyin buyurdu .
İrtihâline, sohbetleriyle dem-sâz olan, Hüseyin Kâmi şu tarihi düşürdü :
Şehitlik Dergâh-ı Şerifi Post-nişini
Merhum Nafi Baba Hazretlerinin
Kitâbe-i seng-i mezarı:
Yüzü ak, alnı açık gitti Cenâb- Nâfi
Emel-i hâsı olan Hazret-i Haydar yanına
Dâr-ı dünyada temennisi esasen bu idi
Ala ukbâda yedullah onu çâker yanına
Mütebessimdi vefatında eminim geldi
Ruh-ı Şebbîr ü Şüber Bâkır u Cafer yanına
Elli üç ileri validi Mahmut Baba
Yürüyüp girmiş idi sıhr-i peygamber yanına
Şimdi elbette girerler ikisi dest be-dest
Mefhar-ı âlem-yânın da beraber yanına
Elli üç yıl bu Şehitlik’te mübarek nefsi
Gönderirdi vatanın hayır-dua her yanına
Hazret-i Nâfii endişe ederdim Dehrî
Evliyadan onu almış idi kimler yanına
Geldi bir dem çekerek söyledi Bektaş Veli
Aldı Nâfi Baba’yı sâki-i kevser yanına
1330
4- Mahmut Bey Baba
A- Doğumu, tahsili, evliliği ve irtihali
Şehitlik Tekkesi’nin son ünlü şeyhi Mahmut Cevat veya tanınan ismiyle Mahmut Bey Baba, Nâfi Baba’nın oğlu olarak Hicrî 1281’de İstanbul’da Şehitlik Tekkesi’nde dünyaya geldi . Annesi Neşet Hanım’dır .
Mahmut Cevat’ın hususî surette tahsil yaptığına hükmetmek gerekiyor. Çünkü komşuları bulunan Robert Kolej’de okumuş olabileceği hatıra gelmekteyse de bu hususta bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak iyi bir tahsil gördüğü muhakkaktır. Türkçe’den başka Arapça, Farsça ve Fransızca konuşabiliyor; İngilizce okuyup yazıyordu. Çağatay ve Uygur lisanlarına da vâkıftı .
Mahmut Cevat 1307’de (1891) Cemile Sabiha Hanım’la evlendi. Bu evliliğinden doğan oğlu Abbas Nüzhet Baba (1898- 8 Ekim 1975) tekkenin son şeyhi olmuştur .
Babası Nâfi Baba’dan sonra (1912) Şehitlik Tekkesi’nin postnişini olan Mahmut Bey Baba 22 Nisan 1921’de ahirete azm-ı sefer eylediğinde aynı zamanda Dârülfünun Edebiyat Medresesi İngilizce muallimliği vazifesinde bulunuyordu. Tekkenin haziresine cedlerinin arasına katıldı . Kendisinden sonra çok gönülsüz bir şekilde posta oturan oğlu Abbas Nüzhet Baba zamanında, bütün diğerleri gibi, Şehitlik Tekkesi’nin de çerağı söndü, kapıları ebediyen kapandı (30 Kasım 1925).
B- Mahmut Bey Baba’nın meslek hayatı
Mahmut Cevat Bey yirmi yaşında iken (H. 1281) mülâzemetle Dahiliye Nezareti Mektubî Kalemi’ne çerağ oldu. Buradan Şura-yı Devlet Dahiliye Kalemi’ne geçti (27 Ağustos 1885) ve bu meyanda rütbe-i sâliseye nail olmuş (25 Ağustos 1886) ise de mülâzemetinin beşinci senesinde istifa ederek (12 Mart 1889) ayrıldı.
Mahmut Bey’in üç sene sonra, bu defa maaşlı olarak, memuriyet hayatına girdiği görülmektedir. Bu devresinde ilk vazifesi Galata Gümrüğü yolcu salonunda muayene-i kütüp memurluğu oldu (19 Kasım 1892-12 Nisan 1893). En uzun müddetle bulunduğu yer ise Dersaadet Emtia-yı Ecnebiye Gümrüğü Nezareti’ndeki kitap muayene memurluğuydu (13 Nisan 1893-28 Ağustos 1908). Bildiği lisanlardan dolayı uzun müddet burada çalıştırıldığı anlaşılmaktadır.
