http://www.edirnetarihi.com/sponsor-reklamlari/reklam.jpg

Osmanlı Meclisinde Rum Göçü Ve Rum Tehciri Tartışmaları



Yazar: Cengiz Bulut | Genel, Osmanlı Dönemi | 13 Oca 2018 | 0 Yorum

Osmanlı Meclisinde Rum Göçü Ve Rum Tehciri Tartışmaları

The Discussions of Greek Migration and Greek Deportation in Ottoman Deputies Assembly Ahmet EFİLOĞLU*

Özet

Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Rumlarla alakalı iki önemli gelişme yaşanmıştı. İlk önce Balkan Savaşı’nın ardından 200 bin civarında bir Rum kitlesi Trakya ve Batı Anadolu’dan Yunanistan’a göç etmişti. I. Dünya Savaşı sırasında da hükümet kararıyla yaşadıkları yerlerde tehlike oluşturan Rumlar tehcir edilmişlerdi. İşte bu iki önemli hadiseyle alakalı İttihat ve Terakki hükümetinin politikaları önce 1914 yılında daha sonra da 1918 yılında Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında çok hararetli bir şekilde tartışılmıştı.

Anahtar kelimeler: İttihat ve Terakki, Rumlar, Göç, Tehcir, Osmanlı Meclis-i Mebusanı Abstract There had been two important development related on Greeks during the latest era of Ottoman Empire. First of all, after Balkan war, about a group of 200 thousand Greek had migrated from Thrace and Western Anatolia to Greece. Then the Greeks, causing danger where they live had deportated by the decision of government during the First World War. Here; about these two events; the policy of the Union And Progress had caused a hard talk in the Ottoman Deputies Assembly first in 1914 and then in 1918. Key words: Committee of Union and Progress, Greeks, Migration, Deprotation, Ottoman Deputies Assembly

Giriş Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında Rumlarla alakalı iki önemli olay meydana gelmiştir. Bunlardan ilki Balkan Savaşı’nın hemen sonrasında yaşanan göç hareketiydi. Savaşın bitmesi ve savaş sırasında Bulgar işgali altına giren Trakya’nın yeniden Osmanlı idaresine girmesinden sonra Edirne Vilayeti ve Çatalca Sancağı çevresinde yaşayan Rumların önemli bir kısmı Yunanistan’a göç etmişti. Göç hareketi bu çevreyle sınırlı kalmamış çok kısa bir zaman sonra da Batı Anadolu sahillerinde yaşayan Rumlardan önemli miktarda bir nüfus kitlesi Yunanitan’a veya savaş sırasında Yunanistan’ın ele geçirdiği Ege adalarına göç etmişti. İkinci önemli olay ise, Dünya Savaşı sırasında yaşadıkları yerlerde tehlike oluşturan ve İtilaf devletleri ile işbirliği içerisine giren Rumların tehcire yani zorun sevk ve iskâna tabi tutulmasıdır. Bu uygulama çerçesinde özellikle sahil kesimlerinde yaşayan Rumlar buralardan çıkarılarak sahillerin iç kesimlerine tehcir edilmişti. Savaşın başlarında gerçekleştirilmeye başlanılan ve ara ara savaşın sonuna kadar devam eden süreçte, Karadeniz sahillerinde Marmara Denizi sahillerinde, Trakya’da, Batı Anadolu sahillerinde ve Akdeniz sahillerinde tehcir uygulanmıştı. Bu çalışmada meydana gelen bu iki önemli hadise ile ilgili Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında yaşanan tartışmalar özetlenecektir. Bu şekilde Rum mebusların ve Müslüman mebusların olayları nasıl değerlendirmiş oldukları ortaya konmaya çalışılacaktır. Öncelikle 1914 yılında Rum göçü ile alakalı mecliste yaşanan tartışmalar ve bu tartışmaların basına ne şekilde yansıdığı üzerinde durulacaktır. Daha sonra da 1918 yılında mecliste yaşanan tartışmalar ele alınacaktır. Emanuel Emanuelidi Efendi’ye Göre Rum Göçünün Sebepleri Rum göçü konusunun ilk olarak Osmanlı meclisinin gündemine gelmesi, Talat Bey’in Rum göçünü durdurmak üzere Batı Anadolu’ya yaptığı seyahatin sonrasına denk gelmişti.1 Batı Anadolu’dan yeni gelmiş olan Talat Bey’in meclise bir açıklama yapmasını sağlamak ve hükümeti göçe karşı önlem almaya zorlamak isteyen Rum mebuslar meclise şu soru önergesini vermişlerdi: “Memaliki Osmaniyyenin sekenei kadimesinden olan Rum unsurunun muhaceretini men ve memleketin hali tabiisine ircaını temin için Aydın Vilayetine ve diğer bazı mevakie azimet eden Dahiliye Nazırı Talât Beyefendi Hazretleri, ahiren avdet buyurmuş olduklarından, hali hazırın ıslahı ve atinin temini için ittihaz olunan tedabirin ve esbabı muhaceretin Hükümetten sual olunmasını teklif ederiz.”2 Dâhiliye Nazırı Talat Bey soruya cevap vermeden önce Emanuelidi Efendi’nin3 önerge hakkında açıklamada bulunması kararlaşırılmıştı. Bu vesile ile Emanuelidi Efendi Rumların göç etmeleri konusunda uzun bir konuşma yapmıştı. Emanuelidi Efendi konuşmasının başlarında oldukça sakin ve itidalli idi. “Osmanlı vekili olduğunu ve emelinin Osmanlı kalmak” olduğunu, kürsüye çıkıp konuşabilmesinin konuşma hakkının korunuyor olduğunun bir göstergesi olduğunu, bu konuda bir önerge vererek “Rum davası ikame etmediğini bilakis menafi-i Osmaniyeyi muhafaza etmeye çalıştığını” söylüyordu.4 Sözlerine “biz burada mesulleri tayin etmiyor, kimseye de töhmet isnad etmiyoruz, yalnız vakayiden bahsediyoruz” diyerek başlamış olsa da, konuşmasının ilerleyen bölümlerinde eleştirilerinin dozunu iyice arttırmış, hükümeti suçlamaya başlamıştı. Böyle olunca da meclisteki ortam çok kısa bir zaman içerisinde gerilmiş, mebuslar laf atarak, gürültü yaparak Emanuelidi Efendi’ye tepki göstermeye başlamışlardı. Emanuelidi Efendi eleştirilerine hükümetin uyguladığı iktisat politikalarından başlamıştı. Ona göre; Balkan Savaşı’ndan sonra her felakete uğrayan toplumda görüleceği üzere yeni bir uyanış ihtiyacı hissedilmişti. İktisadî alanda Türk unsurunun ilerlemesi için çalışılmaya başlanmıştı. Ancak memleketin en büyük servet kaynağı olan ziraat genel itibariyle Türk unsurunun elinde olmuş olmasına rağmen yine de Türklerin ziraatte ve ticarette ilerlemesi ülkenin saadetine hizmet edecekti. Bu amacı gerçekleştirmek için “…bir unsuru yahut bir millete hissi menfaatı vermek, ona o menfaati istihsal etmek için lazım gelen vesaiti temin etmek, zuhur eden mevanii izale etmek, teşebbüsü şahsiyi serbest bırakmak…” gerekirdi. Fakat bunun yerine Türklerin ilerlemesi için yalnız aralarında alışveriş etmeleri şeklinde yeni bir nazariye ortaya atılmış, bundan sonra da iş çığrından çıkmıştı.5 Aslında bu dönemde gazetelerdeki yazılarda Müslümanların iktisadî açıdan gelişmesinin bir zorunluluk olduğu ve Müslümanların kendi aralarında alışveriş yapmalarının bir hak olduğu ifade ediliyordu. Bu düşüncenin etkisiyle de Rumlara karşı ciddi bir boykot uygulanıyordu. Buna rağmen Emanuelidi’nin “iktisâd-ı intibahın” Türklerin kendi aralarında alışveriş yapması şeklinde uygulandığını söylemesi mebusların tepkisine neden olmuştu. Mebuslar “yok öyle bir şey” diyerek Emanuelidi Efendi’nin söylediklerini kabul etmek istemiyorlardı. Müslüman mebuslar gibi İttihatçı Yahudi Emanuel Karasu da “Hükümetin katiyyen müdahalesi olmamak lazım gelen ahalinin iktisadına ait olan bir meselede ahaliye karşı Hükümetin bittabi müdahalesi olmamak lazım gelir” diyerek Emanuelidi Efendi’ye tepki gösteriyordu.6 Emanuelidi Efendi, sözleri mebuslar tarafından tepkiyle karşılansa da, “herkes umurı ticariyede hürdür, sebesttir. Ben sizi benimle alışveriş etmeye mecbur edemem yalnız bir nokta var. Eğer kavaidi iktisadiyyeye muhalif olan bu kaide bir propagandaya binerse o zaman Hükümete terettüp eden bir vazife vardır. O da, bu propagandaları men’etmektir” diyerek hükümetin bu tür propagandalara son vermek için zamanında önlem almadığını söylüyordu. Ayrıca ortaya çıkan bu durumu en başta Sadrazamın nefretle reddettiğini, bazı Müslümanların Rumlarla alışveriş yapmaya devam ettiklerini, fakat sopacı diye tabir edilen kişilerin onlara zulmettiklerini, sopacıların şiddetli bir şekilde cezanlandırılmadığını söylüyordu.7 Emanuelidi Efendi’ye göre Rumların göç etmesine yol açan hükümetin ikinci icraatı muhacir iskânı konusuydu. Çünkü ona göre, memlekette boş arazi çok iken muhacirlerin iskânı için Rum köyleri tercih edilmiş, bu vesile ile de Rumlara karşı bir takım uygunsuzlukların yaşanmasına sebep olunmuştu:

