93 Harbi, 1877-78 Osmanlı – Rus Harbi,

11052447_10153332621933050_7431974108800021172_n
İbrahim YILDIRIM

Kaynak; İbrahim Yıldırım
SENE DOKSAN ÜÇTE BİR HARBE GİRDİK :
(1877-78 Türk – Rus Harbi)
93 Harbi, ahalisinin tamamı Hristiyan olan 2 kasaba’yı Rusların bizden istemesine restleşme neden oldu. (Yılmaz Öztuna)
Karadağ 50,000 askeriyle Osmanlı safında savaşmayı önerdi. Savaş sonunda kendilerine bağımsızlık verilmesini istedi. Osmanlı kabul etmeyince, Rusların safında bize karşı birleştiler.

Bu savaşın sonunda Rus askeri Doğuda Erzurum’a, Batı’da İstanbul Yeşilköy’e (Ayestefanos) kadar girdiler. Ahali-i İslam çok büyük katliamlara maruz kaldı. Yapılan Ayestefonas Antlaşması çok ağır şartlar içerdi.
Ruslar için de 100.000 asker kaybına yol açtığından 1.410.000.000 ruble savaş tazminatını da bize dayattılar…
Aşağıdaki destan bu savaşı anlatır :
Sene doksan üçte bir harbe girdik
Yiğitlik ve mertlik silahta kaldı
Nice fidanları toprağa verdik
Şehit düştü hasret yürekte kaldı
Şanlı Osmanlıda takat kalmadı
Attığımız taşlar yerin bulmadı
Gavur ellerine giden dönmedi
Analar bacılar merakta kaldı
Alaman İtalya kalleştir oynak
İngiliz Fransız iki dinli kaypak
Çakal Yunan Bulgar alçak mı alçak
Tilkilik kahpelik Moskof’ta kaldı
Aman padişahım sen geri çekil
Savaş gayri bizim işimiz değil
Koç yiğit kalmadı hep kırıldı bil
Kimi dağ başında koyakta kaldı
Köyün yiğitlerin bir bir aldılar
Talimsiz düşmana karşı saldılar
Körpe fidanları dalı kırdılar
Kimi siper kimi tuzakta kaldı
Gün vurur kavurur çölün sıcağı
Zaptiye kovalar her gün kaçağı
Urum diyarının koçak uşağı
Cezayir Yemen’e Arap’ta kaldı
Gayri bu milletin beli doğrulmaz
Çift çubuk bozuldu mahsül alınmaz
Gözlerimiz bir Mehdi’de ayrılmaz
Umut haber veren varak’ta kaldı
Kör düşman yurduma bastı ayağı
Ahaliye çeker meydan dayağı
Meskenimiz oldu dağlar koyağı
O eski ihtişam konakta kaldı
Hozan yatar oldu tarlalar bağlar
Acı öz ırmağa beyhude çağlar
Analar yas tutar bacılar ağlar
Yavrular beşikte kundakta kaldı
Söküldü mü yarim ördüğüm yelek
Eskidi mi yoksa diktiğim köynek
Uldu çürüdü mü başında kelçek
Verdiğin bergüzar kazakta kaldı
İçerime düştü bir ince sızı
Yar yolunu gözler bibimin kızı
Künyesi geldi de kış oldu yazı
Yavuklusu kara toprakta kaldı
Komşunun evine bir künye gelmiş
Duydu koştu gitti kardeşi Memiş
Memiş’in küçüğü çam dalı İbiş
Aç susuz gelirken Çıplak’ta kaldı
Sararmış da solmuş gül gibi yüzler
Kurumuş soğulmuş o fersiz gözler
Takati kesilmiş dermansız dizler
Bit pire daladı Cavlak’ta kaldı
Bunca emeğimiz boşuna zail
Kader böyle imiş Allah’a kayil
Dayım Necip ile emmim İsmayil
Arzı mekan etti Aflak’ta kaldı
İmdat padişahım dü cana yetti
Hayli ocak söndü karardı gitti
Hüseyin kervana yükünü tuttu
Vardı Acıöz’e bucakta kaldı
Kırşehirli Ozan Aşık Sülük Hüseyin