Nazım Paşa – Balkan Savaşı ,Fazıl Bülent Kocamemi


H.Nazım Paşa :Nâzım Paşa (d. 1848 – ö. 23 Ocak 1913), Osmanlı İmparatorluğu’nun 8 Ocak 1912 – 23 Ocak 1913 tarihleri arasındaki Harbiye Nazırı idi. 23 Ocak 1913 tarihinde Sadrazam Kâmil Paşa’nın hükümetine karşı İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından düzenlenen Bâb-ı Âli Baskını sırasında vurularak öldürüldü.kaynak.wikipedia.



Fransızca gazete metni Feridun Fazıl Tülbentçi arşivinden alınmıştır.
Fransızca’dan Çeviri; Fazıl Bülent Kocamemi (Araştırmacı-Yazar)
HÜSEYİN NÂZIM PAŞA
Türk generali. 1848 yılında İstanbul’da doğdu, 23 Ocak 1913 günü aynı şehirde öldürüldü. Jön-Türkler’in son darbesi sırasındaki çatışmalar sırasında ölen Nazım Paşa, Trakya savaşlarındaki ilk felâketlerden sonra muhtemelen yeni bir saldırı gayreti göstermesi için hazırlamak üzere toparladığı ve yeniden düzenlediği Osmanlı ordusunun en seçkin komutanları arasındaydı. Fransız-Alman savaşının hemen öncesinde bir yıl için Saint-Cyr askerî okulunda okumadan önce ilk askerî eğitimine Türkiye’de başlamıştı. 1877 harbi onu meşhur etti. Kendisini kurmay başkanı tayin eden Recep Paşa’nın dikkatini çekti ve birçok kez soğukkanlılık ve dikkat çekici bir enerji gösterdi. Savaşın sonunda albay olmuştu. Ama, Abdülhamid’in divanından nefret eden Fuat Paşa ile dostluk kurması aleyhine oldu. Fuat’a karşı olduğu düşünülen darbeye iştirak etmekle suçlandı ve Sultan gece tutuklanmasını emretti. Kendini şiddetle savundu; emrindekiler polise ateş açtı; ama Yıldız Sarayı’na kendi isteğiyle gidip teslim olma cesaretini gösterdi ve Sultan’ın karşısında kendini şahsen savundu. Aleyhine hiçbir şey ispat edilemedi ama gene de kamu düzenini bozmakla itham edilerek Erzurum kalesinde beş yıl mahkûmiyetine karar verildi. Zoraki boş vakitlerini mesleği ile ilgili bütün kitapları okuyarak askerî bilgilerini arttırmakta kullandı. Nihayet, firar edip Batum’a gitti. 1908 ihtilâli haberi kendisine ulaştığında orada yaşamaktaydı. Derhal İstanbul’a gitmek üzere gemiye bindi. Oraya vardığında sahip olduğu bütün kaynaklardan mahrumdu ve onu tanıyan neredeyse hiç kimse yoktu. Kendi yetkisiyle bir general üniforması temin etti ve iş istedi. Edirne’ye 2. Kolordu komutanı olarak atandı. Görevinde muazzam ve etkin faaliyet gösterdi, kentin ileride sağlamlıklarını ispat edecek olan savunma tesislerini güçlendirdi, kendisi İngiliz düşünce tarzından ilham alıyor olsa da etrafında Alman okullarından yetişen subaylardan oluşan bir kurmay heyeti topladı, ve İngiliz ordusunun en değerli eski subaylarından olan Edirne’nin İngiltere konsolosunun tavsiyelerini dinledi. Gene de Jön-Türkler’in mutlak güvenini kazanamadı. Hizmetlerine ve mutlakiyetçi bir rejimin kurbanı olmasına rağmen Şevket Paşa tarafından kaynağı tam da belli olmamış ama etkileri açıkça belli olan bir düşmanlığın hedefi oldu.1908 Şubat ayında vezir-i âzam Kâmil Paşa onu Ali Rıza’nın yerine savaş bakanı olarak atadı. O zaman vezir-i âzam ile Jön-Türkler komitesi arasında açık mücadele başladı ve Kâmil Paşa da çok tehlikeli bulduğu bu işbirliğinden ayrılmak zorunda kaldı. İktidar Hakkı Paşa’ya geçince Jön-Türkler Nâzım’ı uzaklaştırmak için onu büyük karışıklık içindeki Bağdat vilâyeti komutanlığına atadı. Nâzım kabul etmekte tereddüt göstermedi, tam yetki istedi ve aldı, kabiliyetli yüz elli kurmay subayı yanında götürdü ve onlar sayesinde bütün isyan teşebbüslerini etkisiz kıldı.