“Böyle cereyanlar memlekette mevcut olduğu halde, bir de ortaya muhacirinin iskânı mes’elesi çıktı. Dışarıdan herhangi mezhepten, herhangi unsurdan olursa olsun gelen muhacirleri iskân etmek Hükümetin vazifesi idi; fakat bendeniz öyle zannederim ki, gelen muhacirin için Rum karyelerini diğer kuraya tercih etmeye bir mahal yoktur. Bu memlekette hali arazi aramak icabederse Üsküdar’dan taaa Basra Körfezine kadar hali arazi pek çoktur ve iskân edilmiş arazi pek azdır. Hali araziyi böyle boş bırakıp da, muhacirin Rum karyelerine getirmek ve binaenaleyh, bir takım uygunsuzluklara sebep olmak muvafık değildir. Bu emri iskân kasten olmasa bile, bunun sebebi ne idi ?” 8 Bu şekilde Rumların göç sebebini açıklayan Emanuelidi Efendi sözlerinin devamında hükümete üç soru yöneltiyordu. Onun birinci sorusu göç ederek “diyarı ecnebiyeye” giden Rumların memlekete geri gelmelerine müsaade edilip edilmeyeceğidir. Çünkü gazetelerde gördüğü bazı haberler Rumların dönmelerine müsaade edilmeyeceği yönündedir. Bundan dolayı da “Eğer bu memleketten gitmiş olan Osmanlı tebasının buraya muavedetine ve mal ve mülklerine sahip olmalarına müsaade edilmeyeceği beyan edilecek olursa olursa, o vakit bunlar hangi kanunla tabiiyyeti Osmaniyeden iskat edilmişlerdir?” diye sormaktadır. Emanuelidi Efendi’nin ikinci sorusu göçe kalkışmış fakat henüz daha memleketten ayrılmamış olan kişilerle alakalıdır. Verdiği bilgilere göre bu konuşmanın yapıldığı sıralarda göç etmek için yaşadıkları yerlerden ayrılarak İzmir’e gelen 35.000 kişi bulunmaktadır. Emanulidi Efendi işte bu kişilerle alakalı hükümetin ne gibi tedbir aldığını sormaktadır. Üçüncü sorusu, İzmir çevresindeki durumla alakalıdır. Göçü yasaklayan ve Rumlara saldıran kişileri cezalandıran hükümetin hâlâ daha tarlalarına, bahçelerine, bağlarına gidemediğini söylediği Rumlarla alakalı tedbir alınıp alınmadığını sormaktadır. Emanuelidi Efendi’nin bir diğer cevap verilmesini istediği konu göç eden Rumların mallarının korunmasına yönelik hangi tedbirlerin alındığıdır. Gazetelerde göç eden kişilerin mallarının satılacağı yönünde haberler görmüştür. Gördüğü bu haberlere karşı da, kaybolan kişilerin 24 saat içinde ortaya çıkmazlarsa mallarının kurulacak komisyonlar aracılığıyla satılarak borçlarının tesviye edilmesinin kanuna aykırı olduğunu hatta yeni bir kanun ihdas etmek olduğunu söylüyordu. Emanuelidi Efendi son olarak Rum gazetelerinin serbest olmadığını ifade etmekte ve hükümetten, “Rum matbuatı niçin serbest olmuyor?” diye sormaktadır. Emanuelidi Efendi zaman zaman iyice sertleşen sözleriyle meclisteki Müslüman mebusların çok ciddi tepkisini çekmiştir ve gazetelerle alakalı sözünü kısa keserek meclise karşı, “asabınızı tahrik etmek istemem, hemen kürsüden iniyorum” der ve emelinin Osmanlı kalmak olduğunu ve kanunların herkese eşit bir şekilde uygulanmasından başka bir amacının olmadığını söylerek kürsüden iner.9 Mebusların Emanuelidi Efendi’ye Tepkisi 1914 seçimlerinde İzmir mebusu olarak meclise giren Emanuelidi Efendi konuşmasının başında ve sonunda kendisinin Osmanlı olduğunu ve emelinin Osmanlı kalmak olduğunu, Rumlarla alakalı ele alınan bu konunun sadece Rumlarla alakalı olmadığını, tüm Osmanlıları ilgilendiren bir konu olduğunu üzerine basa basa tekrar ediyordu. Ancak gösterilen tepkilerden Müslüman mebusların Emanuelidi Efendi’nin bu sözlerine inanmadıkları anlaşılmaktadır. Örneğin Bursa Mebusu Rıza Bey’in “Biz saatlerce böyle dinleyecek miyiz efendim?” şeklindeki çıkışına karşı “… Yarım saatlik sözü dinlemeyiz olmaz. Ben Yunanistan’ın burada Vekili değilim, ben Osmanlı Vekiliyim ve en büyük emelim de Osmanlı kalmaktır” diye cevap verince mecliste gürültü oluşmuştu.10 Aynı şekilde mebuslar, Emanuelidi Efendi’nin “başka mahallerde İslamlar aleyhine tecavüz vaki olmuş olsa, bunlardan dolayı en ziyade mütessir ve müteelsim olan bizleriz …” 11 şeklinde başladığı sözlerine de gürültü yaparak tepki veriyorlardı. Yunanlı ve Yunan kafalı olmak üzerine sarfedilen sözlerden ve verilen tepkilerden de mebusların Emanuelidi Efendi’nin ve onun şahsında Rumların Osmanlı olduklarına yani devlete sadık olduklarına pek inanmadıkları anlaşılmaktadır. Yine Emanuelidi’nin “Bütün ulusu hakkında Yunan kafalıdır demek, o unsuru itham değildir. Belki hükümeti Osmaniyeyi ithamdır” sözüne İzmit mebusu Ziya Bey, “Biz nasıl sükut ediyoruz? Reis Bey, bu sözlere karşı nasıl oluyor da sükut ediyoruz?” diye tepki vermiş ve mecliste gürültü oluşmuştu.12 Emanuelidi Efendi kendisinin Osmanlı ve Osmanlı vekili olduğunu söylüyor, fakat Osmanlı tebası olan Rumların savaş sırasında devlete sadık oldukları yönünde herhangi bir söz sarfetmiyordu. Yunanlı olmak ve Yunan kafalılık tartışmasında bile, Rumlar en az Müslümanlar kadar devlete sadıktır ve yaşanan savaşta en az Müslümanlar kadar acı çekmiştir, mücadele etmiştir demek yerine Rumlarla alakalı mebusların Yunan kafalılık iddiasına karşı “Sen Yunan kafalısın, vur kafasına! Bu olmaz” 13 diyordu. Hiçbir şekilde Rumların Balkan Savaşı’nda takındığı tutum ve davranışlar konusuna girmiyordu. Rumların altı asırdır Osmanlı Devleti’nin tebası olduğunu söylüyor, fakat devletin tebası olan Rumların özellikle savaş alanı olan Trakya’da altı asırdır komşuları olan Müslümanlara niçin saldırdıklarını, devletin yenilmesi için niçin Bulgar orduları ile işbirliği yaptıklarını izah etmiyordu.14 İşte bu nedenden dolayı da mebuslar onun sözlerine devamlı surette tepki gösteriyorlardı. Mesela Emanuelidi Efendi “… şu memleketin menafii için yalnız anasır beynindeki ittihadı muhafeza için ve yalnız ortaya nifak tohumları atmamak için pek çok sözleri söylemeyeceğim” dediğinde mebuslar ona “biz de öyle” diye sesleniyordu.15 Emanuelidi Efendi Rumlara karşı meydana gelen olayların misilleme olaylar olduğunu söylüyor, ancak misillemenin nasıl ve ne şekilde ortaya çıktığı konusuna girmiyordu. Hatta savaş sırasında Batı Anadolu’da ve Trakya’da yaşanılanların dışında Balkanlarda Müslümanlara karşı meydana gelen olayları da görmezden gelme veya önemsiz görme gibi bir tavır içine giriyordu. Konuşması sırasında iki yerde bu konuya temas ediyor ve “Yalnız Balkan Memalikinde bazı tecavüzat vaki olduğu iddia olunmasıyla ….” sözleriyle Balkan devletlerinin ve özellikle Yunanistan’ın Müslümanlara karşı yaptıklarını önemsiz görme gibi bir tavır sergiliyordu.16 Bu tür tavırlar da mebusların kendisine ciddi tepki göstermesine neden oluyordu. Emanuelidi Efendi’nin konuşması onu dinleyen mebusları oldukça sinirlendirmişti. Gösterilen tepkilerden mebusların Emanuelidi Efendi’nin Rumların göçüyle alakalı iddialarını kabul etmedikleri anlaşılmaktadır. Mebuslar, Emanuelidi Efendi’nin konuşmasının meclis tüzüğünde belirlenmiş olan soru önergesi sınırlarını aştığını düşünerek tepki gösterseler de yine de konuşmasına devam etmesini istiyorlardı. Mebuslar, Emanuelidi Efendi’nin şahsında Rumlara karşı çok tepkili olsalar da hem halledilmesi için hükümetin ciddi önlemler aldığı bu meselenin çözüm yoluna girmiş olmasından hem de Emanuelidi Efendi’den sonra kürsüye çıkacak olan Dâhiliye Nazırı Talat Bey’in gerekli konuşmayı yapacağını düşündüklerinden ayrı ayrı söz alarak konuyu daha fazla uzatmak istemiyorlardı. Rum göçü konusunda mebusların genel tavrı, bu konunun çok da önemli olmadığı hatta Rumların kendilerinin isteyerek göç ettikleri yönündeydi. Mebuslar özellikle Emanuelidi Efendi’nin konuşmasında üzerinde durduğu, Rumlara karşı önemli olaylar meydana geldiği iddiasını kabul etmiyorlardı. Örneğin Emanuelidi Efendi’nin bu yöndeki sözlerine karşılık Havran Mebusu Şekip Aslan Bey “Ciddi vukuat olmadı ki, hep kendiliklerinden hicret ettiler” diyordu.17 Aslında Rumların göç sürecinde Rumlara karşı hem muhacirler hem de yerli ahali tarafından Rumların yaptıkları saldırılara karşılık verme (mukabele bilmisl) tarzında olaylar meydana gelmiş ve Müslüman ahali tarafından Rumlar ciddi şekilde boykot edilmişti. Mebuslar açık bir şekilde ifade etmiyor olsalar da, Müslüman ahalinin maruz kaldıkları olaylara karşılık vermeye haklarının olduğunu düşündükleri için olsa gerek Emanuelidi Efendi’nin anlattıklarına, “yok öyle bir şey, yok, bilmiyoruz, bizim malumumuz yok, katiyyen” diyerek karşı çıkıyorlardı. Mebuslara göre Rum göçü, Emanuelidi Efendi’nin söyledikleri sebeplerden değil de Yunanistan’ın teşvikiyle gerçekleşmişti. İstanbul Mebusu Hacı Şefik Bey, “Bu ne iştir Emanuelidi Efendi yahu? Başka sebep de yok mu? Onu da söylesenize” diyerek Emanuelidi Efendi’yi bu konuda sıkıştırmaya çalışıyordu.18 Balkan Savaşı’nın başladığı ilk zamanlarda Trakya ve Batı Anadolu’da yaşayan Rumların bir kısmı Yunan askeri olarak Osmanlı ordularına karşı savaşmak için Makedonya’ya gitmişlerdi. Bu kişilerin büyük çoğunluğu İttihat ve Terakki hükümeti tarafından vatandaşlıktan çıkarıldıkları için geri gelemediler. Rumların göç sürecinde ailelerinden ayrı kalan bu kişilerin ailelerini yanlarına Makedonya’ya gelmeye ikna etmek için gönderdikleri mektuplar ele geçirilmişti.19 Mebuslar, işte bu mektuplar nedeniyle Rumların göç etmesinin Yunanistan tarafından yapılan propagandalarla gerçekleştiğini düşünüyorlardı. Fakat bu sefer de Emanuelidi Efendi mebusların bu iddialarını kabul etmiyor, bu kadar insanın propagandayla göç etmesinin mümkün olmadığını söylüyordu. Ancak Emanuelidi Efendi kabul etmiyor olsa da Yunanistan’dan Rumlara yapılan bu propaganda göçü etkileyen önemli bir konuydu. Talat Bey’in Emanuelidi Efendi’ye Cevabı Emanuelidi Efendi’den sonra meclis kürsüsüne Edirne Mebusu ve Dâhiliye Nazırı Mehmet Talat Bey gelmişti. Talat Bey sözlerine Emanuelidi Efendi’nin Rumlara karşı yapılanları “Tarihi Umum-i Beşeriyyete mugayir vekayiler” olduğu şeklindeki sözlerine karşı çıkarak, “tarihi beşeriyet” için asıl lekenin sebepsiz ve haksız yere ilan olunan Balkan Savaşı olduğunu, bu savaş esnasında Sırbistan’da, Bulgaristan’da ve Yunanistan’da bir çok ailenin diri diri yakıldığını, bir çok ailenin öldürüldüğünü, zulüm ve işkence edildiğini ifade ederek başladı. Sözlerinin devamında, bu savaş esnasında Rumlara karşı hiçbir saldırının meydana gelmediğini, hükümetin asayişi muhafaza ettiğini ifade etti. Talat Bey’e göre, Rumlara karşı  saldırılar savaş bitip de Balkanlardan yüzbinlerce muhacir gelmeye başladıktan sonra başlamıştı. İşte Rum göçünün en önemli sebebi bu idi: “Emanuelidi Efendiye sorarım ve ümit ederim ki kendileri de tasdik ederler. Biz, uzun bir muharebe devresi geçirdik. Bu muharebe devresi esnasında hiçbir kimsenin burnu kanamadı. Çünkü bu fecayiin tafsilatı henüz gelmemiştir. Hükümet bihakkın muhafaza-i asayiş etti. Hiç birimizden tecavüz vukubulmadı. Fakat muharebe neticelendikten ve oradan seyli muhaceret başladıktan sonra buraya yüzbinlerce muhacirler arzettiğim şekilde işkenceler görerek gelmeye başladıktan sonra ve bu gelen muhacirler propaganda yapmaya başladıktan sonra, hakikaten memlekette Hükümetin yine kolaylıkla men’e muvaffak olamayacağı bir takım husumetler tevellüt etmeye başladı. …bizde vukua gelen hicretin esbabı mühimmesinden biri ve en mühimi budur.” 20 Talat Bey bu şekilde Rum göçünün sebebinin Balkanlarda yaşanılan katliamlar ve zulümler olduğunu, Balkanlardan göç ettrilen muhacirlerin yaşadıklarının intikamını almak için Rumlara saldırdıklarını, bu saldırılar neticesinde Rumların göç ettiklerini ifade ediyordu. Talat Bey, muhacir sayısının çok fazla olmasından dolayı yaşanan olayları önlemekte yetersiz kalınmış olunsa da hükümetin Rumların göç etmelerinde herhangi bir etkisinin olmadığını ifade ediyordu. Talat Bey ikinci olarak, Emanuelidi Efendi’nin muhacir iskânı ile alakalı eleştirileri üzerinde duruyor ve ona şu sözlerle cevap veriyordu: “Hicret için ikinci sebep olarak, gelen muhacirlerin Rum evlerine yerleştirilmesi gösteriliyor. İptidaen bu sebebiyet vermiştir deniliyor. Bendeniz bunu pek tasdik edemeyeceğim. Çünkü evvela, gelen muhacirleri Rum köylerine değil İslam köylerine tevzi ve taksim ettik ve başka türlü yapamazdık. Gerçi hali arazi çoktur, fakat Emanuelidi Efendinin dediği gibi Üsküdar’dan Basra’ya kadar olan arazi-i haliyye bu İslamları yerleştirmek için evvela onbeş yirmi milyon liraya ihtiyaç vardı. Bizde de o yoktu….” Yani Talat Bey Balkan Savaşı ile gelen muhacirlerin tamamına yakınının Batı Anadolu ve Trakya’ya iskan edilmelerinin ekonomik sıkıntılar yüzünden olduğunu, 270 binin üzerindeki muhacirden sadece 5 bin civarında bir kısmının Rum köylerine iskân edildiğini söylüyordu. Rum köylerine yapılan iskânlarla alakalı şikayetlerin ortaya çıkması üzerine de bu iskânlardan vazgeçildiğini belirtiyordu.21 Talat Bey Emanuelidi Efendi’nin yoğun olarak üzerinde durduğu Rumların boykot edilmesi konusunda da hiçbir vakit böyle bir şeyin yaşanmadığını, fakat muhacirlerin gelmesinden sonra muhacirlerin yaptığı propagandalarla boykotun başladığını söylüyordu. Bunun için de bir örnek olay anlatıyordu: “Toyranlı bir fırıncı gelmiş, fırının birine girerek derhal hamur yuğurmaya başlamış ve içindeki fırıncıyı atmış, “Ne oluyorsun?” demiş, bilmem, nereye istersen git, şikayet et, çünkü gelip beni de birisi fırın içerisine girdi, kolumdan tuttu attı, derhal hamuru yuğurmaya başladı. Ben de buraya geldim aynını yapıyorum demiş.” 22 Dâhiliye Nazırı bu sözlerinden sonra Rum göçünün ilk başladığı yer olan Trakya’da yaşanan olayları ele alıyordu. Emanuelidi Efendi konuşmasında Trakya’daki hadiselere değinmemişti. Devamlı surette Batı Anadolu ve İzmir çevresiyle alakalı konuşmuştu. Halbuki  Rumlar öncelikle Balkan Savaşı sırasında savaş alanı olan Trakya’dan göç etmeye başlamışlardı. Dâhiliye Nazırına göre; Trakya’da Rumların savaş sırasında vatandaşı oldukları devlet aleyhine harekete geçerek komşuları olan Müslümanlara düzenledikleri saldırılar, savaş sonrasında Rumlarla Müslümanların ilişkilerinin kopma noktasına gelmesine neden olmuştu. Savaş sırasında her türlü fenalığı yapan Rumlar savaş sonrasında yaptıklarından ötürü korku içinde kalmışlardır. Bunun sonucunda göç etme kararı almışlardır: “Edirne Vilayeti uzun müddet Bulgar istilasında kaldı. Bulgar istilası esnasına orada bulunan Rumlardan bazıları, komşularına, eski vatandaşlarına karşı hakikaten zikri burada layık olmayacak derecede çirkin, feci tecavüzatta bulundular. Hatta bunlardan birtakımları derdest edildi, muhakeme edildi, cezalarını gördüler. Bir kısmı firar etti. Fakat tasavvur ediniz, iki komşu arasında böyle bir hal cereyan etmiş, sonra da eski Hükümet yine gelmiş orada teessüs etmiş, artık bunların aralarında eski hoşluk kalır mı? Bunlar birlikte yaşayabilir mi? Bittabi yaşayamazlar. İşte onlar da utandıklarından, korktuklarından hicret ettiler. Sonra, bittabi, gelen muhacirler Rumların hicretinden mütessir değildi, bilakis memnun, onlar da bir takım işaata tehdidama başladılar. Buna dair de bir çok şikayetler aldım ve indettahkik bazıları da doğru çıktı. Sadrazam Paşa hazretleri Trakya kıt’asına gidip mahallinde tahkikat icra etmekliğimi münasib gördü; icra ettiğim tahkikatta o sıralarda fiilen hiçbir yerde, hiç bir köylüye tecavüz vuku bulmadığını anladım Yalnız etrafı dehşetli bir korku istila etmişti. 23 Dâhiliye Nazırına göre; Emanuelidi Efendi’nin iddialarının aksine hükümet olaylara seyirci kalmamıştı. Önceleri göç etmeyi Rumlar istedikleri için bu kişilere izin verilmişti. Patrikhanenin göçü önleme çabalarına da müsaade edilmişti. Daha sonra göç geniş bir alana yayılınca ve Rumlara karşı ahali ve muhacir tarafından baskı yapıldığı yönünde iddialar ortaya çıkınca hükümet göçü yasaklamıştı. Bundan başka hükümet, yine Emanuelidi Efendi’nin iddialarının aksine Rumlara saldıran kişileri cezalandırmıştı. Foça’da Rumlara saldırıldığı için görevini tam olarak yapmadığı anlaşılan kaymakam azledilmişti. Kurulan komisyonla Foça’daki olaylar araştırılmaktaydı. Ayrıca boykot adı altında Rumlara saldıran boykotçulardan 100’e yakın kişi Divân-ı Harb’e sevkedilmişti. Dâhiliye Nazırı, Emanuelidi Efendi’nin Rumlardan kalan mallarla alakalı sorusuna da, giden Rumların çok büyük kısmının kendi istekleriyle gittikleri için terk ettikleri mallardan zamanla bozularak kullanılmaz hale gelecek olanların satılacağını söylüyordu. 24 Talat Bey son olarak da gidenlerin geri dönüp dönemeyeceği konusuna değiniyordu. Dâhiliye Nazırın ifadelerine göre, hükümet göç eden Rumların geri gelmesini arzu etmemektedir. Çünkü bu kişilerin terk ettikleri evlere muhacirler iskân edilmiştir. Rumların geri gelmesi bu muhacirlerin açıkta kalması anlamına gelecektir. Zaten Yunanistan ile Osmanlı Devleti arasında nüfus mübadelesi için çalışmalara başlanmıştır.25 Rum mebuslar oldukça sakin bir şekilde Talat Bey’i dinlemişlerdi. Ancak Talat Bey’in konuşması bittikten sonra ortam birden gerilmişti. Bunun sebebi ise, Trabzon Mebusu Yorgi Yuvanidi Efendi’nin ısrarla söz hakkı istemesiydi. Meclis başkanı ile Yuvanidi Efendi arasında başlayan tartışmaya daha sonra diğer mebuslar da katılmıştı. Yuvanidi Efendi söz hakkı istiyor, meclis başkanı ise soru önergesinde imzası bulunan herkese söz hakkı vermenin genel görüşme anlamına geleceği, halbuki başta müzakere usulünün nasıl olacağına dair bir karar alındığını, alınan bu karar gereği soru önergesinin sahibi olarak Emanuelidi Efendi’ye önergeyle alakalı açıklama yapması için söz hakkı verildiğini, ancak bunun diğer imza sahipleri için geçerli olmadığı cevabını veriyordu. Buna rağmen Yuvanidi Efendi ısrarla söz hakkı verilmesini istiyordu.26 Burada dikkat çeken, Rum mebuslardan genel görüşme yapılması yönünde bir teklif gelmemesidir. Genel görüşme teklifi Saruhan Mebusu Ali Haydar Bey’den gelmişti. Rumların kendi arzularıyla göç ettiklerini ifade eden Ali Haydar Bey, “Yalnız bizim livadan 11 tane vesika var. Alınız okuyunuz. Emanuelidi Efendi diyor ki, Rumlar Türkler tarafından gördükleri zulüm üzerine hicret ediyorlar. Bunun aksini ispat etmek üzere söyleyeceğim sözler var. Sual istizaha tahvil edilsin, hakikat gün gibi meydana çıksın” demişti. Ali Haydar Bey’i destekleyen İstanbul mebusu Hacı Şefik Bey de “işi ortaya dökelim, dünya anlasın” demişti.27 Bu arada salon iyice karıştı. Yorgi Yuvanidi Efendi kendisine edepsiz dendiğini söyleyerek meclis başkanından duruma müdahale etmesini istedi. Mebuslara itidalli olmaları çağrısı yapan meclis başkanı, salondaki tansiyonun iyice yükselmesinden dolayı hemen Haydar Bey’in soru önergesinin genel görüşmeye dönüştürülmesi teklifini oya sundu. Yapılan oylamada çoğunluk itibariyle Talat Bey’in yaptığı açıklama yeterli bulundu. 28 Talat Bey’in Konuşmasının Değerlendirilmesi Dâhiliye Nazırı, Emanuelidi Efendi’ye nazaran daha kısa bir konuşma yapmıştı. Emanuelidi Efendi’nin yerine göre oldukça sert sözlerine cevap vermeden, onunla polemiğe girmeden kendisine yöneltilen soruları cevaplamıştı. Soruları cevaplamadan önce Rum göçünün nasıl cereyan ettiği konusu üzerinde durmuştu. Bunu yaparken de Emanuelidi Efendi’nin hiç değinmediği, Balkanlarda Müslümanların yaşadıkları mezalimler ile savaş sırasında Trakya’da yani Edirne Vilayeti’nde Rumların Müslümanlara gerçekleştirdiği saldırılar konuları üzerinde durmuştu. Böyle yaparak, Rum göçünün Balkanlarda ve Trakya’da saldırıya uğramış olan Müslüman ahalide ortaya çıkan karşılık verme (mukabele) duygusundan meydana geldiğini vurgulamaya çalışıyordu. Bu haliyle Talat Bey, Rum göçünü hükümetin uygulamalarına bağlayan Emanuelidi Efendi’den farklı olarak, Rum göçünün savaş sırasında yaşanan katliamların, mezalimlerin ve göç ettirmelerin bir sonucu olduğunu söylüyordu. Hükümetin göçle ilgisi konusunda da, öncelikle muhacir sayısının fazla olmasından dolayı asayişin muhafazasında ciddi sıkıntılar yaşandığını, göç başladığı zamanlarda hükümetin göçü tasvip etmese de kanuna uygun göç etmelere birşey denilemeyeceği için göçü engelleyici tedbirlerin alınmadığını, fakat daha sonra şikayetler artınca ve Rumlar toplu bir şekilde göç etmeye başlayınca göçe karşı önlemler alındığını söylüyordu. Aydın Vilayeti’nde de Rumlara saldıran kişilerin yakalanarak mahkemeye sevk edildiklerini ifade ediyordu. Yani kısaca, Talat Bey’e göre göçle alakalı olarak hükümet üzerine düşeni yapmıştı, Rumlar da kendi istekleriyle göç ediyorlardı.

