Edirne'de son Musevi – Erk Acarer Cumhuriyet gazetesi

2
Kaynak; Erk Acarer Cumhuriyet gazetesi
Edirne’de son Musevi
Edirne’de restore edilen tarihi sinagog düzenlenen törenle açıldı ancak kentte sadece bir Musevi yaşıyor. Rıfat Mitrani, kentteki binlerce Musevinin yıllar içinde birer birer nasıl azaldığını anlattı.
Kavun kokuları içinde faytonla dönülen Kırkağaç mesireleri, en az 20 kişinin oturduğu uzun bayram sofraları, mahalle aralarındaki cimcoz, çelik çomak, dokuztaş kapışmaları… Hayat biraz, “ah nerede o eski zamanlar” külliyatı, biraz “eksilen yaşamlar” antolojisi, az çok da Murphy teorisi… Hani dolmuş yokken kuyruk çok ya da dolmuş duraktayken kimse yoktur ya… İşte öyle bir şey…
Tarihi bir şehir, burada restore edilen büyük sinagog ve onun tek kişilik “dev” cemaatinin kesişim öyküsü, üç satırın ilginç bir özeti gibi. Hikâye, Edirne’de yıllardır süren ancak geçtiğimiz günlerde tamamlanan Büyük Sinagog ve şehirde son kalan Musevi olan Rıfat Mitrani’nin yaşamından kesitlerle daha anlamlı hale geliyor.
1905 yılındaki büyük yangın, Edirne’deki 13 sinagogu küle çevirir. İki yıl sonra, Büyük Sinagog inşa edilir. O yıllarda, Musevi nüfusu 24 bine yakındır. Balkan savaşları, Trakya olayları, Varlık vergisi, İstanbul ve İsrail’e göçler nedeniyle sayı azalır. 1980’li yıllara gelindiğinde Musevi nüfusu 63’e düşer. Bugün şehirde sadece bir Musevi yaşıyor.
9 kişi lazım
Rıfat Mitrani, şehirdeki Musevi cemaati ve kendi ailesinin geçmişini bugünün terazisinde tartıyor:
“Dikiş tutturamadık. Cemaat var sinagog yok, sinagog var cemaat yok. Bizde havrada ibadet etmek için 9 kişi şartı vardır. Tek kişi kaldığıma göre, bana sekiz kişi daha lazım. Mitrani ailesi, 1492 yılında İspanya’daki Yahudi kıyımı başlayınca kaçan ailelerden biri. Aile kuşaklar boyunca Edirne’de yaşamış. zengin bir aile olmamış.”
Varlık vergisi
Savaşlar, toprak kayıpları ve sonrasında azınlıklara uygulanan baskılar, ayrımcılık politikaları… Mitrani şöyle anlatıyor: “Babam, dedemin manifaturacı dükkanı olduğunu, şehre Yunan girdiği zaman mallarıyla birlikte yakıldığını anlatırdı. Babamın çocukluk yılları da fakirlik içerisinde geçmiş. Tüccarlar çalışkan biri olduğunu gördüklerinde, onu bir dükkân açmak için teşvik etmişler. Sonunda gıda işiyle uğraşmaya başlamış. Belini büken zorluklarla karşılaşmış. Musevilerde kız tarafı evlendirilirken erkek tarafına ‘drahoma’ öder. Çeyiz parasıdır. Babam kız kardeşlerinin drahomasını ödemiş. Sonra ‘Varlık Vergisi’ gelmiş. Bunu da yine babam ödemek zorunda kalmış. Yoksa kardeşleri Sarıkamış’a, sürgüne gönderilecekmiş. Her seferinde sermayeyi tüketip, hayata yeniden başlamış ancak pes etmemiş.”
Kimseyi incitmedik
Edirne’nin meşhur çukur bakkalı… Rıfat Mitrani’nin geçmişi, babasının o dükkânından bağımsız değil. Edirne’deki son kalan Musevi aynı zamanda şehrin en tanıdık marketlerinden birinin de sahibi… Rıfat Mitrani, “Biz ticarette başarılı olduk çünkü fazla seçeneğimiz yoktu” sözleriyle sürdürüyor. “Musevilere memuriyet verilmedi, bu nedenle ticari hayatı denedik. Yaşam alanımız bu kadardı. Ben de babamın yolunda gittim, çerçilik yaptım. Elektrik olmadığı yıllarda köylere çikolata ve ufak tefek malzemelerle birlikte pil götürdüm. Mahalle bakkallarına mal satmaya çalıştım. Düzgün çalıştık, işimizi doğru yaptık, belki çok zengin olmadık ama Edirne’de marka sayılırız. Hiç kimseyi incitmedik…”
Konu tam bu noktada geçmiş günlere, kalabalık sokaklara, büyük sofralara geliyor… “Eski günler güzeldi. Komşularımızla iyi anlaştık. Ben çocukken cemaatimiz de kalabalıktı. Üç bine yakın Musevi vardı o zaman. 20 kişilik bayram sofralarını, hep birlikte gidilen Kırkağaç mesirelerini anımsıyorum. İnsanlar bir bir eksildi. Düğünüm, 1976’da şimdi restore edilen sinagogda gerçekleşti. O zamanlar artık sayımız yüze kadar düşmüştü.”
Mitrani şehirdeki Musevi cemaatinin sayısının gün geçtikçe azalmasını ekonomik nedenlere bağlıyor: “Museviler buradan göç etmek zorunda kaldı çünkü iş imkanları çok azdı. Parası olmayanlar İsrail’e göç etti. İşlerini büyütmek isteyenler ve çocuklarını görece daha iyi okullara göndermek isteyenler büyük şehirleri seçti. İki kızım ve eşim İstanbul’da. Evet, Edirne’nin son kalan Musevisi benim. Askerden döndükten sonra rahatsızlandım. Bir bacağıma kemik nakli yapıldı. Ayrılamazdım. Paraya da tamah etmedim, burada kaldım.”
Kişiye özel sinagog
Rıfat Mitrani; noktayı esprili bir dille koyuyor: “Aslına uygun olarak inşa ettiler. Çok değerli bir durum. Harap haldeydi, çatısındaki kurşunları, vitrayları çalıp satmışlardı. Şimdi müze olarak da değer kazandı. Edirne’ye ibadet etmek için gelen gruplar çok olacaktır. Açılırken maalesef Edirne’de yoktum. Adeta bana özel sinagog yaptılar ama ben açılışında bulunamadım!”