Zeki Özkan, söyleşi Dünya Bülteni

zkiiiZeki Özkan, söyleşi

Hayrabolu’da mahzun bir Gülşeni Tekkesi
Ahilik ve fütüvvet kültürünün eserleri olan tekkeler tüm Osmanlı coğrafyasında, Anadolu’da; Trakya’da ve Balkanlarda da uzun yıllar ahaliye hizmet etmiş. Tekkeler Osmanlı döneminde ahilik sistemiyle bir yandan esnaf ve sanatkârlara usta-çırak ilişkisini, ticaret ahlak ve adabını, insan olmanın erdemini öğretirken, diğer taraftan müntesiplerine maddi ve manevi alanlarda asırlar boyunca hizmet etmiş.
Cumhuriyet döneminde tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla birlikte hamisiz, vakıfsız, mütevellisiz, sahipsiz,cemaatsiz, üstadsız, hâsılı, bakımsız kalan tekke binaları birbiri ardına temellerine doğru çekilmiş. Bunlardan biri de Hayrabolu’daki Sarban Ahmet Tekkesi’dir.
Ömer Lütfi Barkan’ın ifadesiyle “kolonizatör Türk dervişleri”nden, Mustafa Özel Hoca’nın ifadesiyle “muhyî Türk dervişleri”nden biri olan Sarban Ahmed, manevi fetih ve ihya gayeleriyle Trakya’ya gelerek Hayrabolu’ya yerleşmiş. Burada Tekke inşa ederek dervişleriyle beraber hem hal, hem de kâl lisanıyla halkı irşad etme gayretinde bulunmuş.
Divan şiiriyle meşgul olan ve geriye içinden Hakk, hakikat ve Peygamber (sav) sevgisi geçen şiirleri Trakya maneviyat tarihi araştırmacısı Zeki Özkan tarafından günümüz Türkçesine aktarılarak insanımızın istifadesine arz edilmiş.
Cumhuriyet döneminde tekke tarihindeki yerini alarak yıkılan Tekkesi, şimdilerde sadece türbeden ibaret. Dergah arazisinde el’an Kur’an-ı Kerim Kursu bulunuyor.
Tekke ahalisinin büyük bölümü şehrin kadim mezarlığında ebedi âlemin huzurunu soluklarken, ihtişamlı hizmetlerine atıfta bulunan birbirinden âlâ mezar kitabeleri insaf ehli bir belediye başkanının himmetini bekliyor.
Ortaokul yıllarımda kaldığım Kur’an Kursunun haziresinde bulunduğu tekke üzerine, mezar kitabesi ve Osmanlıca uzmanı Zeki Özkan ile hasbıhal ettik…
İbrahim Ethem Gören/Dünya Bülteni

1-Zeki Bey, Sarban Ahmed-i Veli Tekkesi’ne geçmezden önce gündemde olması mülahazasıyla Osmanlıca üzerine birkaç kelâm edelim…
Osmanlıca neden önemli?

