Edirne Muradiye Camii; Fahri Tuna

13921023_10154428776359520_2446660885081980095_n
Döne Döne Bir’in Bulunduğu Mekân; Edirne Muradiye Camii;
Fahri Tuna
Edirne için bir Sultan Murad şehridir denilebilir; Fatih Sultan Mehmed’in babası II.Murad’dan bahsediyoruz elbette.
Üç Şerefeli’den Dar’ül-Hadis’e, Muradiye’den Saray-ı Cedid’e… altı asır kadar sonra, insanlığın ortak mücevheri Selimiye dışında ne varsa Edirne’de bugün ayakta, neredeyse tamamı Sultan II. Murad’ın insanlığa armağanı sayılmalıdır.
Bilenler bilir; Osmanlı’da ordu Bektaşî, Saray Mevlevî’dir. Sultan İkinci Murad da Mevlevî’dir elbette. Söylenceye göre Sultan Murad Han, Saray-ı Atik’de (Selimiye’nin bitişiğindeki Eski Saray’da) bir rüya görür bir gece. Hazreti Pîr Mevlâna ‘Yakında sana misafirliğe geleceğim ey Murad’ sözleriyle ziyaret müjdesini vermiştir sultana. Mutlulukla, bir o kadar da telaşla uyanır sultan da bir sorun vardır; Hazreti Pir’i nerede ağırlayacaktır sultanımız?
Sultan İkinci Murad, düşünür taşınır ve şimdi Selimiye’nin doğusunda yer alan taşlık ve çamlık bir tepeye bir külliye kurmaya, pirini orada ağırlamaya karar kılar.
1436 yılında camisi semahanesi şifahanesi çeşmesi aşevi medresesi… on iki ögeden oluşan Muradiye Külliyesi insanlığın hizmetine sunulmuştur. Vakfiyesine göre yüz yetmiş dokuz kişi görev yapmaktadır bu güzelim külliyede her gün maaşlı olarak.
Sultan II. Murad, Hazreti Pîr Mevlâna’yı burada ağırlamış; onun kadar o gün bugün medeniyet sevdalısı her akıl ve gönül sahiplerini ağırlamağa da devam etmektedir.
Altı asır sonra bugün metruk bir hâlin ve mekânın adı olsa da Muradiye, ayakta kalan camiinin sadeliği mahzun çeşmesinin samimiyeti ve ihtişamlı kapısının hoş geldin’i ile karşılamaktadır ziyaretçilerini.
Döne döne dünyanın varlığın ve sonsuzluğun sonunda ‘Bir’i bulmanın sırrını fısıldamaktadır Muradiye Camii’nin tel şerefeli zarif minaresi. Huzurun dengenin veznin taşın ruhunda mücessemleşmiş hâlidir adeta camiin taştan örülü yapısı. Camiin iç duvarlarını süsleyen bir kopyası daha olmayan eşsiz ve benzersiz İznik çinileri, Turkuaz renginin emsalsiz simgesidir adeta. Kısaca Ters T Planı da denilen, ortada iki büyük, arka yanlarda iki küçük kubbeden oluşan Erken Osmanlı Mimarisinin tipik olduğu kadar özgün temsilcisi olan camide, girişinin sol cephesini süsleyen Allah ve Hüve hat yazıları, giriş kapısının üzerindeki Mevlevî külahı, içerisinde sağda ve soldaki Mevlevî nişleri, sema sonrasında ikram edilen bal ve süt çeşmelerinin varlığı, camiin banisi Sultan İkinci Murad’ın Hazreti Pîr’e olan sevdası ve bağlılığının en büyük işaretleri sayılmalıdır.
Haziresi ise birçok Mevlevî dedesinin yanı sıra Osmanlı Divan Şairlerinden Recep Enis Dede ve Ahmet Neşâtî Dede’nin sırlandığı bir hâmûşan yani susmuşlar meclisidir.
Sarayiçi’ne, Rumeli’ye sefere çıkan Osmanlı Ordusu’nun son toplanma, Cumayı eda ettikten sonra helâlleşerek gülbankların çekilip yola koyulduğu Namazgâha nazır, serin rüzgârlara açık Muradiye Camii, insanın yeryüzünde hem dünü hem bugünü, hem tarihi hem ânı, hem dini hem hayatı, hem dışı hem içi yaşayabildiği ender güzellikteki camilerden birisidir.
Uzun asırlar Balkanlardaki bütün Mevlevî Tekkelerinin idare edildiği merkez, kültür ve medeniyet tarihi bağlılarının sık sık uğradığı ve huzur bulduğu mekân olarak yeni misafirlerini beklemektedir şimdi.