Emanuelidi Efendi konuşmasının çok büyük bölümünü hükümetin iktisat politikalarına ve yaşanan boykota ayırmıştı. Talat Bey hükümetin iktisat politikasına yöneltilen eleştirilere hiç cevap vermemişti. Boykotun da yine muhacirlerin geldikten sonra yaptıkları propagandalarla başladığını söylüyordu. Ancak belirtmek gerekir ki, özellikle Batı Anadolu’da muhacirlerden ziyade o yöre insanı savaş sırasında Rumların Yunanistan’a destek vermesine tepki olarak boykota başlamıştı. Ve boykotun etkili hale gelmesinde İttihat ve Terakki’nin şubeleri ve özellikle İttihat ve Terakki’nin İzmir kâtib-i mesûlü Celal Bey (Bayar) önemli rol oynamıştı. Hükümet 1914’ün başlarından itibaren haziran ayına kadar boykota karşı ciddi önlem almamıştı.29 Talat Bey’in hiç değinmediği bir başka konu, Rum göçünün Yunan propagandasıyla gerçekleştiği iddiasıydı. Mebuslar Emanuelidi Efendi konuşurken bu konuyu gündeme getirmişlerdi. Emanuelidi Efendi ise Rumlardan ele geçirilen mektupları, binlerce insanın göç etmesine neden olabilecek bir sebep olarak görmediğini ifade etmişti. Ayrıca Yunan propagandası iddiasının Dâhiliye Nazırı tarafından yalanlandığını söylemişti. Talat Bey, Emanuelidi Efendi’nin bu sözlerini ne yalanlıyor ne de doğruluyordu. Ancak mebuslar Talat Bey konuşmasını bitirdikten sonra da göçün Yunan propagandası ile gerçekleştiğini, bunun en büyük delilinin de ele geçirilen mektuplar olduğunu ısrarla tekrar ettiler. Talat Bey bu ısrarlar karşısında da bir şey söylemiyordu. Bunun sebebi yüksek ihtimalle bu sıralarda Yunanistan’la ilişkilerin yumuşama dönemine girmiş olmasıydı. Muhacir iskânı konusunda Talat Bey, bu iskân şeklinin Rumların göç etmesine etkisinin olmadığını ifade ediyordu. Ancak yaşanan olaylardan anlaşıldığına göre, özellikle Batı Anadolu’da yaşayan Rumlarının göç etmesinde muhacirlerin sahillerden başlayarak Rum köylerine iskân edilmesi çok önemli rol oynamıştı. Muhacirlerin özellikle Rum köylerine iskân edilmesi kararının sahil kesimlerinde yaşayan Rumların göç etmesini sağlamaya yönelik olduğu çok açıktı.30 Kısaca Talat Bey, Emanuelidi Efendi’nin eleştiri ve sorularına cevap verse de mecliste hükümetin genel göç politikasından bahsetmiyordu. Hükümetin I. Dünya Savaşı’na kadar özellikle Batı Anadolu’da takip ettiği politika, tehlike olarak görüldükleri için İzmir ve çevresindeki Rumların göç ettirilmesi, göç edenlerin de geri kabul edilmemesi yönündeydi.31 Mehmet Şeref Aykut’un Emanuelidi Efendi’ye Tepkisi Mecliste Emanuelidi Efendi’nin suçlamalarını Dâhiliye Nazırı Talat Bey aynı sertlikte olmayan bir üslubla cevaplamıştı. Ancak Emanuelidi Efendi’ye en sert cevabı Mehmet Şeref (Aykut) Bey32 “Rumlar Edirne Vilayet’inden Niçin Gitmek İstiyorlar” başlıklı risale ile cevap vermişti.33