Milletimizin bir manada bin yıllık hafızasının silinmesi ile beraber alfabe değişikliğinin ağır neticelerini bu nesil hala görmeye devam ediyor. Osmanlıca, Arapça ve Farsçadan  yararlanmış ve bir sentez oluşturmuştur. Bu dil artık ne Arapçadır ne de Farsçadır. Kaldı ki bu, modern zamanlarda yapıldığı gibi bir proje de değildir, tarihi seyir içerisinde kendiliğinden meydana gelmiştir. Bazen çok ağdalı bir biçim almış, belki de halk ile münevver tabaka arasında biraz kopukluk oluşmuştur, bu şeklini savunan zaten yoktur. Toparlayacak olursak bu en az bin yıllık bir meseledir ve dönemsel özelliklerini ve yaşadığı dilin değişimini de hesaba katarak bunun toplamına biz Osmanlıca ya da Osmanlı Türkçesi diyoruz. Avamıyla havassıyla halkın konuştuğu dildir. Osmanlı devleti yazışmalarında bu dili yani Türkçeyi kullanmıştır. Azıcık gayretle anlaşılır. Ve bin yıllık kültür mirasımız bu dille inşa edilmiştir. Modernizmin zararlı etkilerine maruz  kalan bu nesli hızla bu dil ve alfabe ile ve tarihi değerleriyle yeniden buluşturmalıyız ki, en azından antik dönem eserlerini gezip de orada gördükleri yazıları okumaya çalışan turistler kadar bizim çocuklarımız da cami ve çeşme kitabelerini, mezar taşlarını, yazma ve matbu eserleri,  dededen kalan belge ve dökümanları ve en önemlisi ilahi mesaj olan Kur’an-ı Kerim’i okuyup anlayacak hale gelsinler, bu bir kalite ve övünç konusu olmalıdır yeni nesillerimiz için. Kelimeler mutfaktaki erzaklara  benzerler. Gıda malzemesi ne kadar çoksa o nispette değişik ve lezzetli yemekler yapma şansınız olacaktır. İnsan kelimeler ve onlara yüklenen kavramlarla düşünürler. Dikkat edin, dil sadece bir konuşma aracı değil, aynı zamanda düşünme aracıdır. O yüzden yetişen neslimiz Osmanlıcayı anlayabilmelidir ki, hem muhakeme ve tefekkürleri hem de ifade kabiliyetleri artsın, gelecekle geçmiş arasındaki köprüyü sağlam kurabilsinler.Bunun mecbur mu seçmeli mi olacağı akademik bir konudur ve işin uzmanına havale etmek gerekir.
 2-Mezar kitabelerinde ne arıyorsunuz. Mezar kitabeleri lisan-ı halleriyle insanoğluna neler anlatır?
Şöyle de diyebiliriz aslında. Mezar taşları beni arayıp buluyor. O kadar hasretler ki bize. Bizi oku diyorlar, oku ki bizden sonra gelenler, kendilerinin bizim devamımız olduklarını ve bizim de bin yıllık muhteşem bir maziyi belki de daha ihtişamlı olacak bir atiye bağlayacak olan birer işaret taşı olduğumuzu ve yarın onların da darül fenadan darül bekaya rihlet edeceklerini, Hüve’l-bâkî’yi, Hû’yu onlara hatırlatmak istiyoruz.
3-Şu ana kadar kaç mezar kitabesi okudunuz/Keşfettiniz? Hayrabolu’da eski mezarlıkta çok sayıda Osmanlı mezar kitabesi var. Bunların restore edilmesi için herhangi bir hazırlık/çalışma var mı?
Bugüne kadar çok mezar taşı okudum  Edirne’nin Havsa İlçesi mezar taşı ve kitabelerini okudum, güzel bir şekilde belediye tarafından sergi ile tanıtıldılar. Çorlu ilçesi çeşme ve benzeri kitabelerini okudum, buda bir sergi şeklinde tanıtıldı. Lüleburgaz ve Edirne mezar taşı ve kitabeleri ile uzun zaman ilgilendim. Yaşadığım yer olan Tekirdağ/ Hayrabolu’da  ciddi manada bir mezar taşı var ve iyi durumdalar. Çelebi Mehmet camii’nin haziresinde Kırım Giray Hanları sülalesinden olan kişilerin mezar taşları ilginç olanları. Çoğunu okudum tabii ama bir envarter çalışması yapmaya fırsatım olmadı daha. İlerleyen günlerde bu konuda ciddi bir fotoğraflama ve okuma çalışması yapmayı düşünüyorum. Tabii bunların restorasyonundan önce koruma çalışması yapılması lazım. Çünkü bir gecede Hayrabolu’dan 300 mezar taşı kaldırıldığının canlı şahitleriyiz biz.
4-Sarban Ahmet’le yakından alakalısınız, Bu özel bir ilgi mi? Aileden gelen bir bağ/yakınlık/intisabiyet var mı?
