Edirne Sarayları

Edirne Sarayları;

  1. Eski Saray; Murad I., Edirne ‘yi fethinde, kale içindeki Tekfur sarayını beğenmeyerek, kale hâricinde bir saray inşa ettirmiş ve 767 ( 1365/1366)’da buraya yerleşmişti. Bu sarayın

yeri kat’î olarak bilinmiyorsa da, Evliya Çelebî ‘nin Selim Han camii kurbünde Kavak meydan nâm mahalde” şeklindeki kaydından ve bunun sonradan acemîoğlanları kışlası olmasından bahsetmesinden anlaşıldığı vecihle, Topraklı bayırda ve bilâhare Hadice Sultan sarayı ittihaz edilen sarayın yerinde ( bugünkü askerlik dâiresi) bulunduğu tahmin edilmekte, diğer taraftan, Yıldırım Bayezid ‘in de ayrı bir saray ve bir, köşk inşa ettirdiği anlaşılmaktadır.
                   Ancak bunun, Murad I. ‘in yaptırdığına bir ilâve şeklinde, Kavak meydanında mı ( Sultan Selim camii yeri) yoksa, şehrin diğer bir semtinde, msl. evvelce bir kasr bulunduğu rivayet edilen Kur-şunlu-Fırın ‘da, Şifa hamamı yanında mı bulunduğu sarih olarak bilinmemektedir. Bu hamamın eski bir yapı gibi görünmesi, Emîr Süleyman ‘ın da sarayın hamamı olan burada eğlenceler tertip ettiği, bir an’ane olarak, söylenmesi bu faraziyeyi kuvvetlendirecek mâhiyettedir (krş. Rifat Osman,Edirne sarayları tarihi, yazma, Dr. Süheyl Ünver ‘deki müellif nüshası).Mamafih Musa Çelebi ‘nin genişleterek etrafını duvarla çevirttiği, sonra Mehmed I. ve Murad II. ‘ın da içinde ikamet eylediği sarayın bunlardan birincisi olduğu muhakkaktır. Tunca sahilindeki sarayın ( Sarây-i Cedîdi Amire ) yapılmasından sonra, artık bu, Eski saray (sarây-i atık) oldu.
         Kanunî Süleyman devrinde, Macaristan seferleri esnasında bu saray, 6.000 gıl-mân-ı hassanın barınabileceği şekilde ve divanhaneler, has oda, büyük ve küçük hazine, toğancılar ve seferliler v.b. odaları ilâvesi ile yenilendiği gibi, yanında, 40.000 yeniçeri için, yeniçeri odaları yapıldı. Bahçesi olmayan ve etrafı 5.000 adım kadar tutan müstatil şeklindeki sarayın yüksek duvarları bir kapısı (bâb-ı hümâyûn) Evliya Çelebî zamanında mevcuttu (III, 456).
      Bu sarayın Baltacılar dâiresi yerinde ( Kavakmeydanı) Selimiye camii yapıldıktan sonra, ehemmiyeti azalmakla beraber, Edirne sarayı iç-oğlanları eski sarayda tahsil ve terbiye görmekte devam ettiler. Zâten İstanbul devlet merkezi olduktan sonra da, Edirne ‘deki eski saray teşkilâtı ipka edilmiş, devşirmeden ayrılan efrad-dan bir kısmı dâima buraya gönderilmiştir. 1086 (1675 ) ‘da Musâhib Mustafa Paşa ‘ya tezvic edilen Mehmed IV. ‘in kızı Hadice Sultan için, bu saray tahsis edilmiş ve bundan sonra saray-i atık, Hadice Sultan sarayı adını almıştır. Zamanla bu sarayın arsası,Süleymaniye camii mü-tevelliyesi Sıdıka Hanım adında servet ve hayır sahibesi bir kadına geçmiş, o da 1287 (1870) ‘de, o sırada Tekfur burcu civarındaki askerî idâdînin yanmasıüzerine, bu arsayı hükümete hediye etmiştir. Uzun zaman askerî idâdî mektebi olarak kullanılan ve hâlen ordu elinde bulunan bir bina yapılmıştır.