Risalesine mecliste Talat Bey’in resmi bir lisanla Emanuelidi Efendi’ye gereken cevabı verdiğini vurgulayarak başlayan Mehmet Şeref Bey, Emanuelidi Efendiye “… müdâfa’â etmek istediğiniz “büyük maksad” sâhiblerinin yakan, yıkan, öldüren, ellerinde mağdûr, perîşan, mazlûm kalmış tamam altı yüz bin Müslümân kanından sıçrayan bir acı feryâd, bir hazîn ses orada, yanıbaşınızda oturarak sizin şu vakitsiz su’âlinizden müte’ezzi, dilgîr ve nâlân Müslümânlara ne kadar acı günler, ne kadar hazîn hâtıralar andırdı biliyormusunuz? Size altı bin yıldır mütefekkir ve mütehassis bir beşeriyetin târihine geçmemiş bu vak’âyî Rumların kanlı eliyle nasıl geçdiğini en açık bir lisân ile anlatmak için müsa’âdenizi niyâz edeceğim” diyerek “ateş ve kan döken bir kâtil sürüsünün harâretli ve cesur müdâfi’î” diye nitelediği Emanuelidi Efendi’ye hitaben Balkan Savaşı sırasında ve sonrasında Balkanlarda özellikle Batı Trakya’da ve Edirne Vilayeti’nde yaşananları anlatmaya başlamaktadır.34 Mehmet Şeref Bey ilk olarak Dedeağaç’ta Rumların savaş sırasında Müslümanlara yaptıkları saldırıları anlatmaktadır. Anlattıklarına göre, savaş başladıktan ve Osmanlı askerleri çekildikten sonra daha Bulgar askerleri gelmeden önce şehirdeki Rumlar biraraya gelerek bütün Müslümanların evlerine saldırmışlardı. Daha sonra Müslüman ahaliyi biraraya toplayarak erkekleri ve yaşlı kadınları camiye doldurmuşlar, caminin etrafını sararak yaşasın Yunanistan kahrolsun Türkler diye bağırarak, eğlence yaparak camiyi ateşe vermişlerdi. Ayırdıkları kadınları ve kızları ise tecavüz ettikten sonra öldürmüşlerdi. Mehmet Şeref Bey Dedeağaç’tan sonra Adaköy’de yaşanılan durumu ise şu şekilde anlatıyordu: “Sofîlo’nun karşısında bir Adaköy vardır. Burası Sofîlo’nun anbarıdır. Sofîlo bir Rum memleketidir biliyorsunuz ki burası kozacılar diyarıdır. Harbin i’lânından sonra Adaköylüler toplandılar. Keşan’dan Gelibolu’ya inmek için yola çıkmışlar idi: Sofîlo’nun en kibâr, en zengîn tüccârları ile Küplü köyünün en ileri gelenleri arkalarından koşdular. Müslümân komşularına yetişdiler: Geçen Rus muhârebesinde Adaköyün burnu kanamamışdı, nereye gidiyorsunuz biz sizi salıvermeyiz. Köye dönünüz bizim için ayıbdır kılınıza bir hatâ gelmeyecekdir. Adaköylü Hacı Mehmed Ağa Sofîlo kazâsının en zengîn, en çalışkân bir adamıydı. Sofîlo’daki mağâzalarında Rum ortakları, Rum tâcirleri vardı. Müslümânlar zâten kısmen kaçıyordu. Ahâlinin ekseriyeti fakîr kısmı kalmışdı. Bunlar da bu hakîki dostlarının bu kara günde şu insâniyetkâr lisânına kanarak dönmüşlerdi. Adaköyüne gelince: Köy dört tarafdan sarıldı, köyün ne kadar kadın ve kızı varsa, memedeki çocuklardan, on yaşına kadar hepsini meydânlığa sevk etdiler. Erkeklerini de birer birer bağlayarak gezdiler. Bir sâ’at evvel iğfâl ile, mukâvemet ve merhamet va’diyle yoldan çevirdikleri Hacı Mehmed Ağayı ortaya aldılar. Evvelâ bir gözünü oydular ne kadar parası varsa hepsini gasb etdiler. Zavallının bir tarafda gözü oyulurken ötede, gözünün önünde kızının ırzını yırtıyorlardı. Kadınların üzerine hücûm etdiler ve artık burası kan ve irinle dolu bir meydân hâline geldi. En gace bir fâhişenin yapmayacağı şu mu’âmele ile o ma’mûr, mes’ûd Adaköyü yangın yerine döndü. Tütün dumanlarının ortasında tamâm 1440 Müslümân kadın erkek ve çocuk na’aşı beraber yanıyordu. Şimdi bunu yapanlar Bulgarlar değildi muhterem Osmanlı meb’ûsu Emanuelidi Efendi !” 35 Mehmet Şeref Bey, Bulgarların eline geçtikten sonra Edirne’de yaşanılanları da şu şekilde anlatıyordu: Bütün Rumlar, kol kol olarak mahallelere hücûm etdiler. Ne kadar Müslümân evi varsa hepsini soydular, hattâ çerçevelerine varıncaya kadar çıkardılar ve geceleri de memleketde oturulmaz fecâyi’ meydâna geliyordu. Mahallelere gündüzden nişân koydukları hânelere gece geldiler ve oralarda oturan zavallı erkeksiz, müdâfa’asız Müslümân kız ve kadınlarına vahşiyâne tecâvüz etdiler ve nihâyet öldürdüler. Dahâ dahâ, sokakda kalan Müslümânların başlarındaki fesleri kapdılar, yerlere vurarak yırttılar. Vak’aların şâhidini mi istiyorsunuz? Lütfen Edirne’ye bana geliniz size Rumların ne kadar namussuzca işler yaptığını inkâr edebilmek ihtimâli olmayacak sûretde isbât edeceğim ve göreceksiniz ki senelerdenberi bir yerde yaşadıkları Rum vatandaşlarından Müslümânlar neler görmüşdür. Bir câmi’in minâresine çıkarak hôrâ tepenler, tesâdüfen oradan geçen câmi’ hidmetcîlerinin üzerine pisleyenler, câmi’lerin içine şarab ve pislik dökenler, mağlûb ve bedbaht ve aç bir halkın üzerine saldırarak üstünde sâ’ati, para kîsesi, nesi varsa alanlar. İslâm mezarlıklarının taşlarını sökerek evlerine taşıyanlar. Alîl, hasta, yürüyemeyerek caddelerin bir köşesine, söğüd ağaçları altına bîtâb düşmüş askerleri diri diri gömenler, küme küme suya atanlar. Tahrîr ve taharri me’mûrlarını kıymık kıymık kesenler ve nihâyet Edirne’de târîh-i beşeriyetin kayd edemediği kanlı vakâyî meydâna getirenler Bulgar askerleri değildi muhterem meb’ûsumuz Emanuelidi Yunânîdis Efendi! Müdâfa’a etdiğiniz Rum vatandaşlarımız idi.36 Mehmet Şeref Bey’e göre; Rumlar, Fatih’ten itibaren çok rahat bir hayat yaşamış olmalarına rağmen Balkan Savaşı sırasında kendilerine bu rahatlığı sağlayan Türkleri ortadan kaldırmak için mücadele etmişlerdir. Bundan dolayı da Emanuelidi Efendi’ye “Emanuelidi Yunanidis” diye hitap etmektedir. Emanuelidi Efendi’ye fazlasıyla tepkilidir. Çünkü Silivri’den sınıra kadar geniş alanda Rumların Türkleri ortadan kaldırmak için hareket ettikleri ortada iken, Emanuelidi Efendi Rumlar niçin göç ediyorlar diye oldukça gereksiz bir soru sormaktadır. Bulgarlar Batı Trakya’da Rumları ortadan kaldırıyorken Emanuelidi Efendi Bulgarlar hakkında söz söylemezken Edirne Vilayeti’ndeki Rumlar niçin göç ediyor diye sorabilmektedir. Rumların niçin göç ettikleri bellidir, onlar savaş sırasında yaptıkların dolayı göç etmektedirler. Din adamlarına ve metropolitlere varıncaya kadar Türklere saldıran Rumlara karşı Türklerin eskisi gibi davranması mümkün değildir. Türkler artık yıllarca süren gaflet uykusundan uyanmışlardır. Mehmet Şeref Bey risalesinin sonunda hükümetin her zaman herkese karşı adalet ve eşitlikle muamele edeceğini belirttikten sonra birey olarak Rumlara karşı beslediği duyguları şu şekilde ifade ediyordu:

“Hükûmet, teb’a arasındaki münâsebâtı muhâfazaya mecbûrdur. Ve adl ile müsâvât ile mu’âmele edecekdir ve hiçbir zaman babamı, anamı, öldüren bir adam ile alış veriş eylememi emr edemeyecekdir. Çünkü bu gayr-ı vicdâni emri ben dinlemeyeceğim ve benim Türk ruhum bütün evlâdıma, bütün milletime daima daima “Rum düşmanlığını” ta’lîm edecekdir. İstikbâlde ise, birbirinin boğazını mutlaka sıkmak, târih sahîfesinden her ikisinden birisinin kalkması lâzım bu iki unsurdan, Türk ve Rum unsurundan, Türkün gâlib ve muzaffer olması için de ne yapmak lazımsa ben onu milletime, milletimin evlâdına ta’lîm edeceğim ve her Türk bu mukaddes, ulvî ve vatanî vazîfeyi îfâ edecekdir: Ya ölüm, ya hayât; işte Türkün millî gâyesi budur. Ya Atina ya adem. İşte Türkün millî kıblesi de budur.” 37 Görüleceği üzere Mehmet Şeref’in Rumlarla alakalı sözleri oldukça serttir. Bu sözler Balkan Savaşı sonrasında oluşan havanın hangi yönde olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca Mehmet Şeref’in sözlerini “Ya Atina ya adem. İşte Türkün millî kıblesi de budur.” diye bağlamış olması da oldukça ilgi çekicidir. Meclisteki Görüşmenin Basına Yansıması Osmanlı meclisindeki bu görüşme bir gün sonra gazetelere yansımıştı. Tasvir-i Efkâr ve Tanin gazetelerinin başmakalelerinde meclisteki görüşme tahlil ediliyordu. Bu gazetelere göre, Emanuelidi Efendi’nin soru önergesi vererek Rum muhaceretini meclis kürsüsüne taşıması boş ve fuzulî bir gayretti. Görüşme sırasında Yorgi Efendi’nin sergilemiş olduğu asabi tavırlar da tasvip edilemezdi. Tasvir-i Efkâr gazetesinin başyazarı Yunus Nadi’ye göre “Rum meb’uslar nâmına verilen ve beyhûde asâbiyetler uyandıran su’al takrîri Rumluk nâmına îkâ olunan hatâlara yeni bir zamîme teşkil etmekden ileri…” geçememiştir.38 Böyle olmasına rağmen bu soru önergesinin en önemli tarafı gerçeklerin ortaya çıkmasına ve meclis kürsüsünde ifade edilmesine vesile olmuş, bu açıdan da faydalı olmuştur. Gazeteler Emanuelidi Efendi’nin konuşma üslubunu eleştiriyorlardı. Çünkü Emanuelidi Efendi Rum göçünü konuşacakken oldukça gereksiz sözler sarfetmiş, sözü haddinden fazla uzatmış ve dolandırmıştır. Ancak onun konuşması ve istediği herşeyi söylemiş olması, Osmanlı’da ve Osmanlı meclisinde hürriyetin var olduğunun bir göstergesiydi. Emanuelidi Efendi meclis kürsüsünde Rumların haklarını savunmakta, savunurken de hükümeti eleştirmektedir. Tanin gazetesi böyle bir şeyin Yunan Meclisinde yaşanmasını hiç de mümkün görmemektedir. Bundan dolayı da Emanuelidi Efendiye “… acaba Yunan Parlamentosunda da 270 bin Müslüman için bir tatlı söz bir cümle-i şefkât rikkati sarf edecek bir ses çıkabilir mi? Yunan efkâr-ı umûmiyesi bir Yunan meb’ûsunun Müslümânları müdâfa için yükselteceği sadâ-yı hakkı hürmetle değil fakat bir parça sükûn ile dinleyebilir mi?39 diye soruyordu. Gazeteler, Talat Bey’in konuşmasını ise gerçeklerin bir kere de meclis kürsüsünde ifade edilmesine vesile olduğu için takdirle karşılıyorlardı. Tasvir-i Efkâr’a göre Talat Bey’in “… bir çok hakîkatlere tercüman olmakdan hâli kalmayan izâhatı gerek su’al takrîrini ve gerek bu münâsebetle ileri götürülmek istenilen fuzûlî gayretleri derhâl lâyık oldukları hadd-i mikdâra indirivermişdir.”40 Talat Bey’in konuşmasını takdirle karşılayan gazeteler, aynı şekilde hükümetin Rumların göç etmeleriyle alakasının olmadığını savunmaktadırlar. Zaten hükümet de göç sırasında üzerine düşen görevleri eksiksiz yerine getirmiştir, bundan dolayı da Emanuelidi ve arkadaşlarının hükümete teşekkür etmesi gerekmektedir. Gazetelere göre, Rumların göç etmesinin sebebi Balkan Savaşı’nda Müslümanlara her türlü mezalimi yapmaktan geri durmamış olan Balkan devletleri, bu devletler içerisinde en çok Yunanistan’dır.41 Rumeli’de mezalime uğrayan muhacirler yaşadıklarının etkisiyle Rumlara saldırmaktadırlar. Hükümet de mezalime uğrayan muhacirlerin “bu feverân-ı hissiyâtının” önüne geçememektedir. Gazetelere göre Rumların göç etmelerinin ikinci sebebi, Trakya’da Bulgarlarla yapılan savaş sırasında Rumların Müslümanlara yaptıkları saldırılardır. Savaş sırasında bu saldırıları yapan Rumlar savaş sonrasında ya vicdan azabından ya da korkudan kaçmışlardır.42 Yani gazetelere göre, Rum göçü hem Balkanlarda hem de Trakya’da yaşanan mezalimlerin bir sonucudur. Gazetelere göre Rumlara gösterilen tepkiler haklı tepkilerdir. Yunus Nadi, Tasvir-i Efkâr’daki yazısında, meclisteki görüşme sırasında yaşanılan Yunan kafalı olma tartışmasında Emanuelidi Efendi’nin, “Rumlar hakikaten Yunan kafalı iseler, haklarında iyi muameleler edilmek suretiyle Osmanlı kafalı kılınmalarının temininin mümkün olacağını” söyleyerek, Rumların Yunan kafalı olduğunu kabul ettiğini iddia etmektedir. Bundan sonra da “Rumları biz Yunan kafalı etmedik ki hatta onların kafalarındaki fesadı çıkarmak için yeni ve dervişâne bir vaziyet alalım” diyordu. Bundan sonra da Türk ve Müslümanların Rumlara tepki göstermelerinde haklı olduklarını şu şekilde izah ediyordu: “Bil’akis Rumluğu hatta Bizans zamanındaki izmihlâlden kurtaran ve Rumluk olarak bu güne kadar saklayan biz değilmiyiz? Rumlar bizden ne kötülük görmüşlerdir ki Yunan kafalı olmağa lüzûm görmüşlerdir? İşbû dereceye gelince Türk ve Müslümânın da akıl ve his sâhibi bir insan olduğunu düşünmek yok mu?” 43 Yunus Nadi’nin bu sözleri ve gazetelerin Rum göçüne karşı sergilemiş oldukları tavırlar, Balkan Savaşı sonrasında Osmanlı toplumunun Türk-Müslüman ve Rumlar diye nasıl ayrıştığının açık bir göstergesidir. İttihat ve Terakki’nin Gayrimüslimlere Yönelik Uygulamalarının 1918 Yılında Mecliste Tartışılmaya Başlanması 1918 yılında, dört yıl süren savaş artık sona ermiş, Osmanlı Devleti bu savaştan yenik çıkmıştı. 1917 yılında Sadrazam olan Talat Paşa’nın 13 Ekim 1918’de istifa etmesiyle İttihat ve Terakki iktidarı sona ermişti.44 İttihatçıların Almanya’ya kaçmalarından sonra Ahmet İzzet Paşa ve daha sonra kurulan Tevfik Paşa kabineleri döneminde meclisteki hem Müslüman hem de gayrimüslim mebuslar geçmişi, İttihat ve Terakki iktidarının savaş yıllarındaki uygulamalarını sorgulamaya başladılar.45

