EDİRNE’DEN GEÇERKEN NELER GÖRDÜM? Kasım 1922 İkdam gazetesi, Yılmaz Akçaalan

FB_IMG_1485863356996
EDİRNE’DEN GEÇERKEN NELER GÖRDÜM?
Yol hatıralarımın en sonunu en evvel yazıyorum, çünkü “İkdam” kâri’lerinin merak ettiği bir şeydir:
Mustafa Paşa İstasyonunda şu noktayı bir daha tahkik ettim:
Bulgaristan’dan Edirne’ye geçen bir yolcunun pasaportunu kim muayene eder?
Dediler ki: İtilâf devletleri.
Pasaportumu Fransızlara vize ettirdiğim için seyahate devam ettim. Bu, teşrinisaninin sekizinci günü saat onbirde idi. Birdenbire trenimiz tevakkuf etti, Yunan askerleri vagona girdiler… Yolcuların yol kağıtlarını tetkik ediyorlardı. Deniz tarikini niçin intihab etmediğime çok nedâmet ettim. Fakat artık iş işten geçmişti. Nihâyet bir asker gelip pasaportumu aldı.
Siz burada ineceksiniz, gelecek ilk trenle geriye gidebilirsiniz!..
Ben Yunan neferlerinin dolaştığı şu ıssız yere inecektim ve…
Şu hâlin tasavvuru bile beni teheyyüç ediyordu. Fakat bilmem nedendir insan bazen vekayiin karşısında değişiyor ve tasavvurun verdiği heyecan, asıl iş karşısında azalıyor bile… Hüsn-i mantık ve zekâ gibi bir yardımcısı olmasa insan ne kadar fena olurdu…
Benim “Bî-taraf” olan İstanbul’dan Paris’e gittiğimi ve şimdi yine oradan İstanbul’a dönerken Bulgaristan hududundan sonra artık itilaf devletlerinin yolcu kağıtlarını tetkik edeceğini düşündüğümü söyledim. Fakat ne kadar olsa asıl hakikat, benim söylediğimden daha kuvvetli idi: Yunanistanın işgal ettiği bir yerdeyim.Yunan askerinin benim gibi aynı vaziyette olan başka bir Türk’ün pasaportunu ümit eylemez bir hal olarak vize istemesinden sonra ben de aynı muameleyi gördüm.
“Karaağaç” istasyonuna yaklaştığımız zaman artık orada ve Edirne’de Türk askerlerini göreceğimi ümit ediyor ve heyecanlarımı unutuyordum. Bir de ne göreyim: Karaağaç istasyonu Yunan askerleriyle lebâ-lebdir. Biraz ötede bir kısım Rum muhacirleri de şurada burada oturup duruyor. Teşrinisaninin sekizinci günü vaziyet şöyle idi: Edirne, henüz Yunan işgali altındadır. Karaağaçdan Kuleliburgaz’a kadar dağınık bir halde olan Yunan askerleri “Dedeağaç” hattı boyuna doğru yürüyor.
Bu, Dedeağacına kadar Yunan askerlerinin son kafileleridir. Kimi kıt’a hâlinde Edirne- İstanbul hattının sol tarafını takip ederek ……………………………………
gidiyorlar.
Fakat bunu nasıl unutmalı!.. Yunanlılar kendilerine verilmiş olan uzun fırsattan istifade etmesini o kadar iyi bilmişlerdir ki… Canıl olan hayvanları sürü sürü Dedeağacına doğru sevk ettikleri gibi yürüyemeyecek şeyleri de köylü arabalarına doldurup götürmüşler.
Bugün köylülerin elinde, ne araba, ne öküz, ne koyun ve ne de tavuk, hiç , hiçbir şey kalmamış…
Ah bu uzun fırsat Türk köylüsüne ne kadar pahalıya mâl oldu.
***
Bir istasyon daha aşağıda itilaf zabitlerine ve askerlerine tesadüf ettim. Vagon lokantasına yemek yemek için gelmeleri bana bir istihbarat fırsatı verdi.
Edirne-İstanbul hattının şu tahliye edilmiş akşamında ne gibi vakıaların gizlenmeyen izlerini görmüşler… Bu, Türk olmayanların Türkler hakkında söyleyecekleri doğru sözler, acaba daima Türke ve yalnız Türk’e zulm isnad edenleri imana getirecek mi?
Bitkin bir halde olan iki makinist bir aydan beri Dedeağacına Yunan askerleri ve Rum muhacirleri nakl ede ede öyle bir hale gelmişler ki artık haftalarca istirahat etmek için İstanbul’a dönüyorlar. Bu iki adamın Rum olduklarına rağmen anlattıkları, insanın zihnine dokunuyor ve Yunan askerinin hububattan tutunuz da ev eşyasına kadar bu …. Türk köylüsünün servetini nasıl bir ihtiras ile aşırdıklarına şaşmamak kabil değildir. Uzun fırsatın Türk servetini mahv ve harab etmesine ne kadar yardım ettiğini bu köylünün çok iyi anladığına dikkat ettim. Köylüdeki bu akl-ı selim,ilâhi ne kadar yüksek bir şeydir, Çorlu’ya geldiğimiz zaman Anadolu askerlerini gördük. Edirne vâlisi Şakir Bey’le Edirne meb’usu Şeref Bey kasabaya gitmişler. Orada söylenen sözlere göre Türk Türk idâresi bu ayın onbirinci günü Edirne’de teessüs edecekmiş.
Ah bu idâre, bundan evvel bir gün veya on bir ay evvel teessüs etseydi de Türk köylüsünün servetinin ve her şeyinin elinden gitmesine meydan kalmasa idi… Tahliye edilmiş sahadaki müşahedelere göre bize kuru toprak ve yangın harâbelerinden hiçbir şey kalmıyor…