Sarban Ahmet’le bağım onun civarında doğup büyümüş olmaktan gelmektedir.Çocukluğumuzdan itibaren onun türbesi etrafında oyunlar oynar, bazen korka korka türbenin içine girer ve dualar eder, sandukasının etrafını büyük bir hürmetle dolanır ve halk tarafından her gün doldurulup ertesi sabah güya hazret tarafından abdest alınıp boşaldığı düşünülen toprak testisine ve takunyalarına bakardık. Sonraları çocukluğumuzun yaz tatillerinde yaz kurslarına, hemen bitişiğinde bulunan ve herhalde türbenin bugüne kadar ayakta kalmasının yegane sebebi olan Kur’an Kursuna gelir ve kendimizi Sarban Baba’nın manevi evlatları olarak görürdük. Tabii aileden gelen bazı hatıralar da bu konuda etken sayılabilir. Şöyle ki: Aile büyüklerimizden dinlediğimize göre Anneannem Gülşeni dergahının müdavimlerinden biri imiş. Tekkeler kapatılmadan önce burada Perşembe günleri düzenlenen ayin-i şeriflere katılırlar ve kendileri buradaki adap ve erkâna uyarlarmış. 99 yaşında vefat eden teyzemden, buradaki bir ayine anneannemle beraber katıldıklarını ve o zaman ayakta olan Semahanenin mahfel kısmından aşağıda sema edip, zikreden dervişanı izleyip akabinde dua edilip aşure veya helva ikram edildiğini dinlemiştim. Bütün bunlar bizleri milletimizin kültür ve ruh köklerine ilgi duymada oldukça etkilemiştir şüphesiz.
5-Sarvan Ahmed-i Veli (ks) hakkındaneler biliyoruz? Hangi tarihlerde nasıl bir misyonla Hayrabolu’ya gelmiş, ne tür hizmetlerde bulunmuş?
Sarban Ahmet’in kökeni ve  geçmişi hakkında teferruatlı bilgiye sahip değiliz. Hayrabolu’dan İstanbul’a giderek 16.Yeniçeri Ortası’na kaydolduğu ve İstanbul’un Kültürel ve Manevi havasından etkilendiği bilinmektedir. Kanuni’nin 1533 yılında Irak seferine gidişi esnasında orduda bulunan Sarban Ahmet’in, Kanuni’nin Aksaray’da Pir Ali Aksarayî Hz.ni ziyareti esnasında padişahın yakınında bulunduğu ve onun da bir aralık kendini Pir’e takdim etiği, kısa bir mükâleme ve hasb-i halden sonra Pir Ali’nin “Oğlum,  sen dünya alakalarıyla paslanacak bir insan değilsin. Sen bir cevhersin. Dünyanın süsüne, püsüne,alayişine gönül verme, bunlar geçidir.” Diyerek onu irşad dairesinin içineçektiği anlatılmaktadır.
Irak ve Bağdat seferi dönüşü Sarban Ahmed askerlik mesleğinden ayrılarak Bayrâmi-Melâmilerinin başına geçer ve Hayrabolu’da irşad faaliyetlerine başlar. Melamiler için sıkıntılı bir dönemdir bu dönem. Pir Ali Aksarayî’nin oğlu olan, Oğlanlar Şeyhi İsmail, kullandığı bazı şathiyat ve çevrenin de tezviri neticesinde İstanbul’da At Meydanında bazı müridânıyla beraber asılırlar. Bu muhataralı dönemi atlatmak üzere Kanuni Hayrabolu’da Sarban Ahmet’e bir dergah inşa eder ve bu karmaşık dönemde Bosna,Ankara arası Bayrami-Melamileri Sarban Ahmet’in 1546 yılındaki vefatına kadar buradan huzur içinde idare olunurlar.
6-Tekke müştemilatından, fiziki yapısından bahseder misiniz? Burada bir semahanenin olduğunu biliyoruz.
Tekke yapısı hakkında elde bulunan belgelerden ve görgü şahitlerinden elde ettiğimiz bilgiler muvacehesinde rahatlıkla şunu söyleyebiliriz. Dergah geleneksel Dergah mimarisine uygun bir yapılar topluluğudur. Türbenin beraberinde dervişlerin eğitildiği kısımlar, ibadet ve tarikat adabına göre zikir ya da sema alanları,mutfak kısmı ve sonraki yıllarda ilave edilen dergah görevlisinin ailesiyle beraber kaldığı Harem Dairesi. Semahane ve Harem dairesi Dergahların kapatılmasından sonra malum yılların da etkisi ile önce ilgisizlikten harap olmuş sonra da belli çevrelerin teşviki ile muhtâcîn tarafından yıkılarak malzemeleri çeşitli ihtiyaçlarda kullanılmıştır. Elde kalan sadece Türbe kısmıdır.