işi
                                 Edirne  Saray- ı  Cedîd-i  Âmire. (Dr.Rifat Osman Çizimi) 
                       2   Saray- ı  Cedîd-i  Âmire. 
     Tunca sarayı, Hünkâr bahçesi sarayı ve Edirne sarayı gibi, muhtelif isimler ile anılan ve resmî vesaikte “sarâyi cedid-i âmire” denilen bu saray, şehrin hâricinde şimal tarafında, Tunca ‘nin garbında geniş ve düzlük bir sahada idi. Bu sahaya şimalden giren Tunca, Mandıra-Boğazı denilen yerde, ikiye ayrılarak, bir kolu cenuba teveccüh eder ve caray arsası ile Hadîka-i Hassa ‘nin hareme âit kısmı olan iç bahçe arasında ve diğer kolu cenûb-i şarkîye doğru akarak, Hadîka-i Hassa ‘nm şark hududunu teşkil ettikten sonra, Saraçhane köprüsü yakınında birinci kol ile birleşir. Bu adacığın (şimdi Saray-İçi ve şimal kısmı da Tavuk-Ormanı adı ila mâruftur ) şarkında Saray-Ovası denilen genişçayırlık bulunup, Top-Yolu, Çifte-Çeşmeler, Ayvalı-dere ve Fırınlar-Sırtı bağları gibi, muhtelif tepeler ile hudutlanır. Bu ovanın cenup ve cenûb-i şarkîsinde de Yıldız-Tepe (95 m.), Muradiye ve Sultan Selim tepeleri (75 m.) ve şehrin bir kısmı bulunur. Bizans devrinde Edirne tekfurlarının burada bahçeleri ve av köşkleri vardı. Bu mevkiin Vasiliki-Livada denilen bir çiftliğin aksamından olduğunu, Saray-Ovası ‘nin prenses Com-nen çayırlığı” adı ile tanındığını, 1337 ‘de Bizans prenseslerinden biri ile bulgar veliahdının düğünlerinin burada yapıldığını biliyoruz (Rifat Osman, Edirne sarayları). Murad ‘in burayı sayfiye mahalli olarak seçmiş olması ve hattâ bu köşklere ilâveler yaptırmış bulunması mümkündür. 
         Atâ  ( Tarih, I, 37 ) ‘nin bir kaydına göre, Tunca kenarında 787 ‘de başlanıp, 790’da ikmâl edilen (1385—1388) bir saray mevcut idi. Fakat mevsuk olan cihet Sarây-i Cedîd ‘in inşasına Murad II. tarafından başlanılmış (854=1450) ve Selanik civarında bir harabeden mermerler nakledilmiş olmasıdır. Padişahın vefatı inşaatı bir müddet sekteye uğratmış ise de, Mehmed II. 1451 ‘de buna devam ettirmiştir ( Kritovolos, trk. trc. Karolidi, Tarih-i Sultan Mehmed Han sânî, s. 24). Bu esnada hükümdarın, Konyalı Beşir Çelebî adında, bir hekimin havasını medhettiği mahalli seçtiği ve yine onun tavsiyesi üzerine, bu civarda kazdırdığı bir kuyudan âb-i hayat (,,’ayn al-hayât„) adı verilen bir kaynağın meydana çıktığı hakkında, tarihî bir rivayet vardır (krş. Beşir Çelebî, Risale, Üniversite kütüp., TY, nr. 884; Edirneli Kisbî ‘nin medhi-yesi, TY, nr. 4098 ). 