Mütareke döneminde mecliste üzerinde en çok durulan konu hiç şüphesiz İttihat ve Terakki’nin savaş sırasında uyguladığı tehcir meselesiydi. Bu kapsamda üzerinde en çok durulan ve çok yoğun tartışmaların yaşandığı konu da Ermeni tehciriydi.46 1914 yılının temmuz ayında verdiği soru önergesiyle o zaman İttihat ve Terakki’nin Rumlara karşı takip ettiği politikaları meclis gündemine taşımış olan Aydın Mebusu Emanuelidi, bu sefer de verdiği soru önergesiyle 1918 yılında İttihat ve Terakki’nin tüm gayrimüslimlere karşı uygulamalarının tartışılmasını sağlıyordu. Emanuelidi Efendi’nin Çatalca Mebusu Tokinidis ve İzmir Mebusu Vangel ile birlikte 2 Kasım 1918’de verdiği “Hükümeti Sabıkanın icraatı” hakkındaki soru önergesi 4 Kasım’da mecliste okundu. Önerge şu şekildeydi: “Meclisi Mebusan Riyaseti celilesine Malumu Âlileri olduğu üzere, memlekette beş seneden beri icraatı Hükümet namı altında tarihte emsaline tesadüf edilemeyen bir çok ahvali elime görülmüştür: 1-Ermeni milletine mensup olmaktan başka hiçbir cürümleri bulunmayan bir milyon nüfus, kadınlar ve çocuklar ile istisna edilmeyerek katil ve itlaf edilmiştir. 2-Laakal kırk asırdan beri memlekette medeniyetin amili hakikisi olan Rum unsurlarından iki yüz elli bin nüfus, hududu Osmaniden tart edilerek malları müsadere edilmiştir. 3-Badelharb beş yüz elli bin Rum nüfus daha Karadeniz, Çanakkale, Marmara ve Adalar denizleri sevahil ve havalisinde ve sair mahallerde katl ve imha edilmiş ve malları da zabt ve gasb edilmiştir. 4-Memlekette anasırı gayrı müslime icrayı ticaretten men edilmiş ve ticaret yalnız erbabı nüfuzun yeddi inhisarına terk edilmiş olmakla bu yüzden efradı millet âdeta soyulmuştur. 5-Mebusan Zöhrab ve Varteks Efendiler ifna edilmiştir. 6-Arap kavmi necibine karşı reva görülen sui muamelat şimdi felaketlerin başlıca sebeplerini teşkil etmiştir. 7-Seferberlik vesilesi ile teşkil edilen, amele taburu efradından iki yüz elli bin kişinin açlık ve mahrumiyetten müteessiren telef olmalarına sebebiyet verilmiştir. 8- Harbi Umumiye bila sebeb girmiş ve bu şerefi meşuma nailiyet için Bulgarlara memeleketin bir cüzü de terk edilmiştir. Failler hakkında Hükümeti Cedidenin malumatı neden ibarettir, işin mahiyeti hakkında ne tasavvur etmektedir ve ittihaz edileceği tedabire ne vakit mübaşeret eyleyecektir ? Bu noktaları sual ederiz.” 47 Görüleceği üzere Emanuelidi Efendi’nin soru önergesi sadece Rumlarla alakalı değildi. Ermeniler ve Araplar da soru önergesine dahil edilmişti. Gerçi Asir Mebusu Ali Haydar Bey Arap mebusları adına verdiği takrirde Emanuelidi Efendi’nin soru önergesinden Arap milletine dair olan hususun çıkarılmasını istemişti.48 Emanuelidi Efendi soru önergesinin ilk maddesine Ermenilerle alakalı iddialarını koymuştu. Bu iddialar hem o zamanki mecliste bu konuda çok hararetli tartışmaların başlangıcı olmuş hem de günümüze kadar devam eden Ermeni meselesi tartışmalarında soykırım iddia edenler için önemli bir referans olmuştur. Belirtmek gerekir ki, soru önergesinde sırf Ermeni oldukları için 1 milyon Ermeninin katledildiğini iddia ederek neredeyse günümüzün hararetli soykırım tartışmasında kendisine önemli bir yer edinen Emanuelidi Efendi, 1914 yılında ittihat ve Terakki’nin gayrimüslimlere yönelik politikalarını eleştirirken meclisteki Ermeniler Rum göçü konusunda kendisine pek destek vermemişlerdi. Emanuelidi Efendi’nin soru önergesinin 2. ve 3. maddeleri Rumlarla alakalıdır. Emanuelidi Efendi I. Dünya Savaşı’ndan önce meydana gelen Rum göçü meselesini 2. maddeyle tekrar gündeme getiriyordu. 3. madde ise Dünya Savaşı sırasında uygulanan Rum tehcirini konu ediyordu. Bu konuyla alakalı da tehcirin katliam olduğu iddiasından hareketle Karadeniz, Çanakkale, Marmara ve Adalar Denizleri sahilleri havalisinden ve diğer yerlerden toplam 550 bin Rumun tehcirle katledildiğini, bu kişilerin mallarının zabt ve gasp edildiğini iddia ediyordu. Emanuelidi Efendi’nin soru önergesine kadar yapılan konuşmalarda Müslüman mebusların üzerinde durduğu en önemli konu, savaş süresince bir çok kanun dışı işlerin yapıldığı ve bu kanunsuzlukları yapan kişilerin ortaya çıkarılarak cezalandırılması idi. Ayrıca mebuslar verdikleri takrirle Said Halim Paşa ve Talat Paşa kabinelerinin Divân-ı Âli’ye verilmesine karar vermişler, Divân-ı Âli’ye sevkedilenlerin ne şekilde yargılanacakları konusunda uzun uzun konuşmuşlardı.49 Ancak Emanuelidi Efendi’nin sadece Ermeni oldukları için bir milyon Ermeninin katledildiğini iddia etmesi, benzer şekilde Rumlara da aynı muamelenin yapıldığını söylemesi Müslüman mebusların tepkisiyle karşılanmıştır. Müslüman mebuslar tehcir esnasında bir çok suistimalin, kanun dışılığın, katliam ve yağma olaylarının yaşandığını kabul ediyorlardı. Zaten kurulacak olan Ahmet İzzet Paşa hükümetinden bu kişilerin ortaya çıkarılmasını istiyorlardı. Gayrimüslim mebuslar, Ermenilerin ve Rumların sırf Ermeni ve Rum oldukları için bu muameleye maruz kaldıkları iddiasını kuvvetlendirmek için savaş sırasında Ermenilerin ve Rumların Müslüman ahali ve devlet aleyhine yaptıklarını hiç konuşmuyorlardı. Müslüman mebuslar işte bu duruma tepki gösteriyorlardı. Mesela Trabzon mebusu Mehmet Emin Bey, Samsun’daki Rumların Ruslarla işbirliği yaptıkları için burada tehcir uygulandığını ifade ediyordu. Bunu söylerken de tehcir sırasındaki suistimalden bahsediyor, oradaki kaymakam ve komutanın azlettirilmesini sağladığını ifade ediyordu.50 Rumların Tartışılmaya Başlanması Emanuelidi Efendi’nin verdiği soru önergesinden sonra 11 Aralık 1918’de Tekfurdağı [Tekirdağ] Mebusu Dimistoklis ve Çatalca Mebusu Tokinidis Efendiler verdikleri soru önergesiyle mecliste Ermeni tartışmalarından sonra Rum tartışmasını başlatmışlardı. Soru önergesi üç maddeden oluşuyordu. Birinci maddede, Çatalca Livası ve Edirne Vilayeti’nden göç eden Rumlar, ikinci maddede Samakocık, Yenice, Üsküp vb. yerleşim yerlerine muhacir iskânıyla buraların ahalisi olan Rumların memleketlerinden çıkarılmaları konu ediliyordu. Üçüncü maddede, Vilayet-i Şarkiye’de yaşanan olaylardan ötürü bu olaylarla alakası olmayan Tekirdağ ve Silivri Ermenilerinin ve Rumlarının tehcir edilerek açlıktan ve soğuktan  ölmelerine sebebiyet verildiği ifade ediliyordu. Soru önergesinde bu maddeler sıralandıktan sonra son olarak, bu işleri yapan kişilerin yani Edirne Valisi Adil Bey’in ve Zekeriya Bey’in hükümet tarafından cezalandırılıp cezalandırılmayacakları soruluyordu.51 Bu soru önergesi üzerine Müslüman mebuslar verdikleri takrirle genel görüşme yapılmasını istemişler ve açılan genel görüşmede çok sert tartışmalar yaşanmıştı. Rumlarla alakalı yapılan bu tartışmalarda 1914 yaşanan Rum göçü konusu tekrar bir kere daha meclis gündemine geliyordu. Rum mebuslar, İttihatçıların gayrimüslim karşıtı bir politika takip ettiği iddiasını ortaya koyabilmek için Rum göçü konusuna büyük önem veriyorlardı. Böyle yaparak özelikle 1913’te iktidarı ele geçiren İttihatçıların 1918’e kadar hiç ara vermeden bu politikayı tatbik ettikleri yönündeki iddialarını kuvvetlendireceklerini düşünüyorlardı. Dimistokli Efendi yapmış olduğu konuşmasında Balkan Savaşı sonrasında meydana gelen Rum göçüyle alakalı yeni iddialar üzerinde duruyordu: Ona göre; Balkan Savaşı’ndan sonra İttihat ve Terakki hükümeti Müslümanları zenginleştirmek için Rumların mallarını yağma ettirmişti. Hükümet, “izâle-i kesâfet” yani nüfus yoğunluklarını ortadan kaldırma siyaseti ile jandarma ve polislerin gözü önünde ve çoğu zaman onların da iştirakiyle çeteler aracılığıyla kasabalarda, sokaklarda aleni bir şekilde mallarını yağma ettirilerek Rumları Yunanistan’a göndermişti. Dimistokli, hükümetin o zaman Rumları göç ettirmek için her türlü kanunsuzluğu, hukuksuzluğu icradan geri kalmayarak Rumları Yunanistan’a göç ettirdiğini söylüyordu. Hatta bunun için hükümetin komplo kurmaktan geri durmadığını, Rumları göç ettirirken Rumların Venizelos’un siyasi acentaları tarafından yapılan propagandalar neticesinde kendi istekleri ile göç ettiklerini iddia ettiğini, göç edenlerden kendi istekleri ile gittiklerine dair belgeler alındığını söylüyordu. Dimistokli’ye göre, Rumları Yunanistan’a göç ettirerek Rum nüfus yoğunluğunu bu şekilde ortadan kaldırmaya çalışan İttihatçılar, ikinci olarak Rumların vücutlarını ortadan kaldırmaya çalışmış, Samakovcık, Üsküp ve Yenice gibi mamur ve Rumlarla meskun yerlere muhacir iskân ederek buradaki Rumları Anadolu’da yaşamalarına uygun olmayan yerlere göndererek ölmelerini sağlamıştı. Çünkü başta Enver Paşa olmak üzere ittihatçılar Rumları ortadan kaldırmayı istiyorlardı. Tehcir edilenlerin yüzde doksanı hayatını kaybetmişti. Neticede, İttihatçılar kansız kıtal denen tehcirle Rumları ortadan kaldırmıştı. Böylece vakti zamanında “Rumlardan zengin olanlara köprü başında limon sattıracağım, fakir olanları da böyle geberteceğim” diyen Enver Paşa beş on çete ile vatandaşlarından bir buçuk milyon ahaliyi öldürerek amacına ulaşmıştı.52 Dimistokli’nin ileri sürdüğü bu iddialarda intikam alma hissinin kendisini çok belli ettiğini ifade etmek yerinde olacaktır. Çünkü dönemle alakalı belgeler incelendiğinde Dimistokli’nin iddialarının genel olarak abartılı olduğu, çelişkili ifadeler taşıdığı, bazı beyanların tarihi gerçeklere aykırı olduğu görülmektedir. Örneğin Dimistokli Efendi tehcir edilen Rumların hayatlarını ortadan kaldıracak, yaşamalarına uygun olmayan yerlere gönderilerek ölmelerinin sağlandığını iddia etmektedir. Ancak Trakya sahillerinden ve sınır boylarından çıkarılanların yine büyük oranda Trakya’nın iç kesimlerinde iskân edildiklerini, bunların dışında kalanların ise Bursa ve Balıkesir’in iç kesimlerine sevk edildiklerini, aynı şekilde Batı Anadolu sahillerinden ve diğer sahil kesimlerinden çıkarılanların yine aynı  bölgelerin iç taraflarına sevk edildiklerini düşündüğümüzde Dimistokli Efendinin bu iddiasının geçersiz olduğu anlaşılacaktır.53 Rumlar Hakkında Genel Görüşme Dimistokli’nin iddiaları karşısında Musul Mebusu Mehmet Emin Bey, Edirne Mebusu Faik Bey ve Tekfurdağı [Tekirdağ] Mebusu Harun Efendi verdikleri önerge ile Dimistokli Efendi’nin soru önergesinin genel görüşmeye (istizah) çevrilmesini istemişlerdi.54 Böylece Rum göçü ve Rum tehciri ile alakalı bir çok mebus söz alarak konuşacaktı. Rum göçü 1914’te tehcir ise 1915’ten sonra meydana gelmişti. Ancak Rum mebuslar yaptıkları konuşmalarda çoğu zaman bu iki olayı birbirinden ayırmıyorlardı. Dolayısıyla göç ve tehcir kavramları birbirine karışıyordu. Farklı zamanda meydana gelen iki olayı tanımlamak için tehciri kullanıyorlardı. Tehcir onlara göre “kansız kıtal” yani ortadan kaldırmaydı. Bundan dolayı çok abartılı bir şekilde tehcir edilen Rumların tamamının ortadan kaldırıldığını iddia ediyorlardı. Aslında bu konu da karışıktı. Bir konuşmacı tehcir edilenlerin tamamının ortadan kaldırıldığını iddia ederken, başka bir konuşmacıya göre tehcir edilenler zor koşullarda olsalar da yaşıyorlardı. Rum mebusların konuşmalarından tehcirin kansız kıtal olup olmadığını anlamak cidden zor bir iştir. Çünkü Rum mebuslar tehciri kansız kıtal olarak tanımlıyorlar, Rum göçünün de tehcir yani kansız kıtal olduğunu söylüyorlardı, fakat aynı zamanda kansız kıtala uğradığını iddia ettikleri bu Rumların Yunanistan’a gittikten sonra Yunan ordusuna asker olduklarını da kabul ediyorlardı. Genel görüşme Mehmet Emin Bey’in oldukça duygusal konuşması ile başlamıştı. Konuşma o kadar etkiliydi ki Hasan Rıza Paşa konuşmanın basılmasını teklif etmişti. Mehmet Emin Bey konuşmasında Türklük üzerinde durmuş, savaş döneminde sadece Rumların ve Ermenilerin değil aynı şekilde Türklerin de çok ızdıraplar, acılar çektiğini ifade etmişti.55 Aslında bu genel görüşmede ve diğer zamanlarda yapılan konuşmalarda üzerinde durulan konu hep milliyet meselesi, yani Türklük, Rumluk, Ermenilik olmuştur. Meclisteki tartışmaların bu bağlamda yapılmasına Rum ve Ermeni mebuslar neden olmuştu. İster Rum göçüyle isterse de tehcirle alakalı müşahhas olaylar üzerinde durmaktan ve bu olaylara karışan kişilerle alakalı konuşmaktan genel olarak kaçınan Rum mebuslar, tüm Türklerin Rumları ortadan kaldırmak için uğraştıklarını iddia ederek bütün bir milleti suçlu ilan ediyorlardı. Yeri geldiğinde konuşmalarında kendilerinin bütün Osmanlılar adına söz söylediklerini ve Türk milletine karşı hürmet duyduklarını ifade eden mebusların, Osmanlı toplumunu oluşturan en büyük unsur olan Türkleri hiçbir ayrıma gitmeden katliam yapmakla suçlamaları yine başka bir çelişkili durumdu. Rum Göçünün Tekrar Gündeme Gelmesi Rumlar hakkında genel görüşme yapılmasına karar verilmesinden ve Mehmet Emin Bey’in etkileyici konuşmasından sonra Yorgi Yuvanidis Efendi söz almıştı. Mehmet Emin Bey’in Türklüğün faziletlerine vurgu yaptığı konuşmasına çok sinirlendiği ve onun sözlerini kabul etmediği her halinden anlaşılan Yuvanidis Efendi “Emin Beyefendi Hazretlerine cevap veriyorum. Fakat kendi aranızda bulunan anasır-ı Hristiyaniyeyi de imha etmek politikasından sarfı nazar ediniz. Efendiler, eğer siz milletleri imha etmek zannında  bulunursanız hata edersiniz” diye seslenmişti. Bunun öncesinde de çok garip bir şekilde iddia ettiği imha politikasının “İttihadı İslam” adına gerçekleştirildiğini söylemişti. Trabzon Mebusu Yorgi Yuvanidis Efendi’nin sözleri gittikçe sertleşiyordu. Sözü 1914’teki Rum göçüne getiren Yuvanidis Efendi “çetevi ve cinâi bir siyaset”le 150 bin Rumun tehcir veya tebidle ülkeden atıldığını, mallarının yağma edildiğini söylüyordu.56 Rum mebuslar hırs ve kinle göç ve tehcir meselesini ele aldıklarından ayrıntıları çok fazla önemsemiyorlardı. Bundan dolayı da en azından göç ile alakalı verdikleri rakamlar birbirini tutmuyordu. Mesela Yuvanidis Efendi önce 150 bin derken daha sonra bu sayıyı 200 bine çıkarmıştı.57 Verdiği soru önergesi ile bu konuların konuşulmasına kapı aralayan Emanuelidi Efendi soru önergesinde göç eden veya ettirilen Rumların 250 bin olduğunu söylemişti. Fakat daha sonradan fikir değiştirerek 300 bin rakamını veriyordu.58 Tekfurdağı [Tekirdağ] Mebusu Dimistokli Efkalidis Efendi de Yunanistan’a göç eden Rumlarla alakalı 300 bin rakamını veriyordu. 59 Yorgi Yuvanidis Efendi’nin iddialarına Edirne Mebusu Mehmet Faik Bey cevap vermişti. Mehmet Faik Bey öncelikle rakamlar konusunda bilgi veriyordu. Ona göre, Tekirdağ’dan firar eden yani göç eden Rumların miktarı 28 bin kişidir. Kırklareli’nde tehcir uygulanmış, yaklaşık olarak üç bin kişi tehcir edilmiştir. Yani Edirne Vilayeti’nden göç eden ve tehcir edilen Rumların toplam sayısı 82 bin kişi civarındadır.60 Rumların 1914’te Yunanistan’a göç etmeleri ile alakalı ileri sürülen bu iddialar kısmen o zaman mecliste Emanuelidi Efendi tarafından ileri sürülen iddialarla benzerlik taşıyordu. O zaman Emanuel Emanuelidi Efendi, kendisinin meclis kürsüsüne çıkarak konuşma yapmasının Osmanlı’da söz söyleme özgürlüğünün olduğunun en büyük kanıtı olduğunu vurgulayarak genel olarak muhacir iskânı ve Rumların boykot edilmeleri konusunda hükümeti Kanûn-u Esâsi’yi uygulamayarak Rumlara baskı ve cebir uygulamakla suçlamıştı. O zaman, Talat Paşa’nın yüzüne karşı ağır eleştirileri dile getirme cesareti gösteren Rum mebuslar hiçbir şekilde hükümeti çeteler kurarak Rumları göç ettirmekle suçlamamışlardı. Fakat bu kere hükümeti kurduğu çetelerle göç ettirmekle suçluyorlardı. Rum mebuslar 1914’teki görüşme sırasında hükümeti çete kurmakla suçlamış olsalardı o zaman bu iddianın bir anlamı olacaktı. Ayrıca Emanuelidi Efendi 1914’yılında göç eden kişilerle alakalı 100-150 bin rakamını vermişti. Şimdi ise bu rakamın iki katını telaffuz ediyordu. Bu hususlar Rum mebusların iddialarının zamana ve zemine göre şekillendiğinin bir göstergesidir. Rum mebusların bu iddia ve suçlamalarına karşın Müslüman mebuslar büyük oranda 1914’te ifade edilen görüşlere benzer bir yaklaşımla, Rumların Balkan Savaşı’ndan sonra kendi istekleri ile göç ettiklerini söylüyorlardı. Bunun yanında Mehmet Faik Bey’in sözlerinden anlaşılacağı üzere, kendi istekleriyle göç eden veya savaş sırasında Müslümanlara yaptıklarından dolayı firar edenlerin yanında Bulgar ve Yunan ordusu ile birlik olan Rumlardan bir kısmının tehcir edildiği kabul ediliyordu. Yani 1914’teki görüşmelerde bütün Rumların kendi istekleriyle göç ettikleri savunulurken bu kere göç eden Rumların bir kısmının tehcir edilmiş olduğu kabul ediliyordu.61

