Ahmet Badi Efendi,Osman Nuri Peremeci

Kaynak-Trakya Üniversitesi Kütüphanesi, Altıok Dergisi;1936
Bâdi Ahmed Efendi
       Trakya’nm en büyük şehri, Osmanlı imparatorluğunun bir çok vakitler idare merkezi olan tarihî Edirne’miz ki eskiden bir çok hâdiselerin olduğu, Türk’e göğüs kabartacak, öğünecek bir çok işlerin yapıldığı, acuna par­mak ısırtacak, dünyanın dönü­şünü değiştirtecek ülkülerin ha­zırlandığı bir kenttir. 1362 de Osmanlı Türk’lerinin eline geç­miş olan bu eski Türk Trakların şehri, Osmanlı Türk’leri elinde çok büyümüş, güzelleşmiş, pek parlak günler yaşamış, bir çok Türk büyüklerinin de beşiği bu­rada sallanmıştır. Bunun için bü­tün tarihlerde bu Türk şehrinin adına sık sık raslar, tatlı, acı günlerini okuruz.
       Her zaman söylediğimiz gibi Osmanlı Türk’leri bu ellere yal­nız kılıçlan ile gelmemişler, beraberlerinde yüksek bir kültür, o vakite göre geniş ve derin bir bilgi de getirmişlerdir. Bu sözümüzün en büyük tanıkları da acınarak söyleyelim ki bir çokları yıkıldığı, kaybolduğu hal­de” yine şimdiye kadar kalabi­len ve Edirne’yi bugün de süslemekte olan yüksek andaçlardır.
       Biz, bunları cöngümüzün her sa­yısında ayrı ayrı yazacağız ki bize bu  yoldaki kaynakları bıra­kanlar da yine eskilerdir. Çünkü eskiden gelip geçmiş bazı Türk bilginleri olanları, zamanlarında­ki Edirne’nin tarihini yazmışlar, bu değerli izerlerle gelip geçen­leri de anlatmışlardır ki biz sı­rası düştükçe bunları da ayrı ayrı söyleyeceğiz.
       Bu sayıda yukarıya adını yaz­dığımız Bâdi Ahmed Efendinin hayatını ve pek değerli bir ki­tabını anlatmak istiyorum ; Bâdi Ahmed Efendi, Edirne’nin bu değerli çocuğu  (Riyazi beldei Edirne) adlı ve 1966 büyük say­falı üç büyük cilt bir kitab ya­zarak bize bırakmıştır ki bunun müsveddesi şimdi Edirne’nin Se­limiye kütüphanesindedir. Mer­hum, bu kitabı Edirne’de bulundukça yazmış, bütün Osmanlı tarihlerinden eline geçenleri ka­rıştırmış, hangisinde Edirne’ye ilişikli bir söz bulduysa toplamış, ‘ Edirne’nin bütün eskiden kalma yapılarını gezmiş, kitabelerini çı­karmış, sokaklarını, mahallelerini, mezarlarnı, mezarlıklarını dolaşmış, bütün taşları okumuş, her yere baş vurmuş, bu ölmez  eseri öylelikle meydana koymuş­tur.
    Bâdi Efendi 1832 de Edir­ne’de doğmuş ise de babası Kaltakkıran Mehmed Ağa Edirne’li değildir. Mehmed Ağa, Tuna bo­yundan, şimdi Romanya’nın elin­de olan İbrail kasabasından Müstecep oğlu Osman Çelebi denen bir adamın oğlu imiş. Son günlerini Edirne’de ya­şamış, ilk Yunan komitecilerin- den Aleksandr Ipselanti’yi Ro­manya’da bozarak kaçırmış olan Silistire valisi Yeğen Hacı Ahmed Paşanın yanında Beşliağası olarak Tuna boylarında bir çok hizmetler etmiş, yararlıklar gös­termiş, hattâ Kaltakkıran adını da onun önünde oynadığı bir cirit oyununda kazanmış olan Mehmed Ağa 1809 da İbrail ka­lesi boşaltılınca valide ve hemşi­releri ile birlikte Edirne’ye hic­ret etmiş ve artık Edirne’de ya­şamış, ölmüştür.