   Saraya 855 ‘te başlanıldığı ve 858 ‘de bitirildiği, kasrın büyük kapısındaki arapça tarihte yazılı idi (bk. Bâdı Efendi, ayn. esr.). Fâtih Mehmed ‘in yaptırdığı saray, bâb-i hümâyûn, alay meydanı, bu meydanın bir tarafında mutbak, bâbüssaâde, arz odası, cihannüma kasrı (has oda, kasr-ı padişâhî), kum kasrı, harem ve enderûnun bir kısmından ibaret idi. Hadîka-i Hassa ‘ya (Saray-İçi) binlerce ağaç diktirdiği gibi, sarayı iç bahçeye rapteden bir köprü ( Fâtih köprüsü) ile Tunca ‘nin Saray-İçi ‘nden geçen kanalının sahillerine rıhtımlar yaptırmış ve zeminine mermer döşetmişti. Aynı zamanda saraydaki ocakların ve müteferrik hizmetlerin bütün işlerini bir nizama bağlayarak, Saray-i Cedîd-i Amire teşkilâtını ikmâl eyledi ( Rifat Osman, Bostancı-başı Âşık Ali Ağa risalesine atfen ). Bayezid ve Selim I. Zamanında saraya yeni bir şey ilâve edilmedi, Kanunî Süleyman zamanında ise, yeni binalar ile genişletildi. Bu devre kadar sarayın şehir ile muvasalası yalnız bâb-ı hümâyun cihetinden Şiliâbeddin Paşa (Saraçhane ) köprüsü vasıtası ile te’min olunduğu hâlde, Kanunî Süleyman, Tekke kapısı namı ile, Mevlevihane ( Muradiye ) tarafına bir kapı ve bu kapıdan Tunca kenarına açılan bir yol ile burada Hadîka-i Hassaya geçmek için, bir köprü (Sultan Süleyman köprüsü) yaptırmıştır.
         Edirne ‘ye Haseki Sultan namına su getirttiği vakit de (936), bir mikdarını yeni saraya ayırarak, şehirde hâlen harabesi mevcut yüksekçe bir yerde bir hazîneye toplatmış ve borular ile bu kârgir köprüden Hadîka-i Hassa ‘ya geçirtmiştir. İki köprünün arasında iç bahçeye bir yol yaptıran Kanunî Süleyman bu yolun köprülere yakın iki ucuna yüksek dört köşeli su terazisi, üzerlerine de birer tenezzüh odası inşa ettirmişti ki, bunlardan birincisine Terâzî- kasrı, ikincisine, ashâb-i masâlihin arz-ı hâllerinin toplandığı bir yer olduğu için, Adâ-let- kasrı denilirdi. Bu sırada cihânnümaya müzeyyen bir salon ( hünkâr sofası) ilâve edildiği gibi (945), daha bâzı tâdiller de yapılmıştı (tafsilât için bk. Rifat Osman, Edirne sarayları, Âşık Ali Ağa’ya atfen; 935 ‘te Bos-tancı-başı Hayreddin Ağa nezâreti ve sipahilerden Hâs Kasım emâneti ile yapılan inşaatın müfredatını bildiren masraf defteri, Başvekâlet arşivi, Ali Emîrî, Kanunî, nr. 308). Bu kadar ehemmiyet verdiği Edirne sarayına, Kanunî Süleyman sık-sık gelirdi. Bütün kış mevsimlerini Edirne ‘de geçirmeği âdet edinmiş, Edirne civarında geniş bir sahayı da kışlık av mahalü ittihaz etmiştir ( bk. Busbecq, trc. H. Câhid, Türk mektupları, s. 119 v. d.) Selim İL, Tavuk-Ormanı ‘nın şimâlindeki sahada,XV.asırda Edirne ‘ye gelen kırımlılardan adını almış olması muhtemel bulunan ve bugün Mamak ( Momuk veya
Mamuk ) çayırlığı denilen yerde Mamak sarayını inşa ettirdi. Ahmed I. cirit meydanına (Sırık meydanı) nazır bir kasr ve bir mescid yaptırdı ( 1021 ) ki, bayram şenliklerinin bu meydanda yapılması bundan sonra âdet oldu. 
       Tunca ‘da kayık ile gezmek âdetini ilk ihdas eden de Ahmed I. ‘dir. Osman II. Hoş-Elhân isimli saraylı bir kadının, kendisine Tunca sahilindeki bahçesini takdim etmesi üzerine, sarayın bahçesini Bayezid II. Camiine kadar genişlettiği gibi, Tunca ‘ya yakın bir tepecik
üzerine Bayır-Bahçe kasrını inşa ettirdi. Murad IV. Imâdiye kasrını (son zamanlarda Fırka- Bahçesi denen yerde) yaptırdı. Fakat Mehmed IV. devrinde yapılan ilâvelerdir ki, Saray-i Cedîd ‘e en geniş ve en mâmur şeklini verdi. Alay köşkü, Bülbül kasrı ( Hadîka-i Hassa ‘da Tokat mevkiinde ), Değirmen kasrı ( Tavuk-Ormanı ‘nda ), Sepetçi kasrı ( Adalet kasrı yanında; diğer adı Bostancı-başı kasrı), tftâr kasrı ( Hadîka-i Hassa ‘da Fâtih köprüsü yanında), İ’diye kasrı (Saraçhâne-Başı kasrı) gibi, köşkler yaptırdı.