7-Burası Bayrami tekkesi midir? Tekkede sonraki yıllarda meşrep değişikliği olmuş mu?
Sarban Ahmet Tekkesi 16.Yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanı ile Bayrami- Melâmi Dergahı olarak  inşa ettirilmiştir. Uzun yıllar halka hizmet eden Dergah sonraki yüzyıllarda Gülşenilerce idare edilmiştir.
8-Tekke kaç asır hizmette bulunmuş? Hangi dönemlerde restore edilmiş ve nihayetinde ne zaman kapanmış?
16.Yüzyıldan  20.Yüzyılın başlarına, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması tarihi olan 1926 yılına kadar faaliyet göstermiştir. 19.Yüzyılda II.Abdülhamit Han tarafından memalik-i Osmaniye’de gerçekleştirilen imar, ihya,inşa ve eğitim faaliyetleri kapsamında Türbe, Harem Dairesi ve Semahane yeniden elden geçirilmiştir.  Gülşeni Dergahının son postnişini olarak ise  İbrahim Gülşeni olarak kayıtlarda görülmektedir.
9-Bölgede başka hangi tekkeler hizmette bulunmuş? Tekirdağ’da kapatılan bir Halveti Dergâhı olduğunu ve orada asırlar boyunca bulunan bir sakal-ı şerifin Hayrabolu Çarşı Camii’ne getirilmiş olmasından biliyoruz. Bu tekke hakkında elinizde ne tür bilgiler mevcut?
Osmanlı’nın Balkanlara uzanmasında önemli bir köprü vazifesi gören Tekirdağ ve Rumeli’de Bayrâmî, Nakşîbendî,  Kâdirî, Halvetî,Cerrâhî,  Uşşâkî, Gülşenî, Sâdî,  Mevlevî vs. Tekkeleri oldukça yaygın ve uzun zamandır etkili bulunmakta olup, bölgenin İslamlaşmasında önemli bir yere sahiptirler. Ne yazık ki son zamanlarında dergâhların misyonları tam anlaşılamamış, tamir ve ıslah edilmeleri gerekirken imha edilmişlerdir. Her devrimde olduğu gibi, vur denilince bazıları, öldür! anlamış ve dergahlar kapatılırken belli kesimlerin tahrikiyle bir Vandalizm ve yağma yaşanmış, bu bin yıllık kültür ve maneviyat ocakları hem icra ettikleri fonksiyonlar hem de tarihi ve estetik değeri olanbinlerce materyal  yönüyle yokedilmiştir. İşte bu esnada ehl-i basiret birisi tarafından Halvetiyye Dergâhında bulunan sakal-ı şerif kaçırılarak Hayrabolu Müftülüğüne teslim edilmiştir. El’an mübarek gün ve gecelerde inanan gönüller tarafından yüce Resulden aziz bir hatıra olarak seyr-ü temaşa edilmektedir.
10-Sarban Ahmed Hazretleri’nin sanat yönü de var. Divan şiiriyle meşgul oluyor. Siz Hazret’in divanını günümüz Türkçesine aktardınız? Divan’dan, gazellerinden, beyitlerinden, sanatından, dilinden, kullandığı temalardan bahseder misiniz?
