http://www.edirnetarihi.com/sponsor-reklamlari/reklam.jpg

Vecihi Hürkuş,İLK TÜRK UÇAĞINI NASIL YAPTIM VE NASIL MÜKAFATLANDIRILDIM?



Yazar: Cengiz Bulut | Genel | 08 Ağu 2017 | 0 Yorum

Resimli Ay Mecmuası, Şubat 1925

Yeni Türkçe’ye çeviren: K.Sevgin İNCE

İLK TÜRK UÇAĞINI NASIL YAPTIM VE NASIL MÜKAFATLANDIRILDIM?

İlk Türk uçağını yapan ve yaptığı uçak ile saatte ikiyüz kilometre kat ederek başarılı tecrübeler yapan Türk pilotu ilk uçağını nasıl yaptığını anlatıyor.

20707412_10155699044618130_936787110_n

Yazarı : Vecihi (Hürkuş)

Bu satırları kendimi övmek için yazmıyorum. Zaten Avrupa’nın havacılıkta fevkalade ilerlediği, dünyayı dolaşabilecek uçaklar yaptıkları bu devirde küçük bir uçak yapmanın büyük bir maharet te sayılmaması gerekir. Bundan dolayı, yaptığım uçak aslında büyük kıymete sahip bir şey sayılmayabilir. Fakat benden bu uçağı nasıl inşa ettiğimi ve

bu çalışmamın nasıl mükafatlandırıldığını duyan [Resimli Ay] sahipleri onu okuyucularına da bildirmek istedikleri için aşağıdaki satırları mecburen yazmaya çalıştım diyebilirim.

Memleketimiz pilot yetiştirmekte kısır değildir. Hele İstiklal Harbi’nden sonra havacılığımız hayli ilerlemiş, uçak idaresinde başarı ve beceri gösterenler çoğalmıştır.

Fakat uçak ile uçmak otomobille gezmeye benzer. Önünüze konulan makineyi idare etmeyi öğrendikten sonra uçak idare etmek, basit bir iştir. Zaten bizde büyük tehlikelere maruz uçak seyahatleri yaparak cesaret ve becerimizi göstermeye imkan da yoktur. Dolayısıyla uçak ile uçmayı basit ve adi bir iş saydım ve kendi kendime bir uçak yapmayı düşündüm. Öteden beri makine ile meşgul olduğum için bunu başaracağıma emniyetim vardı. Uzun süre tereddüd devresi geçirdim. Nihayet arkadaşlarımın teşvikiyle bir tecrübe yapmaya karar verdim.

 

Geceli gündüzlü çalışarak elimizdeki mevcud uçaklardan tamamen farklı, onlardan daha basit, fakat sürat ve dayanıklılık itibariyle onlara üstün yeni bir proje meydana getirdim. Bu projeyi gerçekleştirebilmek için Hava Kuvvetleri Müfettişliği’nin onaylaması lazımdı. Projemi müfettişliğe verdim ve müsaade ettikleri takdirde bu proje dahilinde yeni sistem bir Türk uçağı yapabileceğimi bildirdim. Müfettişlik projemi eski bir pilot olan fen memuruna inceletti. Fen memurluğu projemin uygulanmasının mümkün olduğunu onayladı. Uçağın inşasına müsaade edildi.

Hayatımda o gün kadar mesud olduğumu hatırlamıyorum. Büsbütün yeni sistem bir uçak yapacak, memleketime yeni bir şey hediye edecektim. Gelecekte uçağın oynayacağı mühim rolü herkesten iyi bildiğim için, bu hediyemin ileride kıymetinin takdir edileceğine inanıyordum. İnşaata başlamak için gereken malzemeyi verdiler. Ben derhal faaliyete geçtim.

Vecihi Bey’in imal ettiği ilk Türk uçağı

Benim yeni uçağım uçak karargahında bir hadise olmuştu. Bütün arkadaşlarım başıma üşüşüyor, faaliyetimi merakla takip ediyordu. İş başarıyla ilerliyordu. Gövdeyi yaptık. Ayakları taktık. Kuyruğunu bitirmek üzereydim. Ben henüz başarılı olmak ümidiyle gece sevincimden uyku uyuyamıyor, gündüz yorulmak bilmez bir faaliyetle çalışıyordum. Artık beş on güne kadar uçak bitecek, eserim tamamlanacaktı. Bu sırada fen memuru istifa ediyordu. Bunun üzerine uçağın inşası ertelendi. Bu karar beni ta canevimden vurdu. O gün beynime bir kurşun sıksalar bu kadar üzülmeyecektim.

Bu kadar zorluğa tahammül ettikten, bu kadar ümide düştükten sonra, birdenbire tamamlanmak üzere olan eserimi topraklar üzerinde terk edip çekilmek bana çok acı geldi. Günlerce uçağımın yanına gittim, eserimin yavaş yavaş ölüşüne şahid oldum. Ölüme mahkum hasta çocuğu yanında ağlayan bir baba vaziyetindeydim. Eserimi tamamlamama müsaade etmiyorlardı.

Nihayet ızdıraba karşı koyamadım. Birgün bütün cesaretimi toplayarak müfettişliğe müracaat ettim:

–Beyefendi, dedim, memleketime ufak bir hizmet ifa etmek, ona küçük bir eser hediye etmek istiyordum. Buna müsaade edilmeyecekse ben pilotluktan çekiliyorum. Mesleğimden adeta nefret etmiştim. İnsan ilerleme eseri gösterince böyle önüne engeller dikmek reva mıydı. Bu müracaatım müfettişliği yumuşattı, tekrar inşaata devam etmeme müsaade ettiler.