Meşrutiyet’in ilanından sonra Mahmut Cevat’ın da hayatında yeni ve daha hareketli bir sayfa başladı. Bir taraftan Maarif Nezareti’nde kütüphaneler müfettişliği (29 Ağustos 1908-13 Mart 1912), diğer taraftan da Ticaret Mektebi’nde İngilizce muallimliği (16 Kasım 1908-13 Mart 1912) yapıyordu. Bundan sonra beş sene kadar (14 Mart 1912-29 Ekim 1915) Maarif Nezareti’nde Tedrîsât-ı Âliye Dairesi’nde ikinci şube müdürlüğünde bulundu.
I. Cihan Harbi içinde Darülfünun Edebiyat Medresesi’nde İngilizce tercüme muallimi olarak çalışmaya başlayan (26 Ekim 1915) Mahmut Cevat, bu arada Ticaret Mektebi’ndeki hocalığına (26 Ekim 1915-7 Ekim 1917) bir müddet devam etti. Edebiyat Medresesi’ndeki İngilizce muallimliğinden (8 Ekim 1917-29 Eylül 1918) sonra kısa bir müddet (30 Eylül 1918-30 Nisan 1919) Lisan Mektebi müdürlüğünü takiben tekrar Darülfünun’a dönen Mahmut Cevat’ın veya postnişin olduğu 1912’den itibaren tanınan ismiyle Mahmut Bey Baba’nın son vazifesi Edebiyat Medresesi İngilizce muallimliği (1 Mayıs 1919-21 Nisan 1921) olmuştu. Bu arada Edebiyat Medresesi riyasetinde de (3 Aralık 1919-25 Aralık 1920) bulunmuştu.
C- Maarifin ilk tarihçisi olarak Mahmut Bey Baba
Mahmut Bey Baba ilmi ve fazlıyla müsellem olmasına rağmen çok eser veren ve yazı yazan bir kimse değildi. Gerçekten de meselâ herhangi bir mecmuada veya gazetede yazı yazdığına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak hemen ifade etmek gerekir ki “Eğer maksud eserse mısra-ı berceste kâfidir” mefhumuna uygun olarak imzasını taşıyan kitabı Maarif-i Umûmiye Nezareti Târihçe-i Teşkîlât ve İcraatı (İstanbul 1338, 524 s., Matbaa-i Âmire) maarifimizin ilk tarihçesi olmak hasebiyle hem bu sahanın kıymetli ilk me’hazı ve hem de kendisinin yegâne eseridir. Maarif tarihimizin ilk klasiği olan kitap ismini ebediyen yaşatmağa kâfidir .
Esasen irtihâli üzerine Tahirü’l-Mevlevî’nin yazdıkları da Mahmut Bey Baba’nın başlı başına bir eser, bir şahsiyet âbidesi olduğunun delilidir : “Osmanlı âlem-i irfânı yine bir rükn-ü kıymettarını kaybetti ki o kıymetli rükn, Darülfünun’un ehliyetli müderrislerinden Mahmut Bey idi. Merhum ile Maarif Nezareti’nde müteşekkil Edebiyat Encümeni’nde görüşmüş ve birkaç celsede pek muhlisâne sevişmiş idik. Kendisinin Bektaşî babası, abd-i âcizin Mevlevî dedesi bulunması ve Bektaşilikle Mevlevîliğin birleşemeyecek iki meslek bulunması aramızda muhaleset husûlüne mâni teşkil edememişti. Çünkü Mahmut Bey, marifet ve fazilet, vukuf-u hakikat nokta-ı nazarından çok yüksek bir zat idi. Şark ve Garb’a şâmil bulunan tetebbuat ve malumatı onu indiyat zeminlerinden uzaklaştırmış ve bâlâ-terin bir mevkie is‘ad eylemişti. Diyebilirim ki şimdiye kadar Bektaşîlik âleminde o derece fâzıl bir can yetişmemişti. Rûh-u revânı şâd olsun”*.
 Kaynak; http://yeniturkiye.com/display.asp?c=1132