Göçle alakalı bir diğer önemli ayrıntı ise, Edirne Mebusu Mehmet Faik’in ifade ettiği Rum göçünün Balkan Savaşı ile yaşanan Müslüman göçünün bir sonucu olduğu görüşüdür. Mehmet Faik Bey “…Fakat Efendiler, düşününüz ki biz tehciri komşularımızdan öğrendik. Kendimiz yapmadık” diyerek Yunan hükümetinin Siroz, Drama, Demirhisar, Selanik ve çevresinden 450 bin Müslümanın mallarını eşyalarını ellerinden alarak, komitecilere yağma ettirerek göç ettirdiği konusunu gündeme getirmişti. Mehmet Faik Bey’in biz tehciri komşularımızdan özellikle Yunanistan’dan öğrendik sözüne ilginç bir şekilde Rum mebuslar hiçbir tepki göstermemişlerdi. Kendisinden sonra söz alan ve uzun bir konuşma yapan Emanuelidi Efendi hiçbir şekilde bu konuda Mehmet Faik Bey’e bir eleştiri yöneltmemişti. Sadece Canik Mebusu Todoraki Efendi Mehmet Faik Bey’i doğrularcasına “iyi ders almışsınız” demişti.62 Mehmet Faik Bey’i ciddi bir şekilde eleştirecek olan Kozan Mebusu Ermeni Matyos Nalbatyan Efendi olacaktı. O da Ermeni meselesini Mehmet Faik Bey’in bu sözüyle açıklamaya çalışacaktı.63 Meclisteki Rum mebuslar 1914’teki görüşmede özellikle Osmanlı mebusu olduklarını vurguluyorlardı. Yaptıkları konuşmaların Osmanlılık adına yapıldığını savunuyorlardı. 1918’teki görüşmelerde durum oldukça değişmişti. Artık Rum mebuslar tüm faturayı toptan Türk milletine kestikleri için Osmanlı mebusu olduklarını çok da fazla söyleme ihtiyacı duymuyorlardı. Ermeni mebusların tavrı da farklı değildi, onlar da Osmanlı Devleti’ni artık Türk Devleti olarak tanımlıyorlardı.64 Rum mebuslar yine de Yunanlı olmak tartışmalarında, Müslüman mebusların bu yöndeki en küçük imalarına karşı çıkıyorlar, tepki gösteriyorlardı. Ancak Osmanlı mebusu olan ve tüm Osmanlılar adına söz söylemesi gereken Rum mebuslar 1914’teki olayları ele alırken Mehmet Faik Bey’in belirttiği Müslüman göçü konusuna, özellikle Yunanistan’ın ele geçirdiği topraklardaki Müslümanları göç ettirmesi konusuna girmemeye itina gösteriyorlardı. Hatta Yunanistan’ın baskı ve zulümle Müslümanları göç ettirdiğini söylemek bir yana, Müslüman mebusları tahrik edercesine yeri geldiğinde Yunanistan’ı savunuyorlardı. Mesela Yunanistan’ın Balkan Savaşı’nda Müslümanlara yaptığı zulüm ve baskılar hafızalarda iken Yunanistan’ı ilmin, sanayinin ve medeniyetin örnek temsilcisi olarak gösteriyorlardı. Aynı şekilde Balkan Savaşı’yla Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki topraklarını ele geçirmiş ve buralardaki Müslümanları katliamlarla ve göçlerle ortadan kaldırmış olan Sırpların ve Bulgarların da Osmanlı’dan ne kadar ileri olduklarını, gelişmek için onların örnek alınması gerektiğini söylüyorlardı.65 Bundan başka, gelişmeye örnek olarak gösterikleri bu devletlerin Balkanlardaki Müslümanları göç ettirmiş olduklarını da kabul etmiyorlardı. Hatta bu konuda özellikle Yunanistan’ı savunuyorlardı. İttihat ve Terakki’nin çeteci olduğunu iddia ederlerken Yunanistan’da çetelerin olmadığını iddia ediyorlardı. Rum mebusların Yunanistan’ı savunan bu sözleri ise Müslüman mebuslar tarafından “Herhalde Yunanistanda bir İslam Mebusu bu sözleri söyleyemez; Meclisten çıkarır kovarsınız”, “Bu Mecliste Yunan amaline hizmet eden Osmanlı Mebusları bulunmasına teessüf ederim, Namuslu iseniz…” 66 tepkisi ile karşılanıyordu. Rumlar İsyan Etti mi ? Rum mebuslara göre, İttihat ve Terakki Balkan Savaşı sonrasında medeniyet sahibi olan, edeb ve namusları ile vatan için çalışan Rumların mallarını mülklerini yağma ettirerek  göç ettirmişti. Hükümet, Rumlar devlete “muti” yani sadık oldukları ve hiçbir isyan emaresi olmadığı halde bunu yapmıştı.67 Çok kesin bir şekilde Rumların devlete sadık bir teba olduğunu söyleyen Dimistokli Efendi, Rumların devlete sadık olduklarının ve isteyerek Yunanistan’a gitmediklerinin göstergesi olarak, Rumların Yunanistan’ın harita üzerinde bile nerede olduğunu bilmediklerini söylüyordu.68 Rumların kiliselerdeki ayinlerinde Yunan bayrağı açtıkları, Rum çocuklarının Yunan şapkaları ile gezdikleri, Yunanistan’a gidip gelen Rumlar üzerinde Yunan kıralının resimlerinin ele geçirildiği bir gerçek olduğu halde Dimistokli Efendi’nin Rumların Yunanistan’ın harita üzerinde nerede olduğunu bilmedikleri iddiası cidden gülünç bir iddia idi. Nitekim onu dinleyen mebuslar da Dimistokli Efendi’nin bu iddiasına gülerek tepki gösteriyorlardı69 . Ayrıca bir önceki konuşmasında göç eden Rumların Yunanistan’ın nerede olduklarını bilmediklerini söyleyen Dimistokli Efendi, bir gün sonraki konuşmasında göç edenlerin bir kısmının özellikle eli silah tutacak yaşta olanların isteyerek Yunan hükümetine gittiklerini söylüyordu.70 Dimistokli Efendi ayrıca Yunanistan’ın nerede olduğunu bilmeyen Rumların İttihat ve Terakki hükümeti tarafından gemilerle Pire limanına götürüldüğünü iddia ediyordu.71 Ancak bu iddia da tarihi gerçeklere aykırıdır. Çünkü göç eden Rumların çok büyük kısmı Yunan hükümetinin gönderdiği gemilerle Yunanistan’a götürülmüştü. Ayrıca Dimistokli Efendi’ye göre Yunanistan’a giden Rumların Yunan ordusuna katılmaları da yine Rumları suçlu gösterecek bir durum değildi. Çünkü bu kişiler kendi istekleriyle Yunan ordusuna katılmamışlardı. Çünkü ona göre şayet Rumlar Yunanistan yerine Marsilya’ya gitmiş olsalardı o zaman orada lejyon olacaklardı. Ancak Dimistokli Efendi’nin bu iddiası da, Balkan Savaşı’nın başında Trakya’dan ve Batı Anadolu’dan kaçarak Yunanistan’a giden ve Yunan askeri olarak Makedonya’da Osmanlı askerleriyle savaşan Rumları gözönüne aldığımızda hiçbir geçerliliği olmayan bir iddiaydı. Rum mebuslara göre Rumlar Balkan Savaşı’nda devlete sadık davranmışlardı. Bundan dolayı da örneğin Edirne Valisi Adil Bey’e yapılan silahlı saldırıyı ve bu saldırıda oğlunun öldürülmesini münferid bir hadise olarak değerlendiriyorlar, bunun bir isyan göstergesi olamayacağını söylüyorlardı.72 Ancak Edirne Valisine yapılan saldırı dolayısıyla 28 masum Rumun katledildiğini söylerken savaş sırasında Rumlar tarafından katledilen, köylerinden zorla göç ettirilen ve malları yağmalanan Müslümanlar hakkında bir şey söylemiyorlardı. Nitekim savaş sırasında Trakya’da yüzlerce Müslüman, Rumların saldırıları neticesinde hayatını kaybetmişti. Rum mebusların devamlı surette yaşanan acıları tek taraflı aktarmaları ve Rumları masum göstermeleri Müslüman mebusların tepkisini çekiyordu. Kütahya Mebusu Sadık Efendi Yorgi Yuvanidis Efendi’ye, “Rumların yaptıklarını söylesene. O haksızlıkları ne için söylemezsin? Müslümanların çocuklarının parçalandıklarını da söylesene unuttun mu şimdi, onları da Türkler mi yaptılar?” diye çıkışacaktı. Ancak onun bu sözleri Yorgi Efendi tarafından geçiştirilecekti.73