Artık ikinci bir engele uğramak korkusuyla var gücümle uçağın eksiklerini tamamlamaya başladım. İhmal yüzünden meydana gelen hasarları tamir ettim. Kanatları hazırladım. Motoru taktım. Uçağım tamamlandığı gün dünyanın en büyük kaşifi kadar mesud ve bahtiyardım.

Müfettişliğe müracaat ettim. Uçağımın hazır olduğunu ve tecrübeye amade bulunduğumu bildirdim. Uçak ikiyüz beygirlik bir motorla donanmıştı ve saatte ikiyüz kilometre sürati vardı. Dayanıklılık itibariyle de Avrupa’dan getirttiğimiz uçaklardan hiç aşağı kalır yeri yoktu. Benim bu tecrübem daha ziyade kendi uçaklarımızın kendi memleketimizde yapılabileceğini göstermek itibariyle öneme sahipti.

Fakat işte ikinci bir engelle mücadele etmek lazımdı. Müfettişlik uçağın tecrübesine müsaade etmiyor, bir defa teknik kurul tarafından incelenmesine lüzum gösteriyordu. Uçağı ben yapmıştım. Üzerinde ben uçacak, hayatımı ben tehlikeye atacaktım. Ben ne kadar sabırsızlanıyorsam, onlar o kadar soğukkanlılık gösteriyorlardı. Teknik kurul uçağı inceledi. Uçmasına engel bir kusur göremedi. Fakat tecrübe yapılmasına da müsaade etmedi. Tetkikler bir aydan fazla sürdü. Bir türlü bir karar verilmiyor, tecrübe yapmama müsaade edilmiyordu.

Vecihi Bey’in ilk yaptığı Türk uçağı

Izdırabımdan çıldıracak bir hale gelmiştim. Müfettişlik kraldan çok kralcılık yapıyor, benim hayatımı benden fazla düşünüyordu. Ben uçağımdan emindim. Başarıyla uçacağımdan zerre kadar şüphem yoktu. Bunu teknik kurula fenni delillerle de isbat etmiştim. O halde neden bu eserimin tecrübe edilmesine müsaade etmiyorlardı?

Artık tahammülüm kalmamıştı. Birgün gizlice uçağımı meydana çıkardım. Motoruna gaz doldurdum. Üzerine atladım. Ve makineleri tahrik ederek havalandım. Yükseldikçe ruhum açılıyor, başarımdan ciğerlerim şişiyordu. Eminim ki ilk uçak ile uçan mucidler bile bu kadar derin bir zevk duymamışlardır. İşte altımdaki makine sevincini gösteren gürültülerle ilerliyor, semadan bütün cihana başarımı ilan ediyordu. Uçağıma son sürati verdim. Havada 200 km süratle uçuyordum. Yükselmek alçalmak tecrübelerini yaptım. Uçağım elimizde bulunan uçakların hepsinden daha büyük bir mükemmeliyetle işliyor, hepsinden iyi uçuyordu. Artık kalbim rahattı. Şimdi istedikleri kadar engel olabilirlerdi. Tekrar geri döndüm, uçağımı kaldırdığım yere indirdim.

Uçağım yükselir yükselmez karargahımda bulunanlar hemen meydana koşmuşlar, ansızın havaya yükselen bu uçağın hangi uçak olduğunu araştırmaya koyulmuşlar, nihayet benim uçtuğumu anlayınca, merak içinde beni beklemeye başlamışlardı. Ben yere iner inmez arkadaşlarım etrafımı aldılar. Başarımı tebrik ettiler.

Fakat biz asker olduğumuzu unutmuştuk. İçimden gelen hisse karşı koyamayarak verilen emir hilafına tecrübeye kalkışmış, müfettişliğin emrini dinlememiştim. Müfettişlik derhal bir emr-i yevmi ile 15 gün hapse ve yarım maaşımın kesilmesine karar verdi. Okul sıralarındayken aldığımız terbiye bize çalışmamızın ya mükafatla, ya cezayla karşılanacağını öğretmişti. Benim başarım cezayla mükafat görüyordu. Bu icadımdan dolayı bir ikramiye ile mükafatlandırılmam gerekirken, 15 gün hapse mahkum olmuştum. Fakat bu ceza artık benim için önemini kaybetmişti. Ben tecrübemi yapmış ve tereddüdler içinde bulunan teknik heyete uçağımın mükemmeliyetini onaylatmıştım. Benim için en büyük mükafat buydu.

Resimli Ay Mecmuası, Şubat 1925

Yeni Türkçe’ye çeviren: K.Sevgin İNCE

 

 

Edirne Tarihi Tanıtım Projesi.. ,

Yorumlar

.

Yazılarımız Mailinize Gelsin

Mail adresinizi girin:

Delivered by FeedBurner

Ziyaretçi İstatistikleri

  • 48Bu gönderi:
  • 1380786Sayfa Okunması:
  • 31Bugün okunanlar:
  • 4567Aylık okunma:
  • 814345Ziyaretçi Sayımız:
  • 24Bugün kü ziyaretçiler:
  • 110Dünkü ziyaretçiler:
  • 3285Aylık ziyaretçi:
  • 0Şu anda online olan ziyatçiler:

.