GÖÇ,İsmail Demiray

GÖÇ
2. Dünya savaşının son yılları. Bulgaristan sınırında Alman panzerleri Trakya ovalarına dalmak için beklediği günler. Acil eşyalar günlerdir öküz arabalarında hazır beklemektedir kaçmak için. Gerçi Trakya’nın tüm zenginleri terk etmişlerdir yaşadıkları yerleri. Yoksullar ve köylüler beklemekte olup gidememişlerdir bir yerlere yoksulluktan.
Haziran ayında sıcaklığını yeni yeni duyumsamaya başlamıştır tohumsuz kalmış verimsiz tarlalar. Sabah yeni doğmaya başlayan güneş Çömlekakpınar köyünün üzerine ilk ışıklarını düşürürken bir zamanlar kılise olup artık camii olarak kullanılan tarihi binanın yanındaki yoksul bir sundurmadan acılı ananın feryatları çınlatmaktadır köyü boydan boya. Meraklı komşular evlerinden fırlayarak ne olduğunu anlamaya çalışırlar. Evin ortanca oğlu ölmüştür. Açlıktan. Savaş başladığı ilk yıldan bu yana tüm Trakya kırılmaktadır açlıktan.
Hazin bir cenaze töreni olur köy için. Eski yağlı şapkaların, rengini atmış şarpaların altındaki yoksul başlar düşüncelidir. Kızanları kurtarmalıdır açlıktan ama nasıl? Oğlunu yeni toprağa veren baba koşar öküzleri, kalan kızanlarını ve karısını da arabaya yükler en yakın köy olan Çömlekköy’e pancar çapasına giderler karın tokluğuna. Ardından yine yolculuk. Düşe kalka Bursa’ya kadar. Yerleşirler oraya. Hiç olmasa açlıktan ölen yoktur şimdilik bereketli ovada.
40 yıldan fazla bir zaman geçer. Yaşam devam etmektedir. Köyden 2. el traktör almak için çıkan Mustafa aga İstanbul’da aradığını bulamamış, asker arkadaşının önerisi üzerine Bursa’ya gitmiştir. Birkaç galeri gezindikten sonra girdiği yerde sıcak bir şekilde karşılanır. Traktör satıcısı öncelikle karnının aç olup olmadığını sorar müşterisine. Sohbet koyulaşır işletmeci de Edirne’lidir, üstelik Çömlekakpınar köyünden. Traktörcü aile hikayesini anlatır Mustafa agama. Savaş yıllarında gelmişlerdir Bursa’ya. Bu işi kuran dedesi birkaç yıl önce ölmüştür. Babasıyla birlikte yapmaktadırlar bu işi. Dedelerinin vasiyeti üzerine dükkana alışveriş için gelen tüm müşterilerine tok olup olmadığını sormalarını istemiştir. Bir zamanlar açlıktan ölen oğlunun acısını son günlerine kadar unutamamıştır.
Köyün en yaşlısı olup artık her bisikletli turumda ziyaret ettiğim Şaban agam bana bu yaşanmış öykünün anlatımını bitirdiğinde ikinci çaylarımızı içmekteydik. O gözlerini kılisenin olduğu tepelerden ayıramazken ben yarım kalmış çayımı bir yudumda içerek Çömlek köye doğru çeviriyorum bisikletimin direksiyonunu. Artık pancar ekilmeyen tarlaların olduğu yerlere doğru.
(Bu öykü HUDUT gazetesinde yayınlanmıştır)