Bir Hayrabolu’lu ve “ahirûndan” birisi olarak bildiğim kadarı ile ilk defa bu aciz divanlarla buluşmuş ve farklı nüshalarından okuma zevkine ermiştir. Aslında bir nevi okul olmuştur bu divanlar, kendimi geliştirme ve manevi zevkler ve estetik duyguların dünyasına kapı aralamak adına. Sarban Ahmet’ e gelince o,  bulunduğu çağda mesajını kitlelere ulaştırmada en etkin yol olan şiir ve sohbet metodunu ustaca kullanmaktadır.Malumunuzdur ki şiir o zamanlarda belki de bugünün medya araçlarına karşılık gelmektedir.  Kendisi Divan şirinin yıldızlarından biri olmamakla beraber güzel, hikmetli ve lirik şiirler söylemiştir. Onu bir Nedim, Fuzuli veya Baki ile kıyaslamak doğru olmaz.Mahallinde değerlendirmek daha doğrudur ve iyi bir şairdir. Şiirlerinde çeşitli unsurlara yer vermiştir. Divan şiirinin vazgeçilmez motifleri olan Gül, Bülbül,Gülşen, Diken, şarap, saki, meyhane, rakip vs şiirlerinde sıkça göze çarpar.Allah aşkı, Hz. Peygamber sevgisi, Ehl-i Beyt, on iki imam ve en çok da Melâmet anlayışı göze çarpar. O bir melamidir ve “Seng-i mihnet yağsa ey zâhid, Sînesi âşıkın nişâne gerek.”  diyerek Bayrami-Melamilerinin görüşlerini dile getirir. Aynı zaman da, “Görünüşte ayrılık olsa da varlığın birliği” anlamında  Vahdet-i Vücutçudur. Yunus Emre ve Mevlana’dan çok etkilenmiştir.Mesnevi’de yer alan bir hikayeyi  manzum şekilde eserine almıştır. Tabii işin teknik kısmı akademisyenlere aittir. Biz bu kadarla iktifa edelim. 
11-Dergâhtan geriye sadece türbe kalmış. Bir de tekke haziresinde Kur’an-ı Kerim kursu inşa edilmiş. Türbe hangi yıllarda restore edilmiş? Tekke binasında Kur’an-ı Kerim’e müteallik ilimlerin tahsil ediliyor olması güzel bir tevafuk olsa gerektir!
Türbe kadirşinas Hayrabolu halkının –hassaten annelerimizin- ilgi ve alakası ile yıllarca ayakta tutulmuştur. İlginç olan bir nokta da şudur ki Tekke her tamire ihtiyaç duyduğunda gizli bir el tarafından tamir ettirilmiş ve sonradan bu elin sahibinin Hayrabolu’da uzun yıllar görev yapan ve adaleti ile çevrede nam salan Hakim Esat bey olduğu öğrenilmiştir. En son ciddi tamir ve onarım 1984 yılında Hayrabolu Kaymakamı Ayhan Kozağaçlı’nın girişimi ile ve bazı hayırseverlerin yardımı gerçekleşmiştir. Daha sonra 2006 yılında Kaymakam Nusret Dirim ve Belediye Başkanı Şener Çelikayar tarafından Türbe yeniden elden geçirilmiş ve iç duvarlarına kalem işi süsleme ve tezyinatlar yapılmıştır. Allah hepsinden razı olsun.
12-Bölge halkı, Hayrabolular Sarban Ahmet hakkında kulaktan dolma bilgilere sahip. Bu zatın eskilerin efradını cami ağyarını mani bir tarzda tanıtılması için neler yapılabilir?
Sarban Ahmet çeşitli keramet ve olağan dışı olaylarla halk muhayyilesinde yaşatılmaktadır.Halk mezkur şahsı Hak aşığı bir veli olarak gönül dünyasında yaşatmakta ve hürmet göstermektedir. Onun edebi kişiliği ve tarihi şahsiyeti onları çok da ilgilendirmemektedir. Kim bilir belki de pratikte doğru olan da budur, halkın sezgi ve irfanı bazı şeyleri en doğru şekilde tartmaktadır. Tanıtım noktasında ise elde mevcut olan belge ve materyaller ve ortaya çıkan eserler ve sayesinde,Modernitenin etkisinden kurtulup da gelenek ve ruh kökümüzle aşinalık kuracak olan yeni nesillere onu tanıtmada güçlük çekmeyeceğiz inşaallah.
13-Son olarak bu hususta neler söylemek istersiniz?
Son söz olarak şunu söylemek gerekir ki: 21. Yüzyılın sıkıntılı ve yıpratıcı fırtınalarından kurtulmak, milletçe huzur ve ruh sağlığımıza yeniden kavuşmak için ve emperyalist devletler karşısında bize şahsiyet ve direnme gücü kazandıracak olan ruh köklerimize, milli değerlerimize ve sahih inancımıza yeniden dönmekten başka çare gözükmemektedir.  
İlginiz için teşekkür ederim.