EDİRNE’DEKİ YALILAR VE KAYIKLAR

Şener Kula Paylaşımıdır; EDİRNE’DEKİ YALILAR VE KAYIKLAR 1.

Yazan: Ord. Prof. Dr. A. Süheyl ÜNVER

Memleketimizin bir siyasi ve idarî tarihi vardır. Üzerinde çok yayınlar yapıldığı için malûm. Fakat asırlar boyunca bizler şehirlerimizde nasıl yaşar, ne biçim evlerde oturur, nasıl giyinir ve neler yerdik? bunlar hakkında pek dağınık  ve ufak yazılara zaman zaman rastlıyorsak da sorularımızın tam karşılığını bulamıyoruz. 

İstanbul hakkında, bir milyon fişli bir notlar kütüphanesi kurmayınca, yani bütün bu mevzuların kaynaklarını tam olarak hazırlamak mümkün olmayınca bunu yapamayacağız, Kaynaklarımız, aradığımız nisbette bulunabileceğine göre, yazmayı tasarladığımız hususlar hiç birimizi tatmin edemiyecektir.

Bu konularda çalışanlarımız da azdır. 25 sene Edirne’de hayatının en olgun zamanlarında yaşayan ilk radyologlarımızdan Dr. Rıfat Osman, orası için nispeten bir şeyler yazmaya muvaffak olmuştur. Halen Tarih Kurumu Kütüphanesinde duran ”Edirne Tarihi” konusundaki resimli müsveddelerinden bunu kısmen olsun öğrenmekteyiz.

Onun bu notları hakkında bir fikir verebilmek için bir zamanlar İstanbul’un Boğaziçi’si gibi bir yaşayışı olan, Edirne’mizin Tunca kıyılarındaki yalılardan ve kayıklardan söz açmak istiyorum.

Her şehrin bir kuruluş safhası ve onu takiben de en parlak bir zamanı vardır. İstanbul’un fethinden önce bir asra yakın imparatorluğumuzun payitahtı olan Edirne, merkez olmaktan çıktıktan sonra asır asır güzel ve mesud inkişaflarını idame ettirmiştir. Hele Avcı Sultan Mehmed’in (1648-1687) 39 senelik saltanatının 21 yılını Edirne’de geçirmesi bu mühim ve güzel şehrimizin iyice parlamasını sağlamıştır.

Edirne’de Avcı’nın oturmasının şehre verdiği maddî ve manevî bahtiyarlığın önemi üzerinde misallariyle durmak lazımdır.

Dr. Rıfat Osman, Edirne’de vereceği bir konferansın notunda şöyle diyor;

”Bayezid köprüsünden Saraçhane köprüsüne kadar ve yine o köprüden Mihal köprüsüne kadar ve Mihal köprüsünden Kirişhane’de en aşağıda ve bugün tamamen boş topraklardan ibaret olan mahallelere kadar nehirlerin sahillerinde çok zarif köşkler ve yalılar inşa edilmiştir.

”Bu meyanda Avcı Sultan Mehmed bugünkü yeni köprünün Karaağaç methalindeki jandarma karakolhanesi mevkininin biraz şarkında gayet zarif bir yalı inşa ettirmiştir ki, resmini Milli Mecmua’nın 82 nci sayısında neşrettim. 

”Bu kasır Fransız kralı XIV. Louis’nin fevkalâde elçisi Marguis de Nointel’den itibaren ecnebî misafirlere tahsis olunmuştur. 

”Buna (Demirtaş Kasrı) denir. Bazı bayram ve seyran günleri bu kasrın bahçesi halkın ziyaretine açılırdı.

”Edirne’de bu yalıların hemen cümlesi Tunca sahillerinde yapılan köşklerle birlikte Avcı Sultan Mehmed’den önceleri de vardı. Nitekim Şair Tigi Bey’in Tunca nehri sahilindeki geniş yetmiş  odalı sahilhanesi şimal camiinin şark cephesi karşısında yer almıştı.

”Sadrâzam Sokollu Mehmed Paşa’nın sahilhanesi, Darülhadis camii hizasında ve Tunca sahilinde idi. Bütün Tunca sahillerindeki bu yalıların altın yaldızlı saçakları vardı.

”Sarayın dış bahçelerinden sayılan Tavuk ormanı arasından geçen Tunca sahillerinde de Bostancıbaşı Kasrı gibi Büyük İftar Kasrı ve Değirmen Kasrı gibi ufak kasırlar sıralanmıştı.”

Bahsimiz Edirne’de hükümdarın ve devlet büyüklerinin saraylarına temas etmeyecektir. O, ayrı, muazzam bir konudur. Bu nehir ve dere kıyıları kasırları yalnız yaz aylarında sayfiye olarak kullanılırdı. Sayılarını ve birkaçı müstesna şekillerini de bilemiyoruz.

Bittabi bu yalıların büyük ve güzel bahçeleri vardı. Bunların sayısı 450 kadardı. Bu bahçelerin meyve zamanlarında, ayrıca ziyaret ve ziyafet günleri de olur ve meyvelerinin şöhreti dillerle dolaşırdı.                         (devam edecek)