     Bâdi 17 yaşında iken babası da öldüğünden ister istemez hem geçinmek, hem de bilgisini art­tırmak için iki katlı çalışmakta çaresiz kaldı. Hattâ bir aralık nakkaşlık yaparak fırçasından, bir aralık ta yazı yazarak kale­minden ekmek yedi, Fakat eli aralandıkça o zaman Edirne’de yaşayan okumuşlardan ders almağı, bilgisini arttırmağı da hiç bırakmıyordu. 23-24 yaşlarında iken yani 1863 senesi maliye memurluğuna girdi. Azar azar Filibe, Edirne, Tekirdağ, Vize, Lüleburgaz kazalarında Tahriri- emlâk ve arazi memurluğu ettik­ten sonra bir kaç sene Edirne’de fakat yavaş yavaş memuri­yetini büyüterek kalmış, 1873 te Yanya’ya, 1876 da Bosna’ya ta­yin olunmuştur ki o Bosna’da iken Avusturya’lılar Bosna’ya gi­rip benimsemişler, Bâdı Efendi merhum da açıkta kalmıştır. 1880 senesinde Kastamonu’ya, 1884 de Diyarbekir’e, oradan da Trabzon’a değiştirilmiştir. 1889 da Edirne’ye ve 1897 de Kon­ya’ya, 1902 de Bursa’ya memur olmuştur. 67 yaşında iken teka üt eden Bâdî merhum tekrar Edirne’ye gelmiş, fakat hastalan­dığından kendini doktora gösterip sağalmak için İstanbul’a git­miş, orada 1907 senesinde ölmüştür. 
   Lekesiz bir yaş yaşayan, elinden geldiği kadar herkese iyilik eden Bâdi Efendi merhum resmî vazifelerinden boş kaldık­ça okur, yazar, hem bilgisini arttırır, hem kendisini acun dur­dukça andıracak olan Riyazi Beldei Edirne’sini yazardı.
     O, bu kitapta neler yazmamıştır ? Her sayfasında 31 uzun satır olan ve eski harflerle ya­zılan 1966 sayfa yazının ne ka­dar emek ile meydana geleceğini düşünmeli. Merhum, Edirne’nin eski tarihini de, tanıdığı Rum’lardan öğrendiği kadar yaz­dığı gibi Osmanlı Türk’leri eline geçtikten sonraki tarihini de yazmış, burada doğan veya ölen ve yahut memuriyet eden vezir­lerin, paşaların, okumuşların, ka­dıların, şairlerin, yazıcıların hepsinin, bildiği, öğrendiği Kadar hayatlarını anlatmış, şairlerinin müntehap şiirlerini de yazmıştır,Edirne’deki sarayı, camileri, tek­keleri, hattâ kiliseleri, senagoğları, köprüleri, kervansarayları, bedesteni, arastayı, Âlipaşa çar­şısını, mahalleleri, medreseleri, mektepleri, hamamları, çeşmeleri, sebilleri, su yollarını, mezarlık­ları, türbeleri, bir sözle hepsini uzun uzadıya anlatmıştır ki bu kitabı okuyan adam Edirne ta­rihini öğrenir ve Türk’ün eski büyüklüğünü tanır.
      Bâdi Efendi merhum gü­zel bir yazısı olduğu gibi şiir de söylermiş. Bâdi sağlığında yapı­lan bir çok hayırlı işlere ve ölen bellibaşlı adamlara da tarih söy­lemiştir ki bunları da kitabında görüyoruz. Merhumun ilk mahlâsı Racih imiş. Sonunda bunu bı­rakarak imzasını Ahmed Bâdi olarak atmağa başlamış.
         Bâdi’nin Riyazi beldei Edir­ne’sinden başka hesaba, Farisî dilinin sarf ve lûgatlarma dair birer kitabı olduğu gibi topladı­ğı ata sözlerini yazdığı Armağan adlı kitabı da varmış. Divanı da elbette olacaktır ki bunların hiç birini henüz göremedim.
   Bâdi Etendi merhumun en büyük bir izeri de oğlu sayın saylavımız Bay Faik Kaltakkırandır ki meşrutiyetin ilânından beri gerek meşrutiyet ve gerek cumhuriyet devirlerinde saylavlık etmiş ve etmektedir.
Son olarak bugünün nurlu, gençliğinden Edirne’mizin tarihini yaşatan Bâdi Efendi merhumun adını yaşatmak için bir andacını yapmalarını bekliyoruz ki Yüce Ulusumuzun karakterinde olan değerbilicilik bu andaçla dünya durduğu kadar yaşayacaktır.
 
Osman Nuri Peremeci