Edirneliler’e mektup, Kakava ve Kırkpınar eğlenceleri şehitler diyarı Sarayiçi’nden başka bir yere taşınsın..

Kakava ve Kırkpınar eğlenceleri şehitler diyarı Sarayiçi’nden başka bir yere taşınsın..

Merhaba!

Edirneli olmayan ama Edirne’yi yürekten seven ve aydınlık düşünceli Edirneliler’in sağduyusuna güvenen biri olarak yazımı okuyacak herkese “Merhaba!”

Kaçıncı kez serhat şehrimiz gazi Edirne’ye gittim, konakladım, gezdim bilmiyorum. İstanbul’a her dönüşümde, ilk fırsatta tekrar gidip havasını içime çekmek, güzel köşelerinde gezinmek, misafirperver insanlarıyla buluşmak ve tarihinin sayfalarında bıkmadan, yorulmadan dolaşmak arzusunu yeniden hissederim.

Yüzlerce yıl öncesindeki kökleri Orta Asya’ya uzanan, sonra da Rumeli’nin suyunu içmiş, havasını ciğerlerine çekmiş, sularında yıkanıp, dağlarında, ovalarında hayat sürmüş ailelerin bir evlâdıyım. O aileler Rumeli’de ve Anadolu’da yüzlerce şehit vermiş ailelerdir. Onların ruhu ve vatan sevgileri benim ruhumda, şehitleri gönlümdedir. İşte bu ruh ve gönül yarasıdır ki, Edirne’deki bir olayı asla içine sindiremiyor. Binlerce askerimizin insanlık dışı şartlarda ölüme terk edildikleri adacıkta bir süredir insanların şuursuzca bir tür eğlence tertipliyor olmasından bahsediyorum. “Eğlence değil o” mu diyorlar? “Geleneksel bir güreş karşılaşmasıdır, kime ne zararı var” mı diyorlar? Bunu diyenlere sesleniyorum: Allah rızası için, üzerinde yürüdüğünüz, güle oynaya vakit geçirdiğiniz çimenlerin altında badem şekeri mi var sanıyorsunuz? Ayaklarınızın altında binlerce şehit var. Edirne için, Balkanlar için, Anadolu için can veren Türk askerlerinin, bugün Yunan, Sırp ve Bulgar çizmesi altında yaşamak zorunda olmayan bizlere bıraktığı en değerli hediyeler yatıyor. Evet! O hediyeler, askerlerimizin bizim için, vatan için oluk oluk akıttıkları bedelleri ödenemez kanları ve canları, değerleri hesap edilemez naaşlarıdır. Onların üzerinde yürüyorsunuz, oynuyorsunuz, koşuşturuyorsunuz.

1975 yılında otomobilimle İstanbul’dan İskenderun’a gitmiştim. Yanılmıyorsam Pozantı mevkiinde bir virajı alırken sağımda bir garip mezarlık gördüm. İnip yakınına gittim ve kapıdaki yazıyı okudum. En çok bir manga Alman askeri yatıyordu orada. Birinci savaşta bizim yanımızda savaşmışlar. Alman milletinin on askerine gösterdiği saygıyı biz binlerce kahramanımıza göstermeyecek miyiz?

Kırkpınar güreşleri çok önemlidir. Kültürümüzün vazgeçilemez bir parçasıdır, bizi birleştiren unsurlardan biridir ama nihayetinde bir spor karşılaşması ve buna bağlı olarak 1923 yılından beri Sarayiçi’nin has bahçesi olan ada’da kutlanan bir bayramdır, devam etmelidir, mutlaka etmelidir ama başka bir mekânda.

 Şehitlerimizin yattığı adacığı bırakın kendi anılarından oluşmuş bir örtü gibi çimler, çiçekler ve ağaçlar örtsün. Kendi haline bırakın o küçük toprak parçasını, huzur içinde geçirsin binlerce can karşılığında geri alınan hürriyetini. Bırakın Meriç ve Tunca anılarla yüklü sularıyla ve saygıyla okşasın kıyılarını. Ebedî istirahatgâhlarını otların, çiçeklerin, ağaçların örttüğü yitirdiğimiz fidanlarımızın duyacakları sesler, sadece kuşların ve arıların sesleri olsun.

Edirne bu saygıyı çok hak ediyor. Edirneli bu sevgiyi esirgemek istemiyor artık diye düşünüyorum. Ben ki Edirneli değilim, ben böyle yalvarıyorsam, orada güreş yaptırmak isteyenler benim gibi içi yanan Edirneliler’in sesini duymayacaklar mı? Onlara içten gelen birkaç mısra ile de sesleneyim dedim:

EDİRNE SEVDALILARINA

Kar dondurucu çamur halinde,
Dallardan tek tek düşüyor donmuş kuşlar
Yürümeye mecali kalmamış yavrular
Bir lokma ekmek arıyor yalvar yakar.
Uzanan küçük eller donmuş, morarmış,
Anaların gözyaşları pınarlarında birer buz damlası,
Çaresizliğin acımasız pençesinde kıvranmaktalar.

Sığınacak bir dam kalmamış ama,
Kalanı da yıkıyor toplarıyla Bulgarlar.
Padişahlara payitaht olmuştu mazide
Açlık ve korku şimdi padişah Edirne’de.
Geceler gündüze karışmış, zulüm her yerde,
Meriç şaşkın, Tunca şaşkın, gürül gürül ağlıyor,
Ve berrak suları ne zamandır kan renginde.

Selimiye, Bayezit, Muradiye yeis içinde
Bulgar çizmeleri ezmiş dua seslerini.
Plevne, Yanya, İşkodra,
Her biri bir ders, her biri acı hatıra
Bari Edirne’ye iyi bakın dostlar
Parlasın elmas misali ana toprağında.

Saygılarımla,

Fazıl Bülent Kocamemi