Aynı şekilde Mehmet Faik Bey, Dimistokli Efkalidis Efendi’nin Trakya olayları hakkındaki sözlerine karşı yaptığı konuşmada, Kırkkilise’deki [Kırklareli] Rumların tehcirinin sebebinin Bulgaristan’da teşekkül eden Rum çetelerinin Müslüman köylerini yakmaları, Müslümanları katletmeleri ve çetelerin bu çevredeki Rum köylerinde gizlenmeleri olduğunu söylemişti. Mehmet Faik Bey, ayrıca Yunanistan’a giden Rumların Yunan ordusuna asker olduklarını, 1918’de Marmara Denizi’ne gelen Averof zırhlısı mürettebatı olduklarını söylemişti. Yorgi Yuvanidis Efendi ise Mehmet Faik Bey’in bu sözlerini “Yok, onu tasvib ve tasdik ederim, doğrudur” diyerek kabul etmişti.74 Bunlar gibi Müslüman mebusların I. Dünya Savaşı sırasında Rumların tebası oldukları devlet aleyhine çalıştıkları, Osmanlı Devleti’nin savaştığı devletlerle işbirliği yaptıkları yönündeki sözlerine de Rum mebuslardan herhangi bir itiraz gelmiyordu. Örneğin Mehmet Faik Bey, Çanakkale Savaşı esnasında Marmara sahillerinde yaşayan Rumların boğazdan geçerek Marmara’ya gelen İtilaf devletleri denizaltılarına benzin, ekmek, sebze ve her türlü eşyayı vererek onlara yardım ettiklerini hatta onlara casusluk yaptıklarını, bundan dolayı da buralarda tehcir uygulanmak zorunda kalındığını söylemişti. Mehmet Faik Bey’in, Rumlarda isyanın emaresi bile yoktu iddialarını boşa çıkaran bu sözlerine Rum mebuslardan herhangi bir tepki gelmiyordu. Rum mebuslar, tehciri zorunlu kılan bu isyan haliyle alakalı bir söz söylemek yerine “Aferin Enver Paşa’ya” diyerek yine tehcirin gereksiz olduğunu ima ediyorlardı.75 Rum mebuslar, Müslüman mebusların Rumların isyan içerisinde olduklarına dair görüşlerine ciddi tepki göstermiyorlardı. Bu noktada ikili bir tavır sergiliyorlardı. Önceleri Rumların İtilaf devletleri ile işbirliği yaptıklarını kabule yanaşmıyorlardı. Ama daha sonra Müslüman mebuslar Rumların İtilaf devletleri ile işbirliği yaptıklarını açık bir şekilde ortaya koyunca da, devlet savaşa girmiş olsa da Hristiyanların savaş istemediklerini söyleyerek kendilerini savunma yoluna gidiyorlardı. Mehmet Emin Bey Karadeniz’de Rumların Ruslarla işbirliği yaptıklarını anlattıktan sonra, “Demek ki vakti ile vuku bulan bu hareket, bir hareketi müctemia halinde vuku bulmuştur. Şu halde bir Hükümet ilanı harb eder de onu teşkil eden anasırdan biri biz bu harbe taraftar değiliz diye ayrılır ve Hükümetin evamirini dinlemez ise isyan etmiş demektir” dediğinde onu doğrularcasına Emanuelidi Efendi “Hristiyanlar harb istemiyordu. İstemedik. Evet harb istemedik” demişti.76 Bu sözüyle Emanuelidi Efendi Rumların I. Dünya Savaşı’nda isyan ettiğini kabul etmiş oluyordu. Sonuç Özetlemeye çalıştığımız bu tartışmalardan anlaşılmaktadır ki, Rum meselesi de en az Ermeni meselesi kadar önemli bir konudur. Buna rağmen uzunca bir zaman tehcir konusu Ermeni meselesi etrafında tartışılmıştır. Bundan dolayı da tehcirin sadece Ermenilere uygulandığı gibi bir kanaat oluşmuştur. Bu durumun bir sebebi de, zaten uğraşılan bir Ermeni konusu vardır, bundan başka yeni tehcirler çıkararak deyim yerindeyse doğurarak yeni sorunlara neden olmayalım şeklindeki bilimdışı bir anlayıştır. Ancak meclis zabıtlarında ele aldığımız bu kayıtlar ortada iken, bunun yanında Osmanlı arşivinde Rum meselesi ile alakalı yığınla belge dururken tehciri sadece Ermenilere hasredip Rum tehcirini görmezden gelmenin, uzun yıllar Ermeni tehcirini unutmuş gibi davranmaktan bir farkının olmadığı ortadadır. Bizdeki tehcir çalışmaları tezlere antitezler üretmek şeklinde bir yöntem izlediğinden soykırım  iddiaları ne zaman Ermenilerin dışında diğer unsurları da içine alırsa, o zaman diğer tehcirlerin de hatırlanmaya başlanacağı aşikardır. Belirtmek gerekir ki, tehcirin sadece Ermenilere hasredilmesi Türklerin Ermenilerle bir sorunu vardı da o yüzden onlar tehcir edildi gibi yanlış bir kanaat oluşturmaktadır. Dünya Savaşı sırasında uygulanan tüm tehcirlerin hepsinin aynı oranda bilinmesi ve aynı potada değerlendirilmesi bunun böyle olmadığının anlaşılmasını sağlayacaktır. Bu noktada, soykırım düşüncesini savunanların “Türkler sadece Ermenileri değil kendilerinden başka herkesi aynı şekilde ortadan kaldırmışlar” şeklinde bir iddiayı dillendirecek olmalarından da çekinmemek gerekmektedir. Görüleceği üzere 1914 ve 1918’de mecliste yapılan bu tartışmalar günümüzdeki tehcir tartışmalarıyla büyük benzerlik taşımaktadır. Yapılan onca tarih araştırmasına rağmen günümüzde tehcirin soykırım olup olmadığı noktasında bir uzlaşıya varılabilmiştir değildir. Bu da şu haliyle çok da mümkün görünmemektedir. Çünkü tehcirin soykırım olduğunu iddia edenlerle soykırım olmadığını iddia edenler tehcir konusuna farklı açılardan bakmaktadırlar. Tehcirin soykırım olduğunu iddia etmekle tehcirle yaşanan trajediyi görmezden gelmek sorunludur. Günümüzde siyasetle tarihin bu denli birbiri içine girmiş olduğu bu konuda bir çözüme ulaşmak şu an itibariyle mümkün görünmese de, tehcir tartışmalarında aşırı yorumlardan kaçınılmadan, karşılıklı olarak birbirini anlamaya gayret göstermeden veya objektif bir şekilde tarihsel gerçeklikleri ortaya koymadan bir sonuca varmanın zor olduğunu ifade etmek gerekmektedir. Tehcirin soykırım kavramı etrafında tartışılması tehciri anlamayı zorlaştırmaktadır. Gerçi meselenin böyle yanlış bir şekilde tartışılmasında 1918’de mecliste tehcirle alakalı konuşma yapan gayrimüslim mebuslar büyük rol oynamışlardır. Birikmiş hırs ve intikam duygularıyla konuşan gayrimüslim mebuslar bilinçli bir şekilde tehciri hep milliyet noktasında ele almışlar, tehcir sırasında yaşanılan müşahhas olayları ve bu olayların faillerini ifade etmekten uzak durarak tehcirin tüm sorumluluğunu Türklerin taşıdığını özellikle ifade etmişlerdir. Özellikle Rum mebusların yaptıkları konuşmalarda Fatih Sultan Mehmet’ten ve daha sonraki süreçte meydana gelmiş olan olaylardan bahsetmiş olmaları, onların aslında tehciri değil de tarihin kendisini yargılamayı amaçladıklarını açıkça ortaya koymaktadır. İmparatorluk olan ve bir çok unsuru içinde barındıran Osmanlı Devleti’nin altı asırlık tarihini sorgulayarak veya asırlara dayanan tarihten referanslar arayarak tehciri anlamlandırmaya çalışmak doğru bir yaklaşım olmasa gerektir. Ancak Osmanlı olduklarını söyleyen fakat Fatih Sultan Mehmet’i ve asırlarca Rumların Türklerin idaresi altında yaşamış olmalarını sorgulamaktan da geri durmayan Rum mebusların, tarihi yargılayarak tehciri anlamlandırmanın yanlış olduğunu düşünmelerine imkan yoktu. Onlara göre tehcir tartışması aslında tarihi bir hesaplaşmaydı. Tehcirden ziyade Türkler ve Rumlar tartışması yaptıkları için de asırların mazlum milleti olarak gösterdikleri Rumların Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında yaptıkları konusuna hiç girmiyorlardı. Osmanlı Devleti Dünya savaşına girdikten sonra Rumların savaş istemediklerini ifade ettikleri, bu durumun da isyan demek olduğunu kabul ettikleri, Rumların savaş sırasında İtilaf devletleriyle işbirliği yaptıklarını kabul ettikleri halde, tüm bu sebeplerin tehciri gerekli hale getirdiğini kabul etmek istemiyorlardı. 1918’de yaptıkları konuşmalarla tehcir konusunun günümüzde soykırım noktasında tartışılmasında önemli rol oynayan Rum mebusların yaptıkları konuşmalara dikkat edildiğinde konuşmaların çeşitli tezatlıklar içerdiği görülmektedir. Örneğin Rum mebuslar yeri geldiğinde Rumların devlete sadık olduklarını söylüyorlar yeri geldiğinde de Rumların İtilaf devletleriyle işbirliği yaptıklarını kabul ediyorlardı. Aynı şekilde tehcirden kimlerin sorumlu olduğu konusunda söyledikleri sözler de birbiriyle çelişiyordu. Mesela suçun şahsiliğini savunurlarken; suç işleyen Rumların cezalandırılması gerekirken o bölgedeki Rumların tamamının tehcir edilmesinin yanlış olduğunu ifade ettikten sonra, tehcirde kimin suçlu kimin suçsuz olduğunu araştırmak gereksizdir, bundan dolayı herkes suçludur diyerek tüm Türkleri suçlu ilan ediyorlardı. Yani kendileri için toptancı bir yaklaşımın yanlış olduğunu söylerken toptancı bir anlayışla tüm Türk unsurunun suçlu olduğunu iddia edebiliyorlardı. Bundan başka Rumların Yunanistan’a göç ettirilmesi konusunda hükümeti eleştirirken Balkan Savaşı’nda Müslümanlara aynı muameleyi yapan Yunanistan’ı savunabiliyorlardı. Rum mebusların yanlı yaklaşımlarına karşı Müslüman mebuslar daha objektif bir şekilde tehciri değerlendiriyorlardı. Çoğu İttihatçı olan, tehcire ve dönemin gelişmelerine tanıklık etmiş olan Müslüman mebuslar, tehcir sırasında yapılan kanunsuzlukları ifade etmekten çekinmiyorlar, bu olumsuzlukların yanlış olduğunu açıkça belirtiyorlardı. Tehcir sırasında yaşanan olumsuzlukların sorumlularını tayin etmekten geri durmayan mebuslar, yaşanan acıların ortak olduğunun özellikle üzerinde duruyorlardı. Mebuslar, Rumların ve diğer unsurların savaştaki durumlarını ortaya koyduktan sonra tehcirin gerekli olduğunu ancak tehcir sırasında yaşanan trajedinin sorumlusunun Türkler değil Türk unsurunun da çok acılar çekmesine neden olan İttihat ve Terakki hükümetlerinin olduğunu açıkça ifade ediyorlardı. Sonuç olarak, tehcir ve tehcirle birlikte yaşanan trajediler, öncelikle savaşın daha sonra da İttihat ve Terakki’nin baskıcı ve oldukça kötü olan idaresinin bir sonucudur. Tehciri tarihi bir olay olarak anlayabilmek ve ortaya koyabilmek için Rumların ve diğer unsurların savaş öncesinde ve savaş sırasında takındıkları tutum ve davranışlarla, tehcir sırasında yaşanan acıları bir değerlendirmek gerekmektedir. Rumların ve diğer unsurların, çok büyük bir savaşta varlık yokluk mücadelesinin verildiği, toprakların işgale uğradığı bir zamanda, ülkeye saldıran devletlerle işbirliği yapmalarını günümüzün tabiriyle demokratik bir tavır ve mücadele olarak görmek ne derece sorunluysa, güvenlik amaçlı alınan bir kararın insanların hayatlarının yok olmasına, çok büyük ölümlerin yaşanmasına neden olmasını normal görmek de aynı şekilde sorunlu bir bakış açısıdır.