       Valide Turhan Sultan da, Vâlide-Taşlığı ‘ura Tunca tarafındaki mevkiinde bir imlâ yaptırarak, hâsıl olan bahçelerde (Dolma-Bahçe ve Gülhâ-ne bahçesi) oğlu namına Şikâr kasrı ve Gül-hâne kasrını inşa ettirdi (1072). Bu kasrın karşısına, 50 m. kutrunda, Şehsuvar adı verilen geniş bir havuz ile, bir tarafına ayrıca yâseminli kameriye yaptırılmış, Kırk-Kilise ve Sofya ormanlarından ıhlamur ve çam ağaçları getirtilerek, Dolma-Bahçe ‘ye ve Hadika-i Hassa ‘ya diktirilmişti. Sarây-i Cedîd ‘in bu müştemilâtı Fâtih Mehmed devrindekinin iki mislini buluyordu. 18 kasr, 8 mescid, 17 büyük kapı, 14 hamam, 5 meydan  ( Alay meydanı,Kum meydanı, Divan meydanı, Enderun meydanı, Valide Sultan taşlığı ) bu hususta bir fikir verebilir (1084 ‘te def terdar kaymakamı Mehmed Efendi marifeti ile saray dâhilinde yaptırılan binalar için 5.241.998 akçe harcanmıştı; krş. Başvekâlet arşivi, defter nr. 7109).
      Saray halkı 6.000 ile 10.000 kişi kadar idi (Aşık Ali Ağa risalesine göre, bu devirde Saray-i Cedîd ‘de günde 6.700 nüfus için yemek pişirilmekte idi). Padişah, bu geniş dekor içinde düğünler, sünnet düğünleri, geçit resmi, ok müsabakaları, at yarışları, cirit oyunları ve pehlivan güreşleri yaptırarak, saray halkına ve Edirne ahâlisine tatlı günler geçirtirdi. Cuma günleri saraydan Sultan Selim camiine gidiş ve gelişteki merasim, bayram alayları derecesinde, parlak olurdu (padişahın İtalyan olan hususî tabibi ve ressamı refakati ile böyle bir Cuma selâmlığında bulunan bir rum rahibinin hatıratından tercüme için bk. Rifat Osman, ayn. esr.).
       Bundan sonra Ahmed II. ve Mustafa II. de ayrı dâireler yaptırmışlardır. Ezcümle Valide Sultan dâiresi tevsi ve Aynalı kasr ( Dolma-Bahçe ‘de Tebdil köşkü ) ilâve edilmiş, Hıdırlık tarafında Bönce tesmiye edilen su, saraya getirilerek,Bostancı-Başı kasrı yanındaki çeşmeye akıtılmıştır.Ancak n 15 isyanı Edirne sarayının hayatında bir dönüm noktası olmuş, Ahmed III. devrinde hiç bir ilâve yapılmamış, 1130’da onun Edirne’den ayrılmasından sonra, 1182’ye kadar, padişahlardan hiç biri uğramamış ve saray metruk ve muattal kalmıştır ( Edirneli Örfî Mahmud Ağa, Berây-i şehr-i Edirne, Üniversite kütüp.;’ nr. 1362 ) XVIII. asır başlarından itibaren sarayın, tamir edildiği veya edilmek istendiği görülmektedir. İlk tamire daha 1110 senesinde lüzum görülmüş (keşifnâme için bk. Başvekâlet arşivi, Cevdet, Dâhiliye, 3124), fakat ciddi olarak, işe asır ortalarında girişilmiştir: 1171’de Ha-mamî-zâde Yusuf Efendi ‘nin bina emini tâyin edildiği, 1177 ‘de başka birinin bu işe memur olduğu görülmektedir.          
