Rahmetli Büyük Dayım… Murat Gözüpek

Rahmetli Büyük Dayım… Murat Gözüpek

OsmanlI’nın son döneminde 18 yaşında askere alınmış, daha silah kullanmayı öğrenmeden akranlarının bir kısmıyla beraber Trablusgarp’a gönderilmiş M. Kemal’in idaresinde İtalyanlara karşı savaşmışlar, oradan sağ dönünce o dönemin yetkilileri onu Çanakkale’ye yollamışlar, bizden 246 bin kişinin öldüğü Çanakkale’den de kaderin cilvesiyle sağ dönmüş,  bir süre sonra Orta Avrupada ki Galiçya Cephesine gönderilmiş, oradan da Allah’ın lütfu ile sağ olarak dönünce  yetkililer onu bu defa da Irak’ta ki 4  üncü Orduya göndermişler, orada İngilizler’e arşı Kut’ül-amare savaşını kazanmışlar ama daha sonra İngilizler’in silah üstünlüğü karşısında 4 üncü Ordu bozguna uğramış askerlerin bir kısmı esir düşmüş, Dayım bir grup askerle beraber kaçarak esir olmamışlar, uzun uzun anlatmayı sevmediği için Edirne’ye kaç günde? nasıl? Geldiğini hala bilmiyoruz. Üstü başı yırtık, saçı sakalı birbirine karışmış Dayım kapıyı çalmış, kapıyı açan Annemle Teyzem ağabeylerini tanıyamamışlar.

Mutfakta ki anneanneme bir misafir var diye seslenmişler, anneannem sokak kapısına yaklaşırken açık duran kapıdan dayımı tanıyıp hoşgeldin evlâdım diyerek boynuna sarılmış, meğer 2,5 yıldır haber alamıyorlarmış kendisinden.

O yıllarda devlet savaş gazilerine köylerde kurulan karakollarda askeri görev verdiği için dayım da askerliğinin son yıllarında karakol kumandanlığı yapmış, hayatının 10 yılını asker olarak yaşadığını aile büyüklerimiz anlatıyordu.

  • zamanlar bağcılık Edirne’de kazançlı bir meslekti, dayım terhis olunca babasından kalan 4 bağ ile ilgilenmeye başlamış, ben ilk okula giderken o 4 bağa çok iyi bakan bir bağcı olarak tanımıştım onu. Bugün alternatif tıp denen bitkilerle tedavinin ilk bilgilerini ondan öğrendiğimi ve ilk uygulamayı onda gördüğümü söyleyebilirim. Meselâ kantaron otunun bazen mavi renginin bazen sarı renginin çiçeklerini kaynatıp suyunu içtiğine şahit olmuştum. Ayda 1 defa bizi 1 defa da teyzemleri ziyaret eder, hiç bir zaman eli boş gelmez, elinde bazen meyveler bazen çiçekler olurdu.

Ne bir madalyası ne de maaşı vardı, onun yaşadıklarını öğrenenler, git yetkililerden iste, istemek senin hakkın amca diyenlere tatlı tatlı gülümser ama hiçbirşeyi istemezdi hiç kimseden.

  1. Mayıs 1973 tarihinde hiç hastalanmadan, yaşlılıktan eceliyle vefat etmişti. Vefatından sonra mezarını yaptırmış ama sade bir mezar taşı koymuştuk. 5 yıl önce yaşarken yaptıklarını anlatan yeni bir mezar taşı koyduk, 47 yıldır Buçuktepede dinleniyor.

Yüce Tanrı gani gani rahmet eylesin… Nurlar içinde yatsın… Mekânı cennet olsun… Amiiin…

Osman Uğur

Edirne 08.01.2020