Bu çok güzel bir başarıydı. Anında gazetelerde aleyhinde kampanya başlattı. Onu bir İngiliz şirketine çok sayıda kamu ihalesi vermekle suçlayınca geri çağırıldı. Birçok subayın onun lehine yazdıkları dilekçeler gönderildi. Mezopotamyalı şeyhler İstanbul’a yürümesi ve adaleti elde etmesi için silâhlı yardımda bulunmayı teklif ettiler. Nazım, disiplinli bir asker olarak reddetti ve neredeyse tek başına başkente girip (Mayıs 1911) olayların gelişimini beklemek üzere derin bir içine kapanma hâli içinde orada yaşamaya başladı.
“İttihat ve Terakki” komitesindeki çözülme ve Sait Paşa’nın bakanlıktan düşüşü onu tekrar iktidara çağırdı. Gazi Muhtar Paşa ona savaşın para kesesini teslim edince Trakya seferinin stratejik hazırlığının sorumluluğunu üstlenmek zorunda kaldı. Türk ordusunun zafiyetinin başlıca nedenleri: Jön-Türkler’in zaferini müteakip subay sınıfı teşkilatlanmasının bozulması, ciddî bir levazım hizmeti yokluğu, değerlendirmelere siyaset bulaşması nedeniyle başlıca komutanlıklardaki kötü seçimler ve bilhassa seferberlik kararındaki engellenemez gecikmeler doğrudan onun sırtına yüklenemez. Mükemmel bir ustalıkla ve ateşli bir vatanseverlikle, ilk günlerdeki düzensizliğe çare bulmak için yapabileceğinin en iyisini yaptı. Kırklareli ve Lüleburgaz felâketlerinden sonra bile mağlûp ordunun komutanlığını şahsen üstlenmekte tereddüt göstermedi. Son derecede ciddiyetle savaş alanını Sırplar’a ve Bulgarlar’a terk etmeye karar verdi, hiçbir şeyi kalmamış olan morali bozulmuş birliklerle yeni muharebelere girmeden ve Edirne’nin savunma kabiliyetine güvenerek ordu birliklerini, aceleyle çok güçlü savunma tesisleriyle donattığı ve Bulgarlar’ın başarısızca dayanıp kaldığı Çatalca hatlarının gerisine çekti. Bilâhare ilân edilen ateşkesten yararlanarak komutanlıkları yeniden düzenledi, bütün orta değerdeki elemanları ordudan uzaklaştırmakta tereddüt etmedi, sadece eğitimli ve deneyimli askerleri tuttu ve bunun neticesinde Türkiye’yi sağlam bir mukavemet silâhı orduyla donattı.
23 Ocak tarihinde Enver ve Talât beylerin Kâmil Paşa’yı istifaya zorlamak amaçlı tehditkâr atılımı gerçekleştiğinde, Nazım Paşa bakanlıktaydı ve kısa bir tartışmadan sonra tabancalarını çeken ve Enver Bey’e ateş açan yardımcılarıyla birlikte müdahale ettiğinde Enver Bey’in çevresindekiler karşılık verdiler. Nazım Paşaya biri alnına, diğeri göğsüne olmak üzere iki mermi isabet etti ve öldü. Bu içler acısı cinayetin resmî anlatılış biçimi böyledir. Her türlü siyasî ve ahlâkî değerlendirme hariç tutulduğunda bu olay, von der Golz’un “İmparatorluğun baş generali” ifadesiyle tanımladığı ve olağanüstü zor şartlarda bu ünü mükemmel hak eden kişiden Türkiye’yi mahrum etti. Hayranlık duyulan, her türlü tartışmadan azade bir vatanseverlik sahibi, Türk ordusunda destansı bir cesarete sahip asker, bu sondan daha iyisini hak ediyordu.
G. Treffel