        Bundan sonra 1182, 1201, 1217, 1222, 1226 ve 1243 tarihlerinde de, sarayın tamiri için, memurlar tâyin ve keşifnâmeler tanzim olunduğuna dâir kayıtlar vardır. Ancak bunlardan hiç birinde esaslı bir tamir yapılamadığı anlaşılmaktadır. 1243 tarihli ke- şifnâmede bütün dâire ve kasırların yarı-yarıya harap veya tamamen çökmekte oldukları görülmektedir.
1829 (22 ağustos = 21 safer 1245 ) ‘da ruslar Edirne ‘ye girdiği vakit, Saray-içi ‘nde ve harem dâireleri yanında çadırlı ordugâh kurmuştu ; bu arada sarayın bâzı dâirelerini yıkmış, Tavuk-Ormanı dahilindeki ağaçlan keserek, yakmış ve giderken, saraydaki kıymetli eşyayı, duvardaki çinileri götürmüşlerdir. 
      Kumandanları bu esnada Bostancı-Başı kasrında ikamet etmiştir. 1284 ‘te, vali Hurşid Paşa zamanında, sarayın tamirine tekrar başlandı ve ancak onun halefi zamanında (Hacı izzet Paşa) 1290’da sona erdi. Bir kaç sene sonra Rusların tekrar işgali tehakkuk edince, Edirne ‘nin tahliyesi  sırasında, vali Nâmık Paşa-zâde Cemil Paşa ile askerî kumandan Ahmed Eyyûb Paşa taraflarından Eâbüsaâde civarında cephanelik ittihaz edilen kısma âteş verilerek, tahrip edilmiş ve üç gün içinde saray yanmıştır.
        Edirne ‘nin istirdadından sonra da yangına uğramayan kısımlar da artık korunmamış, bilâkis vali Rauf Paşa tarafından bâzı kıymetli bakiyeler yabancılara hediye edilmiştir. Bu arada yangından ve işgalden kurtuldukları hâlde, taşından inşaatta istifâde edilmek üzere, Terazi ve Adalet kasırlarının da yıktırıldığı görülmüştür. Tanzimattan itibaren edirnelilerin bir mesiresi olan Saray-İçi (Bönce suyu mesiresi) emlâk-i seniyeye bağlı iken, meşrûtiyeti müteakip hazineye alınmış ve sonra Edirne belediyesine devredilmiştir. Şehir dâhilinde, Hadice Sultan sarayından başka, Mehmed IV. zamanında, Eski sarayıâit bir korulukta yaptırılan Çadır köşkü vardı. Burası sonradan Hastalar Odası adını almış, bilâhare de Yeni tophane ve sanayi kışlası ittihaz edilmiştir.
       Şehir civarında Buçuk-Tepe kasrından başka Mehmed IV. ‘in yaptırdığı;
 Hıdırlık kasrı, şehrin şark taraflarında bağlar içinde Yıldız kasrı (Dört-Kaya mevkiinde), Kara-Ağaç ‘ta Meriç sahilinde Demir-taş kasrı zaman zaman rağbet gören ve ziyaret edilen yerlerdi. Dimetoka ‘da ikameti esnasında, bir aralık İsveç kralı Demirbaş Karl da Edirne ‘ye gelmiş ve Demir-Taş kasrında ikamet etmiş, hattâ, nehir yolu ile Sarây-ı Cedîd ‘e de gelerek, bir hafta kadar, Kum kasrında misafir olmuştur (receb 1125). Ahmed I. civardaki İsmâilice, Çömlek ve Bosna köylerinde birer çiftlik te’sis ettiği gibi, Mahmed IV. de Çöm-lek- Akpınarı ‘nda, Saray-Akpmarı ‘nda birer kasr, Edirne ‘ye 90 km. mesafedeki Karıştıran ovasında, havuzlan ve şadırvanları ile, mükellef bir saray yaptırmış ve Örfî Mahmud Aga ‘nin babası Elhâc Ali Ağa’yı buraya muhafız (üs-tâd ) bırakmıştı (krş.Örfî Mahmud Ağa.ayrı.esr.var. 14 )
kaynak; M.Tayyib Gökbilgin’in Edirne Makaleleri, hazırlyanalar : Altay M.Gökbilgin-Veysi Akın-Cengiz Bulut