 

 

*Dr., Milli Eğitim Bakanlığı

1 Dâhiliye Nazırı Talat Bey’in Batı Anadolu gezisi için bkz: Ahmet Efiloğlu, Osmanlı Rumları, Göç ve Tehcir, İstanbul, Bayrak Yayınları, 2011, s. 209-210. 2Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi (bundan sonra MMZC) , İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 606. Soru önergesinde imzası bulunan Rum mebuslar şunlardır: İstanbul Mebusu Viktor, Haralambidi, Orfanidis, İzmir Mebusu Simonaki Simonoğlu, Vangel, Gelibolu Mebusu Dimitraki Fitu, Trabzon Mebusu Yorgi, Kofidi, Aydın Mebusu Emanuelidi, Karesi Mebusu Savapulos, Tekfurdağı Mebusu Temistokli, Karahisarı Şarki Mebusu Yanko, Niğde Mebusu Ananyas, Canik Mebusu Todoraki. 3 Emanuel Emanuelidi Efendi 1860’da Kayseri’de doğmuştur. Babası Haralambos Efendi’dir. Atina’da Hukuk Mektebini bitirmiştir. Avukatlık, gazetecilik yapmıştır. Aristidi Paşa’nın yerine 7 Mart 1911’de İzmir’den mebus seçilmiştir. 2. ve 3. devrede de aynı görevi sürdüren Emanuelidi Efendi Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra Atina’ya yerleşmiştir. İhsan Güneş, Türk Parlamento Tarihi I ve II Meşrutiyet, cilt II, Ankara, TBMM Vakfı Yay. 1997, s. 258. 4 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 607.

5 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 607. 6 İttihatçı Emanuel Karasu Dünya Savaşı sırasında ticaretle uğraşarak çok büyük bir servet kazanmıştı. Bkz: Roni Margulies, “Emanuel Karasu Biyografisine Bir Başlangıç”, Toplumsal Tarih, sayı 21, 1995, s. 24-29; Roni Margulies, “Hüseyin Cahit’in Ağzından Emanuel Karasu”, Toplumsal Tarih, sayı 26, 1996, s. 54-55; Emanuel Emanuelidi Efendi, Emanuel Karasu’nun kendisine söylediği bu sözleri unutmayacak ve 1918’de Meclis-i Mebusan’daki görüşmelerde konuşma yaparken Hasan Fehmi Bey müzakere usulü hakkında söz söylemek isteyince, “bir defa bu kürside, muhaceret bahsinde söz söyler iken Karasu Efendi sözümü kesti…”diyecekti. MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kanunuevvel 1334 (11/12/1918), s.298. 7 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 608-609.

8 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 609-610. 9 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 610-611.

10 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 607. 11 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 609. 12 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 609. 13 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 609 14 Balkan Savaşı’nda Rumların Bulgar orduları ile işbirliği yapmaları ve Müslüman ahaliye saldırmaları için bkz: Ahmet Efiloğlu, a.g.e., s. 48-64. 15 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 609 16 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 609

17 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 610 18 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 610 19 Ahmet Efiloğlu, a.g.e., s. 142-149.

20 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 611 21 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 611-612 22 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 612.

23 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 612. 24 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 612-613. 25 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 613

26 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 613 27 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 614. 28 MMZC, İnikad 26, Celse 2, 23 Haziran 1330 (06/07/194), s. 614

29 Ahmet Efiloğlu, a.g.e. s. 133-142. 30 Ahmet Efiloğlu, a.g.e. s. 107-112 31 Ahmet Efiloğlu, “1914 Osmanlı-Yunan Nüfus Mübadelesi Girişimi: İttihat ve Terakki’nin ve Yunanistan’ın Mübadele Politikaları”, Tarih ve Toplum Yeni Yaklaşımlar, Bahar 2011, sayı 12, s. 47-70. 32 Mehmet Şeref Aykut 1874’te Edirne’de doğmuştur. 1895 yılında Hukuk Mektebini bitiren Mehmet Bey 1896 yılında Edirne’de, Talat, Hafız İbrahim, Mehmet Necib Faik Bey’le birlikte gizli bir cemiyet kurmak suçundan tutuklanmıştır. 1897 yılında Trablusgarb’a sürülmüş, 1899 yılında buradan kaçarak İzmir’e gelmiştir. 1900 yılında İzmir’de Ahenk gazetesinde yazmaya başlamıştır. 1901-1902 yıllarında Tevfik Nevzat’la birlikte İzmir’de Hizmet gazetesini çıkarmıştır. 1903 yılında Edirne’ye dönmüştür. 1908-1911 arasında Edirne’de Yeni Edirne gazetesinde yazmaya başlamıştır. Balkan Savaşı’nın çıkmasıyla birlikte ailesiyle birlikte Bursa’ya göç etmiştir. 1913 yılında Edirne kurtarılınca tekrar geri dönmüştür. 1918 yılında Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra Trakya Paşaeli Müdafa-i Hukuk Cemiyetini kurmuştur. Son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında Edirne mebusu olmuştur. İngilizler 16 Mart 1920’de meclisi kapatınca Mehmet Şeref Bey’i de tutuklayarak Malta’ya sürmüşlerdir. Malta’dan kurtulduktan sonra 1921’de yine Edirne mebusu olarak TBMM’ye katılmıştır. Bundan sonra TBMM’de üç dönem Edirne milletvekilliği yapan Mehmet Şeref Bey 18 Mayıs 1939’da vefat etmiştir. Mehmet Şeref Aykut, Trakya’da Milli Mücadele Tarihi Malta Hatıratı ve Malta’da Türkler, (yay. haz: Hasan Dilan), İstanbul, Alfa Yay., 2010, s. 5-10. 33 Mehmet Şeref Aykut, Rumlar Edirne Vilayet’inden Niçin Gitmek İstiyorlar, İzmir Mebusu Emanuelidi Efendiye, Mektuplarım Silsilesinden 6, Edirne Sanayi Mektebi Matbaası 1330. 34 Mehmet Şeref Aykut, Rumlar Edirne Vilayet’inden Niçin Gitmek İstiyorlar, s. 3-4.

35 Mehmet Şeref Aykut, Rumlar Edirne Vilayet’inden Niçin Gitmek İstiyorlar, s. 7-8. 36 Mehmet Şeref Aykut, Rumlar Edirne Vilayet’inden Niçin Gitmek İstiyorlar, s. 10-11.

37 Mehmet Şeref Aykut, Rumlar Edirne Vilayet’inden Niçin Gitmek İstiyorlar, s. 31-32. 38 Tasvir-i Efkâr, “Rum Muhacereti Meclis-i Mebusan’da”, 24 Haziran 1330 (7 Temmuz 1914). 39 Tanin, “Dâhiliye Nazırının Beyanatı”, 24 Haziran 1330 (7 Temmuz 1914). 40 Tasvir-i Efkâr, “Rum Muhacereti Meclis-i Mebusan’da”, 24 Haziran 1330 (7 Temmuz 1914).

41 Tasvir-i Efkâr, “Rum Muhacereti Meclis-i Mebusan’da”, 24 Haziran 1330 (7 Temmuz 1914). 42 Tanin, “Dâhiliye Nazırının Beyanatı”, 24 Haziran 1330 (7 Temmuz 1914). 43 Tasvir-i Efkâr, “Rum Muhacereti Meclis-i Mebusan’da”, 24 Haziran 1330 (7 Temmuz 1914). 44 Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele I, Mutlakiyete Dönüş 1918-1919, İstanbul, Türkiye İş Bankası Yay., 2010, s. 5. 45 Mütareke sonrası kurulan hükümetlerin Ermeni meselesine bakışı için bkz: Akın Çelik, Osmanlı’nın Ermeni’yle İmtihanı Mütareke Dönemi İstanbul Hükümetleri ve Ermeniler, İstanbul, Paraf Yay.2011; Bayram Akça, “1915 Ermeni Tehciri ve Mondros Mütarekesi’nden Sonra Kurulan Osmanlı Hükümetlerinin Olaya Bakışı”, Dünden Bugüne Türk Ermeni İlişkileri, (ed: İdris Bal- Mustafa Çufalı), Ankara, Nobel Yay., 2003, s. 435-450; İbrahim Ethem Atnur, “1918 Yılında Osmanlı Devleti ve Ermeni Meselesi” Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirileri I. cilt, Ankara 2003, s. 395-400.

46 Meclisteki Ermeni meselesi tartışmaları için bkz: Ayhan Aktar, “Son Osmanlı Meclisi ve Ermeni Meselesi: Kasım-Aralık 1918”, Toplum ve Bilim, Kış 2001-2002, s. 142-165. 47 MMZC, İnikad 11, Celse 3, 4 Teşrinisâni 1334 (04/11/1918), s. 109. Ayrıca takririn Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki metni için bkz: Başbakanlık Osmanlı Arşivi Âmedî Kalemi Meclis-i Vükelâ Yazışmaları (A.AMD.MV) 106/4.

48 MMZC, İnikad 11, Celse 3, 4 Teşrinisâni 1334 (04/11/1918), s. 110. 49 MMZC, İnikad 11, Celse 3, 4 Teşrinisâni 1334 (04/11/1918), s.100-106. 50 MMZC, İnikad 11, Celse 3, 4 Teşrinisâni 1334 (04/11/1918), s. 114-116.

51 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918) , s. 285-286. 52 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s. 285-289.

53 Rum tehcirinin uygulanması için bkz: Ahmet Efiloğlu, a.g.e., s. 235-316. 54 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s. 289. 55 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s. 289-293

56 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s. 294 57 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s.297 58 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s.298 59 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s.285; MMZC, İnikad 25, Celse 1, 12 Kânunuevvel 1334 (12/1271918), s. 313. 60 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s.296-297. 61 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s. 297.

62 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s.297 63 MMZC, İnikad 25, Celse 1, 12 Kânunuevvel 1334 (12/1271918), s. 316 64 MMZC, İnikad 25, Celse 1, 12 Kânunuevvel 1334 (12/1271918), s. 317 65 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s 293 66 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s. 287-288

67 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s 287 68 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s. 288 69 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s. 288 70 MMZC, İnikad 25, Celse 1, 12 Kânunuevvel 1334 (12/1271918), s. 313 71 MMZC, İnikad 25, Celse 1, 12 Kânunuevvel 1334 (12/1271918), s. 313 72 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s. 295 73 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s. 296

74 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s. 297 75 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s. 297 76 MMZC, İnikad 24, Celse 1, 11 Kânunuevvel 1334 (11/12/1918), s. 301

Kaynakça;

Başbakanlık Osmanlı Arşivi Âmedî Kalemi Meclis-i Vükelâ Yazışmaları (A.AMD.MV) Akça, Bayram, “1915 Ermeni Tehciri ve Mondros Mütarekesi’nden Sonra Kurulan Osmanlı Hükümetlerinin Olaya Bakışı”, Dünden Bugüne Türk Ermeni İlişkileri, (ed: İdris Bal- Mustafa Çufalı), Ankara, Nobel Yay., 2003. Akşin, Sina, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele I, Mutlakiyete Dönüş 1918-1919, İstanbul, Türkiye İş Bankası Yay., 2010. Atnur, İbrahim Ethem, “1918 Yılında Osmanlı Devleti ve Ermeni Meselesi”, Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirileri , cilt I, Ankara 2003. Ayhan Aktar, “Son Osmanlı Meclisi ve Ermeni Meselesi: Kasım-Aralık 1918”, Toplum ve Bilim, Kış 2001-2002. Aykut, Mehmet Şeref, Rumlar Edirne Vilayet’inden Niçin Gitmek İstiyorlar, İzmir Mebusu Emanuelidi Efendiye, Mektuplarım Silsilesinden 6, Edirne Sanayi Mektebi Matbaası 1330. Aykut, Mehmet Şeref, Trakya’da Milli Mücadele Tarihi Malta Hatıratı ve Malta’da Türkler, (yay. haz: Hasan Dilan), İstanbul, Alfa Yay., 2010. Çelik, Akın, Osmanlı’nın Ermeni’yle İmtihanı Mütareke Dönemi İstanbul Hükümetleri ve Ermeniler, İstanbul, Paraf Yay.2011. 195 Ahmet EFİLOĞLU History Studies Volume 4/1 2012 Efiloğlu, Ahmet, Osmanlı Rumları, Göç ve Tehcir, İstanbul, Bayrak Yayınları, 2011. Efiloğlu, Ahmet, “1914 Osmanlı-Yunan Nüfus Mübadelesi Girişimi: İttihat ve Terakki’nin ve Yunanistan’ın Mübadele Politikaları”, Tarih ve Toplum Yeni Yaklaşımlar, Bahar 2011, sayı 12. Güneş, İhsan, Türk Parlamento Tarihi I. ve II. Meşrutiyet, cilt II, Ankara, TBMM Vakfı Yay. 1997. Margulies, Roni, “Emanuel Karasu Biyografisine Bir Başlangıç”, Toplumsal Tarih, sayı 21, 1995. Margulies, Roni, “Hüseyin Cahit’in Ağzından Emanuel Karasu”, Toplumsal Tarih, sayı 26, 1996. Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi, Ankara, T.B.M.M, 1992. Tasvir-i Efkâr, “Rum Muhacereti Meclis-i Mebusan’da”, 24 Haziran 1330 (7 Temmuz 1914). Tanin, “Dâhiliye Nazırının Beyanatı”, 24 Haziran 1330 (7 Temmuz 1914).

Edirne Tarihi Araştırmacısı. www.edirnetarihi.com sitesi kurucusu.

Yorumlar

Edirne Hava Durumu

booked.net

Yazılarımız Mailinize Gelsin

Mail adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Ziyaretçi İstatistikleri

  • 163Bu gönderi:
  • 1450736Sayfa Okunması:
  • 144Bugün okunanlar:
  • 9152Aylık okunma:
  • 857304Ziyaretçi Sayımız:
  • 117Bugün kü ziyaretçiler:
  • 216Dünkü ziyaretçiler:
  • 6314Aylık ziyaretçi:
  • 2Şu anda online olan ziyatçiler:

.